Margilanlı Mücahit Yunus Ali

MERGILANLI BİR MÜCAHİT

Saçı sakalı bembeyazdı, sünnete uygun olarak bırakılan sakalı bir tutamı aşmayacak şekilde yaşlılığın en güzel yanını çehresinde temsil ediyordu.
Nurani yüzünde eksik olmayan bir tebessüm hâkimdi.
Duruşu, davranışları, gülüşleri, karşılama ve uğurlayışı, ikramı, izzeti ve vücut profiliyle tam bir Özbek beyefendisiydi. Köyün cami cemaatiyle vardığımız ziyaretlerde ayağım ondan yana hep hızlanarak giderdi. 1977 yılında fahri bir hizmetle vardığım köyün kıble tarafında yerleşen bir gurup aileye “Göçmenler” derlerdi. Köyün diğer tarafının tamamı ise 19. yüz yılın sonlarında Kafkasya’dan göç eden ve iskân edilen Nogay Cemboyluk kabilesinden oluşan muhacirlerdi.
Kur’an kursundaki nehari talebeler arasında Abdürrauf adlı çocuk Yunus Ali amcanın oğluydu, 1900 tevellütlü Yunus Ali amcanın yetmiş yedi yaşına rağmen Abdürrauf’un yaşı epeyce farklı olmasının nedenini de onun hikâyesinden anlayabiliyoruz.
Osmanlıların yıkılışı tüm zamanlarda dünyanın en büyük ve etkin olayıdır.
Bu, üç kıtada toprakları bulunan dev imparatorluğun Anadolu dışındaki arazisini düvel-i muazzama denilen 20. yüz yılın en büyük devletleri bölüşmeye başladıklarında Rusya’nın gözü başka bir tarafa bakıyordu. Adeta batıyla anlaşarak Osmanlı topraklarının taksimi sırasında doğudaki Türk kökenli devlet ve hanlıklardan bir müdahale olmasını önlemek istercesine Azerbaycan’dan doğuya doğru Asya’daki bütün Türk hanlık ve boylarının yaşadığı yerleri işgale başladı.
1917 yılında Ekim Bolşevik Devrimi denilen ve1990 yılına kadar sürecek komünizm hareketi Çin ve SSCB tarafından tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyordu. Bu arada Rusya’da Lenin ölmüş yerine Rus tarihinin en zalim modern çarı Stalin gelmişti. Bolşevik Rus orduları Kafkasya’dan başlayıp Çine dayanan Türk topraklarını istila ederek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini kurmuştu.
Türk illerinde büyük direnişler oldu elbette, ama yüzlerce halkı adeta robotlaştırarak yüz binlerce sayıda askeri olan ve zamanın bütün silahlarıyla mücehhez bir orduya sahip bulunan SSVB karşısında bu direnişler çok hafif kalıyordu. SSCB her işgal ettiği Türk iline yerli fakat uşak bir lider seçerek teslim ediyordu. En ufak kıpırdanışları, aykırı fikirleri ve toplanmaları en ağır cezalarla, sürgünlerle ve katliamlarla bastırarak işgal ve istilalarını sürdürdü.
Özbekistan da işgal altına alınmaya başlanmıştı. İslam dünyasının Buhara, Hokand, Yesi ve Taşkent gibi ilmi merkezlerini barındıran Özbekistan’da gençler silah namına nesi varsa Rus ordularına karşı durmaya başladılar. En iyi silah kaynakları da Rus askerlerinden elde ettikleri silahlardı.
Ülkenin her köşesinden gençler Fergana’da kümelenen mücahitlere katılmak için harekete geçtiler.
Yunus Ali, Margılan’a bağlı Tokuvay köyünde annesiyle beraber oturuyordu. Babasını yedi yaşında kaybeden Yunus Ali 18 yaşındaydı. Gençlere katılmak için yanıp tutuşuyordu ama annesi yaşlıydı, onu yalnız bırakamazdı. Bunu bilen annesi “oğlum beni düşünme, git memleketimizi savun, ben sana dualarımla katkı sağlarım” diyordu.
Yunus Ali Ferganada toplanan genç mücahitlerin yanına vardı, ama yanında silah namına bir şeyi yoktu, gençler seni aramıza alamayız, sana verecek silahımız ve atımız yok, biz de Ruslardan ele geçirdiğimiz at ve silahlarla mücadele veriyoruz, var git ananın yanına, dediklerinde Yunus Ali çok üzülmüştü. Aslında mücahit gençler onu sınama yapıyorlar, istek ve direncini ölçüyorlardı.
Köyüne dönüp evde fazla ne varsa satarak bir at ve tüfek alıp gerekli zad ü nevale ve diğer eşyalarıyla Fergana vadisinde mücahitlere katıldı.
1918’den 1923 yılına kadar Ruslarla mücadele ettiler. Yunus Ali, ara sıra anasına uğrar ve eksiklerini tedarik ederdi. Ancak SSCB bunlara ulaşacak bütün takviye yollarını kesince dev Rus ordusuyla savaşma imkânı kalmamıştı.
Yunus Ali Margılan’a döndüğünde evlendi. 1924 yılında anası Aşur Bibi Hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Özbek halkı için iki seçenek vardı: ya teslim olmak ya da kaçmak. Halkın kaçmak ve Atayurtlarını terk etmeleri için bir sebep yoktu ama mücahitler eğer kaçmazlarsa sonları sadece ölümdü.
Yunus Ali yakınları ve diğer kader arkadaşlarıyla Tacikistan üzerinden Afganistan’a geçmeyi planladılar bunu başarabilmek için iki ülke arasında yer alan Amuderya nehrini yüzerek aşmaları gerekecekti.
Yunus Ali geçtiği köylerden deri tulumu toplayarak bunlardan herkese birer tane verdi. Tulumların içine hava basarak balon haline getirdiler. Altına bir tulum – balon alan nehre atladı ve uzun bir yüzüşten sonra Önce Tacikistan’a oradan da Afganistan’a ulaştılar. Mezar-ı şerifte tekrar evlenip yurt edinen Yunus Ali 15 yıl burada kaldıktan sonra 1956 yılında ailesiyle beraber haccetmek amacıyla Suudi Arabistan’a gittiler.
Burada da 1960 yılına kadar ikamet eden Yunus Ali merhum Türkiye büyükelçiliğinden sığınma talebinde bulundu. İsteği Türkiye tarafından uygun görülünce 1962 senesinde Konya Kulu ilçesi Kırk kuyu köyüne iskân edildiler.
Burada son evliliğini Osmaniyeli 1928 doğumlu Zeynep hanımla yapan Yunus Ali amcanın bu hanımından Abdürrauf adında bir evladı dünyaya geldi.
1986’da vefat eden Margilanlı mücahit Yunus Ali Amca Türkiye’ye geldiği yıllarda Mücahit soyadını almıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest