ERMENİSTAN’DA GÜÇ MÜCADELESİ

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Rusya eksenli olarak inşa edilen İKİ KUTUPLU DÜNYA SİSTEMİ 1980’li yılların sonuna kadar devam etmiştir. Ancak yaşanan değişim sürecine daha fazla direnemeyeceğini anlayan Sovyet Rusya’nın kontrollü bir dağılım süreci ile kısa bir süre ABD eksenli tek kutuplu bir dünya sistemi yaşansa da Rusya’nın toparlanması, Avrupa Birliği’nin (AB) Doğu Bloğundan kopan devletlerle büyümesi ve Çin’in yavaş yavaş kendini hissettirmesiyle dünya çok kutuplu bir sisteme evrilmiştir. 2010’da patlayan Arap Baharı ile Ortadoğu’da kısmi bir değişim süreci başlamış fakat süreç henüz tamamlanmamıştır.

Gelinen süreçte dünya yeniden bir dizayn mücadelesi yaşamaktadır. Bu mücadelenin ana köşe başlarında ise Kuzey Afrika, Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Balkanlar sahasının yer aldığı ve küresel aktörlerin bu sahalarda “Vekalet Savaşları” ile yoğun bir güç mücadelesi yaşadıkları görülmektedir. Doğu-Batı enerji koridorunun en stratejik noktalarından birisi olarak ortaya çıkan Kafkaslarda 1988-1994 yılları arasında Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal eden Ermenistan ile en son çatışmalar 27 Eylül-9 Kasım 2020 döneminde yaşanmış ve Ermenistan’ı ağır bir yenilgiye uğratan Azerbaycan, topraklarının büyük bir bölümünü kurtarmayı başarmıştır.

Yenilginin ardından iç karışıklıklar yaşayan Ermenistan’da sular durulmamış ve nihayet 25 Şubat 2021 günü Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan, Başbakan Nikol Paşinyan’a istifa çağrısında bulunmuş ve hükumetin istifasını istemiştir. Durumu bir “darbe girişimi” olarak niteleyen Paşinyan, Genelkurmay Başkanı Gasparyan’ı görevden alma girişiminde bulunmuş ve ardından halkı sokaklara çağırarak karşı hamle yapmıştır. Paşinyan ile muhalefet taraftarları sokaklarda karşı karşıya gelirken Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan’ın, Gasparyan’ın görevden alınmasını onaylamaması dikkat çekmiştir. Zira Sarkisyan’ın bu tutumunu “darbe girişimine destek” ve hatta bizzat dahil olabileceği şeklinde yorumlayanların olduğu görülmüştür.

Ermenistan’da yaşananların esasında beklenen bir süreç olduğu hatırda tutulmalıdır. Zira son Karabağ çatışmasında Ermeni ordusunun ağır şekilde yenilgi almasının ardından Ermenistan’da başlayan Başbakan Paşinyan karşıtı protestolarla birlikte muhalefetin istifa çağrıları da devam etmekteydi. Hatta Meclis binasını basan protestoculardan bazıları, Paşinyan’ı “hain” olarak itham eden sloganlar atmışlardır. İktidara geldiği 8 Mayıs 2018’den itibaren Batı yanlısı tutum ve söylemleri ile birlikte Batı ve ABD ile yakın ilişkileri nedeniyle Rusya’nın Paşinyan’dan memnun olmadığı bilinmektedir. Bu arada olaylardan hemen önce yani 24 Şubat 2021 günü Paşinyan’ın “Karabağ savaşında Rus İskender füzelerini kullandık. Ama patlamadı” açıklaması nedeniyle darbe girişiminin arkasında Rusya’nın da olabileceği yorumları da yapılmıştır.

Paşinyan’ın füze açıklamasının ardından bir açıklama da Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’dan gelmiş ve “füzelerin kullanılması için Paşinyan’dan birkaç kez izin istediklerini ancak uluslararası toplumun tepkisinden çekinen Paşinyan’ın buna izin vermediğini” söylemiştir. Ardından Paşinyan’ın Rus yapımı İskender füzeleri hakkında yaptığı açıklamaların Rusya’da tepki ile karşılandığı birçok uluslararası basın kuruluşunda yer almıştır. Zira Ermenistan’da yaşanan iktidar mücadelesinin yalnızca Azerbaycan karşısında alınan ağır yenilgiye bağlı olmadığı muhakkaktır.

Ancak ABD-Rusya rekabetinin etkisi ve Rusya tarafından Batı yanlısı Paşinyan’ın iktidardan indirilerek, Kafkaslar sahasında önem atfedilen Ermenistan’ın Rusya’nın kontrolü altına alınmasını sağlama çabaları olduğu[1] göz ardı edilmemelidir.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ın istifa çağrısı karşısında halkı sokağa çağıran Paşinyan’ın Batı ve ABD tarafından destekleneceği beklentisi ile hareket ettiği kuvvetle muhtemeldir. Bu arada darbe girişimini desteklemesi beklenen Rusya’dan “Ermenistan’da yaşananlar endişe verici” açıklaması ile birlikte “Yaşananlar Ermenistan’ın iç işi” mesajıyla Batılı ülkelerin Ermenistan’ın içişlerine karışmamalarının ima edildiği görülmüştür. Rusya’nın açıklamalarının ardından Fransa ve ABD’nin sessiz kalması[2] Paşinyan’ı yalnız bıraktıkları şeklinde yorumlanmıştır.

Ermenistan’da yaşanan son gelişmelere geniş açıdan bakıldığında üç faktörün öne çıktığı görülmektedir[3];

1. Ermenistan’da süregelen yoksulluk ve yolsuzluk,

2. İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın zaferi ve Ermenistan’ın yenilgisi,

3. Ermenistan’da son bulmayan mikro ve makro nüfuz mücadeleleri.

Birbiri ile iltisaklı ve kısa zamanda çözümü de mümkün görülmeyen bu faktörler değerlendirildiğinde; 2018’de Batı’nın da desteği ile iktidara gelen Paşinyan, Rusya’nın yoğun hegemonyasından kurtulmak ve ülkede uzun yıllara dayanan yoksulluğa umut olarak görülmüştür. Ancak başarılamamıştır. 30 yıla yaklaşan bir süredir Azerbaycan topraklarını işgal altında tutan Ermenistan’ın yıllardır uzlaşmaz tutum takınması nedeniyle müzakerelerden barış çıkmamıştır. Paşinyan’ın barış için müzakere yerine “savaş stratejisi” ile “toprak kazanarak” barışa ulaşmaya çalışmasının ardından yaşanan İkinci Karabağ Savaşı’nda büyük ve ezici bir mağlubiyetle işgal altındaki Karabağ topraklarının büyük bir kısmını kaybedilmiştir. Ayrıca Ermenistan içerisindeki çeşitli grupların kendi içlerinde sürmekte olan nüfuz mücadelesine bir de çeşitli ülkelere yayılmış olan diasporanın dahil olması, güç mücadelesini içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. Dolayısı ile iç ve dış eksenli nüfuz mücadelesinin bakiyesi Paşinyan’a istifa çağrısı şeklinde dönüşü olmuştur.

Bu gelişmeler değerlendirildiğinde Rus lobisinin Fransa ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerden daha güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Ermenistan’da darbe girişimine karşı Paşinyan Hükumetini destekleyen Batı’nın geçmiş yıllarda kendi çıkarlarına hizmet edecek darbecileri destekledikleri bilindiğinden hareketle, Paşinyan’a olan desteklerinin süresi ve derecesinin hangi seviyelerde devam edeceği henüz bilinememektedir.

Rusya’ya olan bağımlılığın kuvvetli olması Ermenistan’a siyasi ve ekonomik olarak hareket serbestisi vermemektedir. Dolayısı ile ABD ve Batı ülkelerinin Ermenistan’ın jeopolitik durumunu dikkate almadan uzaktan uzağa destekler görülmeleri, reel politik açıdan bakıldığında ABD ve Batı’nın yakın ve orta vadede başarılı olmaları beklenmemektedir.

Sonuç Olarak;

27 Eylül-9 Kasım 2020 Savaşı, Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının bir kısmını kurtarması ile sonuçlanmıştır. Artık Ermenistan’ın bu durumu geriye döndürme imkân ve kabiliyeti olmadığını kabullenmesi gerekir. Hatta statüsü tanımlanmadan Rus kontrolüne bırakılan Ermeniler tarafından yapılan soykırımların sembol ismi Hocalı ile birlikte Hocavend, Hankendi ve Ağdere şehirleri ile bağlı yerleşim birimlerinin de barış müzakereleri kapsamında Azerbaycan’a iadesi yapılmalıdır. Bölgede kalıcı bir barışın sağlanması için Ermenilerin böyle bir tutum sergilemeleri önemli olacaktır. Zira aksi halde Ermenistan işgalci durumundan kurtulamamış olacaktır.

Paşinyan, muhtıra niteliğindeki bildiriyle yapılmak istenilen darbe girişimini şimdilik atlatmış olsa da gerek Ermenistan siyasetinde istikrarın sağlanması gerekse Azerbaycan ile kalıcı barışın yapılabilmesinin yolu Ermeni işgali altındaki topraklardan vazgeçildiğini deklare etmekten geçtiğini anlamalıdır. Aksi halde ilerleyen süreçte daha büyük ölçekli nüfuz mücadelesinde de Ermenistan yine kaybeden taraf olacaktır. Zira ABD ve Batı’nın Kafkaslardaki nüfuz mücadelesinin bir safha sonrası Gürcistan, Ukrayna ve Moldova üzerinden devam edeceği muhakkaktır. Bu coğrafyada pasif Batı politikasının başarı şansı yoktur.

Bu arada Karabağ Savaşı’nda Ermeni Taşnak örgütünün yönlendirmesi ve talebiyle birlikte Batı’nın da teşvikiyle Suriye ve Irak sahasında yer alan PKK terör örgütü elemanlarının Karabağ’a geçerek Azerbaycan’a karşı savaştığı unutulmamalıdır. PKK’nın Azerbaycan-Ermenistan barışını istemeyeceği hatırda tutulmalıdır. Ermenistan ile kalıcı barış görüşmeleri yapılırken Ermenistan topraklarında başta PKK olmak üzere Türkiye ve Azerbaycan aleyhine faaliyet yürüten terör örgütlerine müsaade edilmeyeceği hususu mutlaka mutabakat zaptına dahil edilmelidir. Aksi halde bu coğrafyada üstlenecek terör örgütleri kalıcı barışın en büyük sabotajcısı olacaklardır.

Son söz olarak; Ermenistan’ın daha büyük sıkıntılara maruz kalmamak ve en kısa sürede ekonomik sıkıntılardan kurtulmasının yolu Azerbaycan ile toprak sorunlarını çözerek imzalayacağı barış antlaşmasından ve ardından Türkiye ile geliştirmesi gereken iyi ilişkilerden geçmektedir. Bu sürecin sorunsuz başarılması halinde Çin’in “Bir kuşak bir yol projesi” güzergahında yar alan Kafkaslar sahasına ekonomik yatırımların yönelmesine engel kalmayacaktır.

                                           :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.A. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. cingozismail01@gmail.com.

[1] Kemal İNAT; “Türkiye’nin Çevresindeki Güç Mücadelesi Hareketleniyor”, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), 27.02.2021.

[2] Abdulkadir SELVİ; “Ermenistan’da Neler Oluyor?”, Hürriyet, 26.02.2021.

[3] Ferhat PİRİNÇÇİ; “Ermenistan’da Sürpriz Olmayan Gelişmeler”, SETA, 27.02.2021.

Resim: TRT Haber, 25.02.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest