Kırım Tatar’ı Hasan Polatkan Adını Eskişehir CHP’li Belediyeler Kaldırdı

Ad değiştirmek şan değildir!

Taşın, lületaşının değerli olduğu şehir, Eskişehir. Taşlaşma ve metalleşme yolunda hızla ilerliyor!

Ad vermenin dayanılmaz hafifliği

Eskişehir ziyaretimiz sırasında ana cadde adlarının değiştirildiğine şahit oldum, epey de güldüm. Zira verilen isimler çok “yaratıcı” bir zihnin ürünü olarak Eskişehir’in ana arterlerine saçılmış, komedi sınırlarını zorluyordu. Öyle ki Hasan Polatkan Bulvarı’nın adı silinmiş, yerine ilk reis-i cumhur’un adı verilmiş. Yunus Emre Caddesi, yine “cumhuriyetin kurucusu”nun bir başka adını almış. Zaten iki ana caddenin ismi de M. Kemal Paşa’nın diğer isimleriyle adlandırılmıştı. Yakında Eskişehir adı yerine Selanik adını ya da doğum yeri kaydı nedeniyle Gaziantep ismini haritalarda görürsek şaşmayacağım. Ama bu, kara mizahın göbeğinde göbeğini kaşıyan rant peşindeki belediyenin tarihe ve sisteme sırtını dayayıp matah bir şey yapıyormuş gibi kasılmasını durdurmaz, zira ‘rant’ı ideoloji maskesiyle gizleme operasyonundan başka bir iş değildir bu.

Pişkin bir isimlendirme anlayışı. Bir ismin hakkını tevdi etmek değil, bir isimle insanları dövmek, onların gözünden heykellere aktarılan parayı saklamak için “bakın gericiler heykel istemiyor!” demek kurnazlığı falandır. Eskişehir’e girersek çıkamayız. Öyle ya, denizi olmayan şehre gemi getirme mahareti olan uyanıkların suyuna gidersek “ad vermenin-ad almanın” esrarına değil, Ali Cengiz oyununa ulaşırız ancak. Atatürk Caddesi, Kemal Atatürk Caddesi, Mustafa Kemal Caddesi… Ankara’nın sayfiyesi, bürokrasinin yan gelip sanal sahilinde yattığı bir şehir, sokaklarına ne ad verirse versin, sakladıklarını gizleyemiyor işte!

Ad silmenin en kurnazcası

Hasan Polatkan, Eskişehirli, 1960 darbesiyle idam edilen bakanlarımızdan. “Demokrasi şehidi” diyenler dahi adının o bulvarın yeniden isimlenmesine gık dememişlerdir! “Kırk yıllık kani, olur mu yani” sözü daha çok kanaatsiz olan ve daima değiştirmeyi ilerleme zannedenler için geçerli olsa gerek bu durumda!

Yunus Emre, Eskişehir ovasında ateşini tutuşturmuş Anadolu ereni. Lakin, ağaçlar arasında bir kara heykel olarak bırakılmış, sanki dervişlik karartılmaya çalışılmış simge diliyle; parlak heykellerin bini bir para Eskişehir’de. (İlerde bir arkeolojik kazı yapıldığında, muhtemelen, “sirk kurulmuş bir şehir vardı burada” diyecekler!)

Bir de, onlu kartpostallar vardır hani, şehrin genel görünümlerini verir. Şehrin belediye başkanı da bu kartpostallardan başını uzatıyor, bir kartpostalın ¾ ünü kaplayan yüzüyle. Şehrin kurtarıcısı! Sanırsınız ki Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanmış mübarek! Bir gün insanlar “mübarek” deyip yatırına yüz sürerek, “büyük erler şen olsun” dualarıyla anarlar heykellerin ve sokak adlarının hamisini!

Eskişehir’e liman yapalım!

Güya mecliste milletvekilleri şehirleri için istekte bulunmaktadırlar. Mersin milletvekili liman inşâsı için meclisin destek vermesini ister. Kayserili vekil uyumaktadır. Yanındaki arkadaşı, “sen ne düşünüyorsun?” diye uyandırınca, o da, “ben de Kayseri’ye istiyorum!” der. “Ne istediğini biliyor musun?” diye soran arkadaşına, “ne istedi?” deyince, “liman!” cevabını alır. Kayseri’ye liman yapılması bu fıkradan doğar.

Ancak, Eskişehir’e plaj yapılması fikri bir Avrupa şehri olması düşüncesinden değil; Ankara’nın arka bahçesi olmasından öte değildir. Hele ki vekiller denize varana kadar; hızlı trendi, otobandı, yolunu kolaylayan menzilden varabilirler Eskişehir’e.  Eh, bir de Amsterdam’a benzetilmesi vardır ki bu bozkır ortasındaki porsuk şehrimizin, akıllara sezadır! Zira Amsterdam, heykellerinden çok yasaksızlığıyla meşhurdur ki “başkalarının hayatlarına kast eden yasaksızlık özgürlük değildir.” Plaj’ın durup durup da Ramazan ayında açılması ise teknik değil, zihinsel sorunlardan olsa gerek.

Banklarında heykellerin oturduğu şehir, sen çok yaşa

Yukarıya yazdıklarımı, ilerlemeci bir belediyeyi “kıskandığım-çekemediğim” için yazdım. Öyle ki indirimli bilet ile tam bilet arasındaki farkın 5 kuruş olduğu Eskişehir’deki belediyenin halkçılığı kıskanılmaz da ne olur! Böyle halkçı belediyeler çoğalsın ki bozkırda denize girelim, bazalt, rölyef, sfenks gibi kavramları aşan heykelciliğimizin önünü açan yeni Michalengeloları teşvik eden, ikona kırıcıları ortaçağa hapseden, sokak başlarını hayvan figürlerinin koruduğu, zengin semtlerinde çöpün olmadığı bir kentte yaşamak hepimize nasip olsun.

Ama Amsterdam’a benzemeyen bir şehir olsun bu şehir. Kartpostallarında ulu önderler gibi duran başkanların olmadığı bir şehir olsun. Kentsel yaşam içerisinde yeşil alanların üzerine metal ve beton heykelimsilerin konuşlanmadığı bir şehir… Yürüdüğünde bozkır serinliğini ve insan sıcaklığını her dem koruyan bir Eskişehir olsun. Öyle ya, toplu taşıma araçlarında gencecik insanların işe gittikleri bu şehir, adalara hapsolmayan bir şehir olsun. Ya da; başkan her şeyi bilir; ben iyisi mi hiç karışmayayım rantiyeye, şantiyeye, ‘en büyük başkan bizim başkan’ vuvuzelacılığına…

“Belediyecilik şehre makyaj yapmaktır” diye yıllardır başımızda davul dövenler, allayıp pullayıp şehri iyi bir boyadılar; belki de gözlerini boyuyorlar şehrin insanının…

Eskişehir; banklarında insanların değil heykellerin oturduğu şehir! Sen çok yaşa!

Mansur Yılmaz, “Eskişehir değişiyor ama hiç gelişmiyor işte” dedi.

Yayın Tarihi: 13 Ağustos 2010 Cuma 01:11 Güncelleme Tarihi: 15 Ağustos 2010, 17:22

Kaynak https://www.dunyabizim.com/polemik/ad-degistirmek-san-degildir-h4278.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest