KERKÜK: TARİHİN ŞAHİTLİĞİNE RAĞMEN TARTIŞMAYA AÇILAN TÜRK ŞEHRİ
KERKÜK: TARİHİN ŞAHİTLİĞİNE RAĞMEN TARTIŞMAYA AÇILAN TÜRK ŞEHRİ

Bazı şehirler vardır; haritayla değil hafızayla ölçülür. Kerkük onlardan biridir.
Bugün Kerkük üzerine yapılan tartışmalar, sanki dün ortaya çıkmış bir statü meselesiymiş gibi sunuluyor. Oysa mesele ne 2003’te başladı ne de bir referandum maddesiyle sınırlıdır. Kerkük meselesi, en az beş asırlık tarihî sürekliliğin görmezden gelinmesi meselesidir. Ve bu süreklilik belgelerle sabittir.
BELGE KONUŞUR: 16. YÜZYIL TAHRİR DEFTERLERİ
Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 111 Numaralı Kerkük Livâsı Mufassal Tahrir Defteri, bölgenin yerleşik nüfus yapısına dair en erken ve en güçlü Osmanlı kayıtlarından biridir. Bu defterlerde yerleşik nüfusun büyük kısmının Türk isimleri taşıdığı açıkça görülmektedir.
Tahrir defterleri propaganda metni değildir. Vergi esasına dayalı mali belgelerdir. Devletin ideolojik değil idari hafızasıdır.
Bu belgeler Kerkük’ün Türk yerleşim karakterini açık biçimde ortaya koymaktadır.
- YÜZYIL TANIKLIĞI: SALNAMELER VE BATILI RAPORLAR
Osmanlı salnamelerinde bölge dili olarak Türkçenin ilk sırada yer alması tesadüf değildir. Bu durum, sosyal gerçekliğin bürokratik kayda geçmiş hâlidir.
Daha da çarpıcı olan ise Batılı kaynaklardır.
Fransız müfettiş Vital Cuinet, “La Turquie d’Asie” adlı çalışmasında Kerkük nüfusunun ezici çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu kaydetmiştir. Cuinet bir Osmanlı memuru değildir; Düyun-u Umumiye adına çalışan bir yabancı gözlemcidir.
Ayrıca İngiliz istihbarat çevreleriyle ilişkili Ely Bannister Soane dahi Kerkük’te Türkçe konuşulduğunu ve Türk unsurunun belirleyici olduğunu yazmıştır.
Türk lehine yazmak gibi bir niyeti olmayan gözlemcilerin kayıtları, tarihî gerçeğin en güçlü delilidir.
MİSAK-I MİLLÎ VE SİYASİ HAFIZA
1 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis’te yaptığı konuşma açıktır:
“Hudud-ı millîmiz İskenderun cenubundan geçer, Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder.”
Bu ifade, romantik bir temenni değil; dönemin fiilî hâkimiyet alanına ve demografik gerçekliğe dayalı bir siyasal tespittir.
Misak-ı Millî, tarihî iddia değil; tarihî hafızanın siyasi ifadesidir.
DEMOGRAFİK MÜDAHALELER GERÇEĞİ
yüzyıl boyunca: Araplaştırma politikaları uygulanmış, İdari sınırlar değiştirilmiş, Nüfus kayıtları tartışmalı hâle gelmiş, 2003 sonrası yoğun nüfus hareketleri yaşanmıştır.
Demografi doğal süreçlerle değil, siyasal mühendislikle değiştirildiğinde ortaya çıkan tablo tarihî sürekliliği ortadan kaldırmaz; yalnızca geçici bir güç dengesi üretir.
Belgeyi yok etmek tarihi yok etmek değildir.
PETROL VE JEOPOLİTİK HESAP
Kerkük’ün zengin petrol sahaları, şehri küresel enerji denklemine bağlamıştır. Ancak unutulmamalıdır ki Kerkük petrol keşfedilmeden önce de bir Türk şehriydi. Petrol, kimliği oluşturmaz. Petrol, yalnızca ilgiyi artırır.
Bugün şehir üzerinde yürütülen tartışmaların büyük bölümü enerji eksenlidir. Fakat tarihî kimlik meselesi enerji dosyasına indirgenemez.
AKADEMİK GERÇEK VE SİYASİ CESARET
Kerkük meselesi, akademik literatürde: Demografik süreklilik, İdari tarih Dil verileri, Uluslararası raporlar çerçevesinde incelenmiştir.
Bu veriler, Kerkük’ün tarih boyunca güçlü bir Türkmen-Türk varlığına sahip olduğunu açıkça göstermektedir.
Sorun, bilgi eksikliği değil; siyasi irade eksikliğidir.
TARİHİ SİLMEK MÜMKÜN MÜ?
Kerkük, bir petrol kuyusu değildir. Kerkük, bir pazarlık masası maddesi değildir. Kerkük, tarihî hafızası olan bir Türk şehridir.
Arşivler ortadadır. Salnameler ortadadır. Yabancı raporlar ortadadır.
Tarih susmaz.
Bir şehir yüzyıllarca aynı dili konuşmuşsa, aynı kültürü üretmişse, aynı idari gelenek içinde şekillenmişse; o şehir kimliksiz değildir.
Kerkük meselesi duygusal bir slogan meselesi değildir. Belgeye dayalı tarihî süreklilik meselesidir. Ve tarih, günübirlik dengelere teslim olmaz.


