GenelGüncelKırım TarihiKültür SanatTürk Dünyası

Rus İmparatorluğu’nun Kırım’ı ilhakı 19 Nisan 1783

Rus İmparatorluğu’nun Kırım’ı ilhakı, öncesinde Kırım Hanlığı’na bağlı bir yarımada olan Kırım’ın, 19 Nisan [E.U. 8 Nisan] 1783 tarihinde Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edilmesi olayıdır.[1] İlhaktan önceki süreçte Rus İmparatorluğu Kırım’ın içişlerine müdahalelerde bulunurken Kırım’ın bağlı olduğu Osmanlı İmparatorluğu Kırım ile yeterince ilgilenememekteydi. İlhak sonrası tam 134 yıl boyunca Rus İmparatorluğu tarafından yönetilen Kırım’daki Rus egemenliği 1917 Rus Devrimi’nin hemen sonrasında kısa ömürlü Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle son buldu.

Rus İç Savaşı döneminde sık sık el değiştiren Kırım, 1921’den 1954’e kadar Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin, daha sonra ise Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve 1991’de bağımsılığını kazanan Ukrayna’nın egemenliğinde kaldı. 2014’te Rusya tarafından bir kez daha ilhak edilen Kırım’ın son ilhakı ise henüz uluslararası arenada resmî olarak tanınmamaktadır.[2][3]
Kırım’ın, Karadeniz’in kenarında olması yanında, Kafkasya’ya ilerleyen yol üzerinde bulunması Ruslar için yarımadayı stratejik açıdan önemli hâle getirmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu ise, bu tehlikenin farkına 18. yüzyılın sonlarına doğru ancak varmıştı.[4] Rusya’nın Karadeniz sahillerini eline geçirerek sıcak sulara açılma amacı kapsamında yaptığı savaşlardan biri olan 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı sonucunda imzalanan Belgrad Antlaşması ile Ruslar, Kırım’ı savaş yoluyla alamayacaklarını anlayarak sınırlarını genişletme hususunda strateji değişikliğine gittiler. Kırım Hanlığı’nın içişlerinde karışıklıklar çıkarmak suretiyle hanlığı içten zayıflatmak ve Osmanlı İmparatorluğu’nun de zayıf bir anında burayı almayı tasarlayan Ruslar, bu amaçla 1740 yılında Kırım ile ilişkileri düzenlemek üzere Kiev’e bir vali tayin ettiler ve Kırım’a konsolos atadılar. Tayin edilen konsolos Kırım’ın sosyal, politik ve ekonomik durumunu, yarımadanın topografik ve stratejik şartlarını, askerî teşkilatını, demografik yapısını, halkın ve Kırım yönetici elitinin örf ve âdetleri gibi özelliklerini muntazaman Rusya’ya bildirdi.[5]

Osmanlılar, Tatarların eskisi gibi Ruslar karşısında dayanıklılık gösterememeleri sebebiyle Kırım ve Kefe seraskeri unvanıyla bir vezirin Kefe’de ikamet etmesi lüzumunu hissetmişler ve Kırım Hanlığı’nın merkezini Bahçesaray’dan muhtemel Rus hücumu karşısında jeostratejik öneme sahip Bender yakınlarındaki Kavşan’a nakletmişlerdi.[6] Kırımlıların sosyal ve siyasî bünyelerinin eskisine göre zayıflamasını fırsat bilen Ruslar, Kırım’daki kabileler arasına nifaklar sokmaya ve halkın ileri gelenlerini kendi taraflarına çekmeye çalıştılar.[7] Hatta hanları bile Osmanlılardan gelen emirlere riayet etmemeleri ve Osmanlı ile olan savaşlarında tarafsız kalmaları konusunda iknaya çalıştılar.[6]

Kırım içindeki propagandaları sonucu kendilerine yeterince taraf bulduklarına inanan Ruslar 1769 yılında Bucak ve Yedisan Nogayları ile dostluk ve ittifak anlaşması imzaladılar.[6] Zira, 1768 yılında Osmanlı İmparatorluğu Rusya’ya savaş ilan etmişti. 15 Temmuz 1770’te de Rus devlet şûrası, Han’ın otoritesi altında Kırım’ın bağımsızlığını tanıyan bir karar aldı. Ruslar, savaşın cereyan ettiği bu ortamda Kırım yönetici ve elit halk tabakası üzerinde Kırım’ın Osmanlılardan ayrı, bağımsız bir devlet olarak kalmasını ve kendisinin bunun destekçisi olduğunu propagandasını yapmaya başladı. Bu sözler Kırım yöneticileri üzerinde etkili olmaktaydı. Asırlardır Osmanlı himayesinde yaşayan Kırımlılar için hiçbir siyasî gücün etkisi ve zorlaması altına girmeden devletlerini yönetmek güzel bir şey olarak görülmekteydi. Fakat Rusların iltifatları ve yumuşak sözleri onların kalplerini o kadar etkilemişti ki ister istemez Rusya tarafına meyletmekte ve tarihî düşmanları Rusların artık kuvvetli olduğunu, kendilerini kandırdığını ve Kırım’ı işgal edeceğini düşünmemekteydiler.[8]

1770 yılına gelindiğinde Kırım’da Osmanlı’ya bağlı bir halk tabakası olmakla beraber, Rusya hayranı bey ve mirzalardan oluşan elit bir kesim vardı. Rusların 1770’te Kırım’a ilk saldırısında Kırım halkı serasker İbrahim Paşa’ya gereken yardımı göstermedi ve hatta Tatarlardan bazıları el altından Ruslara istihbarî bilgiler ulaştırdı.[9] Prut civarında önünü kesen Ruslarla bir ay kadar süren muharebelerde mağlup olup Bender ve Akkerman’ı Ruslara kaptıran[10] II. Kaplan Giray azledilerek yerine III. Selim Giray hanlığa getirildi. Ruslar Prens Dolgorukiy komutasında Kırım’ı tamamen işgal etti.[11] Temmuz 1771’de Kırım’da herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan içeriye doğru ilerleyen Rus ordusu, Kefe, Kerç ve Yenikale gibi şehirleri de ele geçirdi. Bunun üzerine Ruslara karşı savaşıp mağlup olan Kırım Hanı III. Selim Giray kaçarak İstanbul’a geldi. Onun yerine Osmanlı İmparatorluğu Maksud Giray’ı han olarak atadı. Ancak, Rusların kuvvetli telkinleri ile Osmanlıların sözlerini dinlemeyen mirzalar bağımsızlık fikrine kapılmanın bir sonucu olarak bu atamayı tanımadı ve II. Sahib Giray’ı han olarak seçti.[8][12] Sonrasında, Kırım hanzadeleri ve beyleri St. Petersburg’a giderek II. Katerina’ya sadakat yemini etti.[13]

Savaşta ölen Serasker İbrahim Paşa’nın kâtibi Necati Efendi’nin Ruslara esir edilişini anlattığı hatırata göre, Osmanlı İmparatorluğu artık Kırım halkı nezdinde ümit olmaktan çıkmış, Rus himayesinin kabulü de facto bir vaziyet almış, bu durum Kırım ümerasını kesin hatlarla parçalamış, hanlığın varlığının devamı imkansız hâle gelmiştir.[14]

Bağımsız Kırım (1774–76)
Osmanlı İmparatorluğu’nun karada ve denizde üst üste aldığı yenilgiler neticesinde 1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması görüşmelerine başlandığında Kırım üç yıldır Rusların işgali altında bulunmaktaydı. Bu nedenle iki gün cereyan eden Küçük Kaynarca Antlaşması müzakerelerinde en çok tartışılan maddelerden birisi de Kırım meselesi oldu. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’na nokta koyan 21 Temmuz 1774 tarihli antlaşmanın üçüncü maddesine göre Kırım’a bağımsızlık verilirken, Kırımlılar Hanlarını kendileri seçeceklerdi. Kırım yalnızca dinî yönden Osmanlılara bağlı olacaktı.[15] Antlaşmayla beraber üç yıldır fiilen Rus işgali altında olan Kırım, müstakil bir devlet oldu. Osmanlı İmparatorluğu ise, savaştan mağlup çıkan bir devlet olarak, Kırım’ı Rus işgali altında görmektense bağımsız olmasını tercih etmekteydi. Gerek Osmanlı yöneticileri ve gerekse halk, Kırım’ı kaybetmeyi kesinlikle kabullenememekte ve Kırım’ın elden çıkışını geçici bir durum olarak görmekteydiler. Rusya içinse durum memnuniyet vericiydi. Kırım ve Rusya’nın tarih sahnesine çıkmasından sonra başlayan mücadele Rusların galibiyeti ile sonuçlanmaktaydı.

Rusya için Kırım topraklarının bir kısmını işgal etmek ve kalan kısmı için bağımsızlık statüsünü güvenceye almak Kırım’ın ilhakına giden yolun önemli adımlarıydı. Kırım’ın, bağımsız bir devlet haline gelmesi, o zamana kadar dinî, tarihî ve kültürel bağlarla Osmanlı Devlet ve toplumuna bağlı olan Kırım Tatarları arasında hoşnutsuzluğa sebep oldu. Bu havanın oluşumunda, Rusların işgal öncesi propagandanın aksine üç yıllık dönemdeki farklı davranışları ve gerçek emellerinin halk ve bir kısım bey ve mirzalar tarafından anlaşılması önemli rol oynadı. Kırımlılar, eskisi gibi Osmanlı’ya bağlı kalmayı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesini istemeye başladılar. Bu maksatla daha önce Han olarak seçtikleri Sahib Giray’a baskı yaparak, bağımsızlıktan vazgeçilmesini, hanların eskiden olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu tarafından tayin edilmesini ve padişaha gönderilecek heyet ile teşrifat ve menşur istenmesini teklif ettiler.[16] Bu doğrultuda İstanbul’a giden heyetin tekliflerinin kabulünün, antlaşma gereği mümkün olmadığı öne süren Osmanlılar, sadece padişahın adının zikredilmesi, sikkenin halifenin adıyla kesilmesi ve Kırım kadılarına mürâsele yollanması konusunda Kırım heyetiyle anlaştılar.

Diğer taraftan Ruslar, Kırımlılar ile Osmanlılar arasında cereyan eden bu gelişmeleri uzaktan izlemekteydiler. Osmanlı yöneticilerinin, heyetin isteklerinin bir kısmını kabul ederken Rusların da görüşlerini almışlardı. Rusların olaylara olumsuz açıdan bakmamasının sebebi, gelişmelerin ileride kendileri için bir dayanak olacağını düşünmelerinden kaynaklanmaktaydı. Ruslar Sahib Giray’ın hanlığına günün şartları gereği rıza gösterirken, güttükleri esas amaç, St. Petersburg’daki imparatoriçe sarayında birkaç yıl kalarak Rus örf ve âdetlerine göre yetişen Şahin Giray’ı uygun bir zamanda hanlığa taşımaktı. Kaldı ki, Kırım’daki siyasî havanın istenilen şekilde yönlendirilmesi Rusların elindeydi. Rusya, Sahib Giray’ın hanlık makamına oturmasına itiraz etmezken, el altından bağımsızlığa karşı çıkan ve Kırım Tatarları, Çerkesler ve Nogayların duygularını okşayan politikalar güden ve bir muhalefet oluşturan IV. Devlet Giray’ı gizlice destekledi ve Kırım halkını da mevcut hana karşı ayaklanmaya teşvik etti.

Kırımlılar, geri dönen heyetten bağımsızlığın kaldırılmadığını, Yenikale, Kerç ve Kırım’ın bazı yerlerinin hâlâ Ruslarda olduğunu öğrenince Sahib Giray’ın aleyhine propagandaya başladılar.[17] Rusya’dan destek göremediğini anlayan Sahib Giray, kendine karşı gelen muhalefetin isyanına fazla dayanamadı ve Nisan 1775’te Kırım’ı terk ederek İstanbul’a geldi. Kırım halkının, Abhazlar, Çerkesler ve eski Kırım seraskeri Canikli Ali Paşa’nın desteğini alan IV. Devlet Giray da el altından Sahib Giray’ı tahtından atmak için bir süredir mücadele vermekteydi. Bu olay üzerine, IV. Devlet Giray yeni Kırım hanı oldu.[18][19]

IV. Devlet Giray, Kırım’ın bağımsızlığı kaldırmak, Yenikale ve Kerç’ten Rusları kovmak gibi birtakım propagandalar ile hanlık makamına gelmişse de bunu başarması mümkün değildi. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu ekonomik ve askeri birtakım sıkıntılarından başka dış ilişkilerinde gelişen değişik olaylar nedeniyle Kırım meselesine el atacak durumda değildi. Daha önce gelen heyetin taleplerinin aynısını dillendiren isteklerle gelen yeni Kırım heyeti bu maksatla Osmanlı yöneticilerini hayli sıkıntıya soktu.[8] Çünkü Osmanlılar isteklerin reddi halinde Kırımlıların kendilerine yüz çevirmelerinden çekinmektelerdi.

Kısa zamanda halktan bir kısmı, Şirin ve Mansur aşiretleri Şahin Giray tarafına geçtiler. Ruslar, Şahin Giray’ın lehine hareket edecek bir halk kitlesini el altından oluşturmaya çalışmakta ve bu doğrultuda aşiretlere bol miktarda para da dağıtmaktaydı. IV. Devlet Giray tahtı güvenceye almak için Osmanlı İmparatorluğu’nden hanlığın veraset yoluyla intikal etmesini kabul etmesini istedi. Antlaşma gereği Osmanlı yöneticilerinin böyle bir isteğe olumlu ya da olumsuz cevap vermesi mümkün değildi. Onun bu isteği Kırım meclisi ve aşiretlerinin de kendisinden soğumasına sebep oldu.[20] Osmanlıların İran saldırılarıyla meşgul olmalarını da fırsat bilen Ruslar, 1775 yılından itibaren Kırım yarımadasının girişi olması hasebiyle stratejik öneme sahip “Or Kapısı”na çok sayıda asker yığarak Şahin Giray’a manevî destek verdiler.[21] Rusya bunları yaparken Osmanlı İmparatorluğu’ni de Kırım’ın iç işlerine karışmakla suçlamaktaydı. IV. Devlet Giray, vaki müracaatlarıyla Osmanlı İmparatorluğu’ndan yardım alamaması ve Rusların aleyhte propagandası ile Kırım’daki desteğini de kaybetmesi üzerine Mart 1777’de hanlığı terk ederek İstanbul’a gitti.[12][22]

Yeni hükümdar Şahin Giray’ın[23] Kırım Hanlığı’na Rusların desteğiyle getirilmesinin ne anlama geldiğini Osmanlı yöneticileri de çok iyi bilmekteydi. Haber İstanbul’a ulaştığında padişah I. Abdülhamid’in “Şahin bir alet-i mülahazadır. Rusların meramı Kırım’ı zabteylemektir”[24] mealindeki tepkisi bunu göstermektedir. Yeni Han ilk iş olarak hanlığına meşruiyet kazandırmak çerçevesinde diğer hanların yaptığı gibi kendisinin halkın reyi ile Han seçildiğini bildirmek ve teşrifat istemek üzere bir heyeti İstanbul’a gönderdi. Kırımlıların ekserisi onun Han seçilme şeklini tasvip etmediklerinden ancak silah zoruyla mahzarları imzalamışlardı. Zira, Rus ordusu Şahin Giray’ın isteğiyle Akmescit’te kalmaya devam etmekteydi.[25] Rus müdahalesiyle ortaya çıkan bu yeni durum İstanbul’daki Rus elçisi ile müzakere edildi. Ruslar, Şahin Giray’ı iktidara taşımak için yaptıkları müdahalenin antlaşmaya aykırı olmadığını iddia etmekte ve halkın davetiyle Kırım’a girdiklerini söylemekteydiler. Bunun yanında, Şahin Giray’ın hanlığı kabul edilmeden Kırım’dan askerlerini çekmeyeceklerini de vurgulamaktaydılar. Görüşmeler bu noktada tıkandı. Kırım için, İstanbul’da bu müzakereler olurken Şahin Giray ise iktidarını kalıcı kılabilmek için idarî, askerî, iktisadî birtakım reformlar yapıyordu.[26]

Şahin Giray’ın reformları halk tarafından destek bulmadı. Toprak reformu ulemanın büyük tepkisini çekerken, geleneksel Kırım Tatar askerî kıyafetlerini Rus askerî usullerine göre değiştirmesi halkı kızdırdı.[25] Onun yemek yeme adabı, içkiye düşkünlüğü ve yaşam şekli de aşırı tepki görüyordu. Halkın nazarında o “dinsiz”, “batı hayranı bir züppe” ve “Osmanlı kanına susamış bir köpek” olarak tanınmaktaydı.[27] Hanın, bey ve mirzalardan vergi alması, onların da etrafından uzaklaşmasına sebep oldu. Şahin Giray, Kırımlıların er ya da geç etrafından uzaklaşacağını bildiği için kendisine destek sağlayacak bir kitleyi bulmakta gecikmedi. Bu kitle, 1768-1774 Savaşı yıllarında Mora’dan getirilip Kırım’a yerleştirilen “Arnavutlar” olarak tabir edilen Moralılardı. Özellikle Rusların da desteğiyle bunların kısa zamanda iktisadî hayatta etkin rol üstlenmesi için tüm imkanlar seferber edilmekteydi. Kırım’ın bu yeni sakinleri Şahin Giray reformlarına destek vermekteydi.

kırım tarihi
kırım tarihi

Ruslar, Şahin Giray’ı iktidara taşıyan güç olmakla beraber, Kırım’da düzenli bir hayat olmasını da istemiyorlardı. Kendilerinin Kırım’a yerleşme konusundaki geleceklerini, buradaki iç kargaşa ve düzensizliğin artmasına bağlıyorlardı. Bu maksatla Şahin Giray’ı reformlar konusunda desteklerken el altından ajanları vasıtasıyla halkı ona karşı tahrik ediyorlardı. Diğer yandan da Hıristiyan “Arnavutlar” ile yerli halk arasında düşmanlık havası estirmeye başlamışlardı. İstanbul’da Rus elçisi ile müzakereler yapılırken, 14 Ekim 1777’de Kırım’da ayaklanma başladı. İlk önce, Hıristiyan “Arnavutlar” ile halk arasında patlak veren olaylar daha sonra Şahin Giray’ın icraatlarına umumî bir ayaklanma şekline dönüştü. Kısa zamanda Kırım halkı, Nogaylar, Kabartay’da bulunan Çerkesler, Abazalar ve Dağıstanlılar Ruslara ve Şahin Giray’a karşı savaşmak için birlik oluşturdular. Bu umumî durum karşısında Şahin Giray, Rus ordusuna sığındı.[12] Olaylar tamamen Rusların planladığı ve arzuladığı gibi gitmekteydi. Ruslar, halkın umumî ayaklanmasını bastırmak için Kırım’ın stratejik noktalarına askerî kuvvetler sevk ettiler. Daha ilk günlerdeki çatışmalarda 8-10 bin Rus askeri öldü. Halktan da çok sayıda ölen oldu. Rus askerleri olaylara hâkim olunca Şahin Giray yıl sonuna doğru hanlıktaki kontrolü yeniden sağladı.[8]

Küçük Kaynarca Antlaşması

Kırım’da, Küçük Kaynarca Antlaşması’na aykırı bir biçimde Rus desteğiyle iktidara gelen Şahin Giray konusunda İstanbul’daki görüşmelerde bir ilerleme sağlanamaması ve Ekim 1777’de başlayan olaylar üzerine, Osmanlı yönetimi Aralık 1777’de olağanüstü toplanarak bu konuda bir dizi kararlar aldı. Buna göre muhtemel Rus hücumuna karşı İsmail Kalesi’ne 45 bin asker sevk edilecek, Canikli Ali Paşa donanma ile Kırım seraskerliğine tayin edilecek ve antlaşmanın ihlali anlamına gelen Rusların müdahalesiyle Kırım’da ortaya çıkan durum Avrupa devletlerine duyurulacaktı.[8] Ayrıca, Kırımlıların da vaki davetleriyle III. Selim Giray’ın Kırım’a gönderilmesine karar verildi. III. Selim Giray Akmescit’e çıktığı Ocak 1778’den sonra Kırım’da birisi Rusya tarafından desteklenen diğeri de halkın oyuyla seçilen iki Han bulunmaktaydı.[28] Fakat o gelinceye kadar Şahin Giray Rusların desteğiyle hanlıktaki duruma tamamen hâkim olduğu için III. Selim Giray’ın geldikten sonraki birkaç teşebbüsü bir netice vermedi ve Şubat 1778’de Kırım’dan ayrılmak zorunda kaldı.[25][29] Böylece Ruslardan destek alan Şahin Giray, Kırım tahtına yerini sağlamlaştırmış ve rakipsiz bir biçimde yeniden oturdu.[14]

kırım

İsmail Kalesi için asker toplanırken, Canikli Ali Paşa’dan beklentiler yüksekti ve onun Kırım’ı kurtaracağı düşünülmekteydi. Kırımlılardan her gün gelen yardım çağrıları da onun bir an önce Kırım’a ulaşmasını gerekli kılmaktaydı. Ali Paşa’nın Kırım’a hareket ettiği Ağustos 1778’e kadar birkaç gemi ile askerî yardım götürüldüyse de bu Kırımlıların işine yaramadı. Ali Paşa 40 bin askerle Kırım’a vardıktan sonra Rusların her tarafı askerleriyle tahkim ettiğini ve bir çıkarma yapması durumunda başarı kazanma şansının zor olduğunu gördü.[8] Durumu rapor ettiği İstanbul’daki Osmanlı divanı da Ali Paşa’ya çıkarma için kesin emir veremedi. Donanmanın gitmesine rağmen Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ile bir savaşı daha göze alamadı.[30] Bu arada uluslararası siyasî hava değişmeye başlamıştı. Yapılacak bir savaşta mevcut askerî düzen ve iktisadî durumla bir başarı kazanmak hayal gibi gördüğü için Osmanlı İmparatorluğu, Kırım konusunda antlaşmanın ihlali kesin olmasına rağmen net ve kararlı bir tavır ortaya koyamıyordu.

Rusları cesaretlendiren de Osmanlı yönetiminin kararsız tavrı, askerî ve ekonomik zafiyetleriydi. Bu nedenle Canikli Ali Paşa’nın bir başarı elde edemeden geri dönmek zorunda kalmas ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Ruslara karşı bir şey yapamaması beklenti sahiplerini hayal kırıklığına uğrattı. Neticede, donanmanın başarısız bir şekilde geri dönmesi halkın infialine sebep oldu. Hatta İstanbul’daki Rus elçisine bile saldırıda bulunuldu.[8] O zamana kadar boğazlardan yabancı gemi geçmesine alışkın olmayan halk, serbestçe gelip geçen ve Karadeniz’de mekik dokuyan Rus gemilerini görünce çileden çıkıyordu. Gelişen olaylara Rusların Eflak ve Boğdan’ın iç işlerine karışması da eklenince halkın infialini ve Kırımlıların isyanlarını dikkate alan hükümet, bir savaşı göze almak için Osmanlı limanlarındaki Rus gemilerine el koydu.[31] Beklenmeyen bu durum Ruslarda da şok etkisi yaptı. II. Katerina askerî ve ekonomik yapısının bir savaşı kazanamayacağını biliyordu. Bu sırada Amerikan Bağımsızlık Savaşı nedeniyle Fransa Krallığı ve Büyük Britanya Krallığı’nın karşı karşıya gelmesi ve çocuğu olmayan Bavyera hükümdarının vefatıyla Avusturya ve Prusya’nın da böyle bir savaşın eşiğinde olması muhtemel Osmanlı–Rus savaşının önünde engel görünmekteydi. Çünkü Avrupa’daki bu gelişmeler kapsamında Rusya’yı kendi taraflarına çekebileceğini düşünen devletler vardı. II. Katerina yine de bir tedbir olarak Osmanlıları doğudan sıkıştırmak için İran ile bir ittifak antlaşması imzaladı. Fakat, savaşa gerek kalmadan Fransa’nın arabuluculuğunda 21 Mart 1779’da Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı.[32]

İlhak süreci
Aynalıkavak Tenkihnamesi’nde, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın Kırım ile ilgili üçüncü maddesine getirilen değişikliklere göre, Şahin Giray’ın hanlığı Osmanlılar tarafından onaylanıp Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ın iç işlerine karışmayacağı ve hanlığın boşalması durumunda yenisinin seçimle olacağı kararlaştırıldı. Rusya, bunun üzerine 1 Haziran 1779’da askerlerini Kırım’dan çekti.[20]

Kırım, 1783 yılında Rusya’nın bir vilayeti haline getirildi. 1787’de Kırım meselesi yüzünden Osmanlı-Rusya arasında bir kez daha savaş yaşandı ve Osmanlı kesin bir mağlubiyete uğradı. 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ı Rusya’ya terk etti.

Kaynakça
Ahmed Cevdet Paşa, Târîh-i Cevdet, II, İstanbul, 1309.
Alan W. Fisher (1970). The Russian Annexation of the Crimea 1772–1783. Cambridge University Press. ISBN 1001341082.
Alan W. Fisher (1978). The Crimean Tatars: Studies of Nationalities in the USSR. Hoover Press. ISBN 0817966633.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı (1988). Osmanlı Tarihi, V. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara. ISBN 975-6945-16-8
Dipnotlar
^ M. S. Anderson (December 1958). “The Great Powers and the Russian Annexation of the Crimea, 1783–4”. The Slavonic and East European Review. 37 (88), s. 17–41. JSTOR 4205010.
^ Aglaya Snetkov (2014). Russia’s Security Policy Under Putin: A Critical Perspective. Routledge. s. 163. ISBN 1136759689.
^ Casey Michel (4 Mart 2015). “The Crime of the Century”. The New Republic. 8 Ocak 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2016.
^ Osman Köse. “Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın Rusya Siyaseti”, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Uluslararası Sempozyumu, (8–11 Haziran) Merzifon, 2000. sf. 107–116
^ Fisher, 1978, sf. 51
^ a b c Uzunçarşılı, sf. 405
^ Uzunçarşılı, sf. 374
^ a b c d e f g Köse, Osman (2002). “Kırım’ın Ruslar Tarafından İşgâl ve İlhakı”. Türkler Ansiklopedisi. 17. Cilt. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. ss. 349–360.
^ Ahmed Vasıf, Tarih-i Vasıf, II, Mısır, 1858, sf. 76.
^ Henry H. Howorth (1880). History of the Mongols from The 9th To the 19th Century, Part II, New York. sf. 515
^ Faik Reşit Unat, “Kırım Tarihi veya Necati Efendi’nin Rusya Sefaretnamesi”, Tarih Vesikaları Dergisi, III / 4, (Ağustos 1944), sf. 146.
^ a b c Halil İnalcık, “Kırım”, Madde İA, VI, sf. 750.
^ Uzunçarşılı, sf. 409
^ a b Köse, Osman (2002). “Kırım Hanlığı”. Türkler Ansiklopedisi. 8. Cilt. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. ss. 486-487.
^ Nihat Erim (1953). Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, I, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. sf. 114–135
^ Uzunçarşılı, sf. 444
^ Ahmed Cevdet, sf. 16
^ Fisher, 1978, sf. 57–59
^ Смирнов, Василий Дмитриевич. (1889). Крымское ханство под верховенством Отоманской, Порты в XVIII столетии. – Одесса. sf. 315
^ a b Fisher, 1978, sf. 62–67
^ Henry Jean Castera, Katerina Tarihi, Mekteb-i Fünun-u Bahriye-i Hazret-i Şaha, Mısır 1861, sf. 86.
^ Halil İnalcık, “Kırım”, Madde İA, VI, sf. 751.
^ Cмирнов, sf. 181
^ Uzunçarşılı, sf. 446
^ a b c Андреев, Александр Радьевич (1997). История Крыма: Краткое описание прошлого Крымского полуострова, Межрегиональный центр отраслевой информатики Госатомнадзора России. ISBN 5-89477-001-7. sf. 84–96.
^ Müstecib Ülküsal (1980). Kırım Türk-Tatarları: Dünü, Bugünü, Yarını, Baha Matbaası, İstanbul. sf. 109
^ Joseph V. Hammer (1990). Büyük Osmanlı Tarihi, X. Cilt, Çev. Vecdi Bürün, Üçdal Neşriyat, İstanbul. sf. 18
^ Ahmed Cevdet, sf. 87.
^ Cмирнов, sf. 190
^ Yücel Özkaya, “Canikli Ali Paşa”, XXXVI / 144, Belleten, Ekim 1972, sf. 500.
^ Castera, sf. 93.
^ Uzunçarşılı, sf. 451–453

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Pin It on Pinterest