TIMRAŞ POMAK CUMHURİYETİ

Balkanlarda, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi göçlerine) neden olan olayların başlangıcı aslında Kırım Savaşlarına dayanır. Osmanlı topraklarına saldırmayı o yıllarda artıran Rus’ların İslam toplulukları yanında Türk soylu halkı Kafkaslardan ve Balkanlardan sürmek ilk hedefi olmuştur. Bölge Ortodoksları ulusalcılık düşünceleri yanında ön plana çıkardıkları dini yayılmacılık politikası da bunun baş nedeni oluyordu. Bu nedenle Osmanlı topraklarına saldırmayı milli bir hedef olarak gören Rusya, Kırım Hanlığını istila etmiş, Karadeniz’in kuzey ve doğu kıyılarını almıştı. Volga boylarındaki Türk ülkelerini de istila ederek Türkistan’ın kuzey bölgelerine kadar uzanmıştı. 1853 Kırım mağlubiyeti onun bu yayılmacılık politikasına geçici olarak dur diyecekti.

Bu yıllar Avrupa politikasında Osmanlı Fransa’dan destek görmektedir. Fransa’nın 1870 yılında Prusya karşısında ağır bir yenilgi alması dengeleri Rusya lehine bozmuştu. Böylece Kırım yenilgisinin intikamının Osmanlı’dan alınması, Osmanlı’yı köşeye sıkıştırmak için Karadeniz’de donanma ve tersane bulundurmaması maddelerini askıya alarak bu maddelerini tanımadığını resmen ilan eden Rusya Karadeniz’de donanma bulunduracağını açıkladı.

Bu gelişen olaylar ve bu yıllarda başlayan Avrupa ulusalcılığı Rusya’nın Panislavizm fikirleri için Balkanlarda ve Makedonya’da kibriti çakmasına fırsat yarattı. Moskova’da topladığı kongrede Rus Panislavistleri Bosna-Hersek’te Sırpları ve Bulgaristan’da Slavları ayaklandırmak için yoğun propagandaya başladılar. Tüm Balkan devletlerinde ayrılıkçı teşkilatlar kurarak bu emellerine ulaşmak için örgütlendiler. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa Bulgarların Fener Rum Kilisesinden ayrılarak ayrı bir kilise etrafında toplanmasını kabul eder. Aslında başka emellerle böyle bir teklife evet diyen Osmanlı aksine Bulgarların siyasi bağımsızlığına giden amaçlarına alet edildiğini geçte olsa anladığı zaman tren kaçmış olacaktı. Arkadan Bosna-Hersek’teki ayrılıkçılar ayaklandı. Kıvılcım çakmış, arkadan Karadağlılar ve Sırplar bağımsızlık istemişlerdi. Osmanlı köşeye sıkışmıştı. Avrupa’da dost bildiği devletlerden şimdi yardım isteyecekti.

Olası bir savaştan çekinen Avrupa devletleri Balkan sorunlarını görüşmek üzere İstanbul’da 1876 yılı sonlarında 23 Aralıkta konferans düzenlediler. Osmanlı yönetimi bunu oldu-bitti kabul edip aynı günlerde Kanun-i Esasi’nin ilanını denk getirir. Buna rağmen toplanan Tersane Konferansına başta Osmanlı olmak üzere, Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya ve İtalya katılır. Önceden hazırlanmış metinleri Osmanlının önüne koyarak imza ettirmek isterler. Bu metne göre Osmanlı kuvvetleri, Karadağ ve Sırbistan’dan çekilecek, Bulgaristan’ın doğu ve batı olarak iki eyalete ayrılmasını kabul edecektir. Bosna-Hersek’le birlikte bu iki eyalete özerklik verilecektir. Bu şartları kabul etmeyen Osmanlı yüzünden konferans dağılır. İngiltere’nin ısrarları konferansın dağılmasını engelleyemez. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid savaş istememesine rağmen, savaş isteyen Sadrazam Mithat Paşa ve Harbiye Nazırı Vekili Müşir Paşa orduyu savaşa zorluyordu. İstanbul’daki başta medrese öğrencileri olmak üzere devrin birçok aydını İstanbul sokaklarında “Savaş İsteriz” diye mitingler yapıyorlardı. Tersane konferansından netice alamayan Avrupa devletleri, Londra’da toplanarak Balkanlar ile ilgili bazı kararlarını Osmanlı’ya dikte ettirmeye çalışırlarsa da bu defa Sadrazam İbrahim Edhem tarafından da ret edilir. Bunun üzerine savaşa mani olma gayretleri suya düşen Avrupa devletleri Rusları ve onunla beraber hazırlıkta bekleyen Sırbistan, Karadağ ve Romanya yanında 24 Nisan 1877’de Rusya’da Osmanlı’ya savaş ilan eder. Böylece 93 harbi dediğimiz olaylar başlamış olur. Savaşın cereyanından çok neticeleri üzerinde durarak, Balkanlarda yaşanan olaylara bir göz atmak isterim. Plevne Savaşında beklediği desteği alamayan Osman Paşa, kahramanca savaşmasına rağmen esir düşerek mağlup olur. Bu savaşın ilginç yanı Gaziemir Seydiköy’lü yaşlı Tımraşlı Pomaklardan dinlediğim kadarıyla Rodop Pomaklarının eli silah tutanlarının tamamının bu savaşa katılması ve birçok şehit vermeleridir. Plevne’nin düşmesi ile sayı üstünlüğü olan Rusların teşvikiyle Sırplar Niş’e girerler. Karadağlılarda İşkodra yakınlarına kadar ilerler. Ruslar Sofya, Niş ve Vidin’i aldıktan sonra Edirne’yi ele geçirip Yeşilköy’e kadar dayanırlar.

Bu yaşanan olaylar Balkanların ve Makedonya’nın haritasını artık değiştirecektir. Bulgar milliyetçileri Balkanlardan Türk ve Müslüman nüfusun temizlenme politikalarının artık günü geldiğini ilan ederek temizlik hareketine başlayacaklardır. Türk ve Müslüman toplumu içinde bu temizliği yapan Bulgar ve Ruslar, Pomaklar üzerinde de asimilasyon politikası uygulayarak ya asimilasyon ya da göç ettirme politikasını zorlayacaklardır. 20 Ocak 1878’de Edirne’yi işgalden sonra İstanbul’a dayanan Ruslar, Osmanlı’yı Ayastefanos Antlaşmasına razı ederler. Fakat Avrupa devletleri dengenin Ruslar lehine değiştiğini görünce 13 Temmuz 1878’de Osmanlı’yı Berlin Antlaşmasına çağırarak savaşa son verilmesini sağlarlar ve Osmanlı’yı rahatlatırlar.

93 Harbiyle başlayan süreçte yaşanan bu siyasi olaylardan sonra Rodoplar’da bir Cumhuriyet Hükümeti kurulacaktır. Bu Cumhuriyeti kuran Türkler yanında Pomakları iyi tanımak gerekir. Rumeli Türklerini iyi bilen ve tanıyanlar, onların bu topraklarda 600 yıl değil, 2500 yıla yakın bir geçmişleri olduğunu bilmelidirler. Bu toprakların asli sahibi onlardır. Bu topraklara sonradan gelmemişlerdir. Bu topraklarda hep vardılar. Ama maalesef bazı Bulgar ve Yunan tarihçiler yanında bazı Türk tarihçileri de bu zamanlama hatasını yaparlar. Türkler gibi Pomaklara ne yazık ki Bulgarların –Bılgaromohamedani- yani-Muhammed’e inanan Bulgarlar- Yunanlılar ise –Yunan Müslümanı-dedikleri bu topluluklar kimdir? Bunları iyi tanıyalım.

Pomakların Bulgar kökenli olmadıklarına dair en güzel kanıt, Bulgaristan parlamentosundaki 1918 yılında yaptıkları bir konuşmada Türk milletvekillerinin verdiği cevap dadır.

Bulgaristan Parlamentosunda ki bu konuşmayı daha sonraki bölümlerde okuyacaksınız. Bu olaydan 40 yıl önce yaşanmış “Rodop Tımraşka Republika” (Rodop Pomak Cumhuriyeti) olayıdır.(148) 3 Mart 1878 Ayastefonas antlaşmasına (149) itiraz ederek bölgede kurdukları Cumhuriyet Hükümetidir. 1878 Haziran ayından itibaren Avrupa devletleri ile beraber Berlin müzakerelerine başladılar. Balkan ordusunun Osmanlının aldığı kararla dağıtılması üzerine, bu ordunun askerlerinin Rumelili olanlardan 5-6 bini Pomak Cumhuriyeti ordusuna katılacaktır. Berlin antlaşması sonrasında “Rodop Tımraş Cumhuriyeti” kuruldu. Pomaklar kurdukları Cumhuriyet hükümetinde Bulgar ve Rus silahlı kuvvetlerinin hükümet sınırları dışına çıkarılmasını, iç işlerinde muhtar, dış işlerinde Osmanlının idaresinde olmak istiyorlardı. Osmanlının silah zoruyla Müslümanlığı kabul ettirdiği iddia edilen Slav kökenli Pomaklar nasıl olurda Slav Bulgar ve Ruslara rest çekerek bir Cumhuriyet Hükümeti kurabilirlerdi!

Bulgarlar 3 Mart 1878 Ayastefanos anlaşması ile Büyük Bulgaristan hayallerini gerçekleştirmek istediklerinde, Rodoplar da yaşayan Türk ve çoğunluğu Pomak Türklerinin tepkisiyle karşılaştılar. 4 Mart 1878 günü, Ayastefanos anlaşmasının ertesi günü Rodop Cumhuriyet Muvakkatesini (süreli olmayan, geçici) kurdular. Eski Tuna vilayetinden başka Selanik ve Manastır vilayetleri ile Rodoplar ve Batı Trakya’yı içine alan bu topraklar üzerinde yaşayan 4 milyona yakın Müslüman-Türk nüfusu da Bulgarların boyunduruğu altına terk edilmişti. Bu nedenle Ayastefanos anlaşmasının Osmanlı Devletine imzalatılması Rodoplar ve Batı Trakya Türk Müslüman halkını derinden yaralamıştı. Bu anlaşmanın imzalanmasından yaklaşık 40 gün sonra 14 Nisan 1878 de Çirmen’den itibaren müstevli (idaresi altına alan) Rus birliklerine karşı Rodoplu ve Batı Trakyalı Türkler ve Pomaklar ilk silahlı direniş harekatını başlatmışlardı. Bu direniş kısa zamanda, Balkan sıradağlarıyla Ege Denizi arasında kalan bölgede yaşayan bütün Türkleri ve Pomakları kapsayarak Rus ve Bulgar işgaline karşı silahlı ayaklanmaya dönüşmüştü. Kendiliğinden gelişen bu olaylar Bulgar ve Rusları şaşırtmıştı. Bunun üzerine 16 Mayıs 1878 tarihinde Rodop Türklerinin liderlerinden Ahmet Timirski (Ağa) (Tımraşlı), Abdullah Efendi, Hacı Halil Efendi, Hidayet Paşa (Yeri gelmişken Hidayet Paşa ile ilgili bilgi verelim. Hidayet Paşa aslınsa Saint Clair adında bir İskoç asılzadesidir. Kırım Savaşıyla beraber Türklerle birlikte düşmana karşı savaşmış, ismini dahi Hidayete erme anlamında Hidayet olarak değiştirmiştir. Aynı zamanda Diplomat-yazar David Urguhard kurduğu Türk dostu ve Osmanlı İmparatorluğu yanlısı “Dış İşleri Komitesi” isimli derneğin kurucu üyesidir. Bu savaşta kurulan orduya silah bulmuş, yabancı devletlere gönderilen heyetlerde bulunmuş, bir Türk dostudur. Zaman –zaman aşırı milliyetçi Türkler tarafından suçlanmış ise de o görevini her zaman yerine getirmiştir.) ve Kara Yusuf Çavuş Sultanyeri kazasının Karatarla Köyünde 30 Rodoplu millet temsilcisi ve yaklaşık 100 Nahiye Müdürünün olurunu alarak Rodop Türk Hükümet Muvakkatesi’ni (geçici hükümetini) kurmuşlardır. Rodoplarda başlayan ve gittikçe gelişen bu spontane milli mücadele hareketinden endişelenen Ruslar, ayaklanan halkın maksatlarını öğrenmek istemektedirler. Bu nedenle onları yatıştırmak üzere Rus memurlarıyla birlikte İstanbul’dan Serasker Kapısı (Osmanlı Milli Savunma Bakanlığı) Hassa Meclisi azasından Sami Paşa ile Vasa Efendi bölgeye görevli olarak gönderilmiştir. (150) Türk Milli Hareket Reisleri, Osmanlı idaresinden başka bir idare altına girmeyeceklerini ve Osmanlı toprağında Rus askeri bulundukça silahlarını bırakmayacaklarını açıkça belirtiyorlardı. Ama ne oluyordu. Ruslar Müslüman halktan topladığı silahları Bulgarlara vererek, onları Türklerin üzerine salıyordu. Rusçuk’tan, Eski Zağra ve Filibe’ye kadar olan bölgede Müslümanları büyük bir mezalim ve işkenceye tabi tutuyordu. Namuslarıyla oynuyor ve köylerini ateşe veriyordu. Ayastefanos anlaşmasını imzalamalarına rağmen Filibe ve Hasköy’de katliamı durdurmadılar. Hatta daha ileriye giderek anlaşma ile bu bölgelerin kendilerine bırakıldığını iddia ederek halkın silahlarını teslim etmelerini istediler, ama halk silahlarını daha önceki olaydan ders çıkararak teslim etmedi. Hatta Filibe ve Hasköy’ün köylüleri silahlanarak dağlara çıktılar. Boşalan köylerin Bulgar Komitacıları tarafından işgâl edilmesi üzerine Çakınalı Hüseyin Ağa önderliğinde yaklaşık 500 kişi de direnişçilere destek vermek üzere dağlara çıktılar. Bu olaylar bahsettiğimiz gibi hep kendiliğinden oluşumlar olarak devam ediyordu. 14 Nisan 1878 tarihinde Çirmen’de Rus / Kazak birlikleri direnişçilere saldırdılar ve direnişçiler onları püskürttüler. Ruslar çevredeki birliklerinden destek alarak tekrar toplanıyorlardı. Fakat Pomak ve Türk çetecilerde bu kendiliğinden gelişen direniş hareketinde bölgedeki kontrolü ellerine geçirmişlerdi. Sultan Yeri kazasında şiddetli çarpışmalarda Türk ve Pomak güçleri egemenliği hep ellerinde tuttular. Direnişçilerin 35-40.000 civarında oldukları hesap ediliyordu.

Ellerindeki mevcut silahları yanında Şipka savaşını kaybeden Osmanlı komutanı Süleyman Paşa askerlerinin silah ve cephanesi en büyük destekleri olmuştu. 35-40.000 civarındaki askerin ancak 15.000’inde silah bulunuyordu. Aslında bu asker sayısı 60.000’i geçebilirdi ama silah ve cephane bulunamıyordu. Bunun üzerine İskoç asıllı Hidayet paşa silah ve cephane bulması için İngilizlerle görüşmüştü. Ne yazıktır ki Osmanlıdan sonra İngilizlerden de eli boş dönecektir. Böyle bir direniş ile karşılaşacağını ummayan Rus askerleri bölgede savaşmak istemiyordu. Bunun üzerine Ruslar Bulgar ve Yunan ahalinin desteğini alabilmek için ne isterlerse yapabileceklerini ve ne bulurlarsa onların olacağı sözü verilerek Türklerin üzerine saldırttılar. Dr. Ömer Turan “Rodop Türklerinin 1878 Direnişi” adlı eserinde “20.000 bin civarında oldukları tahmin edilen Bulgar ve Kazaklar, Dimetoka, Mustafa Paşa ve Hasköy’ün sakinlerinin kaçamadığı Türk köylerini yakıyor, almaya değer ne bulurlarsa alıyor, kadın ve kızlara tecavüz ediyor ve insanlara her türlü kötü muamelede bulunuyorlardı. 24 Mayıs 1878 tarihli gizli bir başka İngiliz raporuna göre ise, bu şekilde gönüllüler de teşekkül etmiş 2.000 kişilik bir Bulgar çetesi, Dimetoka’dan Sultanyeri istikametindeki 15 Türk köyünü tahrip ederek yağmalamıştı. Rusların ve Bulgarların Müslüman köylerde yaptıkları mezalim, Rusların bölgeye ulaştıkları ilk günden itibaren başlamış direniş müddetince de devam etmiştir.

Öte yandan, Edirne ile Karadeniz arasında da bu direnişten ilham alan Türkler, Ruslara karşı bir başka silahlı direniş hareketine başlamışlardı. Haziran 1878 de Balkanların güney ve doğusuna yayılan silahlı direniş Loveç, Selviova, Plevne ve Tırnova’yı da içine alarak kuzeye yayılıyordu.”

Mayıs 1878 sonlarında direnişçiler, Hidayet Paşa tarafından Selanik konsolosu vasıtasıyla İngiltere Kraliçesine bir mektup yazarak silah ve mühimmat yardımı yapılmasını istediler. Ayrıca kendilerinin İngiltere tarafından himaye edilmesini, yapılacak olan yeni anlaşmada topraklarının Ruslara ve Bulgarlara bırakılmamasını, aksi takdirde büyük bir katliam yaşanacağını dile getirerek, kendilerine iki tabur asker gönderilmesini talep etmişlerse de, hiçbir istekleri Osmanlıdan sonra İngiltere tarafından da yerine getirilememiştir.

17 Temmuz’da büyük devletlerin temsilcileri, İstanbul’daki İngiliz büyükelçiliğinde toplandılar. Berlin kongresi kararlarına dayanarak Rodoplara gönderilecek komisyona katılacakları tespit ettiler. Komisyonda İngiliz, Fransız, Alman, Avusturya, Rusya, İtalya ve Osmanlı temsilcileri bulunacaktı. Rus komisyon üyesi işin başında çekincesini koyarak üyelerin Rusların işgâli altındaki yerlerin dışında kalanları incelemeye alınabileceği şerhini koyması ile iş baştan sekteye uğramışsa da, diğer üyelerin ağırlığını koymaları üzerine Ruslar ısrarlarından vazgeçtiler. Müslümanların komisyona yaptığı şikayetlerin de abartma olduğu görülmez. Heyet tarafından seçilen 80 köyün 20 sinde yapılan incelemede nasıl bir katliam yapıldığı, yangınlar çıkartıldığı ve yağmalar yapıldığı kayıtları tutulur. Burada yaşayanlara insani yardım yapılması çağrısında bulunulmaya karar verilir. Komisyon raporunu yazdığında Berlin kongresi dağılır. Alınması istenen tedbirlerin maalesef hiçbiri alınamaz. Rus ve Bulgar mezalimine karşı canları pahasına mücadele veren Rodop Pomakları, raporda belirtilmesine rağmen bu insanlar açlık, hastalık ve soğuktan ölmek üzere kaderleriyle baş başa bırakılırlar. Rusların baskısından bunalan Avrupa devletleri, can derdinde olan Osmanlının da suskunluğunu koruması üzerine Rodop Pomaklarının ağzına bir kaşık bal süreceklerdir. Peki ne mi olacaktır? Onu da aşağıda hep beraber göreceğiz.

Büyük Bulgaristan sınırlarının küçüldüğünü gören Rusya ve Avrupa devletleri, Rodop Tımraşka Republika’yı desteklemeyenler şu kararı alırlar. 26 Nisan 1879 “Şarki Rumeli Nizamnamesi” taslağı Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya tarafından imzalanır. Vilayetin başına bir yabancı vali atanması ilk şarttır. Aleko Paşa vali olarak atanarak, “Şark-i Rumeli Vilayeti” resmen 17 Mayıs 1879 yılında kurulur. Bu yeni cumhuriyet hükümeti aslında cumhuriyetçileri susturmak için kurulmuş bir paravan hükümet olur. Osmanlı müstevli devletlerden çekindiği için böyle olmasını istiyordu. Osmanlının derdi kaybolan Rumeli ve imparatorluk topraklarından vazgeçmiş, korkusu artık İstanbul’un elinden gitmesi olmuştur. Diğer taraftan da Bulgarların Ege Denizine inmesinin önünün içten içe kesilmesini istiyordu. Bu yeni cumhuriyet hükümeti vilayet şekline sokularak tekrar Osmanlıya bağlanır. Büyük çapta hüsrana uğrayan Pomaklar buna da razı olurlar. Bulgarlar tarafından şartlı olarak atanması sağlanan Aleko Paşanın daha sonraları Rus kumandanı ile işbirliği yapması üzerine bölge yavaş -yavaş Bulgar nüfusuna girmeye başlayacaktır. Aleko Paşa görev süresini doldurunca Vilayet Müsteşarı Gavril Efendi vezir (151) rütbesi ile vali tayin edilir. Bu süre sonra milislerin desteğine güvenen Liberal Partisinin 18 Eylül 1885’te yaptığı bir hükümet darbesi ile tutuklanarak Şarki Rumeli Vilayeti Bulgaristan’la birleştirilir. 13 Haziran 1878 Berlin kongresinde Balkanlar ve Batı Trakya’nın Kuzey hududunda Şarki Rumeli Vilayetinin kurulmasını istemeyerek kabul eden Pomaklar büyük bir hüsrana uğruyordu. Bu cumhuriyet hükümeti, Filibe, Pazarcık, Zagra-i Atik, Hasköy, İslimye ve Bergos Sancaklarına tabi 28 kaza ve bunlara bağlı yaklaşık 1300 köyden oluşuyordu. Osmanlı, böyle bir hükümet kurulmasının Avrupa devletleri ve Rusya’ya karşı zor olacağını görerek deklerasyonla “Şark-i Rumeli Vilayeti” kurulmuştur diyerek aslında kendi vatandaşlarını avutmuştu. Ama Rodoplu Türkler, 18 Eylül 1885’te Vilayetin tekrar işgâl edilmesi üzerine yeniden ayaklandılar. Pomak araştırmacı Cemal Çurlaski bu yönetimin 1912 Balkan Savaşına kadar devam ettiğini anlatır.

Rodop Pomak Cumhuriyeti denemesinde Osmanlı Sultanı Abdülhamit’in destek vermemesi İstanbul’da Rumeli kökenli kişilerin tepkisine neden oluyordu. Dönemin aydınlarından ve kendisi de Balkan mültecisi olan Ali Süavi ve yandaşları tepkilerini ortaya koyacak, Osmanlı tarihin de ilk defa gerçekleşecek sivil halk ayaklanmasına neden olacaktır. Rodoplar’daki Müslüman halkın desteklenmemesi üzerine Abdülhamit tahtan indirilerek yerine V. Murad çıkarılmak istenir. Pek çok derviş ve din adamıyla da işbirliği yapan Galatasaray Lisesi müdürlerinden Ali Süavi İstanbul’da perişan vaziyetteki 200.000 bin Rumeli muhacirin Anadolu’nun çeşitli vilayetlerine sürülmesini de içine sindirememesi yanında Rodop Pomak Cumhuriyetine dönemin Padişahı Abdülhamit’in destek vermemesine tepki koymak istiyordu.

Rodoplar’daki bu ayaklanma ve mücadele Balkan savaşlarına kadar devam etmiştir. Filibe Tımraş’tan Konya Tımraş’a bölümünde bahsettiklerimize, Pomak araştırmacı Çuralski’de katıldığını, Tımraş Cumhuriyetinin 1912 yılına, Balkan Savaşına kadar devam ettiğini anlatır.

Bilal Şimşir, – Bulgaristan Türkleri – adlı kitabında Türk varlığını parçalayarak yok etmeyi düşünen Bulgar yönetimi, 93 harbi sonrasında-Bılgaromohamedani – yani- Muhammed’e inana Bulgarlar- Pomakları da Türk olmadıklarını iddia ederek asimile çalışmalarına başladıklarını kaydeder. Bölgede yaşayan nüfusun çoğunluğu Pomak ve Türklerden oluşuyordu. Kırcaali, Eğridere, Koşukavak, Ortaköy, Darıdere, Paşmaklı, Mestanlı, Nevrekop, Dövlen, Dospat, Hasköy, Harmanlı gibi yerleşimlerde nüfus oranı %90’a varmaktaydı. Araştırmacı İlker Alp’te Balkan Savaşlarından sonra dahi Kırcaali, Koşukavak, Ortaköy, Paşmaklı, Nevrekop, Darıdere, Eğridere ve Rodopçuk’ta 333.321 Türk, 50.967 Bulgar ve 10.720 Rum nüfusun yaşadığını belirtir. Bu nedenle Bulgar yöneticileri 1910 yılında baskıları arttırarak Pomaklara –gayri Türk- ile –gayri Müslüman- düşüncesini aşılayarak, yüzyıllardır Osmanlı yanında savaşlara katılan bu kişileri Türk toplumundan ayırmaya başladılar. Okullarında Bulgarca eğitim yaptırdılar. Türkçe eğitim veren okullara Pomak öğrencilerin gitmesini yasakladılar. Pomak folklarını dahi Bulgar folkları ile birleştirdiler. Pomakları, Bulgarların yaşadığı yerleşimlere sürerek onları yalnızlığa, Bulgarlaşmaya ve eritmeye ittiler. Balkan savaşları sırasında Bulgar General Sararof, yerel komutanlara gönderdiği talimatla Türklerin ve Pomakların – Bulgarlaştırılması-nı, kabul etmeyenlerin ise imha edilmesini emretmiştir. İşte bu olaylar neticesinde 93 Harbiyle başlayan göçler İstanbul halkının dediği gibi “35 yıldır sonu gelmeyen göç hareketi” olarak devam edecektir. Dr. Cemil’in dediği gibi de “Yüz elli bin Pomak ırkdaşımızı dahi cebren kahren Hıristiyan yapıp, başlarına şapka giydirdiler….” ‘Atase’ kayıtlarında ise olaylar şöyle anlatılır. “Eski Bulgaristan’da ve şimdiki istila ettiği yerin kaffesinde elhasıl eski Bulgaristan’da ve yeni Bulgaristan’da her nerede Pomak köyler var ise Pomakları kamilen Bulgar yaptılar. Herkese Bulgarca isim koydular…. Dolaştır’da Babasıoturdu ve Elcandra’da Eğreli’de Ilıca’da, Kozluca’da Vayriyan Örbek’de, Davutköy’de Anbardere’de sair Pomak köylerine papazlar geldiler.”

Pomaklar, Bulgarları ve Rusları bu topraklara büyük mücadelelerle sokmamaya çalışmışlardır. Tabii her şey düşünüldüğü gibi olmayacak Bulgarlar olayı bastıracak. Bölgeyi yerle bir edecektir. Yerle bir olayını bizzat kendim dinlemişimdir. 2006 yılı baharında Filibe’den Tımraş’a çıkmak istediğimizde Tımraş’ı gençler bilmiyordu. Daha sonra yaşlı Türklerden bölgeyi bilenler dedemin doğum yeri olan Tımraş’ın savaş zamanında yerle bir edildiğini taş-taş üstüne bırakılmadığını anlattılar. Ailem kalabalık, çok geniştir. Sülalemin çoğu Tımraşlı’dır. Bir kısmı da bölgedeki diğer yerleşimlerden Çernova, Çürekova ve Çüren’den gelmiştir. Göç esnasında yaşanan olayları onların ağzından anlatmak olaya taraflı baktığımız duygusunu verebilir. Çocukluğumdan bu yana dinlediğim işkence ve mezalim olayları sizlere abartılı gelebilir düşüncesi ile olayları yabancı kaynaklardan aktaracağım. Bu nedenle bu 93 Harbi sonrası göç ve olaylarını Amerikalı Yazar Justin McCarthy kitabından özetle yabancı ajans veya kişilerin kaleminden olanları sizlere aktaracağım.

Günümüzde “İnsan Hakları Dernekleri” üyelerinin dillerinden düşürmedikleri Ermeni Tehcir olayı ile kıyaslama imkânı bulabilsinler. İşte bu olayların başlangıcı ilk Yunan isyanıyla başlayan olaylardır. Lütfen bu kaynakları okusunlar. (Philips, W.Alison. The War of Grek İndependence, 1821, to 1883. Newyork. 1897)

Önce Pomakların kim ve ne olduğunu bana göre az çok açıklayacak bir olayla konuya girmek istiyorum. Bu olay 1821 yılında Halkidikya olayları ile başlamıştır. Batakta yaşanmış olaylarla da devam etmiş resmen bir katliamdır. 93 harbinden önce yaşanmış bir Yunan mezalim ve işkence olayını anlatmaktadır. Osmanlı ve Pomak Milisleri isyanı bastırmaya birlikte gitmişlerdir. “Üç gün boyunca zavallı yerleşimciler (Türk), bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı.
 Kadınlar çocuklar öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki,(çetecilerin sergerdesi) Kolokotrones’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere basmadı”, demektedir. “İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti. İki gün geçince, Müslümanlardan sağ kalabilmiş perişan durumdaki insanlar, her yaştan ve cinsiyetten aşağı yukarı iki bin kişi, çoğunlukla kadınlar ve çocuklar, gaddarca toparlanıp bitişik dağlardaki bir dere yatağına götürüldüler ve orada koyun gibi boğazlandılar.” (152) Bu olay 93 harbinden önce yaşanmış Yunanistan sınırındaki bir isyan olayıdır. Bunu anlatmamın nedeni bu isyanda Pomakların, Yunanlı olduğunu iddia edenlere karşı Osmanlı ordusuyla işbirliği yaparak isyanı bastırmaya kalkışmasıdır.   

Birçok yazar, 93 harbiyle başlayan Türklerinden Avrupa’dan atılması, asimilasyon ve isim değiştirme konusundaki elim olayları şöyle anlatır. “Rahmanlımda ise Bulgar komitacıları yaptıkları katliamlarda sağ kalan Müslümanlara, Hıristiyanlığı kabul etmeleri için baskıda bulunarak otuzdan fazla köye, istekleri kabul edilmediği takdirde, hepsini camilere kapatıp dinamitle havaya uçuracaklarına dair tehditte bulunmuştur. Birçok yerde askerler komitacılar genç kız kadınların yakınlarını öldürmekle yetinmemişler, genç kızları baskı yoluyla vaftiz ederek Bulgarlarla evlendirmişlerdir. (153) Bu suretle başka bir Bulgarlaştırma usulü kullanmışlardır.” Henri Nive adlı yabancı bir yazarda olayların vahametini şu şekilde anlatmıştır.”…… bu deni (alçakça) askerler ve komitacıların icra ettikleri alçaklıkların meydana çıkmaması için çalıştılar. Genç kızlar vaftiz edilerek cebren ilk gelen Hıristiyanlarla evlendirildiler.”Bu olaylar o çapta büyümüş idi ki, verilen rakamlar korkunç boyutta idi. 111.840 Müslüman Pomak (154) Türkün isimleri zorla Bulgar isimleriyle değiştirilmişti. “Bulgarlar Hıristiyanlığı kabul etmeyen Müslüman Pomak kadınlarını çırılçıplak soyarak sokaklarda dolaştırmışlar, kamçılayarak, ırzlarını, namuslarını kirletip saçlarından asmışlardır. Gözlerini oymuşlar, memelerini, kulaklarını, burunlarını keserek ahırlara doldurup yakmışlardır.” (155) Yine başka bir kaynakta da, “31 Ocak 1878’ de silah susturma anlaşması imzalandığı halde, üç ay sonra 2 Mayıs 1878’ de 150 Rus askeri Karaağaç köyüne geldi. Direniş göstermeyen köylülerin silahlarını topladı. Sonra bütün yetişkin erkekleri tutuklayıp hapsetti. Kadınların ırzına geçti ve köyü talan etti. Erkekler yakın bir köye yürütüldüler, orada, işkence gördüler ve talan edilmiş mallar o köyde satıldı.”

Yine Justin McCarthy’nin kitabından alınmıştır. (Brophy den Layard’a yazı. Burgaz. 3 Şubat )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest