Kırım meselesi, yalnızca güncel siyasetin ya da uluslararası dengelerin konusu değildir
Kırım Meselesi: Tarih, Hafıza ve Bilinç Sürekliliği


Kırım meselesi, yalnızca güncel siyasetin ya da uluslararası dengelerin konusu değildir. Bu mesele, tarihsel hafızanın sistematik biçimde tahrip edilmesi ve kimlik bilincinin sürekliliğinin kesintiye uğratılması üzerinden okunması gereken uzun erimli bir süreçtir. Necip Hablemitoğlu’nun dikkat çektiği gibi, bu süreç çoğu zaman açık zor kullanımıyla değil; yönlendirme, kısıtlama ve pasif politikalar aracılığıyla yürütülmüştür.
Hablemitoğlu, II. Dünya Savaşı’nın ardından Kırım’da yaşananları, modern çağın en kapsamlı toplumsal kopuşlarından biri olarak değerlendirir. 18 Mayıs 1944’te yalnızca aydınlar değil, en küçük ferdine kadar bütün Kırım Türkleri, evlerinden toplanarak hayvan taşımaya mahsus vagonlarla sürgün edilmiştir. Bu sürgün, onun ifadesiyle, “köklerinden sökülen bir ağacın”, Kırım’dan binlerce kilometre uzağa; Urallardan Sibirya’nın tundralarına, Türkistan’ın çöllerine yok oluşa terk edilmesi anlamına gelmiştir.
Sürgün sonrası dönem ise yalnızca fiziksel kopuşla sınırlı kalmamıştır. Kırım’da Rus yöneticilerin, Kırım Tatarlarının parasıyla dahi ev veya arsa edinmesini engellemesi; vatan dönüşlerini iskân ve çalışma kısıtlamalarıyla zorlaştırması, kimliğin mekânla bağını koparmaya yönelik bilinçli uygulamalardır. Hablemitoğlu’na göre bu dönemde provokasyonlar, istihbarat faaliyetleri ve yönlendirmeye dayalı pasif politikalar, Kırım’da Türklük bilincinin yeniden kök salmasını engellemeyi amaçlamıştır.
Bu tarihsel tabloda birlik meselesi, Kırımlı aydınlar açısından siyasî bir tercih değil; doğrudan tarihsel bir sorumluluk alanıdır. Çünkü bilinç aşındırması en çok, fikrî dağınıklık zemininde etkili olmaktadır. Hablemitoğlu’nun vurguladığı gibi, kimlik mücadelesi ancak ortak hafıza, ortak dil ve ortak hedef etrafında sürdürülebilir.
Bu noktada, Kırım Tatar millî mücadelesinin sembol ismi Çelebi Cihan’ın sözleri, yalnızca tarihsel bir alıntı değil; uzun vadeli bir tespittir:
“Kırım’ı kana boğabilirler. Fakat bütün bunlar, Kırımlıların istiklâl imanlarını yıkmaya değil, kuvvetlendirmeye yarayacaktır. Tarihin er geç yazacağı şey: müstakil ve mesut Kırım’dır.”
Bu ifade, baskının ve yönlendirilmiş politikaların nihai belirleyici olmadığını; inanç ve bilinç sürekliliğinin tarihsel sonuçları şekillendirdiğini ortaya koymaktadır.
Ancak bu noktada temel bir şart vardır: önce inanmak. İnanmak; romantik bir beklenti değil, tarihsel sorumluluğun ve fikrî sürekliliğin başlangıç noktasıdır.

Mustafa Sarıkamış
Kırım’ın Sesi Gazetesi

