KIRIMLI BİR TATAR BEYEFENDİSİ: Prof. Dr. İHSAN ÖZKAYNAK

Köşemizin bu günkü sahibi nereye giderse gitsin nezaketiyle, şefkat ve merhametiyle, samimi millet sevgisiyle, çalışkanlığı ve diğerkâmlığı ile gönülleri fetheden sevgili hocamız Prof. Dr. İhsan Özkaynak.

Hocanın anlatmakla bitmeyecek şahsiyeti ve hizmetlerini benim penceremden dile getirmem elbette yetmez. Ama bana çok emeği geçmiş birisi olarak hiç olmazsa bu kadarını yapmak istedim.

Hoca için konuştuğum insanlar ağız birliği etmiş gibi “çok iyi insandı” dediler.

Hepimizin menzili bu değil mi?

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Sevgi hocanın şu beyiti bana İhsan hocamı hatırlattı:

ER KİŞİ

Musalla taşına mecburen uğrar her kişi,

Fakat pek nadir görülür orada er kişi.

Hoca sadece iyi bir insan olmayıp, nadirattan görülen bir er kişi idi bence.

ÖZGEÇMİŞ

Aslen Kırımlı olan Prof. Dr. İhsan Özkaynak 1934 Ankara Altındağ ilçesi Sarıbeyler köyü doğumludur. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamlamıştır.

1959 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun olmuş, vatani görevini yaptıktan sonra, 1960 yılında mezun olduğu okula atanmıştır.

Aynı Fakültede Dr. Asistan, Doçent ve Profesör olmuş, 1969-70 yıllarında Almanya’da bilim dalı ile ilgili araştırmalarda bulunmuştur.

1982 yılında Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde rotasyonla göreve başlamış ve 1983 yılında bu fakültenin Profesörlük kadrosuna atanmıştır.

1985-88 yılları arasında, kadrosu Selçuk Üniversitesinde kalmak üzere, 3 yıl süre ile Dicle Üniversitesi

Şanlıurfa Ziraat Fakültesi’nde Dekanlık görevini sürdürmüştür.

1989-1995 yılları arasında 6 yıl Selçuk Üniversitesi’nde Rektör yardımcısı olarak,

1991 ve-96 yılları arasında da Ziraat Fakültesi Dekanı olarak görev yapmıştır.

1996 yılında kendi isteği ile emekliye ayrılan Prof. Dr. İhsan Özkaynak evli ve 3 çocuk babası olup

2014 yılında vefat etmiştir. Kendi vasiyeti üzerine Konya’da Üçler Mezarlığına defnedilmiştir.

Eşi de 24 Şubat 2021’de hocanın yanına gömülmüştür.

HATIRALARIMIZDA İHSAN HOCAMIZ

Prof. Dr. İhsan Özkaynak hiç şüphesiz tanıdığım en kibar ve nazik insandı. Belki arkadaşı Cinuçen Tanrıkorur ile birbirlerine yakın olabilirlerdi bu konuda. Sadece konuşmasıyla değil, giyimi kuşamı, tipi ve her hali tavrıyla etrafa ben çok nazik bir insanım mesajını veriyordu. Konuşurken sesini “başkası duymasın” der gibi kısardı. Yükselttiğini ise onca yıl hiç duymadık desem yalan olmaz. Oysa aynı zamanda hem Rektör Yardımcılığı hem de Fakülte Dekanlığını yürütmüştü. Şahsen ben hocayı sinirli gördüm ama sesini yükselttiğini duymadım. Çevresindeki iş bilmez insanlara karşı bile çok sabırlı ve anlayışlı idi. Yapılacak işi tekrar tekrar tarif eder, olmayanı düzeltmelerini yine nazik bir dille isterdi.

Bu sabır ve nezaket Balık burcu erkeğinin tipik özelliklerindendir. Burcunun özelliklerini gösteren hocamız, romantik, duygusal, merhametli ve şair ruhlu birisidir. Şefkatli bir eş ve babadır. Dost canlısıdır. Kavgayı hiç sevmez ve çabuk affeder. Balık burcu erkeklerinin bazıları çok şanslıdırlar. Hoca onlardan biri mi kendisine sormamız gerekirdi ancak gelinen noktalara bakarsak onlardan olması kuvvetle muhtemel.

Benim hocayla ilk karşılaşmam 1984 yılında Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesinin Araştırma görevlisi alımı sınavında oldu. Biz sınavda iken hoca her zamanki lacivert takım elbiselerini giymiş, o salondan o salona koşturuyordu. Çok hareketli bir insandı. Masasında uzun süre oturmaz, bir bahane ile kalkıp dolaşır, okulda işi biter bitmez de geri kalan zamana göre ya okulun bahçesinde,

veya kampüste ya da çevre ilçelerde araziye çıkardı. Bu çıkışlara muhakkak bizi de götürürdü. Her çıkışta bir yığın bilgiyle dönerdik fakülteye. Pratiği kuvvetli, dolu dolu bir hocamızdı. Yoğun faaliyetleri arasında bizi de yönlendirmeyi, ufkumuzu açmayı ihmal etmezdi. Bunun için de sık sık odasında slayt gösterileri yapardı. Boş durmayı sevmezdi.

İhsan Bey Şanlıurfa’da görev yaptığı yıllarda biz asistanlara gönderdiği bayram ve yeni yıl kartlarının üstünde isimlerimizin önüne Doç. Dr., Prof. Dr. gibi unvanları yazarak postalardı. Hepimiz yanlışlık olmuş zannederdik ama bize hedef göstermek için yaptığını neden sonra anladık. Kendisi bizden bir adım değil, binlerce adım öndeydi.

Hoca sınav salonuna geldiğinde öyle pozitif bakıyordu ki bana, büyük bir desteğin geldiğini hissettim. Yanıma gelerek “Ankara’dan gelen siz misiniz?” mealinde bir soru sordu. Meğer hoca Ankara’ya gittiğinde Ziraat Fakültesinin yemekhanesinde Bitki Koruma Bölümü hocalarıyla karşılaşmış. Özellikle rahmetli Prof. Dr. Abdullah Gürcan beni çok methedip “O’nu biz alacaktık, siz bizden çalıyorsunuz “demiş. Gerçekten daha 3. Sınıfta hocalarım beni asistan almak istediklerini söylemişlerdi. Hem onların tavsiyeleri hem sınav performansım hem de zaten insan sarrafı olan İhsan hocamız ve Oktay hocamızın taktirleri ile Tarla Bölümüne araştırma görevlisi olarak atanmıştım.

Sorumluluğum Prof. Dr. İhsan Özkaynak hocama verilmişti. Bu bana yapılabilecek en büyük iyilikti.

Yalnız nezaketi için değil, her yönden. Yıllar sonra hocanın beni ne kadar korumaya çalıştığını daha iyi anladım. Ne yazık ki korktukları oldu ve ben bu tertemiz yüreğimle etrafımdaki tehlikeleri göremedim. İhsan hoca oda seçimlerinde kıyıda köşede en dar odayı seçer “Meryem burası iyi” derdi.

Çünkü yalnız oturmamı isterdi.

Gerçekten mecburi arkadaşlıklar yüzünden hayatım alt üst oldu. Hoca neler olabileceğini çok önceden görmüştü. Uzun süre beni tehlikelerden korudu. İş işten geçtiğinde, hastalandığımda da yine herkese rağmen benim işimi kaybetmemem için elinden geleni yaptı. Hastalanmama sebep olan kişiler her gün hocaya okuldan atılmam için baskı yaparken, hoca onları fazla kızdırmadan atlatır, akabinde

odamın önünden geçerken bana “Yavrum bu ara kitaplarını götür evde çalış” derdi. Zira hocam hasta olmasam işimi ihmal etmeyeceğimi bilirdi.

İnsanları idare edip beni korumayı başarıyordu. Hocanın bu özelliği herkeste olan bir haslet değil.

Bütün bunları gözyaşları içinde yazıyorum. ALLAH HOCAYI VE SEVDİKLERİNİ CENNETİN EN GÜZEL YERLERİNE KOYSUN. Çok şükür şimdi iyiyim. Kötü niyetlilerin dediği olsaydı acaba ne halde olurdum?

Gerçek idarecilik işte budur.

İsmail Gaspıralı ile ilgili yazıyı yazarken bu “kötülüğü iyilik ile savma” hasletinin kendisinde adeta pik yaptığını gördüm tıpkı hemşerisi olan İhsan hocamız gibi. En enteresanı bu olmakla birlikte diğer pek çok özellikleri de şaşılacak kadar birbirine yakındı. Muhtemelen hocamız Gaspıralı’nın fikirleri ile büyümüştü.

Fakültede göreve başlar başlamaz Entomoloji ve Fitopatoloji derslerine girmek için görevlendirildim. Henüz asistan olduğum için Entomoloji dersini Prof. Dr. İhsan Özkaynak, Fitopatolojiyi Doç. Dr. Sami Özçelik kontrolünde veriyordum.

İlk derse İhsan hocayla girdik. Kendisi beni takdim etti. Ben derse başladım. Hoca baktı ki çok heyecanlıyım “Biraz işim var” diyerek dışarıya çıktı. Hocam ne güzel bir insandı!

Zamanla derslere alıştım. Formasyon almadığım için sınavlarda çıkan bazı hatalarımı da hoca öylesine kırmadan uyarıyordu ki beni sonuçta ne ben ne de öğrenciler üzülmeden mesele halloluyordu.

Hoca okuldaki işleri tamamlayınca hemen bir arazi ya da kurum ziyareti ayarlardı. Genellikle benim de katılmamı isterdi. Düşünüyorum da arazi çıkışları için benim imkanlarım sınırlıydı. Oysa hoca ile dolaşmak bana her yönden çok şey katıyordu. Hem yöredeki problemleri yerinde görüyor hem de çevreyi ve meslektaşları tanıyordum. Arazide gördüklerim derslerde bana, dolayısıyla öğrencilere çok faydalı oldu. Hocama çok şey borçluyum.

Derslere girdiğim için yüksek lisans tezimi Ankara’da bitirme imkânım olmadı. Konya’da denemeleri yeniden kuracaktım ama Fakülte yeni olduğu için basit cam malzemeler bile yoktu.

Bir gün İhsan hocam “Hazır ol gidiyoruz” dedi. Önce Toprak- Su Araştırma Enstitüsü’ne gittik.

Müdür Beyle ve yardımcısı Ziraat Yüksek Mühendisi Nurettin Kayıtmazbatır ile görüştük

Kırım tatarı olan Nurettin Beyle Hoca iyi arkadaştılar. Çalışacağım etüvü oradan ayarladık.

Daha sonra Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümüne gittik. Bölüm Başkanı eski Rektörlerden Prof. Dr. Rıza Çetik idi. Dört desikatör ve diğer cam malzemeleri de oradan temin ettik.

Tezimi Toprak-Su Araştırma laboratuvarında çalışarak tamamladım.

Ödünç aldığım desikatör ve cam malzemeleri de Biyoloji bölümüne iade ettik.

İhsan hocam çok merhametliydi. Baba şefkatine sahipti. Benim işimin hallolması için laboratuvar laboratuvar gezmişti

Hoca Rektör Yardımcısı iken saat 15-16 gibi işlerini bitirince Kampüse gelir ve oraya yeni dikilen fidanlarla ve etraftaki çimlerle ilgilenirdi. Onlarda bir hastalık veya zararlı tespit ederse hemen beni devreye koyardı. Çam fidanlarında sık sık zararlı problemi çıkar, bazen ilaçlama yapmak zorunda kalırdık.

Hoca bu işe iyiden iyiye gönül vermişti. Bana hep “Bunlardan kuşlar beslenecek, öğrenciler gölgelenecek” derdi. Sonraki yıllarda kocaman olan ağaçların altından geçerken hep hoca aklımıza geldi. Emek, emek, emek…Mizanınıza konsun inşallah canım hocam.

Hoca şairdi. Vatan ve millet şiirleri yazardı. Tarihe özellikle Türk tarihine çok meraklıydı.

Geçmişle ilgiliydi. Bugün de boş durmayı sevmez, gelecekle ilgili projeler yapardı.

Çok çalışkandı. Bizler arazide de büroda da hızına yetişemezdik.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesinin kadrolu hocası olan merhum Prof. Dr. Mahir Kaynak ile de muhabbetli bir arkadaşlıkları vardı.

Sanatı ve sanatçıları çok severdi. Cinuçen Tanrıkorur ve Konya’nın mahalli sanatçısı Kör Ahmet lakaplı Ahmet Özdemir ile çok iyi arkadaştılar.

İhsan hocam bana sık sık bir müzik aleti çalmak gerektiğini, bunun psikoloji üzerine çok olumlu etkileri olduğunu söyler ve Osmanlı sarayının haremini örnek verirdi. Sefer zamanlarında haremdeki hanımların kapalı ortama müzikle dayandıklarını söylerdi.

İhsan Beyin Tarih Konuşuyor/Vatan Şiirleri ve Atam’a Çağrı adlı şiir kitapları yayınlanmıştır. Yayına hazırlanan iki şiir kitabının da olduğundan haberdarız.

Bir şiiri de TRT’nin 1998’de açtığı 75. Yıl Marşı yarışmasında birincilik ödülüne layık görülerek bestelenmiştir.

İhsan Hoca Rektör Yardımcılığı yaptığı dönemde efsane liderler olan İsa Yusuf Alptekin ve

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Üniversiteye davet edilip konferans vermelerine öncülük etmiştir.

Ziraat Fakültesindeki amfilerden birine Kırımoğlu’nun adı verilmiştir.

Daha sonra kendisine Fahri Doktora unvanı da verilmiştir.

Kadirşinas bir insan olan hocamız bu faaliyetlerden son derece mutlu olmuştur.

Hocanın bu samimi ve coşkun milliyetçilik duygularında anavatanı Kırım’a olan özlemi ve nesilden nesile taşınan göç stresinin de etkisi olduğu muhakkaktır.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Öğüt’ün 2020 yılında Atlas Akademi Yayınevinden çıkan ve içinde bir ömür olan,” Sıladan Sılaya” adlı samimi ve akıcı bir üslupla yazılmış, Türk tarihine ışık tutan kitabında Prof. Dr. İhsan Özkaynak’a da bir bölüm ayrılmıştır. Burada hocanın diğer hizmetleri yanında özellikle Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Ziraat Fakültesini ziyareti konusunda teferruatlı bilgi verilmiştir.

Hazır yeri gelmişken meslektaşımız da olan, büyük siyasetçi ve aktivist Kırımoğlu ile ilgili bir yazının sözünü de verelim.

Prof. Dr. İhsan Özkaynak Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesinin kuruluşunda görev almıştır.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesindeki akademik ve idari kadroların oluşturulmasında ve Fakültenin

fiziki imkanlarının geliştirilmesinde yoğun çaba harcamıştır.

KOP projesi ile ilgili ilk çalışmaları kendisi yapmıştır.

Üniversitemizde araştırma ve uygulama alanlarının geliştirilmesinde büyük katkıları olmuştur.

Alaeddin Keykubat kampüsünün ağaçlandırılması ve yeşillendirilmesindeki emekleri hepimizin malumudur.

Bir Türk Dünyası sevdalısı olan hocamız, kampüse “Türk Büyükleri” ve “Kültigin” anıtlarının yapılmasına da öncülük etmiştir. Sık sık bu alana kadar gider ve görünümü zevkle izlerdi.

Prof. Dr. Bayram Sade, Prof. Dr. Mustafa Önder, Prof. Dr. Özden Öztürk ve Prof. Dr. Ramazan Acar

İhsan hocamızın yetiştirdiği yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden bazılarıdır.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü’nün kadirşinas öğretim üyeleri yeni açılan Uygulama ve Araştırma Merkezine Prof. Dr. İhsan Özkaynak’ın adını vererek hepimizi memnun etmişlerdir. Kadirşinas hocanın kadirşinas öğrencileri olur elbette…

Sevgili hocam fitne kapılarını hep kapatır,” herkes işiyle meşgul olsun” derdi.

Kendisi hep böyle yapardı.

Ne incitir ne de incinirdi (En azından kolay kolay incinmezdi).

Kimseyle küs kalmazdı.

Sofilerin tarif ettiği üzere…

O Mevlevi meşrep, güzel bir insandı.

Ankara’da oturmasına ve tüm akrabalarının orda olmasına rağmen Konya’ya Üçler mezarlığına defnedilmeyi vasiyet etti.

Bu çok şey ifade ediyor.

Sevgi ve muhabbetin derecesini gösteriyor.

24.02.2021 tarihinde eşi de hocamızın yanına defnediliyor.

Mekanları cennet olsun.

Korktuklarından emin, umduklarına layık eylesin Rabbim.

Biz razıyız Allah da razı olsun…

Aşağıdaki beyit hem babalarını hem annelerini kaybeden hocanın evlatları ve biz manevi evlatları için yazılmış gibidir.

Dilde gam var şimdilik lütfeyle gelme ey sürur

Olmaz bir hanede mihman mihman üstüne

Rasih

TEŞEKKÜR

Yazıya döküman desteği ile yardımcı olan Prof.Dr. Mevlüt Mülayim, Prof.Dr.Hüseyin Öğüt
ve Prof.Dr. Ramazan Acar’a içten teşekkürlerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest