Kırım Türklerinin Sosyal-Kültürel ve Politik Hayatı – Oleg Rustemov

Geçmişte gayet güçlü ve büyük millet olan Kırım Türklerin tarihi günlerimizde, ancak bir avuç gibi sayıca az bir halk olmaya getiren dramatik facialarla doludur. Kırım’ın tamamen Türk unsurundan bir anlamda arındırılması, Çarlık ve sonrasında gelen komünist dönemde takip edilen Rus politikasının 1944’te tamamlanması sonucudur. 1944’deki Kırım Türklerinin ana vatanlarından sürgününü son nokta olarak düşünülürken hâlihazırda yaşadığımız olaylar, henüz son sözün söylenmediğini göstermiştir.

        Ana yurtlarından mahrum kılınan ve cebri asimilâsyona tabi tutulmasına rağmen millî kimliğini kaybetmeyen Kırım Türkleri SSCB’nin muhtelif coğrafyalarında dağılıp gitmediler. Aksine, en küçük imkânları bile kaçırmadan Kırım’a ulaşmak için çalıştılar. Ama Rus Çarlığının politikalarını devam ettiren komünist yönetim KGB ile beraber Kırım’ı kendi doğal sakinlerinden uzak tutmak için her türlü tedbiri almışlardır. Buna rağmen SSCB’nin dağılmasına kadar Kırım’a 2.000 kişi yerleşmiştir. O dönemde Kırım’a dönen Türklerinin ezici çoğunluğu ikamet izni verilmediği için Kırım’ın dışında Ukrayna topraklarında kalmışlardır.

        Kırım Türklerinin ana yurda tam anlamıyla dönüşü “halkların cezaevi’’ denilen Sovyet Birliği’nin sona ermesiyle başladı. 1987 senesinden itibaren 6-7 yıl içinde tahminen 250.000 kişi geri dönüş yaptı.[1]

        Vatanlarına dönen Kırım Tatarları birçok zorlukla karşılaşmıştır. Adaletsizlik ve haksızlıkları saymak mümkün değildir. Rusların horlamaları ve nefretleri hakkında epeyce kitap ve makale yazılmıştır[2]. Bu makalenin amacı Kırım Türklerin ana yurtlarındaki sosyal-kültürel hayatının yeniden canlandırılması ve geliştirilmesini nasıl sağlayabiliriz? Konusunu tartışmaktır.

        Başta Rusya olmak üzere Ukrayna, Türkiye ve Batılı ülkelerin dış politikaları ile elbette Kırım Türklerinin izleyeceği yol Kırım Türklerinin geleceğini şekillendirecektir. Rusya’nın yarımadayı işgali ve dolasıyla Türklerin hak ve özgürlüklerinde ciddi sınırlamalar meydana getirmesi ayrı bir analiz konusudur.

        Genelde jeopolitik dünya haritası özelde Kırım, birçok ülkenin menfaatlerinin çatıştığı bir bölgedir. Ukrayna, Rusya ve Türkiye, tarihsel nedenlerle bölgedeki çatışmalarda en aktif katılımcılardır. Bununla beraber Karadeniz havzasındaki coğrafi konumu, bu toprakları Avrupa ve Kafkasya ülkeleri için de ilgi odağı yapmaktadır.

        Sovyetler Birliği çöktüğü zaman merkezi hükümetinin zayıflığına bakmadan Ukrayna Kırım Türklerine potansiyel düşman gözüyle baktı. Ukrayna ve Rusya istikrarsızlaşmanın veya bağımsız devlet kurma niyeti taşıyabilirler diye Kırım Türklerinin yarımadada yerleşmelerine açıkça hasmane bir tutum sergiledi.

        Bu tutuma örnek olarak Kırım’ın merkezi ya da kıyısında yer alan bölgelerde arazi satın almalarını engellemek oldu. Bir ev sahibi olmak için arazi almak isteyen Türklerin bu talebi çoğu zaman reddedildi. Arazi almayı başarabilen kişilerin inşaat malzemelerini taşıyan kamyonların geçişlerinin engellenmesi sıkça rastlanılan bir durum olarak karşımıza çıktı. Bütün bunlar Kırım Tatarlarını polisle ve hâkimiyet temsilcileriyle çatışmasını doğurdu.

        Başka bir mesele de Kırım Tatarların iş bulamamasıdır. Devlete ait yerlerde işe alınmayan Türkler, geçimlerini bir şeyler inşa etmeye çalışmışlar veya küçük çaplı ticaretle uğraşmak zorunda kalmışlardır. Bunun sonucunda ana yurtlarında ekonomik anlamda en güçsüz grup hâline gelmişler, fakirleşme beraberinde suç/suçlular artırmıştır. Elbette bu durum Kırım Türklerin millî hareketine destek veren kurum, kuruluş ve kişileri harekete geçirmiş ve desteklerini artırma yoluna itmiştir. Başta TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) olmak üzere Türkiye’deki çeşitli sivil toplum örgütleri ve “Emel Kırım Fondu” çok büyük katkılar yapmaktadır.  

        Birçok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı köylerde yapılan toplu sünnet törenlerinden, cami yapımına destek, Kur’an kurslarının açılmasından bilimsel araştırmalara maddi desteğe kadar çok geniş bir perspektiften katkı sunmaya çalışmaktadır.

        Emel Kırım Vakfı (fondu) ve diğer Kırım Tatar dernekleri genellikle kültürel ve eğitim programları yürütme politikaları takip etmektedir. Meselâ, Kırımlı aydın, şair ve yazarların eserlerini 1992 yılından itibaren yayımlanması işine giriştiler.

        Türkiye Cumhuriyeti’nin finansmanında Kırım’daki üniversite ve okullarda Türk dili ve edebiyatı öğretmenleri göndererek dil ve kültür öğretimini güçlendirmeye çalışmaktadır. Ayrıca Kırım’dan gelen öğrenciler için Türkiye’nin çeşitli üniversite ve liselerinde eğitim fırsatları sunmaktadır.

        Böyle önemli katkılarından biri de Simferopol arşivlerinde kazasker sicillerin 61 cildi keşfi ve sonraki bilgisayarla işletimi oldu. Aynı zamanda Tankovoye köyündeki üstün yetenekli çocuklar için yatılı lisenin açılışı, Zincirli Medresesi ve Bahçesaray’da Han Sarayı gibi müze komplekslerinin restorasyonu da Kırım’da Türklerin kültürel, eğitim ve sosyal durumlarını iyileştirme noktasında önemli adımlar olarak kabul edilir.

        TİKA faaliyetlerini farklı bir yönde yürütüyor. Aslında geri dönen Kırım Tatarlar için 1998 – 2004 yıllarında elli beş bin dolar tahsis edilerek 1.000 konut yapılması projesi çok önemlidir. Ancak, yardıma muhtaç insanların seçimindeki hatalar ve fonların adaletsiz dağıtımı projenin layıkıyla gerçekleşmesine gölge düşürmüştür.

        1990 yılında Kırım’a gelen vatandaşlar için hem eğitim ve kültür faaliyetleri hem de konut, okul, yollar ve diğer altyapılarını oluşturma işlerini düzenlemek için Reskomnats (Cumhuriyet Milli İşler Komitesi) oluşturuldu. Bu komitede her zaman Kırım Tatarlarının temsilcileri başkan olarak görev yaptı. Başkanlar genellikle meclis üyeleri veya meclis tarafından onaylanan kişilerdi. Komitenin faaliyetlerini Ukrayna tarafı finanse ediyordu. Malûm olduğu gibi, bağımsızlık sürecinde Ukrayna hükümeti ve diğer idari birimlerde çalışanların ekonomik kriz vb. nedenlerden dolayı görevlerini yerine getirmede zorluklar çıkardığı görülmüştür. Yani, Ukrayna tarafından finanse edilmiş tüm faaliyetlerin finansmanı çeşitli spekülasyonlar doğurmuştur. Dolayısıyla işsizlik ve başka zorluklarla mücadele etmek zorunda olan Kırım Türkleri, yeterli ve normal konutlara sahip olamamışlar ve Ukrayna hükümetine karşı hoşnutsuzlukları artmıştır. Bu hoşnutsuzluk toplum içinde illegal faaliyetlerin ortaya çıkmasına neden olmuş, meclisin eleştirilmesi örneğin NDKT (Kırım Tatarların Millî Hareketi) gibi örgütlerle rekabetin güçlenmesi şeklinde sonuçlanmıştır.

        Aynı zamanda Rusya yanlısı olan, meclis üyelerini karalayan ve ahali arasında fesat ve nifak saçan çeşitli örgütler oluşmuş ve bu örgütler zaman içerisinde güç kazanmıştır. Ancak bu örgütler halktan yeterli destek görememiştir. Genellikle, Kırım Tatarları gidişattan memnun olmasa da Meclise destek olmaya devam ediyorlar. Bunda büyük ölçüde halkın desteklediği ünlü lider Mustafa Cemiloğlu’nun otoritesi rol oynamakta. Özelikle meclise verilen bu destekte, Kırım Tatar halkına karşı defalarca sistematik imha ve soykırım yapan ve günümüzde bu eylemlerini devam ettiren Rusya’nın politikası belirleyici olmaktadır.

        Devletlerin siyasi, ekonomik çıkarlar noktasında sergiledikleri tavır değişikliğini dikkate alan Kırım Türkleri, sadece kendine güvenmek gerektiğinin bilincinde hareket etmeyi öğrendikleri takdirde; refaha, huzura ve özgürlüğe kavuşacaklarını bilmelidirler. Ekonomik, kültürel, siyasi başarının yolu eğitimden geçmektedir. Bu noktada Kırım’da dil ve eğitim sahasında yenileştirme, iyileştirme faaliyetlerine bir an önce başlamak gerekir. Çünkü kültür ve dil özellikle son bir asırdır erozyona uğramış durumda.

        Vatanına döndükten sonra Kırım Türkleri için toparlanmanın aracı olan dilin tüm toplum hayatı içinde yerini alması sorunu ile karşılaşıldı. Hayatın her alanı derken: çocuk yuvaları, okullar ve üniversiteler; gazeteler, edebiyat ve matbuat; karakol, mahkemeler ve savcılık ve diğerleri kamusal alanlar kastedilmiştir.

        Sürgünden önce Kırım’da kullanılan dil, halkın çoğu tarafından pratikte unutuldu. Ondan başka, bilim, teknoloji ve felsefenin hızla geliştiği dönemde yani nerdeyse 70 yıl devamında kullanım dışında kaldı. Böylece bu dil terminolojisiz kaldı, bilim dili olamadığı gibi sanat dili de olamadı. Rusça her alanda varlığını hissettirdi, bir anlamda Kırım Türkçesini eve hapsetti. Bir de alfabe meselesi oluştu. Kiril alfabesi, edebi geleneklerin değişimi ve Ruslaştırılma politikasının yansımalarını, 90 sonrasında bağımsızlığını ilan eden her topluluk gibi Türkler de görmeye ve bunlara çözüm aramaya başladı.

        1938 yılında Kırım’da Latin alfabesine dayalı alfabe yerine yeni Kiril temelindeki alfabe kabul edildi. Muhtemelen, Kırım Türkleri göreceli azlığından ve Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni geçmiş edebi fikri birikiminden uzak tutmak için yeni alfabede “Ü”, “Ö”, “C”, “Ğ”, “ň”, “Q” gibi belirli Türk seslerini gösteren hiç harf oluşturulmadı. Buna ek olarak, yeni kurallara göre fonetik açıdan dilimizde Arapça kökenli kelimelerde geçen “Ha”, “hı” ve güzel “h” seslerini ifade için  tek bir işaret (X ) yerleştirildi. Bu beraberinde imlada ikiliklerin doğmasına neden oldu. Meselâ  “hüküm” ve “mahkeme” kelimelerini Kiril alfabesiyle yazarken birinci sözcük “h”-siz ;“укюм” / “uküm”, ikinci ise “h” ile yazılmaya başlandı.

        “Q” “ň” “и” “Ğ” sesleri ilgili sembollere sessiz ayırtma sert işareti ekleyerek “Ъ” belirtiliyordu: “Къ”, “Нъ” ve “Гъ”. “Ö” ve “Ü” ise hece oluşturan ünsüz harfinden sonra sessiz yumuşak işareti “Ь” gelmesi gerekiyordu. “С” sesi bir ses yerine iki ses “D” ve “j”; “Дж” kullanarak yazılmaya başlandı. Bu da Türkçe imlanın bozulması anlamına geliyordu

        “Sonuç olarak, ana dilini ders kitabından öğrenen Kırım Tatarlarının telaffuzu gayet Ruslaştırılmış oldu. Bu durum Kırım Türklerinin Rusçayı ana dilinden daha iyi öğrenmeleri şeklinde sonuçlandı. Yani başlangıçta yabancı dil olarak öğrenilen Rusça, zaman içerisinde Kırım Tatarları arasında iki dilliliğin doğmasına 80’li yıllardan itibaren de Rusça tek dilliliğe doğru bir değişimin yaşanmasına neden oldu.”[3].

        II. Dünya Savaşı’ndan önce, Kırım Tatarları kendi Özerk Cumhuriyeti’nde yaşadığı dönemlerde özellikle aydın kesim üzerinde uygulanan asimilasyon politikası kendi kültüründen, edebi geleneklerinden, dilinden uzaklaştırma esasları üzerine kurgulanmıştı. XVI. yüzyıldan itibaren Kırım Hanlığı yönetimde, edebiyatta ve bilimde Osmanlı Türk Dili kullanmaktaydı Kırım kazasker sicillerin dili genellikle Selçuklu ve Güney Azerbaycan Türkçesinde kaleme alınmıştır. Daha önceki dönemlerde ise Kuman (Kun) ve Altın Ordu Türk lehçelerinin kullanıldığını gösteren belgeler mevcuttur. Ancak Kırım’da Osmanlı Türkçesinde yazılmış çok zengin ve yüksek seviyede bir edebi miras mevcuttur.

        XX. yüzyılın başlarında İsmail Gaspralı’nın faaliyetleri Türk dünyası için oldukça önemlidir. Bu dönemde Kırım Türkleri edebiyatı ve gazeteciliğinin göreceli bir refah döneminde “hafifleştirilmiş” Osmanlıca kitap ve resmi evrak dili olarak kalıyordu. İstanbul lehçesine dayanan bu dil ile Kırımda tüm Türk dünyasına hitap eden bir gazete çıkarıldı. O dönemde ilk okullar için ders kitapları ve dil bilgisi kitapları İstanbul’da yayımlanmış kitaplardır.[4] Stalin tarafından öldürülmüş şair ve dilbilim profesörü olan Bekir Çobanzade şiirlerinde kendisinin Kuzey yani Nogay lehçesine bağlılığına bakmadan, ilmi eserlerinde Türkiye Türkçesini tercih ettiğini yazmıştır ki, bu da Osmanlı Türkçesinin Kırım Tatarlar için bilim ve eğitim dili olarak kullanıldığının bir göstergesidir [5].

        Ekim İhtilalinden sonra dil üzerinde Rusların uyguladığı politikalar Kırım Tatar dilinin izolasyonuna yol açarak, onu Karadeniz’deki ortak Türk kültür alanın dışına çıkarmıştır. Dolayısıyla eski Osmanlı diliyle yaratılmış zengin edebiyatı bir yana bırakıp yeni yazılı dili yeni bir edebi gelenek yaratılamamış ve eski geleneklerin devamlılığı da sağlanamamıştır. Bu yeni yazı dilinin standartları daha sonra Farsçanın güçlü etkisi altında başka Türk lehçelerin temelinde oluşturulduğu farklı edebi geleneklerinin sahibi olan Özbekistan’da sabitleştirildi. Ancak çoğunlukla kaynak olarak Rusça kullanıldı. Kırım Tatar dili “Lenin Bayrağı” ve diğer, sayıca çok az olan yayınların üç beş sayfasında varlığını sürdürmeye çalıştı.

        Şu an Kırım’da Sovyetler döneminden kalma yazı dilinin kuralları hâkimdir. Aslında, bu kurallar büyük ölçüde kusurları içeriyor. Çarpık fonetik sistemi, izolasyon ve standartlaşmanın sağlanmamış olması gibi konular çözüm beklemekte.

        Tüm bunlara rağmen, Kırım Tatar dilinde Türk dillerinin söz hazinesi çok büyük miktarda yaşamakta. Sadece morfolojik farklılıklar söz konusu, o da Güney Yalı Boylu denilen Kırım Tatar lehçesinden kaynaklanmakta. Arapça kökenli kelimelere gelince, bunlar birçok Türk lehçesinde varlığını sürdürmekte.

        Dil durumu ilmi çalışmaların yanında siyasi bir çözüm ve siyasi irade gerektirir. Ancak, gerek eski sistemde yetişmiş ve belli noktalara gelmiş kişiler gerekse komünistler tarafından dayatılmış dil siyasetini tercih eden bazı bilim adamlarının tutumu bu sorunların yakın gelecekte çözümlenebileceği umudu taşımamıza engel oluyor.

        Doğal olarak dil sorunları eğitim sorunlarına da neden olmakta. Öncelikle eğitim öğretim malzemeleri yani ders kitaplarına onları destekleyici nitelikte kaynak eserlere ve edebi ürünlere ihtiyaç var. Kendi dilimizde yeterince tarih, edebiyat, fizik, felsefe ve başka dersler için kitaplarımız yok.

        KMPU (Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniversitesi) yanındaki Kırım Tatar dili ve Edebiyatı Araştırma Enstitüsü tarafından, Ukraynaca veya Rusça ders kitapları temin ediliyor, ama ana dilde bu imkânımız yok. Bunun nedenleri arasında:

        1)      Gerekli kitapların yazılması için terminoloji eksikliği. Öncelikli olarak terminoloji sözlüklerin oluşturulması ile başlamak gereklidir.

        2)      Ayrı disiplinler ve aynı zamanda çocuk büyüdükçe hep zorlaştırılan okuma programları arasındaki bağlantıların görülmesi için eğitimde vizyon eksikliği.

        3)      İlk öğretimi anadilinde yapanlar için Kırım Türkçesinde ders veren Lise ve üniversite olmaması. Kırım Tatar dilbilimi ve edebiyatı hariç Kırım, Ukrayna veya Rusya’nın lise ve üniversitelerinde bu dilde eğitimi destekleyen hiçbir müfredat yoktur.

        Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti yenilemesi anlamına gelen siyasi çözümü olmadan Kırım Türkçesinin iletişimsel alanını genişletmesi imkânsızdır. Demek ki, Kırım Tatar dilinde eğitim, bugün kâğıt üzerinde vardır. Aslında bu bir çıkmaz sokaktır. Kırım Tatar okullarında ders kitapları ve müfredatın içerisinde Rusça devam etmekte. Bazen hocalar çocuklardan iki tane ödev getirmesini talep ediyorlar. Onlardan bir tanesi Tatarca, bir tanesi Rusçadır.

        Bu faktörlerin yanında Kırım Tatar dilindeki eğitim üniversitelerde mantıksal devamlılığını sağlayacak iş garantisi olmaması çok önemli bir husustur. Mevcut durumun çözümü ancak siyasi alanda değildir. Türkiye’nin tarihten gelen haklarıyla Kırım meselesine daha aktif iştiraki hatta direk müdahalesi gerekmekte. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa, Kuzey Afrika, Arap yarımadası ve Kafkasya’da kendi topraklarını kaybettiği zaman bütün bu bölgelerde yaşayan milletler yarı bağımsız ya da tam bağımsız devletlere sahip oldular. Ancak ahalisi Türk olan Kırım yarımadası ve onun çerçevesindeki topraklar Rusya’ya teslim edildi. Sonuçta Kırım Türkleri soykırıma uğradı.  

        Günümüzde de Kırım Tatarlarını asimile etme süreci devam etmekte. Rusya’nın gözünde Kırım Türklerinin dili, kültürü, değeri çok düşük ve marjinal bir etnik azınlıktır. Yani biz sadece geçmiş olayların karşısına protesto yapan bir etnik grubuz. Şimdi Kırım Tatarların en önemli vazifesi birleşerek Kırımı işgalcilerden daha hızlı kurtuluşa teşvik etmektir.

        Bize göre Kırım hem siyasi hem de kültürel ve ruhsal düzeyde kendisinin Türk dünyasına mensupluğunu yeniden kurmalıdır. Ama Türkiye’nin yardım ve doğrudan doğruya müdahalesi olmadan ilgili girişimleri başarısızlığa mahkûmdur.


        [1] Grajdanin: İnformatsionnıy bülleten UVKB OON. / Simferopol, 1999. – S. 14.

        [2] Meselâ: Pribıtkova İ. M. Sovremennıye migratsionnıye protsesi: obustroystvoi adaptatsiya raneye deportirovannıh krımskih tatar v Krımu. / Sotsiologiya: teoriya, metodı, marketing, 2000, 1. C. 152-162

        [3] Oleg Rustemov. Yuridiçeskaya Terminologiya krımskih tatar: genezis, evolütsiya, perspektivı. Simferopol, 2014. s. 199.

        [4] Sarf-ı Türki. (Lisanımızın qavaid ve imlâsını bildirir). Bağçesaray, 1909. –s.  35

        . M. Abdu’l-qadır. Qavaid lisan-ı Türki. Электро-печатня «Терджиман», г. Бахчисарай, 1914 г. – 61 с.

        [5] Çobanzade Bekir. Kırım Tatar ilmi sarfı. Simferopol, 1925 s.

        Kaynaklar

  1. ﻋﺑﺪﺍﻟﻘﺎﺩﻳﺮ ﻡ.: ﺗﺮﻛﻰ ﻟﺴﺎﻥ ﻗﻮﺍﻋﺪ . ﺍﺣﻤﺪ ﻋﻠﻰ ﻃﺎﺭﭘﯽ ﻛﺘﺎﺑﺠﻰ  ﻧﺸﺮﻯ. ﺑﺎﻏﭽﻪﺳﺮﺍﻯ ﺷﻬﺮ . ۱۹۱۴.ﺍﻭﻟﻨﻤﺸﺪﺮ ﻣﻄﺒﻌﻪﺳﻨﺪﻩ  ﻃﺒﻊ    ﺗﺮﺟﻤﺎﻥ. M. Abdu’l-qadır. Qavaid lisan-ı Türki. Электро-печатня «Терджиман», г. Бахчисарай, 1914 г. – 61 с.
  2. (ﻭ  ﻗﻮﺍﻋﺪ ﺑﻴﻠﺪﺮﻳﺮ ﺍﻣﻺ   (ﻟﺴﺎﻧﻤﺰﻳﻦ ﺗﺮﻛﻰ ﺻﺮﻑ. ﺑﺎﻏﭽﻪﺳﺮﺍﻯ۱۹۰۹. Sarf-ı Türki. (Lisanımızın qavaid ve imlâsını bildirir). Bağçesaray, 1909. – 35 s.
  3. Grajdanin: İnformatsionnıy bülleten UVKB OON. / Simferopol, 1999. – S. 14
  4. Oleg Rustemov. Yuridiçeskaya Terminologiya krımskih tatar: genezis, evolütsiya, perspektivı. (Kırım tatarların hukuki terminolojisi: menşe, evolüsyon, perspektivleri). –  Simferopol, 2014. – 199 s.
  5. Pribıtkova İ. M. Sovremennıye migratsionnıye protsesi: obustroystvoi adaptatsiya raneye deportirovannıh krımskih tatar v Krımu. / Sotsiologiya: teoriya, metodı, marketing, 2000, 1. C. 152-162.
  6. Çobanzade Bekir. Kırım Tatar ilmi sarfı. Simferopol, 1925 s.

        Литература 1. Прибыткова И.М. Современные миграционные процессы: теоретико- мето до ло ги – ческие аспекты исследования // Социология: теория, методы, маркетинг. — 1999. — № 1. — С. 161–172. 2. Прибыткова И.М. Правовые и гуманитарные проблемы реинтеграции ранее де – пор ти рованных в Крыму. — К., 1999. 3. Паніна Н.В., Головаха Є.І. Тенденції розвитку українського суспільства (1994– 1998 рр.). Соціологічні показники (Таблиці, ілюстрації, коментар). — К., 1999. — С. 102. 4. Проблема ранее депортированных в цифрах и фактах // Гражданин: Информ. бюллетень УВКБ ООН. — Симферополь, 1999. — № 12. — С. 14. 162 Социология: теория, методы, маркетинг, 2000, 1 Ирина Прибыткова

Kaynak : https://www.turkyurdu.com.tr/yazar-yazi.php?id=2273

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest