Könül Hacıyeva: BİRBİRİNE BENZEYEN IKI KISA ŞAİR ÖMRÜ

Nazim Əhmədli şair-publisist

Kırımın sesi qazetesinin Azərbaycan təmsilçisi

Könül Hacıyeva

Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi, Edebiyat Enstitüsü, Doç.Dr.

BİRBİRİNE BENZEYEN IKI KISA ŞAİR ÖMRÜ

Zamanında Azerbaycan’da ve Anadolu’da, halk tarafından sayılan sevilen pek çok halk ozanı mevcuttu. Çoğu Kuran’ı, Arapçayı ve Farsçayı iyi bilen, mükemmel eğitimli, halk arasında büyük saygı gören kişilerdi. Böyle şahsiyetlerden biri de, asıl ismi Recep olan ve Kağızmanlı Hıfzı olarak bilinen Karslı söz üstadıdır. Kağızmanlı Hıfzı kendine has duygusal şair kalbi ile doğayla, insanlarla, dünya ve ahiretle ilgili birçok konuya tavrını ifade etmiş, uzun sürmeyen yaşamı boyunca değerli eserler kaleme almıştır. Karsdaki sanat ortamının onun bir şair olarak yetişmesinde, kuşkusuz, büyük ölçüde etkisi vardır. Eğitimli, geniş dünya görüşüne sahip, sözlü edebiyata, dini bilgilere, tasavvufa vakıf olan, çok destan ve hikaye bilen insanların arasında dünyaya göz açmiş olan Recep, tüm bunlardan hoş nasibini almıştı. Genç olmasına rağmen, zamanında bilgisi, zekası, eğitimi, geniş bakış açısıyla çevresindeki insanların saygısını kazanmış olan şair yaşadığı hayatla, verdiyi öğretimle ve din alanında gösterdiği hizmetle birçok kişiye örnek olabilecek bir kişiliğe sahiptir. Şiirlerindeki duygusallık, coşku ve güçlü hisler nedeniyle aşık Hifzi, azerbaycanlı şair Mikayil Müşfik ile aynı manevi düzlemde yer alıyor. Onları bir-birine yakınlaştıran iç dünyaları, ruhsal alemleridir. Kağızmanlı Hıfzı’nın hayatı ve sanatı bir çok yönleri ile meşhur Azerbaycan şairi Mikail Müşfik’i andırıyor. Şöyle ki, bu iki şairin yaşam hikayelerindeki ortak hüzünlü notalar, şiirlerindeki üslup ve konu benzerlikleri şiirleri arasında karşılaştırma yapmamızı sağlıyor. Mikail Müşfik der:

Sabah Novruz bayramıdır

Diye-diye yatıyorduk.

Çeкdiğimiz acıları

Sеvinçlere katıyorduk.

Bu akşamsa men yalnızam,

Etrafımda yok bir кimse.

Kapdırmıyor bu yalnızlık

Fakat meni gayrı hisse.

         Şair, herkesin mutlu olduğu ve hayattan zevk aldığı bayram günlerinde kalbindeki üzgünlüğü hüzünlü notalarla ifade ediyor. Şiirlerinde yarattığı etkileyici levhalarla okuru hayalen o hüzünlü bayram gecesine alıp götürüyor. Aynı hüznü ve burukluğu biz Hıfzî’nin “Mübarek olsun” isimli şiirinde de görebiliyoruz. Şair, sevinç ve mutluluk duyulması gereken bayram gününde üzüntülerin en acısını yaşıyor. Ayrılık acısını.. Hıfzı der:

Herkes sevgiliyle bayramlaşıyor

Ben ağlarım gözüm yaşı taşıyor

Gönül mecnun olmuş dağlar aşıyor

Leyla can bayramın mübarek olsun

Eller bayram eder ben yas çekerim

Mor menekşe gibi boyun bükerim

Alıştı vücudum misal-i Kerem

Aslı can bayramın mübarek olsun

Kağızmanlı Hıfzı gibi Mikail Müşfik de genç yaşında hayata veda etmişdir. Hayatının otuzuncu baharında pantürkist adlandırılarak, devlete karşı çalışmakta suçlandırılmış ve idam edilerek naaşı Hazar denizine atılmıştır. Şiirlerinde yurt ve millet sevgisinin, insan ve tabiat güzelliklerinin  övüldüğü, bir duygu ve kalp şairi olan Muşfik 30 yıllık kısa ömründe halk edebiyatının, aşık şiirinin etkisi ile kaleme aldığı güzel eserleri ile ün kazanmıştır. Müşfik’in şiirlerini halka sevdiren en önemli nokta ise onların koşmalara benzeyişi, halk dilinde söylenmiş folklor örneklerini hatırlatmasıdır.

Dolaşma sıldırım sal kayalıkta,

Taşlar ayağını ezer, maralım!

Gel seni besleyim gözümün üste,

Etme aşıkından hazer, maralım!

Ömürleri bir-birine çok da uzak olmayan tarihlere tesadüf eden bu iki şairin şiirlerindeki yakınlık aynı soydan gelen iki kardeşin kalp ve ruh yakınlığıdır, dersek, yanılmış olmayız. “Yine hayalime düştü sevdiğim, Di gel yollarına kurban olduğum” diyen Hıfzı’dan bir kaç sene sonra  Müşfik bu satırları yazacaktı: “Bilmem harda kaldı o nazlı turnam, O hoş sedasına kurban olduğum”. Şair Hıfzı’nın “Esen rüzgarlarla yine bir selam söyle dillerine kurban olduğum” demesine Müşfik sanki bu sözlerle yanıt veriyordu: “Men iltifat ettim, o kaçdı menden, kaçkın edasına kurban olduğum”. Baktığımız örneklerde bir-birinden habersiz iki şairin şiirlerindeki gönül bağını görmemek mümkün değil. Bu bağlılık şairlerimizin sahip olduğu Türk düşüncesinden, ruhlarına hakim olan o büyük sevgiden ve bu sevgi yolunda hiçbir şeyden korkmamak, aşk fedaisi olmak duyğusundan ireli geliyordu. Hıfzı’nın korkmazlığı Vatana, halka, güzelliğe olan ilgisinden kaynaklanıyordu. Kağızmanlı Hıfzı’nın mücadeleci tutumu, çevresinde olup biten bir çok sosyal-siyasi olaylar kaleme aldığı şiirlerinde sanatsal açıdan ifadesini bulmuştur. Mikail Müşfik de eserlerindeki cesur ve savaşçı ruhu ile bugüne kadar okurlarının beğenisini kazanmaktadır. Her iki şair hayatları boyunca karşılaştıkları üzücü olaylara, olumsuz durumlara kalbi sızısı ile yanıt vermiş, hassasiyet göstermişlerdir. Sevgiliye karşı kaygı dolu samimiyet, tutkulu aşk, sevdiğini koruma duygusu ve aşk yolunda her türlü zorluğa hazır olma hissi bu şairlerin aşk şiirlerinin ana çizgileri olarak geçer. Mikail Müşfik der:

Ayrılık oduna gönül dayanmaz,

     Aşk oduna yanan bir daha yanmaz,

   Çeкdiğim naleden niçin uyanmaz

 Şirin rüyasına kurban olduğum?

Kilometrlerce uzakta diğer bir Türk torpağında yetişen Kağızmanlı Hıfzı’nın bu satırları aynı hiss ve heyecanı ifade etmekdedir. 

İşitsen sedamı uyanır mısın?

     Yok yere kanıma boyanır mısın?

        Sevdam sende olsa dayanır mısın?

     Uyan gözlerine kurban olduğum

         Şiirlerde belirtilen yakınlık hissi, mahremlik duygusu şairlerin ince yüreğinden, sevgiye ve sevilene karşı duydukları saygıdan, besledikleri merhamet hissinden haber verir. Ayrı-ayrı sosyal ortamlarda yetişmelerine, farklı eğitim görmelerine rağmen manevi dünyaları, sanat tutkuları birbirine çok yakın olan Mikail Müşfik ve Kağızmanlı Hıfzı yazdıkları şiirlerle okurlarının yüreğine ve hafızasına hem büyük şair, hem hassas kalpli insan, hem de bilgisini genç nesilden esirgemeyen örnek bir öğretmen olarak kazınmışlar. Her iki şairin gönülle sohbetinin geçtiği şiirleri vardır. Müşfik’in “Gönül” redifli şiirinde okuyoruz:

Ah, bu uzun sеvda yolu

Vurulur mu başa, gönül!

     Nişan aldım, кeman attım,

   Değdi okum taşa, gönül!

Hıfzı da aşk feryadı ile onu gaflet uykusundan uyandırarak deli divane eden gönlüne hitap ederken şöyle der:

Nârası gafletten beni uyarttı

Kıldı kendi gibi divane gönül

Eyledi şulesi aşkın şemisi

Başladı dönmeye pervane gönül

Aşkın tüterek yanan muma, gönülün ise mumun etrafında dönen pervaneye benzedilmesi şiirin sanatsal gücünü arttırmış, ordakı şiirsel etkiyi kuvvetlendirmiştir. Müşfik de sevda yolunun uzun ve meşakkatli olmasından şikayetcidir. Şair bu yolun zor olmasından, “okunun taşa değdi”ğinden bahs ediyor. Bu mahrem söhbet içerisinde onun da hitap ettiği sırdaşı gönlüdür. Bu sanatkarlarımızın duygu dolu kalp şairi olduklarını birçok şiirlerinde görmek mümkün. Her biri yazdığı “Gönül” adlı şiirinde gönülden şikayetini dile getiriyor. “Sever bir gül gibi mahbubesini Düşer bülbül gibi bizare gönül” diyen Hıfzı’nın ardından Müşfik sanki onun sözünün devamını getirircesine şöyle der: “Kaldım hicran umuduna, Ey qırılan şişe gönül”. Böylece, bir Türk ozanının düşüncelerini başka bir Türk şairi, başka bir zamanda, başka bir mekanda devam ettirerek onun yürüttüğü fikir kervanını tamamlar. Şairlerin şiirleri bazında yaptığımız bu tür karşılaştırmalar, onlardakı düşünce benzerliğinin ve şiirsel ifade yakınlığının ortaya konulması için büyük önem taşıyor. Mikail Müşfik ve Kağızmanlı Hıfzi’nin yaşam öyküleri ve sanat yolları arasında yapılan kıyaslamalar onların talih benzerliklerini, benzer yaratıcılık yönlerini yakından takip etmemizi sağlar. Turan topraklarının muhteşem doğa güzelliklerinin bulunduğu memleketlerde doğularak büyümeleri, her iki şairin yaratdığı eserlere yansımıştır. Şöyle ki, şiirlerindeki güçlü tutku ve ihtiras, yüksek ruh ve coşkulu ilham, bu şairlerin doğa ile iç içe olduklarını ve yaratıcı enerjilerini koynunda büyüdükleri doğal güzelliklerden aldıklarını gösterir. Biri Kars’ın güzelliklerini seyr ederek doğanın yarattığı levhaları satırlara göçürmüş, “Çiçekler”, “Avcıya sesleniş”, “Seher yelleri”, Kar çiçeği” kimi şiirler yazmışdır. Diğeri ise, Hızı dağlarından, güzel Azerbaycan’ın tabiat manzaralarından aldığı ilhamın etkisiyle “Ülkem”, “Dağlar”, “Yalnız ağaç”, “Göy göl”, “Beyaz çöller” adlı şiirlerini kaleme almıştır.

Kağızmanlı Hifzın’ın ve Mikail Muşfik’in şiirlerindeki canlılık, konu genişliği ve anlam derinliği, iyi eğitim ve gençliyin verdiyi yaşama tutkusunun birleşiminden doğmuştur. Yaşama sevgisi, yaratmak şevki ile çarpan genç şair kalbi ve bilgi ile, yetenekle yoğrulmuş bir aydının ruhunun birleşmesi sonuçunda yalnız böyle dehalar yetişebilirdi. Bu yazımızda Türk dünyasının iki büyük şairi arasında karşılaştırma yapmaya, onların birbirlerine yakın yönlerini ortaya koymaya çalıştık. Kağızmanlı Hıfzı’nın Azerbaycanda,  Mikail Müşfik’in ise Türkiyede tanıtılması yolunda küçük de olsa katkımızın olduğunu bilmek bizleri mutlu eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest