Kırım Giray Suikâsti; Târihî Saflığımız…

Kırım Giray Suikâsti ve Târihî Saflığımız…
1700’lerin başında Prut Savaşı’nda Ruslar’a karşı Osmanlı ordusuna büyük katkılar sağlayan II. Devlet Giray Han, aynı savaşta Osmanlı’nın müttefiki olan İsveç Kralı Demirbaş Şarl’a kötü muamele ettiği gerekçesiyle Edirne’de derdest edilip buradan Rodos’a sürülmüştü. II. Devlet Giray, 1713’te Osmanlı Devleti’nin affıyla o dönem Vize Sancağı olan Kırklareli’nin küçük ilçesi Vize’de ikâmete mecbur edilmişti.

Vize’de oturan devrik Han Devlet Giray’ın 1717 yılında bir oğlu oldu. Vatanına hasret Devlet Giray, oğluna Kırım adını verdi. II. Devlet Giray, oğlu Kırım iki yaşındayken Vize’de yaşama vedâ etti. Mezarı Tekirdağ’ın Saray ilçesi, Ayas Paşa Camii’ndedir.

Kırım Giray büyüdü, Kırım tahtının en güçlü vârisi oldu. Babasını Aktopraklar’a emânet edip tahta çıktığında yıl 1758’di. O, halkı tarafından cesâreti, askerî yetenekleri ve bilgeliği takdir edilen bir devlet adamı oldu. Bilime meraklıydı. Fizik, Kimya ve Astronomi ile ilgileniyordu. Kırım Giray Han, Kırım’ın ekonomik ve kültürel gelişmesine çok büyük katkılar sundu. Tarımsal kalkınmayı teşvik etti, ticâreti geliştirmek için yeni limanlar inşâ ettirdi. Ekonomik bağımsızlık arayışı içindeki Hanlığa yeni kaynaklar sağlamak amacıyla Kırım ve Kafkas dağlarında mineral ve değerli metallerin bulunması çalışmalarını başlattı. Sanata özel bir ilgisi vardı. Müzik ve tiyatro tutkunuydu. Bahçesaray’daki ünlü Gözyaşı Çeşmesi’ni genç yaşta ölen eşi Dilara Bikeç için Kırım Giray Han yaptırmıştı.

Ruslar’ın sıcak denizlere inme ve Osmanlı topraklarını ele geçirmeleri hayâlinin önündeki en büyük engel Kırım Girayları olmuştu. Kırım Giray, 1768-1774 arasında yaşanan Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı devleti tarafından Rusya üzerine büyük bir sefer düzenlemekle görevlendirilmişti. Kalabalık bir kuvvetle Ukrayna üzerinden Rusya’ya büyük bir akın gerçekleştiren Kırım Giray, bu başarılı seferin ardından Ruslar için Osmanlı ordusundan daha büyük bir tehlike oluşturmuştu.

O sıralarda Rus tahtında oturan Çariçe II. Katerina, Kırım Giray’ı ortadan kaldırmak için bir plân yaptı. Çariçe’nin Kırım Giray’a düzenlediği suikâstin en yakın tanığı ise o günlerde Fransa konsolosu sıfatıyla Bahçesaray’da bulunan Macar asıllı Fransız diplomat Baron De Tott olmuştu. Baron De Tott, 1755’te Fransa’nın Osmanlı Devleti elçiliğinin sekreteri olarak İstanbul’da bulunmuştu. Sonradan yazdığı anılarında Osmanlı Türkleri ve yöneticilerinden olumsuz bahsederek ,Avrupa’da önyargılı bir Türk algısı oluşmasına sebep olanların başında gelen Baron De Tott, ilginçtir Kırım Türkleri ve Giraylar hakkında bu olumsuz düşüncelere sâhip değildi. Bunun sebebi büyük olasılıkla Kırım Giray’a duyduğu kişisel hayranlıktı. 1769’da ordusuyla Ukrayna’yı geçen Kırım Giray Han’a bu seferinde Baron De Tott da eşlik etmişti. Hiçbir rahatsızlığı bulunmayan, ordusuna komutanlık yapacak kadar sağlıklı olan Kırım Giray Han, Moldova’nın Causeni bölgesinde aniden öldü. Baron De Tott, ”Novo-Sırbistan’da Tatar İstilâsı Notları-1769” adlı kitabında Kırım Giray’ın ölümünün doğal yollardan olmadığını, tüm zehirlenme belirtilerini gösterdiğini yazıyordu. Fransız diplomatın 1786’da yayınlanan ”Türkler ve Tatarlar arasında Baron De Tott’un Anıları” adlı kitabı Mehmet R. Uzmen tarafından Türkçeye ”18.Yüzyılda Türkler, (Türkler ve Tatarlara Dâir Hâtıralar)” adıyla çevrilmiş ve Kırım Giray’ın suikâsti Baron De Tott’un ağzından şöyle anlatılmıştı:
“Bir sürü meşgûliyeti arasında Kırım Giray sağlığı hakkında son derece titiz tutumlara hedef oluyordu. Sabırsızlıkla tahammül ettiği sıkıntılarından birinde olur olmaz ilaçları kullanmamasını kendisine öğütlerken Siropolo adındaki hekim dairesine girdi. Korfu’da doğan mezhep bakımından Ortodoks olan büyük kimyacı, Eflak Prensi’nin başhekimi ve bu Bey’in Kırım elçisi Siropolo, ünvanları sâyesinde Han’ın yanına serbestçe girip çıkabiliyordu. (…)

Kırım Giray’a yapılan suikaste o sırada Kırım’da Fransız konsolosu olarak bulunan Baron De Tott bizzat şahit olmuştu. Anadolu Türkleri ve Osmanlı Devlet yöneticilerinden pek olumlu bahsetmeyen Baron De Tott Kırım Giray ve Kırım Türklerinden gayet olumlu şekilde bahsetmektedir. Bunun sebebi Kırım Giray’dan özel bir yakınlık ve dostluk görmüş olmasıydı. Bu sayede Kırım Giray’ın en yakınında bulunan kişilerden birisi haline gelmişti. Hatta Kırım Giray’ın Rusya akınına da eşlik ettiğini eserinde anlatır. Baron De Tott Kırım Giray’ı doktor konusunda uyarmış fakat Kırım Giray kendisine kimsenin bir şey yapamayacağını düşünerek bu uyarıyı hiç dikkate almamış. Hanın kötüleşmesi üzerine çevresinde ki devlet adamlarını da uyarmış ama onlarda bu uyarıyı ciddiye almamışlar. Bu olayı üzüntülü bir şekilde eserinde şöyle anlatmaktadır: ‘’Bir sürü meşguliyeti arasında Kırım Giray sağlığı hakkında son derece titiz tutumlara hedef oluyordu. Sabırsızlıkla tahammül ettiği sıkıntılarından birinde olur olmaz ilaçları kullanmamasını kendisine öğütlerken Siropolo adındaki hekim dairesine girdi. Korfu’da doğan mezhep bakımından Ortodoks olan büyük kimyacı, Eflak Prensi’nin başhekimi ve bu Bey’in Kırım elçisi Siropolo, ünvanları sayesinde Han’ın yanına serbestçe girip çıkabiliyordu.

Bu fırsattan istifade ederek, tadımı gayet hoş olan bir ilaçtan bir damla  aldığı takdirde hiçbir şikayeti kalmayacağı hakkında Kırım Giray’ı ikna etti.Bu şartla söylediğinizi kabul ederim, dedi  Han ; hekim dışarı çıkarak ilacı hazırlamaya gitti.Endişemi o şekilde belli etmişim ki farkına varan Kırım Giray tebessüm ederek ne o dostum, endişe mi ediyorsun? diye sordu. Hem de nasıl diye, hararetle cevap verdim, bu adamın ve kendinizin durumlarını bir düşünün ve haklı olup olmadığıma karar verin. Ne lüzum var düşünmeye dedi, bir ona bakın, birde bana, bu kafirin öyle bir şeye cesaret edebileceğini mi sanıyorsun? Hekimin geri gelmesine kadar bütün gayretimle Han’ı kararından caydırmaya çalıştım. Ertesi gün endişelerim daha da arttı. Bitkinliği yüzünden pek halk arasına çıkamayan Han’a gelen ikinci bir kriz, hekim tarafından iyileşme belirtisi olarak yorumlandı ve kabul ettirildi.

Bu arada Kırım Giray hareminden dışarı çıkmıyordu; onun hayatı ve vezirlerinin güvenliği bakımından duyduğum endişeyi dile getirmek bakımından vezirlerin Siropolo’ya kendi hayatının Han’ın hayatına bağlı olduğunu ihtar etmelerini sağladım. Ancak bu Rum hekim, efendilerinin Han’ın ölümünden ziyade kimin tahta geçeceği meselesi ile ilgilenecekleri iyi bildiğinden yapılan tehditlere pek aldırış etmiyordu. Artık umudumuzu kaybetmiş bir şekilde Han’ı bir daha göremeyeceğimi düşünürken kendisiyle konuşmak üzere beni çağırttığını öğrendim. Haremine girdiğimde üzüntü ve şaşkınlık yüzünden yanımdan çekilmeyi unutan Han’ın kadınlarını gördüm. Kırım Giray’ın yatırıldığı daireye girdim. Divan efendisi ile bir sürü iş yapmıştı. Etraftaki kağıtları göstererek, son yaptığım iş bu, dedi, size de son anımı ayırdım. Fakat bir müddet sonra sarfettiğim büyük gayrete rağmen duyduğum acıyı bastıramadığımı fark edince, artık ayrılalım, hassasiyetiniz beni de kedere boğuyor, dedi, halbuki ben son anımda neşeli olmak istiyorum. Sonra odanın bir köşesinde yer almış olan musikişinaslara bir işaret yaparak çalmalarını istedi. Bir saat sonra Kırım Giray’ın melodiler arasında son nefesini verdiğini öğrendim. Keder bir anda herekse yayıldı ve korku öylesine zihinleri sardı ki, bir gün önce tam bir güven içinde uyuyanlar düşmanın kapıya dayandığını sanıyorlardı.’’(1)

Baron De Tott Kırım Giray’ın ölümünden son derece müteessir olmuş ve etkilenmiş. Hatıraların da Kırım Giray’ın ölümü sonrası yapılanları ise aşağıda ki gibi nakletmektedir: ‘’Toplanan Divan ulaklar gönderip ara dönemi bir Sultan’ın otoritesini terk ederken ve Kırım Giray’ın cenaze töreni hazırlıkları yapılırken Siropolo Eflak’a geçmesi için gerekli olan pasaportu ve posta biletini aldı ve sükun içinde çekip gitti. Bu arada, Han’ın vücudu mumyalanırken verilen zehrin etkisi ortaya çıktı; fakat Kırım sarayının şu anda dikkati tamamen başka şeylere çevrilmiş olduğundan suçlunun izlenmesi ve cezalandırılması meselesi kimseyi meşgul etmedi. Kırım Giray’ın cenazesi  Kırım’a kara haşalı altı at tarafından çekilen kapalı bir arabayla yollandı. Cenaze arabasına eşlik eden elli atlı ve bir sürü Mirza ile bir Sultan da matem giysileri taşıyorlardı; bu geleneğin Doğu’da sadece Kırım’da olduğuna dikkati çekerim.’’(2)

Şüphesiz Kırım Giray’ın ölmesi Rusya’yı büyük bir tehditten kurtarmıştı.  1768-1774 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı Devleti Kırım Giray’ın yokluğunu oldukça derinden yaşadı. Bu savaştan Rusya büyük bir galibiyet ile çıktı. Artık Kırım Rusya için tehdit değil, Rusya Kırım için büyük bir tehlike idi.

Kaynak:

1)18.Yüz Yıl’da Türkler (Baron De Tott, Çev: Mehmet R. Uzmen, sahife:222-223-224-225, Terc.Yay.)
2)18.Yüz Yıl’da Türkler (Baron De Tott, Çev: Mehmet R. Uzmen, sahife:224, Terc.Yay.)
3)Rusya Tarihi (Prof.Dr.Akdes Nimet Kurat, TTK yay.1987)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest