Hansaray’ın Unutulan Beş Kadını: 1917’de Kırım Tatar Millî Kurultayı’nda kadınların sesi
Kırımınsesi Gazetesi
“Kırım Tatar öncü kadınları
“Onları geç bulduk. Ama artık kaybetmeyelim.”
Hansaray’ın Unutulan Beş Kadını
1917 Kırım Tatar Millî Kurultayı’nda kadınlar
9 Aralık 1917. Bahçesaray. Hansaray.
Kırım’ın kadim hanlık sarayında, bir milletin geleceği yeniden konuşuluyordu.
Yüzyıllar boyunca Kırım Hanlığı’nın siyasi ve kültürel hayatına tanıklık etmiş Hansaray, şimdi bambaşka bir tarihî ana sahne oluyordu. Rus İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından Kırım Tatarları kendi millî iradelerini ortaya koymak, siyasi geleceklerini belirlemek ve yeniden örgütlenmek için Millî Kurultaylarını topluyorlardı.
O günlerde Numan Çelebi Cihan’ın, Cafer Seydamet’in, Ahmet Özenbaşlı’nın ve başka erkek siyasetçilerin isimleri tarihe yazıldı.
Fakat aynı salonda başka isimler de vardı.
Kadınların isimleri.
Şefika Gaspıralı.
İlhamiye Tohtar.
Hatice Avcı.
Anife Bodaninskaya.
Emine Şabarova.
Beş kadın.
Bir milletin siyasi tarihinde, üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ yeterince hatırlanmayan beş isim.
Onları hatırlamak yalnızca kadınların tarihini hatırlamak değildir.
Kırım Tatar millî hareketinin eksik bırakılmış bir parçasını tamamlamaktır.
1917’ye gelindiğinde Kırım Tatar kadınları siyasetin kapısında bekleyen sessiz bir topluluk değildi.
Onlar yıllardır eğitim, kültür, basın ve toplumsal örgütlenme alanlarında mücadele veriyorlardı.
Bu dönüşümün arkasında, Kırım Tatar toplumunda XIX. yüzyılın sonlarından itibaren gelişen Cedidçilik ve eğitim hareketi vardı. İsmail Gaspıralı’nın fikirleri yalnızca erkeklerin dünyasını değiştirmemiş; kız çocuklarının eğitimini, kadınların toplumsal hayata katılımını ve Müslüman kadınların kendi meseleleri hakkında söz sahibi olmasını da etkileyen bir zemin oluşturmuştu.
Bu hareketin en dikkat çekici kadınlarından biri hiç kuşkusuz Şefika Gaspıralı idi.
Fakat Şefika yalnız değildi.
1917 yılı Kırım’ında kadınlar kendi örgütlerini kuruyor, toplantılar yapıyor, eğitim meselelerini tartışıyor ve siyasi haklarını talep ediyorlardı. 17 Ağustos 1917’de Akmescit’te Müslüman kadın delegelerin kongresi toplandı; elliden fazla kadının katıldığı bu kongrede kadınların bölgesel komitesi oluşturuldu. Aynı yıl kadınların eğitimi için yeni okulların açılması da gündeme geldi.
Bu ayrıntı çok önemlidir.
Çünkü birkaç ay sonra Kurultay’a seçilecek kadınlar, siyasete bir anda ortaya çıkmış değillerdi.
Onlar zaten örgütleniyorlardı.
Zaten konuşuyorlardı.
Zaten eğitim ve toplum meseleleri üzerine çalışıyorlardı.
Ve artık siyasi karar mekanizmasının da içinde olmak istiyorlardı.
Kurultay seçimleri işte böyle bir ortamda gerçekleşti.
Kaynaklarda seçilen kadınların sayısı konusunda bir farklılık vardır.
Bazı tarih araştırmalarında Kurultay’a dört kadın delegenin seçildiği belirtilir:
Şefika Gaspıralı, İlhamiye Tohtar, Hatice Avcı ve Anife Bodaninskaya.
Ancak daha yakın tarihli akademik bir araştırma, Cafer Seydamet, Numan Çelebi Cihan ve özellikle Şefika Gaspıralı’nın aktarımlarına dayanarak beş kadın delegenin seçildiğini ortaya koyuyor. Şefika Gaspıralı’nın kendi hatıralarında beşinci kadın olarak Emine Şabarova’nın adı geçiyor.
Başka araştırmalarda da Şefika Gaspıralı, İlhamiye Tohtarova, Hatice Avcı, Anife Bodaninskaya ve Emine Şabarova’nın ilk Kırım Tatar kadın milletvekilleri olarak birlikte anıldığı görülüyor.
Dolayısıyla bugün beş kadının adını anarken, tarihî kayıtlardaki bu farklılığı gizlemek yerine söylemek daha doğru olacaktır.
Çünkü bazen bir ismi hatırlamanın ilk adımı, onun neden unutulduğunu sormaktır.
Şefika Gaspıralı
Beş kadının içinde en tanınanı Şefika Gaspıralı’dır.
Ama onu yalnızca İsmail Gaspıralı’nın kızı olarak hatırlamak, onun kendi başına yürüttüğü mücadeleyi görünmez kılar.
Şefika Gaspıralı, Kırım Tatar kadın hareketinin öncü isimlerinden biriydi. Kadınların eğitimi ve toplumsal hayata katılması için çalıştı; Alem-i Nisvan adlı kadın dergisinin editörlüğünü yaptı ve 1917’de Kırım Müslüman kadınlarının örgütlenmesinde önemli rol üstlendi.
1917’de yalnızca Kurultay’a seçilmedi.
Kurultay’ın başkanlık divanına da seçildi.
Bu ayrıntı, üzerinde özellikle durulmayı hak ediyor.
Çünkü Şefika Gaspıralı orada yalnızca kadınların varlığını temsil etmiyordu.
Kırım Tatar kadınlarının siyasi iradesini temsil ediyordu.
Ve bunu, erkeklerin izin verdiği bir alanda misafir olarak değil, seçilmiş bir temsilci olarak yapıyordu.
İlhamiye Tohtar
İlhamiye Tohtar’ın adı bugün Şefika Gaspıralı kadar bilinmiyor.
Oysa 1917 Kırım’ındaki kadın örgütlenmesinin önemli isimlerinden biriydi.
Kadınların bölgesel komitesinin başkanlığına seçildi. Şefika Gaspıralı başkan yardımcısı, Zeynep Emircan ise sekreter olarak görev aldı.
İlhamiye Tohtar aynı zamanda Yalta kazasından Kurultay’a seçildi.
Bugün onun hakkında bildiklerimiz sınırlı.
Belki de bu sınırlılık, yalnızca onun hayatının değil, Kırım Tatar kadınlarının tarihinin ne kadar az araştırıldığının da göstergesidir.
İlhamiye Tohtar’ın bir fotoğrafı bugün hâlâ elimizde.
Bir kadın kongresinde çekilmiş o fotoğrafta, geleneksel Kırım Tatar kıyafeti içinde duruyor.
Fotoğraflar bazen tarih kitaplarının anlatamadığını anlatır.
O fotoğraftaki kadın, yüzyıllık bir sessizliğin içinden bize bakıyor.
“Ben de oradaydım.”
Hatice Avcı
Hatice Avcı’nın adı da Yalta kazasından seçilen kadın delegeler arasında geçiyor.
Onun hayatına ilişkin belgeler, Şefika Gaspıralı’nınki kadar geniş değil.
Ama bu durum onun tarihî önemini azaltmıyor.
Çünkü tarih yalnızca hakkında yüzlerce belge kalanların tarihi değildir.
Bazen bir insanın tarih içindeki yerini gösteren en önemli belge, halkı tarafından seçilmiş olmasıdır.
Hatice Avcı da o seçimle Kırım Tatar toplumunun siyasi temsilcileri arasına girdi.
Hansaray’da onun da bir yeri vardı.
Ve o yer, bugün bize kadınların 1917’de siyasi hayatın dışında olmadığını hatırlatıyor.
Anife Bodaninskaya
Anife Bodaninskaya da Kurultay’ın kadın delegelerinden biriydi.
Akmescit kazasından seçilmişti.
Onun adı, dönemin kadın hareketine ilişkin kaynaklarda İlhamiye Tohtar ve Şefika Gaspıralı ile birlikte karşımıza çıkıyor.
Bodaninskaya’nın hikâyesinde ayrıca önemli bir ayrıntı var.
Kaynaklarda onun Kurultay’da sosyalist kanatla ilişkilendirildiği belirtiliyor.
Bu ayrıntı bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor:
Kırım Tatar kadınları siyasi açıdan tek bir düşüncenin temsilcileri değildi.
Onların da farklı görüşleri, farklı siyasi yaklaşımları ve farklı gelecek tasavvurları vardı.
Yani mesele yalnızca kadınların siyasete “dahil edilmesi” değildi.
Kadınlar siyasetin kendisini yapıyorlardı.
Ve Emine Şabarova…
Belki de bu yazının en dokunaklı tarafı onun adı.
Emine Şabarova.
Çünkü diğer dört kadın çeşitli kaynaklarda daha kolay karşımıza çıkarken, Emine Şabarova’nın adı daha çok Şefika Gaspıralı’nın hatıraları ve bu hatıralara dayanan araştırmalar üzerinden bize ulaşıyor.
Bu yüzden onun hakkında kesin olmayan bilgileri kesinmiş gibi yazmamak gerekir.
Fakat adını da sessizce geçiştirmemeliyiz.
Tam tersine.
Emine Şabarova’nın adı, araştırılması gereken bir tarihî iz olarak önümüzde duruyor.
Kimdi?
Nerede doğdu?
Nasıl yetişti?
Kadın örgütlenmesine nasıl katıldı?
Hangi çevreden Kurultay’a seçildi?
Kurultay’da hangi meseleler üzerinde çalıştı?
Ve neden zaman içinde adı diğer kadınlar kadar görünür kalmadı?
Bu soruların her biri yeni bir araştırmanın konusu olabilir.
Ama bugün bildiğimiz bir şey var:
Emine Şabarova’nın adı, 1917 Kırım Tatar kadınlarının siyasi tarihinin içinde anılıyor.
Ve yalnızca bu nedenle bile hatırlanmaya değer.
Bir milletin siyasi bilinci yalnızca erkeklerin hikâyesi değildir
1917 Kırım’ını anlamak için yalnızca Kurultay’ın erkek liderlerine bakmak yeterli değildir.
Çünkü aynı yıl kadınlar da siyasi haklarını talep ediyor, örgütleniyor ve seçimlere katılıyorlardı.
Daha da önemlisi, Kurultay’ın anayasal düzeninde kadınların siyasi eşitliği açık biçimde yer aldı.
Kurultay’ın kabul ettiği anayasal düzenlemede seçimlerin kadın ve erkek nüfusun katılımıyla, genel, eşit, doğrudan ve gizli oy esasına göre yapılması öngörülmüştü.
Bu, 1917’nin Kırım’ı açısından olağanüstü bir gelişmeydi.
Fakat bunu yalnızca “ne kadar ilerici” bir toplum olduklarını söylemek için anlatmak da yeterli değil.
Asıl mesele şudur:
Kırım Tatar kadınları bu hakkı talep etmiş, bunun için örgütlenmiş ve siyasi hayatın içine girmişlerdi.
Yani onların hikâyesi kendilerine verilen bir hakkın hikâyesi değildir.
Aynı zamanda kazanılmış bir siyasi mücadelenin hikâyesidir.
Hansaray’daki beş sandalye
Bugün Hansaray’a gidildiğinde 1917’nin seslerini duymak mümkün değil.
O gün orada bulunan insanların konuşmalarını işitemiyoruz.
Kimlerin hangi sırada oturduğunu, hangi cümlede heyecanlandıklarını, hangi kararın ardından birbirlerine baktıklarını bilmiyoruz.
Ama isimlerini biliyoruz.
En azından bazılarının isimlerini.
Ve bu isimleri yan yana koyduğumuzda karşımıza yalnızca beş kadın çıkmıyor.
Bir toplumun değişimi çıkıyor.
Şefika Gaspıralı, kadınların eğitim ve örgütlenme mücadelesinin içinden geliyordu.
İlhamiye Tohtar, kadın örgütlenmesinin başındaydı.
Hatice Avcı, Yalta’dan seçilmiş bir temsilciydi.
Anife Bodaninskaya, siyasi görüşüyle Kurultay’ın farklı kanatlarından birini temsil ediyordu.
Emine Şabarova ise bugün bile adının izini sürmek zorunda olduğumuz beşinci isim olarak tarihin kapısını aralık bırakıyor.
Onların her biri farklı bir hikâye.
Ama hepsinin ortak bir cümlesi var:
“Kırım Tatar toplumunun geleceğinde bizim de sözümüz var.”
Neden onları bugün hatırlamalıyız?
Çünkü tarih, yalnızca büyük adamların yaptığı büyük işlerin toplamı değildir.
Bir milletin tarihini yazarken kadınlarını unutursanız, o milletin tarihinin yarısını eksik anlatmış olursunuz.
1917 Kırım Tatar millî hareketini yalnızca erkeklerin adı üzerinden okumak da böyle bir eksiklik yaratır.
Çünkü o hareketin arkasında kız çocuklarının eğitimi için çalışan kadınlar vardı.
Kadın dergileri çıkaran kadınlar vardı.
Kadın komiteleri kuran kadınlar vardı.
Kongrelere katılan kadınlar vardı.
Seçimlerde oy kullanan kadınlar vardı.
Ve nihayet…
Milletvekili seçilen kadınlar vardı.
Hansaray’a giren kadınlar.
Bir milletin geleceği hakkında söz söyleyen kadınlar.
Belki bugün yapmamız gereken, onları yalnızca “ilk kadın milletvekilleri” olarak anmak değildir.
Onları kendi isimleriyle hatırlamaktır.
Çünkü Şefika Gaspıralı yalnızca “Gaspıralı’nın kızı” değildir.
İlhamiye Tohtar yalnızca bir fotoğraftaki kadın değildir.
Hatice Avcı yalnızca bir seçim listesindeki isim değildir.
Anife Bodaninskaya yalnızca bir dipnot değildir.
Ve Emine Şabarova, adı kaynaklarda daha az görünür diye tarihin dışında değildir.
Onlar, 1917’de Kırım Tatar toplumunun siyasi dönüşümünün öznesiydiler.
Hansaray’ın duvarları çok şey gördü.
Hanların iktidarını gördü.
Savaşları gördü.
Sürgünleri gördü.
Bir imparatorluğun çöküşünü gördü.
Ve 1917’de, bir milletin yeniden kendi sesini arayışına tanıklık etti.
O sesin içinde erkeklerin sesleri kadar kadınların sesleri de vardı.
Bugün onların isimlerini yeniden söylemek, geçmişe yapılmış küçük bir saygı değildir.
Eksik bırakılmış bir tarihi tamamlamaktır.
Bu yüzden 1917’nin Hansaray’ını hatırlarken yalnızca erkeklerin isimlerini söylemeyelim.
Bir an duralım.
Ve beş kadının adını da söyleyelim:
Şefika Gaspıralı.
İlhamiye Tohtar.
Hatice Avcı.
Anife Bodaninskaya.
Emine Şabarova.
Çünkü onlar da oradaydı.
Hansaray’daydılar.
Ve artık onları hatırlamanın zamanı geldi.
Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

