KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER

Karamanlı adı, 20. Yüzyılın ilk onlu yıllarına kadar, genel olarak iç ve güneybatı Anadolu’da yaşayan Hristiyan Türkler için kullanılmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Anadolu’da Müslüman Türklerle birlikte yaşamış olan bu Türk topluluğu, Hristiyan olmalarının yanı sıra Türkçe ’den başka bir dil bilmemeleri ve genellikle dini karakterde olan eserlerini Grek alfabesi ile Türk dilinde yazmış olmaları nedeniyle, her zaman araştırmacıların dikkatini çekmiştir.

Karamanlılar, 1924 yılına kadar çoğunlukla Orta Anadolu’da Niğde, Nevşehir, Karaman, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde, daha genel bir ifadeyle; Trabzon- Silifke hattında yer alan şehirlerde ve hatta Suriye, Balkanlar, Besarabya ve Kırım’da, Rumeli’de Tesalya, Makedonya ve Tuna’da yaşamışlardır.

Karamanlılar, Millî Mücadelenin ardından 1924 yılında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi antlaşmasından sonra Yunanistan’a gönderilmişlerdir. Ancak Karamanlılar bir taraftan Hristiyan oldukları için, diğer taraftan da Türkçeden başka bir dil bilmedikleri için Müslüman Türklerle Yunanlılar arasında kalmışlardır. Mübadeleden sonra kendilerini Yunanistan’da yabancı hisseden bu insanlar, Türkçe konuştukları için Yunanlılarca dışlanmışlardır.

Nüfusları 1924 yılında 1 milyon iken, bugün Yunanistan’da sayıları iyice azalmış ve büyük çoğunluğu da Türkçeyi tamamen unutmuştur.

Adı ve Kökenleri

Anadolu’nun Türkçe konuşan Hristiyanları için Karamanlı adı, ilk kez 1553- 1555 yılları arasında İstanbul ve Anadolu’yu gezen Alman Hans Dernschwam’in seyahatnamesinde (1992) geçmektedir.

O’na göre, Hristiyan olan, Türkçe konuşan, Yunanca bilmeyen ve Caramanos adı ile bilinen bu topluluk İstanbul’da Yedikule’de oturmaktadır. Buraya da Karaman’dan gelmişlerdir.

Evliya Çelebi de ünlü eseri Seyahatname’de Alanya’dan bahsederken “Kadim eyyamdan beri Urum keferesi bir mahalledir, cümle üç yüz haraçtır; amma asla Urum lisanı bilmeyüp, batıl Türk lisanı bilürler” diyerek güney Anadolu’da yaşayan Karamanlılara işaret eder.

Konuyla uğraşan birçok araştırıcı Karamanlıların Türk olduklarını kabul ederken, Yunanlı araştırıcılar ise genellikle bunların Rum olduklarını iddia etmektedirler.

Türklerin İç Asya’dan Anadolu’ya başlattıkları geçiş, tarih sürecinde binli yıllardan başlayarak, özellikle 5-6-7 ve 8. Yüzyıllarda artarak devam etmiştir. Bu gelen Türkler, Uzlar ve Peçeneklerdi- Gagavuzlar- Bunlar Bizans etkisiyle Hristiyan Ortodoks inancını benimsemişler ama tek kelime Bizans dili bilmezlerdi. Türkçe konuşurlar, Yunan alfabesiyle Türkçe yazarlardı.

Rumlarla hiçbir bağlantıları yoktu hatta kız bile alıp vermezlerdi.

Bizanslılar bunların bir kısmını, Kilikya kapısı olarak bilinen Gülek Boğazını aşan Arap akınlarını durdurmak için adeta canlı bir kalkan olarak kullanmak amacıyla Anadolu’ya gönderdi.

Bu da yaptıkları en büyük hata oldu. Bu insanlar Malazgirt Savaşında saf değiştirerek Selçukluların yanında yer aldılar ve böylece Türklerin Anadolu’ya girişlerinde büyük rol oynadılar.

Alman Filoloji uzmanı Kırgız Bilim Adamı Prof. Dr. Amangeldi Abdulcabbaroviç, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Atalarımız Hunlar, Mongolya steplerinde yaşıyorlardı. Çinlilere galip geldiler.

MS 3.yüzyılda kuraklık oluştu. Hunlar batıya akın etmeye başladı. Ordu millet idiler. Attila’nın ölümünden sonra devlet fazla yaşamayınca, Macaristan’dan Anadolu’ya gelip Karaman, Sivas ve Konya’ya yerleştiler. Onlar Tanrı dinindeydiler. Bu göç MS 560- 600 yılları arasında gerçekleşmiştir.

Gazeteci yazar Aslan Bulut ise “Sera ortamında Karadeniz” adlı yazısında: “İşte mübadelede Yunanistan’a gönderdiğimiz Ortodoksların çoğu, Attila’dan sonra Anadolu’ya yerleştirilen Türklerin torunlarıdır. Halen Türkçe bilirler. Anadolu’daki mezar taşları Türkçedir. Türkçe konuşan Ortodoksların Türk olduklarını Yunanlılar da bilirler.”

Karamanlılar Osmanlı tebaasındaki başka milletlere mensup gayrimüslimlerden farklı olarak, yalnız Türkçe konuşmaları ve yazmalarından dolayı değil, aynı zamanda yaşam biçimleri, gelenek ve görenekleri bakımından da Müslüman Türklerden farklı değildirler.

Bu nedenle, Osmanlı Devleti zamanında, Anadolu’da oturan, Türk olan ve Türkçe konuşan Hristiyanlara Karamanlı, Türk olmayan ve Rumca konuşan Hristiyanlara ise Rum denilerek

aralarında mutlaka bir ayrım yapılırdı.

Aşağıdaki dörtlük Karamanlıların yaşadıkları ikilemi en güzel izah eden metindir:

Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz

Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz

Öyle bir mahludi hattı tarikatimiz vardır

Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz

Karamanlılar ister Türk olsunlar ister Rum, aynı topraklarda yüzyıllardır evleri duvar duvara, tarlaları, bahçeleri yan yana, iş yerleri aynı sokakta olan ve aynı dili kullanan bu insanların geçmişte söylenen özlü sözleri de ortak kullandıkları anlaşılmaktadır.

Ah Lozan Ah!

Bu anlatılanlardan Karamanlıları az çok tanımış olmalıyız. Ancak ne yazık ki, Lozan Antlaşmasının kesin ve bağlayıcı hükümleri onları diğer dindaşlarından ayıramadı.

Şüphesiz Atatürk, Karamanlıların durumunu çok iyi biliyordu. Ancak zamanın konjonktürel yapısı

ayrım yapmaya imkân vermiyordu.

Papa Eftim’in Millî Mücadele’deki önemini en iyi bilen kişi Atatürk idi.

Yunanlıların İç Anadolu’ya yürümeleri ve Ege Rumlarının onlarla birlikte hareket etmelerine karşın, Anadolu’da yaşayan Karamanlıların asla onlara destek vermemeleri, dahası karşı koymaları aynı dine mensup ama farklı kültürdeki bu insanları karşı karşıya getirmiştir. Ayrıca Papa Eftim ve Atatürk arasındaki iş birliğini sağlamıştır.

Fener Rum Patrikhanesi Anadolu’da yaşayan tüm Hristiyanların, Yunanistan lehine faaliyette bulunmaya davet ettiyse de Türk Ortodokslar bu davete icabet etmediler. Oyuna gelmediler ve Milli Mücadele tarafında yer aldılar.

Atatürk’ün “Bir ordu kadar Türk Milletine yararlı olmuştur” dediği Papa Eftim’e Millî Mücadele sonrası, savaş yıllarında verdiği destekten ötürü bizzat kendisi İstiklal Madalyası vermiştir.

Savaş sonrası 1924 yılında Atatürk, Papa Eftim’den Fener Rum Patrikhanesinin başına geçmesini ister ama Eftim bu teklifi kabul etmez. Fakat Atatürk’ün ısrarlı tutumu karşısında Papa Eftim yardımcısıyla İstanbul’a giderek patrikhane yönetimine el koyar. Tekrar Ankara’ya çağrılana kadar orada kalır.

Ne yazık ki bu insanları acı bir sürpriz bekliyordu. Lozan görüşmeleri esnasında, 30 Ocak 1923’te varılan anlaşmayla, Anadolu’daki Hristiyanların ırkına ve kişisel durumlarına bakılmaksızın değişime tabi tutulmalarına ve Yunanistan’a gönderilmelerine karar verildi. Bu kararda Türkiye’de İstanbul, Yunanistan’da Batı Trakya hariç tutulmuştur.

Ne Anadolu’da ne de Yunanistan’da Karamanlı denilen insanlardan kimse kalmadı. Bir şekilde mübadele dışı kalan insanlar öyle ya da böyle değiştiler. Yunanistan’a giden 1. Nesil halktan kalanlara da aynısı oldu. Zamanla yaşadıkları yere uyum sağladılar ve asılları ne yazık ki yok oldu. Kendilerini Selçuklunun torunu olarak gören bu insanlar evlerine ve mezarlarına Selçuklu yıldızı ve kartalı işliyorlardı.

Çünkü onlar sadece din açısından farklılık gösterdiği Müslüman Türkler ile aynı soydan geldiklerinin farkındaydılar. Karamanlılar Papa Eftim önderliğinde tüm Millî Mücadele boyunca Ankara Hükümetinin yanında yer alarak her fırsatta Türklüklerini tüm Dünya’ya haykırarak Anadolu’nun

İşgaline karşı mücadele etmişlerdir. Fakat sonuç onlar açısından büyük bir hayal kırıklığı olmuştur.

KAYNAKÇA

hhttps://dergipark.org.tr/en/download/article-fihttps:// www.rehbername.com/rehberce/13-soruda-su-bizim-karamanlilarle/989416ttps://

tr.wikipedia.org/wiki/Karamanl%C4%B1lar

https://www.researchgate.net/publication/322250078_KARAMANLI_ORTODOKS_TURKLER_UZERINDE https://scholar.google.com.tr/citations?user=qc4b7UEAAAAJ&hl=tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest