DOBRUCALI ŞAİR MEHMET NİYAZİ

Sarı Saltuk Hazretleri ile ilgili yazımda bahsettiğim üzere, Romanya seyahatim Köstence’deki Dünya Türk Gençlik Kongresi ile çakışmıştı. Kongre sonunda yapılan gezide önce Babadağ’da Hazretin türbesi ziyaret edilmiş, ardından Mecidiye ’ye gidilerek Eski mezarlıktaki şair Mehmet Niyazi’nin mezarı başında Ya-sin suresi okunmuş ve şairin hizmetlerinden ve eserlerinden konuşulmuştu. Ya-sin suresini ezbere okuyan kişi Tataristan’dan gelmişti.

Orada konuşulan hatta daha çok konuşulan, fikir adamı, eğitimci ve yazar İsmail Gaspıralı idi.

Her iki şair ve yazar da Kırım kökenli idi. Gaspıralı’nın sloganlaşmış olan cümlesi “Dilde, fikirde, işte birlik” Orta Asya’dan, Kıbrıs’tan, Kırım’dan, Türkiye’den vb. tüm Türki ülkelerden gelen katılımcılar arasında en çok kabul gören cümle oldu. Eve gelip Gaspıralı hakkında biraz okuyunca bunun nedenini anladım. Tek başına düşündükleri, yaptıkları insan ömrüne zor sığan aktivitelerdi. Sadece teşhisi koymakla kalmamış, her problemin kaynağının eğitim olduğunu varsayarak Türk ve Müslüman toplum için Usûl -i Cedîd denen yeni bir eğitim sistemi geliştirmiştir. Yeni bir yazıda İsmail Gaspıralı’yı ele almamız elzem oldu.

Şair Mehmet Niyazi aynı zamanda öğretmen ve gazetecidir. Attığı her adımda Gaspıralı’nın izinden gider. O’nun gibi milletine aşık, onların dertleri ile yanıp kavrulan bir kişidir.

  1. yy’ın ilk çeyreği içerisinde Dobruca’da oluşan milli edebiyatın öncülerinden biri olan Mehmet Niyazi, Türkiye ve Tatar Türkçesi ile yazdığı şiirlerinde Dobruca ve Kırım’da yaşayan Tatar Türklerinin sevdasını, hasretini ve çeşitli problemlerini yansıtır.

Mehmet Niyazi, 1878 yılında Dobruca’nın Mangalya kasabası yakınlarındaki tümüyle Kırım Türklerinin oturduğu Aşçılar (Vinatori) köyünde doğar. İlk öğrenimini köyünde tamamlar.

Köyün okur yazarlarından olan babası İsmail Efendi, 1889 yılında köydeki bütün malını mülkünü satarak Türkiye’ye göç eder. İstanbul’a yerleşir. O sırada 11 yaşında olan Mehmet Niyazi orada öğretmen okuluna başlar. Yüksek öğrenim sırasında Türk Edebiyatının ünlü isimlerinden Namık Kemal Ve Abdülhak Hamit’in dünya ve edebi görüşlerinden etkilenir. Bu arada ittihatçı akımlara da kapılır.

Öğretmen okulunun son sınıfına geldiğinde ateşli bir milliyetçidir.

Ata yurdu Kırım’ı görmek ve bağımsızlığı için çalışmak sevdasına düşer.

1898 yılında, 20 yaşında öğretmenlik yapmak için Kırım’a gider. Çar idaresi onu takibe alır.

Bir yıl sonra mecburen İstanbul’a geri gelir.

1900 yılında tekrar hasretine dayanamadığı Kırım’a gider.

Yine takip nedeniyle geri döner.

1904’te babası ölünce Köstence’ye gider. Bu gidişin sebebi de ittihatçı fikirleri nedeniyle İstanbul’da dönemin yönetimi tarafından takibe alınmasıdır.

Köstence’de İslam Mektebi’nde önce öğretmen sonra müdür olur.

Niyazi Köstence’ye gelişinden bir yıl sonra oranın tanınmış ailelerinden birinin kızıyla evlenir. Dört kızı, iki oğlu olur.

1917’de Bolşevik ihtilali sonrası kurulan Kırım Türk Hükümeti’nin daveti üzerine 1918 yazında tekrar Kırım’a gider. Burada eğitim ve kültür faaliyetleri içinde yer alır. Fakat 1920’de, Bolşeviklerin Kırım’ı tekrar istilası üzerine Kırım Milli Hükümeti dağılmıştır. Niyazi Romanya’ya geri dönmek zorunda kalır.

Bundan sonra Mecidiye Müslüman Seminarı’ndaki görevine ölene kadar devam eder.

1931’de Dobruca’da, Mecidiye’de vefat etmiştir. 1935’te “Emel Dergisi” kabrine mütevazi bir anıt yaptırmıştır.

Mehmet Niyazi, yüksek ahlaklı, iyi kalpli ve dürüst bir insandır. Aynı zamanda fikir ve duygu yüklü bir kişiliğe sahiptir. Doğuştan alçakgönüllü ve çekingendir. İçten ve samimidir. Kalemini milletinin uyanışına ve ilerlemesine hasretmiştir. Dobruca Türkleri arasında fikri ve edebi alanda derin izler bırakmıştır. Orada Türklük bilincinin yerleşmesi, anavatan Kırım sevgisinin kazanılması ve ana dilin yaşaması için çalışmıştır.

Yazdıkları ve hakkında yazılanlarla ebediyyen hatırlanacaktır.

Dördüncü Devlet Giray’ın” Kamili” mahlasıyla yazdığı şiire yaptığı nazire aşağıda verilmiştir:

Yurdumun haline eyledim nazar

Her yeri delinmiş bir mezar ancak;

Doğmamış bir güneş, gelmemiş bahar,

Bu dehrin her emri bikarar ancak

Kamili, Han etmiş seni de hüda

Ettin mi borcunu hakkıyla eda?

Ettin mi yurduna canını feda?

Yurt için ölenler bahtiyar ancak!..

Kırım’ı kaç defa gezdim serteser

Görmedim şanını gösterir bir eser;

Vatana muhabbet yok imiş meğer

Yalnız şiiriniz yadigâr ancak

Bir zaman zenginmiş, şimdi bir sail

İstiyor merhamet olmuyor kabil!

Diyecek Kırım’ı her gören akil;

Sahipsiz ağlayan bir diyar ancak

Dağınık milletiz vakıa bizler,

Münevver gençlerle ararız izler…

Ant ettik vatana, bağladık dizler,

Edindik biz dahi bir şiir ancak!…

ESERLERİ

İthafat (1912)

Kök Kitap (1919)

Hacıoğlu Pazarcığı (1931)

Sagış (1931, yeni baskı 1998)

KAYNAKLAR

hhttps://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/KARASU-Cezmi-DOBRUCA%e2%80%99DAK%c4%b0-KIRIM-TATAR-T%c3%9cRKLER%c4%b0N%c4%b0N-%c3%96NDER-%c5%9eAHS%c4%b0YETLER%c4%b0NDEN-MEHMET-N%c4%b0YAZ%c4%b0-BEY-1878-1931.

pdfttps://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/158395Kırım Şiirleri (1935)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest