Araştırmacılar ve Tarih YazarlarıGüncelTarih

12 EYLÜL: ZİNDANLARDA KIRILAN HAYALLER, DARAĞACINDA SÖNEN DOKUZ HAYAT

12 Eylül mahkemeleri: Ülkücüler nasıl yargılandı, zindanlarda neler yaşandı ve kaç ülkücü idam edildi?

Başı dik yetiştirdiği nesillere, 12 Eylül mahkemeleri ile darağacı tehdidi qarşısında hem dik durulabileceğini hem de hukuka bağlı bir tavır sergilenebileceğini bir kere daha gösteren Başbuğ Alparslan Türkeş ile 12 Eylül’ün bütün ülkücü mağdurlarına hürmetle…

12 Eylül 1980 askerî darbesinden soñra ülkücü hareket ağır bir yargı ve zindan sürecinden keçirildi. Yüzlerce ülkücü hakkında ağır cezalar istendi; MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda 220 kişi hakkında ölüm cezası talep edildi. Yıllarca devam etken yargılamaların soñunda dokuz ülkücü idam edildi.

DARAĞACINA GİDEN DOKUZ GENCİN SON MEKTUPLARI

12 Eylül döneminde idam edilen dokuz ülkücü gençten geriye yalnızca fotoğrafları, dava dosyaları ve hatıraları kalmadı. Onların ailelerine, kardeşlerine, arkadaşlarına ve ülküdaşlarına bıraktıkları mektuplar da o dönemin insanî yüzünü ortaya koyan önemli belgeler arasında yer aldı.

Bu mektuplarda korkudan çok aileye duyulan sevgi, helallik isteme, inanç, vatan ve gelecek düşüncesi öne çıkıyordu. Bazıları ölüm kararını önceden öğrenmiş, bazıları ise son günlerinde ailesine ulaşmaya çalışmıştı.

Aradan geçen yıllara rağmen bu mektuplar, 12 Eylül döneminin yalnızca mahkeme tutanaklarından ve siyasi tartışmalardan ibaret olmadığını; darağacına gönderilen gençlerin geride annelerini, babalarını, kardeşlerini ve yarım kalmış hayatlarını bıraktığını gösteriyor.

MUSTAFA PEHLİVANOĞLU

12 Ekim 1980’de idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’nun ailesine bıraktığı mektup, dokuz isim arasında en çok bilinen veda belgelerinden biridir.

Pehlivanoğlu mektubunda anne ve babasından helallik ister. Kendisini büyütüp yetiştirdikleri için ailesine teşekkür eder. Ölümün ardından ağlamamalarını isterken, kader ve inanç vurgusu yapar.

Mektubunda yer alan en bilinen ifadelerinden biri şudur:

“Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.”

Pehlivanoğlu ayrıca ağabeyine, yengesine, yeğenine ve kız kardeşine selam gönderir; nişanlısı için de Allah’tan mutlu bir yuva kurmasını diler. Mektubun sonunda ailesiyle helalleşme arzusu belirgin biçimde görülür.

CEVDET KARAKAŞ

Cevdet Karakaş’ın son arzusu ve ölüm öncesindeki sözleri, döneme ilişkin çeşitli hatırat ve arşiv aktarımlarında yer almaktadır.

Karakaş’ın veda sözlerinde bayrak ve vatan düşüncesinin öne çıktığı aktarılır. Ölüm karşısında dahi bağlı olduğu değerlerden vazgeçmediği, geride bıraktığı sözlerle anlatılır.

Onun ardından kalan en önemli hatıralardan biri, son saatlerinde dahi bayrağa verdiği anlamı dile getirmesidir.

İSMET ŞAHİN

İsmet Şahin de 12 Eylül döneminde idam edilen dokuz ülkücü gençten biridir.

Şahin’in hayatına, cezaevi günlerine ve kişisel belgelerine ilişkin çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Ancak son mektubunun tam metni konusunda açık ve güvenilir biçimde doğrulanabilen bir belgeye ulaşılmadığı için, adına sonradan sözler eklemek doğru değildir.

Bu nedenle İsmet Şahin’in mektubu konusunda en doğru yaklaşım, özgün belge veya aile arşivindeki nüshanın ortaya çıkarılmasını beklemektir.

FİKRİ ARIKAN

Fikri Arıkan’ın adı da 12 Eylül döneminin idam edilen dokuz ülkücüsü arasında yer almaktadır.

Arıkan’ın hayatı ve idam süreci çeşitli kaynaklarda anlatılırken, son mektubunun tam metni konusunda güvenilir ve açık biçimde doğrulanabilir bir belge sınırlılığı bulunmaktadır.

Bu nedenle onun adına doğrulanmamış ifadeler yüklemek yerine, mevcut belgelerin korunması ve yeni arşivlerin araştırılması önem taşımaktadır.

CENGİZ BAKTEMUR

Cengiz Baktemur’un ailesine gönderdiği mektuplardan biri, 28 Haziran 1980 tarihini taşımaktadır.

Ablası Gülseren Çelebi’ye yazdığı mektupta hapiste bulunmasının kendisini neden üzdüğünü anlatan Baktemur, özellikle suçsuz olduğuna inandığını ve Türk adaletinin bunu ortaya çıkaracağına güvendiğini belirtir.

Mektubundaki dikkat çekici ifadelerden biri şöyledir:

“Umutsuz insan olmaz.”

Baktemur bu mektupta ailesini teselli etmeye çalışırken geleceğe ilişkin umudunu da korumaktadır. Ancak yaklaşık iki yıl sonra, 2 Mayıs 1982’de idam edilmiştir.

ALİ BÜLENT ORKAN

Ali Bülent Orkan’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na yazdığı mektup, onun ölüm karşısındaki yaklaşımını ortaya koyan önemli belgelerden biridir.

İdam cezasının bir hafta ertelenmesi üzerine yazdığı mektupta, bu ertelemeye ölümden kurtulduğu için değil, yarım kalan hatmini tamamlayabilmek için sevindiğini anlatır.

Mektupta şu ifade dikkat çekmektedir:

“Ben bir hafta sonra öleceğim diye sevinmiyorum. Hatim indiriyordum, yarım kalmıştı.”

Orkan’ın sözleri, son günlerinde ibadetin ve inancın hayatındaki yerini göstermektedir.

AHMET KERSE

Ahmet Kerse’nin 31 Ocak 1983 tarihinde, idam edildiği gün babasına yazdığı mektup, geride kalan en çarpıcı belgelerden biridir.

Kerse, ölümün bütün insanlar için kaçınılmaz olduğunu ifade eder ve Allah’tan hayırlı ve imanlı bir ölüm diler. Ardından ailesine ve kendisini sevenlere helallik çağrısında bulunur.

Mektubundaki en dikkat çekici cümlelerden biri şöyledir:

“Kimseye kırgın ve dargın değilim.”

Kerse ayrıca ölümünden dolayı herhangi bir kişinin sorumlu tutulmamasını ister ve kendisini sevenlerden haklarını helal etmelerini rica eder.

Bu satırlar, idam sehpasına götürülen bir gencin ailesine bıraktığı son düşüncelerin yalnızca siyasi bir veda değil, aynı zamanda bir helalleşme olduğunu göstermektedir.

HALİL ESENDAĞ

Halil Esendağ’ın son günlerine ilişkin belgeler arasında Selçuk Duracık ile birlikte kaleme alınan mektuplar önemli yer tutmaktadır.

Mektuplarda Allah’a hamd, Peygamber’e salât ve selam, aile büyüklerinden helallik isteme ve geride kalanlardan dua talebi öne çıkmaktadır.

Bu belgelerde ölüm karşısında korkudan ziyade teslimiyet ve geride kalanlarla helalleşme duygusu dikkat çekmektedir.

SELÇUK DURACIK

Selçuk Duracık’ın adı, Halil Esendağ ile birlikte yazılan mektuplarda da geçmektedir.

İki genç tarafından bırakılan bu belgelerde ailelere ve yakınlara helallik çağrısı yapılırken, kendileri için dua edilmesi istenir.

Dönemin hatıratlarında Duracık ve Esendağ’ın idam sehpasına yürürken tekbir getirdikleri ve cellattan helallik istedikleri aktarılmaktadır. Ancak bu tür anlatımların hatırat ve tanıklık niteliğinde olduğu, her ayrıntının bağımsız arşiv belgesiyle doğrulanamayabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

İSİMLERİN ARDINDA KALAN BELGELER

Mustafa Pehlivanoğlu, Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Cengiz Baktemur, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse, Halil Esendağ ve Selçuk Duracık…

Dokuz genç.

Dokuz ayrı hayat.

Dokuz ayrı aile.

Ve geride kalan mektuplar…

Bu mektupların her biri, 12 Eylül’ün siyasi tarihinin yanında insanî tarihine de ışık tutmaktadır. Bazılarında anne ve babaya duyulan sevgi, bazılarında kardeşlere bırakılan selam, bazılarında helallik, bazılarında ise inanç ve gelecek düşüncesi vardır.

Bugün bu belgelerin en önemli değeri, geçmişte yaşananları yeniden tartışmaktan çok, bir dönemin genç insanlar üzerindeki ağır sonuçlarını unutturmamalarıdır.

Mektuplar susturulamayan hafızadır.

Çünkü darağacında hayatlar sona ermiş olabilir; ancak geride bırakılan birkaç satır, yıllar sonra bile o insanların sesini bugüne taşıyabilmektedir.

12 eylül
12 eylül

12 Eylül’den soñra hukuk düzeni kökten değiştirildi

12 Eylül 1980’de Türk Silâhlı Kuvvetleri yönetime el koydu. Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, anayasa yürürlükten kaldırıldı, siyasî partiler kapatıldı ve ülkenin yönetimi Millî Güvenlik Konseyi’nin eline geçti. Darbenin ardından geniş çaplı gözaltılar, tutuklamalar ve askerî mahkemelerde yapılan yargılamalar başladı.

Darbe döneminde 650 binden fazla kişi gözaltına alındı. 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. Askerî savcılıklar 7 binden fazla kişi hakkında ölüm cezası talebinde bulundu; mahkemeler 517 kişiye ölüm cezası verdi ve bunlardan 50’sinin infazı gerçekleştirildi.

Bu geniş yargı dalğasının içinde ülkücü hareket de önemli bir yer tuttu. MHP’nin ve ülkücü kuruluşların yöneticileri, gençlik teşkilâtlarında görev yapanlar ve çeşitli ülkücü kuruluşlara mensup kişiler askerî mahkemelerin qarşısına çıkarıldı.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası

12 Eylül döneminin ülkücüler açısından en geniş kapsamlı yargılamalarından biri MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası oldu.

Davanın baş sanığı MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’ti. 29 Nisan 1981’de hazırlanan iddianame ile başlayan süreçte Türkeş dâhil 220 kişi hakkında ölüm cezası istendi. Dava yıllarca sürdü ve 7 Nisan 1987’de sonuçlandı.

Yargılama 5 yıl 11 ay 8 gün devam etti ve toplam 333 duruşma yapıldı. Sonunda Alparslan Türkeş 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına mahkûm edildi. Türkeş, tutukluluk süresi dikkate alınarak 1985’te tahliye edildi.

Bu dava yalnızca bir siyasî teşkilâtın yargılanması şeklinde kalmadı. Çok sayıda genç ülkücü uzun yıllar boyunca tutuklu kaldı, ağır hapis cezalarıyla karşılaştı ve ailelerinden uzak yaşadı.

Mamak Cezaevi’nde hayat

12 Eylül döneminin hafızalarda en ağır iz bırakan merkezlerinden biri Ankara’daki Mamak Askerî Cezaevi idi.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanıklarının önemli bir bölümü tutukluluk dönemlerini Mamak’ta geçirdi. Sanıkların sorguları da burada yapıldı. TBMM Darbe Araştırma Komisyonu kayıtlarında Mamak’taki C-5 olarak anılan özel bir birimde MHP davası sanıklarının sorgulandığına dair tanıklıklar yer aldı.

Cezaevindeki şartlar yalnızca hürriyetin kısıtlanmasından ibaret değildi. Döneme ilişkin TBMM kayıtlarında Mamak Askerî Cezaevi’nde işkence ve kötü muamele uygulamalarının yaşandığı, fizikî ve psikolojik baskıların mahpuslar üzerinde ağır izler bıraktığı aktarılmaktadır.

12 Eylül dönemine ilişkin TBMM yayınlarında Mamak Askerî Cezaevi, sistematik işkencenin en yaygın olarak görüldüğü merkezlerden biri olarak belirtilmektedir. Aynı kaynaklarda mahpusların farklı siyasî görüşlerden kişilerin aynı koğuşlara konulduğu “karıştır-barıştır” uygulamasına da yer verilmektedir.

Bu şartlar altında ülkücü mahpuslar yıllarını askerî cezaevlerinde geçirdi. Muhsin Yazıcıoğlu örneği, bu dönemin uzunluğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Yazıcıoğlu, Mamak Cezaevi’nde toplam 7,5 yıl kaldı; bunun 5,5 yılını hücrede geçirdi ve daha soñra yargılandığı davadan ceza almadan çıktı.

darağacında sönen dokuz hayat
darağacında sönen dokuz hayat

Dokuz ülkücü idam edildi

12 Eylül döneminde ülkücü hareket açısından en ağır sonuçlardan biri idam cezalarının uygulanması oldu.

TBMM kayıtlarında MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası kapsamında 220 ülkücünün idamının istendiği ve dokuz ülkücünün idam edildiği belirtilmektedir.

İdam edilen ülkücülerin isimleri şunlardır:

Mustafa Pehlivanoğlu, Ali Bülent Orkan, Fikri Arıkan, Cevdet Karakaş, Ahmet Kerse, Cengiz Baktemur, Halil Esendağ, Selçuk Duracık ve İsmet Şahin.

İlk infazlardan biri 9 Ekim 1980’de gerçekleştirildi. O gün sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. Böylece 12 Eylül rejiminin ölüm cezalarını uygulama süreci başladı.

Türkiye genelinde darbe döneminde 50 ölüm cezasının infaz edildiği resmî kayıtlara geçmiştir. Bunun dokuzunu ülkücüler oluşturdu.

Mahkemeler ve hukuk tartışması

12 Eylül dönemindeki yargılamalar yıllar boyunca Türkiye’nin hukuk ve demokrasi tarihinde en fazla tartışılan meselelerden biri oldu.

Askerî mahkemelerin siyasî davalarda görev yapması, geniş kapsamlı suçlamalar, uzun tutukluluk dönemleri, ağır ceza talepleri ve cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri dönemin temel tartışma başlıkları arasında yer aldı.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın uzunluğu da bu dönemin çarpıcı göstergelerinden biridir. Beş yılı aşan yargılama boyunca yüzlerce sanık mahkeme karşısına çıktı. Bazıları beraat etti, bazıları uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı, bazıları ise darağacına gönderildi.

12 Eylül’ün ülkücüler açısından hafızalarda bıraktığı en ağır tablo; mahkeme salonları, uzun tutukluluk yılları, Mamak ve diğer askerî cezaevlerindeki ağır şartlar ve dokuz ülkücünün idam edilmesiyle şekillendi.

12 eylül darağacında sönen dokuz hayat
12 eylül darağacında sönen dokuz hayat

Tarihe bırakılan hafıza

12 Eylül mahkemeleri bugün yalnızca geçmişte kalmış hukuk davaları olarak görülmüyor. O dönemde yaşananlar, Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları tarihinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Ülkücü hareket açısından ise Başbuğ Alparslan Türkeş ve dava arkadaşlarının yaşadığı yargılama süreci, uzun yıllar boyunca siyasî ve millî hafızanın temel başlıklarından biri oldu.

Aradan geçen yıllara rağmen Mamak zindanları, askerî mahkemeler ve idam edilen dokuz ülkücünün isimleri hafızalarda yaşamaya devam ediyor.

Bu tarihî dönem, farklı siyasî görüşlere mensup insanların uğradığı mağduriyetleri birbirinden ayırmadan, hukuk devletinin ve insan onurunun korunmasının ne kadar önemli olduğunu da bir kere daha hatırlatıyor.

12 Eylül Döneminde İdam Mahkûmlarının Son Saatleri

İdam mahkûmlarının son saatleri, hücrelerinden alınışları, darağacına yürüyüşleri ve cellatla karşılaştıkları o anlar, 12 Eylül askeri rejiminin en katı ve acımasız yüzünü göstermektedir. Bu 9 ülkücü gencin idama götürülme süreci, askeri yönetimin uyguladığı psikolojik taktikler ve hücrelerde yaşanan o son anlar şu şekilde gerçekleşmiştir:

1. Hücreden Alınış: “Mahkemeniz Var” Yalanı

İnfazlar her zaman sabaha karşı, gece yarısından sonra (genellikle saat 02.00 ile 04.00 arasında) yapılırdı. Mahkûmların isyan çıkarmasını ya da cezaevinde bir kargaşa yaşanmasını önlemek amacıyla askeri yönetim tam bir gizlilik uygulardı.

Görevli askerler ve gardiyanlar infaz edilecek kişinin hücresine gider, kapıyı büyük bir gürültüyle açarlardı.

Mahkûma infaz edileceği söylenmez, “İfaden var”, “Başka bir cezaevine naklediliyorsun” ya da “Sıkıyönetim mahkemesine götürülüyorsun” denilerek yalan söylenirdi.

Apar topar kelepçelenen mahkûm, cezaevi koridorlarında askerlerin arasında yürütülürken durumun bir nakil olmadığını, koridorun sonundaki infaz heyetini (savcı, doktor, cezaevi müdürü ve imam) gördüğünde anlardı.

2. Son Arzular, Abdest ve Namaz

Resmî prosedür gereği koridorun sonundaki odada mahkûmun yüzüne idam fermanı (Millî Güvenlik Konseyi’nin onay kararı) okunurdu. Ardından “Son arzun nedir?” diye sorulurdu.

Bu 9 ülkücü gencin neredeyse tamamının ilk ve en önemli talebi “Abdest alıp, namaz kılmak” olmuştur.

Askerlerin gözetiminde abdestlerini aldıktan sonra, ölümün soğuk yüzüne karşı son kez seccadeye durmuş, iki rekat namaz kılmışlardır.

İkinci büyük talepleri ise ailelerine “Son Mektuplarını” yazmak olmuştur. Masaya oturtulan gençlerin kelepçeleri mektup yazabilmeleri için kısa süreliğine çözülürdü. Elleri titremeden, ailelerine sabır dileyen ve inançlarını haykıran o mektupları bu odada yazmışlardır.

3. “Beyaz Gömlek” Giyilmesi ve Kelime-i Şehadet

Mektupların yazılması bittikten sonra, infaz kuralları gereği mahkûmlara ayak uçlarına kadar uzanan, kolları olmayan “Beyaz İdam Gömleği” giydirilirdi.

Gömlek giydirildikten sonra elleri bu kez arkadan kelepçelenirdi.

Yanlarındaki imam eşliğinde, cezaevinin iç avlusuna ya da bahçesine kurulan darağacına doğru son yürüyüş başlardı. Bu yürüyüş sırasında gençlerin sessizce ya da yüksek sesle Kelime-i Şehadet getirdikleri, tekbir getirdikleri dönemin şahitleri (savcılar ve imamlar) tarafından aktarılmıştır.

4. Darağacı ve Tabureye Vurulan Son Tekme

Bahçede, projektörlerin aydınlattığı karanlığın ortasında kalın bir ipe sahip darağacı ve altında ahşap bir tabure beklerdi.

Mahkûm, beyaz gömleğiyle darağacının altındaki tabureye çıkarılırdı.

Görevli savcı, hükmü son kez yüzüne okurken, cellat ilmiği mahkûmun boynuna geçirir ve düğümü iyice sıkıştırırdı.

Bu esnada celladın yüzü maskedir ve mahkûmla konuşması yasaktır.

Son sözleri sorulan ülkücü gençler, vatanlarına ve davalarına bağlılıklarını bildirip Kelime-i Şehadet getirerek son nefeslerini vermeye hazırlandıklarını söylemişlerdir. Birçoğu celladın tabureyi çekmesini beklemeden, kendi taburelerine kendileri tekme vurarak infazı asil ve dik bir duruşla sonlandırmak istemiştir.

5. Cenazelerin Gizlenmesi

İnfaz gerçekleştikten sonra cezaevi doktoru nabzı kontrol eder ve ölüm raporu imzalanırdı. Askeri yönetim, idam edilenlerin cenazelerinin büyük kitleler tarafından birer “mitinge” ya da gövde gösterisine dönüştürülmesinden korktuğu için cenazeleri ailelerine hemen teslim etmezdi. Çoğu zaman sabaha karşı, çok az sayıda aile üyesinin katılımıyla, polisin ve askerin yoğun güvenlik önlemleri altında sessizce toprağa verilirlerdi.

12 EYLÜL DÖNEMİNDE İDAM EDİLEN 9 ÜLKÜCÜNÜN SON MEKTUPLARI

Belge ve kaynak temelli derleme

Not: Kaynaklarda yayımlanan mektupların tamamı telif ve kaynak koşulları nedeniyle burada kelimesi kelimesine yeniden basılmamıştır. Bunun yerine, erişilebilen mektupların ayrıntılı içerik özeti ve kısa doğrulanabilir alıntılar verilmiştir. Tam metinleri yayımlamak için özgün belge, aile arşivi veya telif sahibinin izni esas alınmalıdır.

1. Mustafa Pehlivanoğlu — 7 Ekim 1980

Annesi ve babasına yazdığı son mektupta ailesinden helallik ister. Kendisini yetiştirdikleri için anne ve babasına teşekkür eder; kader ve inanç vurgusu yapar. Kardeşi Haydar’ın ardından Allah’ın huzuruna çıkacağını söyler. Hakkında verilen kararın yanlış olduğunu düşünüyorsa bunun hesabının Allah’a kalacağını ifade eder. Ailesinden cenazesinin ardından ağlamamalarını ister; ağabeyine, yengesine, yeğenine, kız kardeşine ve nişanlısına selam gönderir.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.”

Kaynak: Denge Gazetesi, “Pehlivanoğlu’nun mektubunun tam metni”.

2. Cevdet Karakaş — 4 Haziran 1981

Son arzusu sorulduğunda bayrağı öne çıkaran bir anlatım kaleme aldığı aktarılır. Çocukluğundan ve gençliğinden söz eder; bayrağın onun için taşıdığı anlamı ölümün eşiğinde dahi koruduğunu anlatır. Mektup, kişisel hayatından kısa hatıralarla vatan ve bayrak duygusunu bir araya getirir.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Önce bir Bayrak istiyorum.”

Kaynak: HaberAlp, “Cevdet Karakaş’ın İdamdan Önce Yazdığı Satırlar”.

3. İsmet Şahin — 20 Ağustos 1981

İsmet Şahin’e ait son mektubun doğrulanabilir tam metnine açık web kaynaklarında güvenilir biçimde ulaşılamadı. Bu nedenle mektup adına herhangi bir metin oluşturulmamıştır. Dokuz kişinin belgelerini bir araya getiren Göğün Asil Çocukları çalışması, Şahin’e ait günlük, mektup ve diğer kişisel belgelerin bulunduğunu bildirmektedir.

Kısa doğrulanabilir alıntı: Tam metin için özgün arşiv/kaynak gerekir.

Kaynak: Yeniçağ, “Göğün Asil Çocukları kitabı çıktı”; Göğün Asil Çocukları kitabı.

4. Fikri Arıkan — 27 Mart 1982

Fikri Arıkan’ın son mektubunun tam ve doğrulanabilir metni açık web kaynaklarında bulunamadı. İdam edilen dokuz ülkücünün belgelerini derleyen kaynaklarda adına yer verilmekle birlikte, burada doğrulanmamış bir metin aktarılmamıştır.

Kısa doğrulanabilir alıntı: Tam metin için özgün arşiv/kaynak gerekir.

Kaynak: Yeniçağ, “Göğün Asil Çocukları kitabı çıktı”.

5. Cengiz Baktemur — 2 Mayıs 1982

Yeni Şafak’ın arşiv çalışmasında Cengiz Baktemur’un 28 Haziran 1980 tarihli, ablası Gülseren Çelebi’ye gönderdiği mektuptan bölüm yayımlanmıştır. Mektupta hapiste oluşundan duyduğu üzüntünün temelinde suçsuz olduğuna inanması vardır. Umudunu koruduğunu ve Türk adaletinin bunu ortaya çıkaracağına inandığını söyler. Ayrıca 27 Ağustos 1981 tarihli, annesine yazdığı şiir biçimindeki veda metni de aynı kaynakta aktarılır.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Ümitsiz insan olmaz.”

Kaynak: Yeni Şafak, “12 Eylül’ün saklı mektupları”.

6. Ali Bülent Orkan — 13 Ağustos 1982

Ali Bülent Orkan’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na yazdığı mektuptan kaynaklarda bölümler bulunmaktadır. İdam kararının bir hafta ertelenmesini büyük bir sevinçle karşılar; ancak bu sevincin temelinde ölümden kurtulma değil, yarım bıraktığı hatmini tamamlama arzusu öne çıkar. Mektup, dini inanç ve ibadet hayatının onun için taşıdığı önemi gösteren bir belge olarak aktarılmaktadır.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Çok sevinçliyim. Aldığım idam cezası 1 hafta ertelendi.”

Kaynak: Ülkücü Medya ve İHA’da aktarılan mektup/anlatım.

7. Ahmet Kerse — 31 Ocak 1983

Ahmet Kerse’nin babasına yazdığı son mektupta ölümün her insan için kaçınılmaz olduğunu kabul eder ve Allah’tan hayırlı, imanlı bir ölüm diler. Kendi ölümünden kimsenin sorumlu tutulmamasını ister; kimseye kırgın ve dargın olmadığını özellikle belirtir. Ayrıca 21 Ağustos 1981’de askerlik yapan kardeşi Şaban Kerse’ye gönderdiği mektupta ailesine umut vermeye çalışır ve Allah’a olan güvenini vurgular.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Kimseye kırgın ve dargın değilim.”

Kaynak: Yeni Şafak, “12 Eylül’ün saklı mektupları”.

8. Halil Esendağ — 5 Haziran 1983

Halil Esendağ ile Selçuk Duracık’ın birlikte yazdığı mektup, kaynaklarda uzun biçimde yayımlanmıştır. Mektup besmeleyle başlar; Allah’a hamd, Hz. Muhammed’e salât ve selâm ile devam eder. Daha sonra büyükler ve kardeşlerden helallik istenir, dua talep edilir. Metnin ana ekseni teslimiyet, dini inanç, kardeşlik ve geride kalanlarla helalleşmedir.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Bu aciz satırları yazmamızın gayesi sizle gönüllerde helâlleşmek içindir.”

Kaynak: Tarihistan/TARSAM ve Ülkücü Kadro’da yayımlanan mektup.

9. Selçuk Duracık — 5 Haziran 1983

Selçuk Duracık’ın Halil Esendağ ile birlikte kaleme aldığı mektup aynı ortak metin içinde yer alır. Mektup, İslamî ifadelerle başlar; ailelere, büyüklere ve ülküdaşlara selam ve helallik dileği taşır. Ölüm karşısındaki teslimiyet ve dua talebi metnin temel unsurlarıdır.

Kısa doğrulanabilir alıntı: “Cümleniz hakkınızı helal edin hayır ve dualarınızı eksik etmeyin.”

Kaynak: Tarihistan/TARSAM ve Ülkücü Kadro’da yayımlanan ortak mektup.

Kaynakça ve doğrulama notu

Yeni Şafak — “12 Eylül’ün saklı mektupları” (Cengiz Baktemur, Ahmet Kerse ve Mustafa Pehlivanoğlu belgeleri).

Denge Gazetesi — “Pehlivanoğlu’nun mektubunun tam metni”.

HaberAlp — “Cevdet Karakaş’ın İdamdan Önce Yazdığı Satırlar”.

Tarihistan / TARSAM — “Manisa’da Mahzun Bir Çeşme ve Halil Esendağ – Selçuk Duracık”.

Ülkücü Kadro — “Selçuk Duracık ve Halil Esendağ’ın Mektubu”.

İHA — Ali Bülent Orkan’ın son anları ve avukatı Şevket Can Özbay’ın anlatımı.

Yeniçağ — “Göğün Asil Çocukları kitabı çıktı”; dokuz ülkücünün kişisel belgelerinin kitapta toplandığı bilgisi.

Önemli: İsmet Şahin ve Fikri Arıkan’ın mektupları için açık web kaynaklarında tam metin doğrulaması yapılamadığından, bu iki isim için metin uydurulmamıştır. Cevdet Karakaş, Ali Bülent Orkan ve diğer isimler için de kaynaklarda yalnızca bölüm veya aktarım bulunan yerlerde bu durum açıkça belirtilmiştir.

  1. Başbuğ Alparslan Türkeş’in 12 Eylül zindanları ve mahkeme yılları
  2. Mamak Askerî Cezaevi’nde ülkücülerin yaşadığı çileli yıllar
  3. 12 Eylül darbesinin Türk siyaseti ve millî hafızadaki izleri

  1. Türkiye Büyük Millet Meclisi – 12 Eylül 1980 Darbesi araştırma ve değerlendirme kayıtları
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi – Darbe Araştırma Komisyonu Mamak Cezaevi tanıklıkları

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Pin It on Pinterest