Zamanını Aşan Medeniyet Özbekistan sempozyumu

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TİKA’nın destek verdiği sempozyum, İstanbul ve Marmara üniversiteleri iş birliğiyle Bahariye Mevlevihanesi’nde gerçekleştirildi.

Prof. Dr. İsmail Coşkun’un yönettiği “Geçmişten Günümüze Özbekistan” başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Mustafa Budak, Türk İslam coğrafyasının Hazar Denizi’nden Çin’e kadar devam eden geniş bir coğrafya olduğunu söyledi.

“Orta Asya”dan daha anlamlı bulduğu “Türkistan” kavramının kullanılması gerektiğini anlatan Budak, “Bugün Türkistan coğrafyasında 5 devlet bulunsa da bu devletler arasında gelişecek olan siyasi, askeri, kültürel ve ilmi ilişkiler, Türkistan idealini canlı tutacaktır.” diye konuştu.

Budak, bugün Özbekistan’ın bulunduğu coğrafyanın 15. yüzyıl ortalarına kadar bir İslami ilim ve kültür merkezi olduğunu anımsatarak, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in teşvikiyle ilim merkezinin İstanbul’a kaydığını kaydetti.

Sempozyum çerçevesinde değerlendirilmesi için 3 öneri sunan Budak, bunların “Özbekistanlı hacıların hac farizalarını yerine getirirken kullandıkları Buhara, Semerkand, İstanbul ve Mekke hattının yeniden canlandırılması”, “Türkistan ile Özbekistan arasında ilmi kültürel ilişkilerin canlanması açısından Özbekistan’da ortak bir Türk-Özbek üniversitenin kurulması” ve “Ortak bir dilin ortaya çıkartılması için gazete kitap gibi çalışmaların da yapılacağı bir dil merkezinin kurulması” olduğunu ifade etti.

“Tasavvufi halk edebiyatında Ahmed Yesevi’nin etkisi var”

“Kadim ve Ortak Düşünce Geleneğimiz” başlıklı oturumda “Türkistan’dan Anadolu’ya Müşterek İrfan Mirasımız: Ahmed Yesevi” konulu bir konuşma yapan Prof. Dr. Nadirhan Hasan ise Anadolu’da gelişen tasavvufi halk edebiyatının oluşmasında Ahmed Yesevi’nin etkisi çok büyük olduğunu söyledi.

Ahmed Yesevi takipçilerinin etkisiyle 13. yüzyılda Anadolu’da bir Türk halk edebiyatının gelişme gösterdiğini anlatan Hasan, “Bu gelişmedeki en önemli şahsiyetler Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre’dir.” dedi.

Hasan, “Yesevi dervişleri din ve tasavvuf çalışmalarıyla milli görüş ve düşüncelere uygun olarak iş yapmış, vatan duygusu ve milli ruhu yüksek tutmuşlardır. Ana dilleri olan Türkçeyi kullanarak, şiir ve ilahiler söylemişlerdir. Böylece Türkçe’nin lisan ve edebi yönden güçlü bir dil olduğunu göstermeye muvaffak olmuşlardır. Neticede Türk dili tasavvuf diline dönüşmüştür.” değerlendirmesine bulundu.

“Nakşibendiliğin temeli Özbekistan topraklarında atıldı”

Aynı oturumda Dr. Öğr. Üyesi Necdet Yılmaz da “Özbekistan ve Türkiye’nin Ortak Kalbi Şah-ı Nakşbend ve Nakşbendilik” başlıklı bir konuşma yaptı.

Nakşibendiliğin temelinin coğrafi zemin olarak bugünkü Özbekistan topraklarında atıldığını, Nakşibendilik tarihi boyunca ve bugün de silsile büyüklerinin ve hocalarının hatırasının canlı tutulduğunu dile getiren Yılmaz, “Hatm-i Hacegan bu tarikatın toplu olarak yaptıkları zikir çeşididir. Silsilede yer alan şeyhlerin adlarının anılması da bu vesileyle önemli bir ritüel haline getirilmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Maveraünnehir’de kurulup gelişen Nakşibendiliğin kısa sürede Kuzey Afrika, Endonezya, Hindistan, Anadolu ve Balkanlar’ın da içinde bulunduğu geniş bir coğrafyaya yayıldığını aktaran Yılmaz, “Bugün Özbekistan topraklarında türbe veya kabri bulunan Nakşi silsilesinde yer alan şahsiyetler arasında Abdülhalık-ı Gücdüvani, Arif-i Rivgeri, Mahmud İncir-i Fağnevi, Ali-i Ramiteni, Muhammed Baba-ı Semmasi, Emir Külal, Muhammed Bahaüddin Nakşibend, Muhammed Parsa, Alaeddin-i Attar, Ubeydullah-ı Ahrar, Derviş Muhammed Emkenegi ve Hacegi-i Emkenegi de bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“8 oturumda toplam 24 tebliğ sunuldu”

Ali Şir Nevai ve Uluğ Bey salonlarında “Ortak Halk Mirasımız Dilimiz”, “Kültürel Ortaklıklarımız”, “Kadim ve Ortak Düşünce Geleneğimiz”, “Geleneksel Sanatlar ve Ortaklıklarımız” ve “Geleneksel Mimari ve Ortaklıklarımız” gibi başlıklarla gerçekleştirilen diğer oturumlarda ise Özbekistan coğrafyasının medeniyet ve kültür tarihi üzerindeki etkileri ele alındı.

Kapanış oturumunda söz alan Prof. Dr. Mahmut Kaya, Prof. Dr. Demet Binan, Prof. Dr. Hayrunnisa Alan ve Prof. Dr. Murteza Bedir sempozyumun genel değerlendirmesini yaparak, Özbekistan konusunda yapılacak çalışmalara yönelik öneri ve tavsiyelerini dile getirdi.

Oturumu yöneten Dr. Fahri Solak, sempozyumda 8 oturumda toplam 24 tebliğin sunulduğunu belirterek, sempozyumda hem sanat, mimari, güzel sanatlar konusunun hem de akademik konuların bir arada ele alındığının altını çizdi.

Program, hatıra fotoğrafı çektirilmesiyle sona erdi.

Sempozyumla aynı adı taşıyan yaklaşık 60 eserin yer aldığı sergi, 30 Haziran’a kadar Bahariye Mevlevihanesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunulmaya devam edecek.

İki ülke arasındaki çok yönlü iş birliğine katkı sunmak amacıyla hayata geçirilen etkinliğin ikincisinin 7-15 Eylül arasında Taşkent’te yapılması planlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest