Bir Kadın Daha Susmasın
Yayın Bilgileri
Yazar: Efsane Afşar Sayınqala
Yazı Türü: Köşe Yazısı
Yayın Kanalı: Kırım’ın Sesi Gazetesi
Bir Kadın Daha Susmasın
Bir kadın daha öldürülmeden önce kaç kez susar?
Kaç kez “bir daha olmayacak” sözüne inanır?
Kaç kez ailesinden, çocuklarından, çevresinden utanır?
Kaç kez “Kimse bana inanmaz” diye düşünür?
Kaç kez yardım istemeye niyetlenip son anda vazgeçer?
Ve biz, dışarıdan bakanlar, kaç kez “Aile meselesidir” diyerek başımızı çeviririz?
Kadına yönelik şiddetin yalnızca kendisi değil, şiddete karşı toplumun gösterdiği hoşgörü de ürkütücüdür.
“Sinirlenmiş.”
“Bir anlık öfke.”
“Aralarında özel bir mesele.”
“Çocukları var, yuva dağılmasın.”
“Kadın da biraz alttan alsın.”
Hayır.
Bir insanın başka bir insanı dövmesinin, tehdit etmesinin, aşağılamasının, ekonomik olarak kontrol etmesinin veya korku içinde yaşatmasının hiçbir bahanesi olamaz.
Şiddetin bir eğitim seviyesi yoktur. Bir gelir grubu yoktur. Bir mesleği yoktur.
Şiddet gören kadın doktor olabilir. Hâkim olabilir. Öğretmen olabilir. Akademisyen olabilir. Avukat olabilir. Ev kadını olabilir. Ekonomik olarak güçlü olabilir ya da hayatını tek başına sürdürmekte zorlanabilir.
Diploma, makam, para, toplumsal itibar… Hiçbiri kapalı kapılar ardında yaşanan şiddete karşı sihirli bir kalkan değildir.
Çünkü şiddet çoğu zaman sokakta değil, evin içinde; tanıdığımız insanların hayatında ve kimsenin görmediği bir yerde yaşanır.
Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’ni yalnızca bir siyasi tartışmanın konusu olarak görmemek gerekir. Onu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması konusunda devletin ve toplumun sorumluluğunu hatırlatan bir anlayış olarak konuşmalıyız.
Kadınların şiddet gördüklerinde susmak zorunda kalmadıkları bir düzen istiyoruz.
Şikâyetçi olduğunda yalnız bırakılmadığı, yardım istediğinde kapıların yüzüne kapanmadığı, çocuklarıyla birlikte güvenli bir yaşam kurabileceğine inandığı bir düzen…
Çünkü bir kadının hayatta kalabilmesi, onun ne kadar cesur olduğuna bağlı olmamalı.
Asıl mesele, kadınları sürekli daha cesur olmaya çağırmak değil; onların korkmadan yaşayabileceği bir toplum yaratmaktır.
Ve artık şunu da sormalıyız:
Şiddet uygulayan kadar, şiddeti görüp susanların da sorumluluğu yok mu?
Bir komşunun çığlığını duyduğumuzda…
Bir arkadaşımızın davranışlarının değiştiğini fark ettiğimizde…
Bir yakınımızın sürekli korktuğunu gördüğümüzde…
“Beni ilgilendirmez” demek gerçekten mümkün mü?
Belki de bir kadının hayatını değiştirecek şey büyük bir kahramanlık değil, küçük bir cümledir:
“Sana inanıyorum. Yalnız değilsin. Yanındayım.”
Şiddete hoşgörü göstermeyelim.
Şiddeti normalleştiren cümleleri hayatımızdan çıkaralım.
Kadından susmasını, sabretmesini, affetmesini istemek yerine; şiddet uygulayana hesap vermesi gerektiğini hatırlatalım.
Çünkü hiçbir kadın korkarak yaşamak zorunda değil.
Ve hiçbir toplum, kadınların suskunluğunu huzur zannetmemeli.
Bir kadın daha susmasın.
Bir kadın daha yalnız kalmasın.
Bir kadın daha şiddetin bedelini ödemesin.

Resmi Yardım ve Destek Hatları – Şiddete Karşı Destek Mekanizmaları
