KIRIM HANLARI PADİŞAH OLACAKTI

Kırım, Kırımlılar ve Tatarlar Türk Milleti ve devleti için neden önemlidir.

Kırım 1475’te Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlılar yönetime el koyunca Mengli Giray, “han” ilan edildi. Kırım kuvvetleri, bir Osmanlı savaşına ilk defa, Sultan II. Bayezid’in, 1484’teki Akkirman Seferi’nde katıldılar. 300 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Kırım; 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda; Besarabya ve Kırım Yarımadası, Ruslar tarafından işgal edildi. Bu saldırılara Kırım Giray karşı koymaya çalıştı. Savaşı sona erdiren 21 Temmuz 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Osmanlı himayesinden çıkartılıp bağımsız hale getirildi. Sadece dini işler için Osmanlı halifesinin yetkisi tanındı. Osmanlı Devleti Kırım’a giren Rus Ordusu’na karşı yeni bir savaşa giriştiyse de başarılı olamadı ve 1792’de Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ilhakını kabul etti. Osmanlı diplomasi geleneğine göre Kırım’daki Giray Hanedanı üyeleri, Osmanlı Hanedanı mensuplarının ardından Osmanlı İmparatorluğu hiyerarşisinde ikinci sırada yer alırdı. “Eğer Roma ve Bizans ve üç önemli emperyal değerin ikisini temsil ediyorsa, üçüncüsü Cengiz Han soyudur… Eğer Osmanlı büyüdüyse, bunda Cengiz soylu Giraylar’ı mirasının etkisi büyüktür.” On altıncı yüzyılda Osmanlı diplomasisine göre protokolde Giray Han Osmanlı Sultanı’nın ardından gelmekteydi ve Vezir-i Azam’dan bir üst seviyedeydi. Semiz Mehmet Giray’ın, isyanından sonra protokoldeki seviyesi Vezir-i Azam seviyesine düşürüldü. Kırım Han’ı İstanbul’a geldiğinde kendisine görkemli törenler yapılır. Osmanlı Hakanı, üç adım öne çıkarak kendisini karşılar. Kırım Hanı, iki tuğ, iki sancak ve yedi kat mehter sahibidir. Kırım ordusu, Osmanlı ordusuna katıldığında da, top ve tüfek atışlarıyla karşılanır. Rumeli Beylerbeyi bütün maiyetiyle karşılamaya çıkar; Ordugâhın girişinden itibaren bütün rikab-ı hümayun ağaları, at üstündeki Hanın sağ ve solunda yaya olarak yürürler. Osmanlı Hakanı’nın oturduğu Otağı Humâyun’a yaklaşınca vezirler karşılar ve Otağa götürürler. Kırım Han’ı atından iner; Vezir-i âzam, Hanın koltuğuna girerek huzur-u hümâyuna çıkarır. Osmanlı Padişahı; “Hoş geldin Han kardeş” diyerek iltifat eder. Bütün bunlar sadece Kırım Hanı için uygulanan en yüksek protokoldür. Kırım Osmanlılar için daha çok müttefik devlet statüsündeydi; Kırım Hanları, Kırım’da kendi adlarına para bastırıyor ve kendi adlarına hutbe okutuyorlardı. Osmanlılar da Ukrayna bozkırlarının sadece Kırım yönetimine ait olduğunu kabul ediyordu. Osmanlılar Kırım Hanlığı’ndan vergi almıyor, hatta seferlerde başarılı olurlarsa onlara vergi bile ödüyorlardı. Kırım Hanlığı dış ilişkilerinde bağımsız bir devlet gibi davranabiliyordu. 1532 yılından sonra Kanuni tarafından Kırım’ın hükümdar ailesi Giray Han’lardan bir ya da birkaç kişi İstanbul’da ve hemen yakınındaki mülkleri olan, avcılığıyla ünlü Çatalca’da yaşadı.

kırım
kırım

Cengiz Han’ın sülalesinden olmanın sağladığı saygınlık sayesinde bayramlarda Sultan’ın karşısına ilk onlar çıkar ve Osmanlı hanedanın sona ermesi durumunda tahtın onların hakkı olduğu düşünülürdü. Rusya’nın 1783 yılında Kırım’ın alınmasına rağmen aile mensupları İstanbul’da oturmaya devam ettiği gibi, bugün torunların bir kısmı hala buradadır. (Philip Mansel Dünyanın arzuladığı şehir Konsatinopolis eserinde). Osmanlı Devleti’nin 14. Padişahı Sultan I. Ahmet zamanında, Osmanlı Devleti’nin Kırım Hanları ile yaptıkları antlaşmada Hanedan-ı Ali Osman’da erkek kalmazsa Kırım Hanlığı otomatikman Osmanlı Devleti’nin başına geçecekti. Söz konusu hanlıklardan en uzun yaşayanı olan Kırım Hanlığı, bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun meşru varisi sayılmıştır. Yani Osmanlı soyundan bir erkek dünyaya gelmeseydi veya öldürülüp de hanedanda kimse kalmasaydı, “Devlet-i Ali Osmaniye’yi” Kırım Hanları’dan, yani Cengiz’in soyundan gelen biri yönetecekti. (şayet, Kırım Hanları da birini gösteremezse, Mevlevi dergâhının postnişini Osmanlı Devleti’nin başına geçecekti.) Osmanlı’nın Altun Ordu vârisleriyle yani Kırım ile ilgisi o kadar derindi.  Ama zaman içerisinde Osmanlı’nın çok değer verip yanı başında bulundurduğu Giray ailesinden bazıları iç kargaşaya karışmak istemişlerse de engellenmişlerdir. İşte İstanbul’da değil de Çatalca’da oturma sebeplerinden biri de budur. Yani kendilerine verilen “üstün aile”  kavramı sonrası “bir an olsun” padişah olma hevesine kapılanlarda olmuştur. Mesela I. Ahmet zamanında şöyle bir olay yaşanmıştır. “Edirne’ye tekrar ava giden Sultan Ahmet, av sırasında Kırım Hanı’nın şehzadelerinden Mehmet Giray’ı yanında tepeden tırnağa silahlı adamları ile gördü. Buna da canı çok sıkıldı. Mehmet Giray Sadrazamın davetlisi olarak geldiğini söylediyse de padişah; Mehmet Giray’ın derhal tutuklanıp Yedikule zindanına kapatılmasını emir buyurdu ve öyle yapıldı. Bu iyi niyet anlaşmasını kötü niyet olarak yorumlayan Sultan Ahmet’in aklına düşünce bu durumun kendisine bir suikast tertibi olduğu şeklinde tefsir ederek tutuklatma kararından vazgeçmediği gibi “Dersaadet’e” döndü. On yedinci yüzyıl başlarında Hanzâdelerin ve diğer Kırım şehzadelerinin İstanbul civarında oturmalarına müsaade edilmemiştir”. Yine Halim Giray, Osmanlı padişahı III. Selim zamanında İstanbul’a gelerek o devrin edebiyatçıları ile dostluklar kurmuştur. Bahadır Giray’ın yanına Kalgay alarak tayin edilmiş daha sonra İstanbul’a döndükten sonra Çatalca’ya yerleşmiş. Ölümünden sonra Ferhat Paşa Camii yanındaki mezarlığa gömülmüştür. Kırım Hanları ile ilgili olarak Evliya Çelebi ve ilgili tarihlerde Çatalca’nın Subaşı, Gökçeali, İnceğiz, Akviran, Karasinan, Haraccı, Karakızıl, Veli Subaşı Kırım Hanları’nın adlarına yaptırılan cami ve çeşmeleri vardır. Ayrıca Bekçiler, Dursunköy’de çiftliklerinin olduğu gibi Subaşı Köyü mezarlığında ve Ferhat Paşa Camii haziresinde de mezarları vardır. On sekizinci yüzyıl başlarında (1783’te) Kırım Hanlığı’nın yıkılmasından sonra II. Kaplan Giray’ın Çatalca’ya gelerek Subaşı Köyü’ne yerleştiğini görüyoruz. Köyde Han’ın ve soyunun yaptırdıkları Han Camii, Selim Giray Sultan Çeşmesi ve ince işlemeleri ile birer sanat eseri niteliğinde olan mezar taşları vardır. Kırım Hanları’ndan Selim Giray Han Kırımdan Çatalca’ya gelip yerleşenlerdendir. Selim Giray Han boş 
zamanlarını Çatalca civarındaki Kadı Çiftliği’nde geçirirdi Kırım Tatarları 1783 sonrası Rus çarlığı hegemonyası ve daha sonra SSCB idaresinde perişan bir hayat sürdürdüler

Ruslar her fırsatta Kırım tatarlarını ezmekten geri durmadılar. En acısı ve en vahşet uygulamayı ise Stalin yaptı. Ne acıdır ki; 18 Mayıs 1944’te hem de bir gecede bütün Tatar halkını trenlere doldurarak Sibirya’ya sürgüne gönderdi. Kısacası; Mustafa Kırımoğlu Sovyetlerin Kırım Türkleri’ne, Kırım Tatarları’na yapmış oldukları caniyane zulümlere karşı, Kırımlıların öz vatanı olan Kırım’a tekrar dönebilmeleri için çok kahramanca, çok şereflice mücadele vermiştir.  Yıllarca Sibirya’nın buz cehenneminde, komünistlerin toplama kamplarında her türlü baskıya, her türlü eza ve cefaya yiğitçe göğüs germiş, fakat milli davasından en ufak bir taviz vermemiştir. Geç de olsa Kırımlılar’ın anavatana dönmesini sağlamıştır. Özgür dünyanın büyük ağabeyleri olduklarını ilan edenler ve BM’de dâhil hepsi ancak ……cek…….cak……cağız…….ceğiz, söylemleri ile Rusya’nın politik ve askeri oyunlarına boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Temennim odur ki; inşAllah Kırımlılar bağımsız olurlar, bu olmazsa bile en azından kendi özerk yönetimlerine kavuşurlar.

Kaynak: http://www.oncevatan.com.tr/kirim-hanlari-osmanlida-padisah-yedegiydi-makale,31045.html

Önce Vatan Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest