Çin parçalanabilir mi?

Bir bölgenin işgal edilmesindeki salt amaç sadece jeopolitik ve stratejik amaçlar değildir. Askeri ve siyasi hesapların yanında işgal edilen bölgelerin ekonomik ve ilim-bilim potansiyeli de önemlidir. Nitekim dünya coğrafyası, insan ve diğer varlıklar coğrafyası olduğu kadar bilimlerin de coğrafyası niteliğini taşır. Dolayısıyla 5 bin yıllık geçmişi, baskı, pusula ve paranın ilk defa kullanıldığı yer olan Çin de eskiden beri yabancılar tarafından hep işgal edilmek istenilen bölgelerin başında gelmiştir. Güneyindeki verimli tarım arazilerinden ötürü sürekli işgal tehditleri ile karşı karşıya kalan Çin’in sosyal, ekonomik, askeri ve siyasi gelişmelerini etkileyen en önemli unsur, yabancı kavimler ve coğrafi şartlar olmuştur.

Güney Doğu Asya’nın yüz ölçümü bakımından en büyük ülkesi olan Çin Halk Cumhuriyeti, nüfus itibariyle en büyük ülkesidir. 15 ülkeyle komşu olan Çin, Konfüçyüzm, Budizm, Taoizm, İslamiyet ve düşük oranda Hristiyanlığın olduğu çok dinli bir yapıya sahiptir.

Sürekli işgal tehditleri ile karşı karşıya olan Çin, kadim medeniyeti, manevi kuvveti ve yumuşak güç unsurlarıyla topraklarını işgal eden kavimleri kendisine benzeterek zamanla Çinli haline getirmesidir. Nitekim Çin’i işgal eden Hunlar ve Tibetlilerin, Çin’in iç kesimlerine kadar girerek yerleşmesi sonlarını getirmişti.

COĞRAFİ KONUMUN SAĞLADIĞI AVANTAJLAR

Çin, dışarıdakinin içeri girmesine, içeridekinin de dışarı çıkmasına mâni olan, aşılması zor bir coğrafyayla çevrili. Bu durumu, bir dış gücün Çin’i işgal etmesini imkânsız hale getiriyor ama aynı zamanda Çin’in de başka topraklara çıkmasını zorlaştırıyor. Zorla egemenliği altına aldığı kenar ülkeler İç Moğolistan, Doğu Türkistan ve Tibet, Kuzey ve Batı’dan Çin’e yönelik ölümcül bir darbeyi emen hava yastığı fonksiyonunu icra ediyor. Tarihte olduğu gibi bugün de Çin, denizlerden gelecek bir saldırıya daha açık, bu sebeple güçlü donanma peşinde.

çin

Ülkenin coğrafyası, iki bölümde incelenebilir: Doğusu Pasifik Okyanusu’na kıyıdır, yüksek dağlarla çevrilidir, nüfusun en yoğun olduğu yer de burasıdır. Batı bölümü ise dağlık, çöllük ve çoraklıktır. Dolayısıyla ikilim koşulları ve ülkenin çok geniş bir alana yayılmış olması, ülkede merkezi otoritenin sağlanmasını güç duruma düşürüyor.

ÜLKE SAVUNMASINDA DOĞU TÜRKİSTAN’IN ÖNEMİ

Tarih boyunca Çin, ülkenin batısının savunmasına büyük önem vermiştir. Nitekim Çin, ülkenin batısını, en stratejik alan, elindeki en büyük değerlerden biri olarak kabul ediyor. Dolayısıyla bu bölge Pekin’in, Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Tibet üzerinde denetim kurması açısından kilit önem taşıyor. Fakat batının; ağırlıklı olarak Müslüman-Türkler, Tibetliler ve Moğollardan oluşan karmaşık etnik motifi, Pekin’in bölge üzerinde güç projeksiyonunda bulunmasına engel teşkil ediyor.

Batı Müslümanları Uygurlar, cesaret ve dayanıklılıklarıyla meşhur, mükemmel savaşçılar. Bu özellikleri, dış güçlerce “üzerlerine yatırım yapılabilir” olarak değerlendirilmelerinin sebeplerinden biri. Jeostratejik öneme sahip olan bölge, Çin’e batıdan gelebilecek olan herhangi bir kara saldırısını kesebilecek doğal bir savunma yastığı görevini görüyor.

doğu türkistan

Çin’in merkez çekirdeğinin savunulması ve ülkenin varlık garantisi, Sincan’dan başlar. Bu sebeple her ne pahasına olursa olsun Pekin, Doğu Türkistan’ı elinde tutmak istiyor. Nitekim 11 Temmuz 2017’de Çin Devlet Radyosu’nda yayınlanan bir programa göre “Sincan (Xinjiang) Uygur Özerk Bölgesi, Çin’in kuzeybatısında yer alan önemli bir ekonomik merkez, enerji havzası ve ülkenin Avrasya coğrafyasına geçişini sağlayan jeostratejik bir bölgedir. Nitekim, Orta Asya-Çin doğalgaz ve petrol boru hatları ve Batı Çin-Batı Avrupa hattı da bu bölgenin topraklarından geçmektedir.”

TİBET’İN ÖNEMİ

Çin için jeostratejik öneme sahip olan bir diğer bölge Güneybatı’da yer alan Tibet’tir. Hindistan ile arasında ihtilaflı bir bölge olan Tibet, Çin’in en büyük ikinci özerk bölgesidir. Ülkenin batı savunmasında önemli bir rol oynayan Doğu Türkistan gibi Tibet de ülkenin güneyinden gelebilecek saldırılarının kesilmesinde önemli bir pozisyona sahip.

Diğer taraftan Tibetliler, ‘erdem’ hayranıdırlar ve Çinlileri ‘erdemden habersiz ve nasipsiz’ olarak tanımlıyorlar. Miskin görünmelerine rağmen zapt edilmeleri zordur, üzerlerinde yabancı bir otoriteyi asla kabul etmezler, silahlı ve fili eyleme çok yatkındırlar, silah tutkunudurlar, Çin ilerleyişinin karşısındaki en güçlü dirençlerden biri Tibetlilerdir. Köle ve sömürge gibi görünmekten rahatsızlık duyan Tibetliler, kendi yöneticilerine bile düzenli vergi vermezler.

çin

Zor da olsa Tibet’i elinde tutmaya çalışan Çin yönetimi, bölgeyi jeostratejik öneminin dışında, ülkenin can damarları olan Yangtze ve Sarı nehirlerinin kaynağı olmasından ötürü de elinde tutmayı hedefliyor. Tibet’ten doğan Yangtze ve Sarı nehirleri, Çin’in doğu kısmında gerçekleştirilen tarımsal faaliyetlerin ana kaynağı. Çin’in 1,5 milyarlık nüfusunu doyurma sorununu göz önüne alınırsa, iki nehrin dolayısıyla Tibet’in önemi daha net bir şekilde anlaşılır. Diğer taraftan eğer Çin, Tibet üzerindeki hâkimiyetini kaybederse, Tibet, Hindistan’ın bir uzantısı haline gelebilir. Sonuçta işgal altındaki Tibet ve Doğu Türkistan, Çin’in dünyaya açılan kapısıdır, Pekin onları kaybetmemek için her şeyi yapıyor. Başkente uzak olan bu bölgeleri devasa alt yapı yatırımlarıyla merkeze bağlanırken, demografik yapısı üzerinde de değişiklikler yapılıyor. Pekin yönetimi Çinlilerin bu bölgelere yerleşmesi bir dizi teşvikler sağlıyor.

İÇ MOĞOLİSTAN

Kuzeybatısını Doğu Türkistan’ı ve güneyini de Tibet’i kontrol altında tutarak güven altına alan Çin, Kuzey’inden gelebilecek olan bir saldırıyı da İç Moğolistan’ı kontrol altında tutarak engelliyor. Bu bağlamda ülkeyi güvenlik kalkanıyla çeviren Pekin yönetimi için bu bölgeler hayati öneme sahiptir. Ülkenin batısını Tibet, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan’ı kontrol altında tutarak güven altına alan Çin, ülkenin okyanusa açılan ve nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı doğu kesiminin güvenliğini sağlamak için de Güney Çin Denizi’ndeki etkinliğini arttırarak gerçekleştiriyor. Nitekim bu bölge en fazla tehdit altına olan bölge. Öyle ki, Çin doğudan küresel güç mücadelesi içerisinde olduğu ABD’nin müttefiki olan ülkelerle çevrilmiş durumda. Japonya, Guam, Güney Kore, Malezya, Endonezya, Singapur ve Tayvan’ın ABD’nin yanında yer alması Çin’in tedirgin olmasına yetiyor.

çin

ÇİN’İN PARÇALANMASI

Çin’in kuzeybatısı hem dış dünyaya bağlanması hem de batıdan gelebilecek tehditlerin önlenebilmesi açısında büyük bir öneme sahiptir. Nitekim ülkenin okyanusa açılan bölgesi, Washington ile müttefik olan ve ABD askeri üssü barındıran ülkelerle çevirmiş durumda. ABD’nin doğudan güvenlik tehdidi oluşturmasının yanında Çin’in dünyaya açılan su yolunu da kesme ihtimali mevcut. Böyle bir durumun yaşanması Çin’e büyük zarar verir. Öyle ki Çin, su yoluyla her yıl trilyonlarca dolarlık ithalat ve ihracat gerçekleştiriyor.

Çin’in doğusunu kontrol altında tutan ABD, ülkenin özerk bölgeleri olan Tibet, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan’ı kullanarak siyasi bir bölünmeye yol açabilir. Nitekim bu bölgelerde yaşan halkın büyük çoğunluğu baskıcı Çin rejimine karşı ve kendi özgürlüklerini kazanmanın yollarını arıyor. ABD’nin bu bölgede Çin’e karşı Uygur, Tibet ve Moğolları destekleme olasılığı Çin’i epey bir tedirgin ediyor. Ayrıca Tibet, Çin ve Hindistan arasında ihtilaflı bölgelerden. İki ülkenin Tibet üzerinden karşı karşıya getirilmesi de söz konusu.

Devasa coğrafyasından ötürü, Pekin yönetimi başkentten uzak olan Tibet, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan ile etkileşim kurabilmek amacıyla milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştiriyor. Havalimanları, yüksek hızlı tren hatları ve oto yolları inşa ederek bölgeye erişimin hızlı olmasını amaçlayan Pekin yönetimi böylelikle bölgede yaşanacak herhangi bir ayrılık mücadelesine hızlı müdahale etmenin zeminini oluşturuyor.

çin

İlerleyen süreçte, ABD ve Çin arasında gerçekleşen küresel güç mücadelesi, Çin’deki üç büyük azınlık Tibet, Uygur ve Moğolları da içine çekecektir.  İç Moğolistan’da, Tibet ve Doğu Türkistan’da bağımsızlık peşindeki güçlerin desteklenmesi uzun vadede Çin’in büyük sorun teşkil edebilir. Söz konusu durumda Tibet savunmasında da yaşanmıştı. Tibet için mücadele eden ve birbirine muhalif iki Budist liderden Pançen Lama’nın Çin’e, Dalay Lama’nın da İngiltere’ye dayanması buna güzel bir örnektir.

Çin’in etnik çatışma ile iç savaşa sürüklenmesi çok zor. 56 farklı etnik gurubun bulunduğu ülkede nüfusun yüzde 94’ünü Hanlılar (asıl Çinliler) teşkil etmektedir. Diğer etnik guruplar başlıcaları: 19-20 milyon arasında Türkler (Uygur, Kazak, Özbek ve Kırgız), 10 milyon kadar Şuanglar, 4 milyon Tibetliler ve 2 Milyon kadar da Moğollar.  Hanlar Çin’in güney kesimlerinde yaşarken, Tibet, Uygur ve Moğollar ülkenin batı kısmında kendi özerk devletlerinde yaşıyor. Dolayısıyla etnik gruplar arasında sınırların belirlenmiş olması etnik çatışmaya dayalı iç savaşı zorlaştırır. Fakat ülkenin batı kesimindeki azınlık toplulukların bağımsızlık mücadelesi içine çekilmesi Çin’e en fazla zarar verecek yollardandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest