Turancılığın Doğuşu

Finlandiya
Turancılık akımının kurucusu ve öncüsü Profesör Mathias Alexander Castren (1813-1852)’dir. (Ana Britannica, 7/309-310) Castren ülkesinde uyanan ulusal bilincin etkisinde dil ve halk bilimi çalışmaları yaptı. (Büyük Larousse, 5/2217) Fin Milliyetçisi olan Castren Turancılık ideolojisini savunmuş ve Ural-Altay dillerinin incelenmesine öncülük etmiştir.
Castren, Sibirya’da yıllarca süren araştırmalarından sonra Ural-Altay dillerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine birçok önemli katkılarda bulundu.
Bunların en can alıcısı, Fincenin bu dil ailesinden olduğunu bulmasıydı. Bu inançtan yola çıkarak Finlilerin Orta Asya’dan geldikleri, küçük ve soyutlanmış bir halk olmayıp, Macarlar, Türkler ve Moğollar gibi grupları içeren geniş bir toplumun parçası oldukları sonucuna vardı.
1849’da açıkladığı bu düşünceler, coşkulu bir milliyetçi olan Castren’den sonra gelen Fin milliyetçileri de benimsedi. Böylece Finlandiya’da Fince üzerine yapılan çalışmalar da büyük bir ivme kazandı. Castren 1851’de Helsinki Üniversitesi’ndeki ilk Fin Dili kürsüsüne atandı. Ertesi yıl rektör oldu (*). (Ana Britannica, 7/309-310)


*****************

Mathias Alexander Castren
Mathias Alexander Castren


Finlandiya’da Turancılığın Doğuşu:
Bu hafta sonu Macar Turan Vakfı (
www.magyar-turan.hu ) “Büyük Turan Kurultay”ı düzenliyor. “Macarlar nire, Turancılık nire!” diyenler elbet çıkacaktır. Bu vesile ile bazı bilgileri yeniden hatırlatma ihtiyacı duydum. Avrupa devletleri 18 yüzyıldan itibaren ulusal kültür oluşturmak ve güçlendirmek için tarih yazımını bir araç haline getirmişlerdi. Göz koydukları toprakların ve burada yaşayan insanların kendileri ile geçmiş bağlantılarını ispat etmek için de tarihi bir araç olarak kullanmaya başladılar.
1757’den itibaren Almanya’da Göttingen Üniversitesi’nde ciddi şekilde tarih öğretilmeye başlandı. 1769 tarihinde ise Fransa’da College de France’da Tarih ve Ahlak Kürsüsü açıldı. (Arthur Marwick, The Nature of History, s. 36)
Tarih yazımının tarihi (Historiografi) bir disiplin olarak ilk kez bu ülkelerde ortaya çıkartıldı. Tarih yazımı ile ulusçuluk arasındaki en sıkı bağ da ilk kez bu ülkelerin tarih düşüncelerinde formüle edildi.
El yazmalarının araştırılması, bir kaynağın öteki kaynakla nasıl bir bağlantısının olduğunun incelenmesi ve dil bilimi alanında mükemmel yayınların yapılması sonucunu da verdi. Tarihçiler kültürel geleneklerin dil, folklor ve etnik köken gibi önemli öğelerinden etraflı bir biçimde yararlandılar. Bütün bu çalışmalar tarihi kaynakların basılıp yayınlanmasına yol açtı. (History and Historiography, Encyclopaedia of the Social Sciences 5/7-8., New York, 1957, s. 377)
1800’lü yıllarda Orta ve Doğu Avrupa’da üç tür milliyetçi hareket görüyoruz. Bunlar Pancermenizm, Panslavizm ve Panturanizmdir.
Prusya küçük Alman devletçiklerini birleştirerek Alman Devleti’ni ortaya çıkarmıştı. Pancermenizm; Orta Avrupa’da küçük devletçiklere bölünmüş Almanların birliğini savunan bir hareket olarak ortaya çıktığında, bu birliğin sağlanması çok sayıda Alman hanedan devletlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirmişti. (Hans Kohn, Encyclopaedia of the Social Sciences, c. 2, s. 547)
Alman İmparatorluğu’nun hedefi Karadeniz kıyılarına kadar uzanan büyük bir imparatorluktu. Alman çıkarlarının genişletilmesi ve Alman sömürge hareketinin desteklenmesi amaçlanmıştı. Doğal olarak bu amaç, dönemin en büyük sömürge imparatorluğuna sahip İngiltere’ye karşı bir eylemliliği içermekteydi.
Pancermenizm, Rusya ve Fransa’ya karşı bir savunma hareketi, İngiltere ve İngiltere’nin Akdeniz ve Asya’daki sömürgelerine yönelik saldırgan bir hareket uygulamaktaydı. (Roland G. Usher, Pan-Germanism, s. 11.)
Alman tarih tezlerinde Slavlar Hıristiyanlık dışı, Türkler Avrupa dışı görülüyordu. Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme esasına dayanarak Avrupa’nın kendi ırklarına ait olduğunu öne sürüyorlardı.
Cermen birliği peşindeki Almanya’nın desteklediği Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Ruslar yoğun bir hegemonya mücadelesine başladılar.
Almanya’nın güçlenerek ortaya çıkması Rusları endişeye sevk etmişti. Bağımsız tek Slav devletini oluşturan Ruslar, Panslavizm siyaseti sayesinde Avustarya-Macaristan ve Osmanlı topraklarını yutmak üzere strateji geliştiriyorlardı.
Gerek Almanlar gerekse Ruslar bu isteklerini tarihi tezlere dayandırmaktaydılar.
Ancak Avrupa’da Turan asıllı Fin-Ogur boyları da yaşamaktaydı. Bu boylar; Bulgar, Litvan, Eston, Fin, Leton, Macar (Hungary, Mağyar) olarak Avrupa’ya yayılmış durumdaydı.
Castren, Sibirya’da yıllarca süren araştırmalarından sonra Ural-Altay dillerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine birçok önemli katkılarda bulundu. Bunların en can alıcısı, Fincenin bu dil ailesinden olduğunu bulmasıydı. Bu inançtan yola çıkarak Finlilerin Orta Asya’dan geldikleri, küçük ve soyutlanmış bir halk olmayıp, Macarlar, Türkler ve Moğollar gibi grupları içeren geniş bir toplumun parçası oldukları sonucuna vardı. 1849’da açıkladığı bu düşünceler, coşkulu bir milliyetçi olan Castren’den sonra gelen Fin milliyetçileri

Sənan Turanli QılıncArslan

Kaynak: İlhami Yangın, İhtilal Tüccarları, Neden Kitap, İstanbul 2008.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest