VIII. ASlR OSMANLI ALiMLERiNDEN KIRIM’LI MUHAMMED B. MUSTAFA EL-AKKiRMANI VE BESMELE TEFSiRi

Süleyman GÜR
Alimler eskiden beri Kur’an-ı Kerim’in bütününü, bir cüzünü, bir süresini ya da bir ayetini açıklama üzere çeşitli eserler kaleme almışlardır. Bu eserlerde üzerinde en çok durdukları konuların başında da “besmele tefsiri” gelmektedir. Kimileri besmeleyi eserlerinin mukaddimelerinde genişçe ele alırken, kimileri de konu ile ilgili müstakil risaleler yazmışlardır. Bunlardan biri de XVIII. yüzyıl Osmanlı ulemasından aslen Kırımlı olan Muhammed b. Mustafa el-Akkirmani’dir. Onun besmeleye dair risalesi ilim ehlince dikkate alınmış ve onlarca yazma nüshası günümüz ulaşmıştır. Müellif bu eserde besmeleyi ol uşturan kelimeleri tek tek ele almış ve özellikle dilsel tahliliere ve kelami açıklama lara
ağırlık vermiştir. Bu makalede önce onun kısa hayat hikayesine yer verilecek ardından “besmele tefsiri” tahlil edilecektir.

Giriş
Besmele, kainatın yaratıcısının eşsiz adı ile esrna-i hüsnas ı nıri başında
bulunan rahman ve rahlm sıfatiarını toplayan, Kur’an-ı Kerim’in özeti
mesabesinde vedz bir ayettir.

1 Tevbe suresi hariç bütün surelerin başında yer alır. Her hayırlı işe onunla başlanır.

2 Faziletine dair hadisler vardır.

3 Belli ibadetlerde ve hayvan kesiminde zikredilmesi gerekir.

5 Bazı fiiliere baş l arken besmele çekmeyi öğütleyen nebev1 tavsiyeler vardır.

6 Bu ve benzeri nedenlerden dolayı besmele, islam tarihi boyunca alimierin ilgi odağı olmuş, ondaki incelikler keşfedilmeye çalışılmıştır.

Tasawuf, kıraat ve fıkha dair eserlerde, Arap, Fars ve Türk edeb iyatında bütün yönleriyle ele alınmış, özellikle tefsir mukaddimelerinde tatsilatlı bir şekilde izah edilmiştir. istiaze ve Fatiha tefsiri hakkında yazılan
eserlerde de üzerinde durulmuştur . . Bazı alimler ise büyük bir özenle müstakilbesmele tefsirleri kaleme almışlardır ?
Ebü Abdiilah Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr ei-Kurtübi, e/-Cômi’ li ohkômi’I-Kur’ôn, th~
Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türki, Müessesetü’r-Risale, Lübnan, 2006, c. ı. 142.
Buhari, Nikah 66; Müslim, rilikah 116; Ebu Davüd, Salat 119; Tirmizi. Mevakit 67.
Hadimi bu hadisiere yer verip bazıların ı sıhhat bakımından değerlendirir. Bk., Ebu Said ei -Hadimi,
Risô/etü’/-besmele, Asıtane, istanbul, ts., s. 76-77. •
ibn Mace, Taharet 41; Tirmizi, Taharet 20.
En’am, 6/121; Maide, S/4.
Buhari, Et’ime, 70; Ebu DavOd, Et’ime 18,lbn Mace, Et’ime 8.
Mehmet Kaya, “Tefsir Ekolleri Perspektifinden Kur’an’ı n Çok Boyutlu Yorumu: Besmele Örneği”,
Hitit Oniversitesi Ilahiyat ‘Fakültesi Dergisi, 201 .5/1, cilt: 14, Sayı: 27, s. 85.
F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 185
Bu alanda yazılan müstakil eserlerin ilkinin, Zeccac’ın (ö. 311/923},
besmeleyi oluşturan dört lafzı; mana, usul, iştikak, i’ rab, tertib ve diğer yönlerden
incelediği Kitôbü’l-ibône ve’t-tefhim ‘ôn ma’ôni bismillôhirrahmônirrahim adlı
eseri olduğu ifade edilmektedir.8 Türklerin bu alanda yazdığı ilk müstakil eser ise
tespit edebildiğimiz kadarıyla Hacı Bektaş-ı Veli’nin (ö. 669/1271 [?)) Kitôb-ı
tefsir-i besmete ma’a makôlôt-ı HôCl Bektôş adl ı eseridir. Besmele okuman ı n
faziletleri ve tasawufı ıstılahiarın genişçe yer aldığı eserin tek nüshası Manisa il
Halk Kütüphanesi nr: 3536’da bulunmaktadır. Yine tespit edebildiğimiz kadarıyla
Osmanlı uleması içerisinde ilk müstakil besmele tefsiri DavCıd-i Kayseri’nin (ö.
751/1350}, . değişik kütüphanelerde nüsliaları bulunan Şerhu’l-besmele mine’tte’vflôti’l-
Kôşôniye adlı risalesidir.9
Ülkemizdeki kütüphanelerde, önemli bir bölümü Osmanlı alimleri
tarafından kaleme alınan çok sayıda besmele tefsiri bulunmaktadır. Çoğunluğu
yazmalar halinde olan bu eserl e~in içerisinde di li Türkçe olanlar o l duğu gibi az
sayıda Farsça ri saleye de rastlanmaktadır. Ekseriyetinin dili ise Arapça’d ı r.
Bunların bir kısmının müellifi belli olmamakla birlikte, müellifi bilinenierin sayısı
daha faz l adır.
Zekeriya ei-Ensan’nin (ö. 926/1 520}, Risôle fi’l-kelam ale’l-hamdele ve’lbesmele
(Süleymaniye Ayasofya nr: 2290}, Hatib Şirbinl’nin (ö. 977 /1570), Risôle
fi’l-besmele ve’l-hamdele (Burdur il Halk Kütüphanesi nr: 1088/1}, Aliyyü’I Karl’nin
(ö. 1014/1605}, Mes’ele fi’l-besmele (Sü leymaniye Esad Efendi nr: 3525)
adlı eserleri müellifi belli olan Arapça besmele tefsirlerinden sadece birkaçıdır.
Ebu Said Muhammed b. Mustafa ei-Hadiml’nin (ö. 1176/1762) Risôletü’lbesmele
(Matbaa-i Amire, 1261}, Gözübüyükzade ibrahlm b. Muhammed ei Kayserl’nin
(ö. 1253/1838) Risôletü’l-besmele {istanbul, 127 4}, Muhammed
Sadullah ei – Çarşambavl’nin (ö. 1286/1869’da sağ) Risôletü’l besmeleti’l-kelômiyye
(istanbul, 1286), Mustafa b. Halil ez-Zağravl’nin Risôletü’l-besmele (istanbul,
1269}, Naimzade Ahmet Nazif ei-Beypazar’i’nin (ö. 1931) Risôletü’l-besmele
ya hud neticetü’l-akvôli’l-eimme (l’l-mesôili’l-mühimme (istanbul, 1341) adlı
risaleleri Osmanlı u lemasının yazmış olduğu Arapça matbu besmele
tefsirlerindendir.
8 ibrahim Yıldız, “Ebu ishak ez-Zeccac’ı n Esrna-i Hüsna ve Besmele Hakkında iki Eseri”, Uludağ
Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Dergisi, 24 {2015/1), s. 52.
9 Bu eserin bazı nüshaları için bkz., Beyazı d Devlet Ktp. nr: 517, vr. 1b-5a, Süleymaniye Ktp.
Carullah Bölümü nr: 2061, vr. 3-4; i.B.B. Atatürk Kitapl ı ğı Osman Ergin Yazmal arı nr:
. OE_Yz_0666_01, vr. 1b-4b.
186 Süleyman GÜR
Molla Hüsrev’in (ö. 885/1480) Kelôm müteallik bi’t-tesmiye rı evôili’ssüver
(Köprülü Ktp. Hafı z Ahmed Paşa Bölümü nr: 329/25), Cemal-i Halveti’nin
(ö. 899/1494) Risôletü’t-te’Vfli’l-besmele ve’t-te’avvüz (Çorum Ktp Hasan Paşa
Bölümü nr: 402/11) DavOd b. Muhammed ei-Hanefı el-Karsi’ nin (ö. 1169/1756)
Şerhu’l-besmele (Manisa K tp. Zeynelzade Bölümü nr: 5937/1 ). Ahmed b. Hasan
ei-Karamanl’nin (ö. 1190/1776 küsürler) Tuhfetü’l-besmele (Süleymaniye Ktp.
Yazma Bağışlar nr: 4140/6); ibn Kemal Paşa’nın (ö. 940/1534) Risôle rı tahkiki’lbesmele
(Süleymaniye Aşir Efendi nr: 430) adlı eserleri Osmanlı ulemasının
yazmış olduğu Arapça yazma besmele tefsirlerinin sadece birkaçıdır.
. Muhammed b. Abdülgani Nadiri’nin (Ganizade) (ö. 1036/1627)
Manzüme rı Evsôfi Besme/e (Köprülü Ktp. Hafız Ahmed Paşa Bölümü nr: 362),
is mail Hakkı b. Mustafa ei-Celveti ei-Bursevi’nln (ö. 1137 /1725) Şerh-i Besmete-i
Şerif (i.B.B. Atatürk Kitaplığı Osman Ergin Yazmaları nr: 0574_01 }, Şeyhoğlu’nun
ManzCıme-i Besmete (Kastamonu il Halk Ktp. nr: 339/04) isimli eserleri ise
Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olan müstakil besmele tefsirlerindendir.
Günümüzde akademik çevrelerde bu eserlerin bir kısmı ile ilgili çeşitli
çalışmalar yapılmıştır. 10 Ancak ülkemizdeki resmi kütüphanelerde kırkın üzerinde
nüshası bulunan Akkirmani’nin besmele tefsiri henüz incelenmemiştir. Oysa bu
eser, nüsha sayısı bakımından, gerek matbu, gerek yazma besmele tefsirleri
arasında EbO Said ei-Hadimi’nin (ö. 1176/1762) Risôletü’l-besmele adlı eserinden
hemen sonra gelmektedir. Eserin bu kadar yaygın olması onun ilim ehlince kabul
gördüğüne işaret etmektedir. Biz de ulemanrn dikkatini çeken böyle bir eseri bir
makalede ele almayı uygun gördük. Ancak esere geçmeden önce müellifin
hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgi vermek istiyoruz.

  1. Muhammed b. Mustafa ei-Akkirmani’nin H ayat ı ve Eserleri
    Müellifin hayatı hakkındaki bilgiler sınırlı olup kaynaklarda şu şekilde
    tanıtılmaktadır: Akkirmani, Kırım’ın Kefe şehrinden olan Hacı Hamid Mustafa’nın
    oğludur. Asıl adı Muhammed’dir. Bir süre müderrislik yaptıktan sonra
    1167 /1753’te izmir molla sı, 1172/1758’de Mısır ka d ısı oldu. Daha sonra Saray-ı
    Hümayun Hacası olarak görev yaptı . 1173/1759 yı lı nda Mekke kadılığına tayin
    10 Ali Can, “Ebü Said EI-Hadimi’nin Risaletü’I-Besmele Adlı Eserinde On Sekiz ilim Dalına Göre
    Besmele Yorumu·, Dicle Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, 2012, cilt 14, sayı: 1, ss .• ı-73;
    Yakup Yüksel, “Beydavi Tefsiri’nde Besmele Tahlili”, Sakarya Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi,
    ci lt: 14, sayı: 26, {2012/2} ss. 91-ı 07; Kaya, “Tefsir Ekolleri Perspektifinden Kur’an’ın Çok Boyutlu
    Yorumu”, ss. 83-ı 16; Yıldız, “Ebü is hak ıez-Zeccac’ın Esrna-i Hüsna ve Besmele Hakkında Iki Eseri”,
    ss. 33-64; Tuğrul Tezcan, “Besmele Şerhi ve Risaletü’n-Nüriyye’de Davüo Karsi’nin Tefsir
    Yöntemi”, insan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 20ı 6 {Nisan özel}, cilt: S, sayı: 4, ss.
    824-849.
    F.Ü. IIahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 187
    edildi ve 1174 Muharrem ayında (Ağustos 1760) orada vefat etti. 11 Mala-mülke
    değer vermeyen, fakr-u zarOret içerisinde yaşayan, ilmi, irfan ı ve eserlerinin
    çokluğu ile tanınan bir zat idi.12
    Kırımlı bir aileye mensup olmasına rağmen Akkirmanl ismiyle anılması,
    doğup büyüdüğü Akkirman 13 sehrine nispetledir. Hôşiye ale’l-Hüseyniwe adlı
    eserinin sonunda, müstensih şunları ifade eder: “ltikadda Maturidi, mezhepte
    Hanefi ve Akkirman doğuml u Muhammed b. Mustafa’nın eseri burada sona
    erdi.” Bu ve benzer ifadeler, Akkirmani lakabının bundan do layı kendisine
    verildiğini göstermektedir.14
    Özellikle alet ilimlerinde ve yüksek ilimlerde derin bilgi sahibi olan
    Akkirman1’nin15 telif ett iği eserlerin muhteva ve çeşi tli l iği dikkate alındığ ı nda
    onun XVIII. asır Osmanlı ilim, fikir ve kültür hayatı na katkı sağlayan önemli bir
    alim olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zira o kelam, akaid, felsefe, hadis, fıkıh, tefsir
    ve dil konuları başta olmak üzere hemen her sahada eser kaleme almış ve bu
    eserler kısa sürede ilmi ç~vre l erce kabul görmüştür. Bunun en bariz göstergesi
    eserlerinin önemli bir kısm ının vefatından sonra Osma nlının son dönemlerine
    kadar değişik bcıskılarının yapılması, 16 diğerlerinin de çok sayıda yazma
    nüshasının çeşitli kütüphanelerde halen bulunuyor olmasıdır. Akkirmanl’nin ilim
    ve kü ltür hayatına etki ve katkı sının günümüzde de devam ettiği anlaşılmaktad ır.
    Zira akademik çevrelerde onun eserlerini merkeze alan çok sayıda makale 17 ‘ve
    tez18 çalışması yapılmaktadır.
    11 Sursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müel/i{leri, Matbaai Amire, Istanbul, 1333, 1, 214; ismail Paşa ei Bağdadi,
    Hediyyetü’/-ôri(in esmaü’l-müel/ifin ve ôsôru’l-musanni(in, tsh. Kilisli Rifat Bilge,
    ibnülemin Mahmud Kemal inal, Milli Eğitim Bakan lı ğ ı Yayınları, Ankara, 1951, ll, 332; Ömer Rıza
    Kehhale, Mu’cemü’l-müelli(in, Müessesetü’r-Risale, Dımeşk, 1957, c. lll, s. 719; Sakıb Yıldız,
    “Akkirmani”, Türkiye Diyanet Vakfı islam.Ansiklopedisi (DiA), Istanbul, 1989, c. ll, s. 270.
    12 Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani, Yahud Tezkire-i Meşôhir-i Osmaniye, Sebil Yayınları, istanbul,
    1997, IV/ı, s. 290.
    13 1944’ten sonra adı Belgorod-Dnestrovski olarak değiştirilen Akkirman, günümüzde Ukrayna
    sınırları dahilinde olan Odesa eyaletine bağlı elli binin üzerinde nüfusu olan bir şehirdir. Birkaç
    kez Rusların eline geçti ise de 1812 Bükreş Antiaşması’na kadar Osmanlı idaresinde kaldı. XVII.
    yüzyılda Akkirman’ı ziyaret eden Evliya Çelebi (Mayıs 1658) burada kale, medrese, hamam ve
    camiler ile 1500 kadar ahşap ev bulunduğundan, Meyak Geçidi’nden, Meyak Baba · Sultanın
    Dinyester nehri yakınındaki tü~besi ile civarında medfun şehitlerden bahseder. Mustafa L. Bilge,
    “Akkirman”, DiA, istanbul, 1988, c. ll, s. 269-270.
    14 Ahmet Bozyiğit. Akkirmônf’nin Felsefi Görüşleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
    Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006, s. 24.
    ‘ 5 Bursalı, Osmanlı Müelli{leri, c. 1, s. 214.
    16 iklilü’t-terôcim, istanbul 1262, 1266, 1316, 1319; Şerhu’l-Hüseyniyye, istanbul 1281, 1316;
    Şerhu’I-Hadisi’l-erba’in, Istanbul 1289, 1320, 1323; E{‘alü’l-ibôd ve irôdetü’l-cüz’iyye, istanbul
    1264, 1283, 1289. Bunlar, baskısı birden fazla yapılan eserlerinin sadece birkaçı dır.
    17 Sayın Dalkıran, “Akkirmani’nin irade-i Cüziyye ile ilgili Risalesi ve Degerlendirilmesi”, EKEV
    Akademi Dergisi, cilt: 1, sayı: 2 (Mayıs 1998), ss. 173-179; Şamil öcal, “Osmanlı Kelamcılan Eş’ari
    188 Süleyman GÜR
    AkkirmanT’nin kaleme aldığı eseriere bakıldığında, genellikle HanefıMaturTdT
    ekolünün görüşlerine yakın bir yol takip ettiği görülmektedir. Bununla
    birlikte mezhepsel bir taassuptan da uzak durduğu, yer yer eleştirel bir tavır
    takındığı, bazı konularda Eş’arT ekolünün görüşlerini daha isabetli bulduğu ifade
    edilmektedir.19 Ancak onun, Muntehab-ı irôde-i Cüziyye Risôlesi adlı eserinin
    mukaddimesine; “Malum ola ki efal-i ibad hakkında mezahib-i adi’de olup lakin
    ehak ve esvab ancak imamu’I-Hüda Ebu Mansur MatürTdT mezhebidir ki bu
    mezheb cüm le ashab-ı kirarn ve tabiTn ve imam Ebi Hanife mezhebidir .. .”20
    şeklinde başlamas ı, özellikle bazı konularda Hanefı-MaturTdl ge l eneğin hararetli
    savunucularından biri olduğunu göstermektedir.
    Kaynaklarda ve kütüphane katalog kayıtlarında telif, tercüme, şerh ve
    haşiyelerden oluşan toplam 60 kadar eser Akkirmanl’ye nisbet edilmektedir.21
    miydi?- Muhammed Akkirmani’nin insan Hürriyeti Anlayışı”, Dini Araştırmalar, Ankara, 1999, cilt:
    2, sayı: S, ss. 225-254; Mehmet Vural, MOsmanlı’da Felsefe ve Akkirmani’nin Felsefi Dü(,lünceleri”,
    Söz ve Adalet Dergisi, 2008, sayı: 7, ss.115- 120; Hatice Toksöz, “Muhammed Akkirmani’nin
    Ta’rifatü’loFünun ve Menakı bü’I-Musannifin Adlı Eserinde Felsefi ilimler Algı sı ” Osmanlı
    Araştırma/art, istanbul, 2013, sayı: 42, ss. 177-205; Mykhaylo M. Yakubovych, “Muhammad aiAqkirmani
    and his lqd ai-La’a li: The Reception of lbn Sina !n Early Modern Ottoman Empire”,
    Osmanlı Araştırmaları Dergisi, istanbul, 2013, sayı: 41, ss. 197-217.
    18 Akirmani ile ilgili yapılan tez çalışmaları. Ömer Faruk Altıparmak, Muhammed b. Mustafa
    Akkirmôni ve Eseri ikli/ü’t-Terôcim, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi
    Sosyal Bilimler Enstitüsü, istanbul, 1993; Osman Nuri Kabaktepe, Kadı Mir Metni Üzerine
    Akkirmôni’nin ikli/ü’t-terôcim’i, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal
    Bilimler Enstitüsü, Bursa 1997; Bozyiğit, Akkirmôni’nin Felsefi Görüşleri, Ankara, 2006; Neslihan
    Dağ, Muhammed b. Mustafa Akkirmôni’nin “/klilü’t-Terôcim” Adlı Eserinde Felsefi Kavramlar,
    Yayı mlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2006;
    Sadrettin Buğda, Muhammed bin Mustafa Akkirmôni ve Muhtasôr-u Muğni’l-Lebib an Kütübi’lEa’rib’in
    Edisyon Kritiği, Yayımlanmam ış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler
    Enstitüsü, Erzurum, 2014; Hasan ‘Alkan, Akkirmôni’nin Hadis Şerh Metodu – Şerhu’l-Ehôöısi’lErbain-
    Adlı Eseri Öze/inde, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal
    Sılimler Enstitüsü, Antalya, 2015; Maha~adou Keita, Akkirmônf’nin Şerhu Atbôki’l-Atbôk isimli
    Eserinin Tahkiki, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimlar
    Enstitüsü, Antalya, 2016; Mustafa Bal, Muhammed bin Mustafa Akkirmôni ve ltikôdi Görüşleri,
    Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
    Gümüşhane, 2017.
    19 Vural, “Osmanlı’ da Felsefe ve Akkirmani’nin Felsefi Düşünceleri”, s. 119.
    20 Bkz. Akkirmani, Muntehab-ı irôde-i Cüziyye Risôlesi, Matbaa-i Amire, istanbul. 1283, s. 1.
    21 Ancak hemen ifade etmek gerekir ki ona nisbet edilen eserlerin bir kısmının ona aidiyeti
    konusunda sorunlar vardır. Mesela, Zağravi’nin Arapça Risôletü’t-teawüz ve besme/e adlı iki
    eseri, DlA’da ve Osmanlt/ar Ansiklopedisi’nde Akkirmani’ye atfedilmektedir. Şerhu’l-Hadisi’lErbain
    ile aynı eserin tercümesi olan Burhônü’l-Müttakin Tercüme-i Hadisi’l-Erhain de iki ayrı
    esermiş gibi Akkirmani’ye izafe edilmektedir. Halbuki birinci kitabı yedinci hadisten itibaren
    Arapça olarak Akkirmani tamamlamış ikinci eser ise bu kırk hadis şerhinin Mustafa Cem’i
    tarafından yapılmış olan tercümesidir. Bu risa}elerin içinde bulunduğu el-Bürhônü’l-Müttakin
    Tercüme-i Hadis-i Erba’in isimli Mustafa Cem’i’ye ait olan bu tercüme istanbul’da 1298 tarihinde
    basılmıştır. Mur;ıt Kaya, Tanzimôt’tan ll. Meşrutiyet’e Kadar (1839-1908) Matbu Türkçe Kur’ôn-ı
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 189
    Akli ve dini ilimierin çeşitli daliarına ait olan bu eserlerin bir kısmı matbu bir
    kısmı ise yazmadır. Basılmış olan eserlerinin bazıları şunlardır:
  2. iklflü’t-terôcim (istanbul 1262): Ebheri’nin (ö. 663) Hidôyetü’l-hikme
    ad lı felsefi eserine Kadı Mir Hüseyin’in (ö. 910) Şerhu’l-Hidôyeti’l-esfriyye adıyla
    yaptığı şerhin bazı ilavelerle Türkçe’ye tercümesidir.22
    eserdir.
    şerhtir.
  3. Şerhu’l-Hüseyniyye (istanbul 1281 ): Münazara adabıyla ilgili bir
  4. Risôle-i Akôid (istanbul 1240).
  5. Hôşiye ‘alô Hôşiyeti ‘isômiddin (istanbul 1274): Akaide dair bir eserdir.
    S. Şerhu’l-hadisi’l-erba’in (istanbul 1289): Birgivl’nin eserine yaptı ğı
  6. E{‘ôl-i ibôd ve irôde-i Cüz’iyye Risôlesi (istanbul 1289): Akkirmani’nin,
    kelam ve akaid konularından halkın tamamının istifadesi için Türkçe olarak
    yazdığını ifade ettiği bir eserdir.23
  7. Hôşiye ‘alô Hôşiyeti’I-Lôrl, (istanbul 1265).
  8. Şerhu’l-emsile (istanbul 1252).
  9. Şerhu’l-binô (istanbul 1257).
    El yazması eserlerinin bazıları şunlard ır:
  10. ikdu’l-kalôid ‘ala şerhi’l-akôid ve’I-Hayôlf.24
  11. ikdü’l-leôli fi beyôni ilmiliahi bi gayri’l-mütenôhi.25
  12. Şerhu kasfdeti’l-kelômiyye el-lômiyye.26
  13. Şerhu tahmis-i kaside-i dimyôtiyye.27
  14. Risôle fi’l-vücüd ve’l-‘adem.28
  15. Tarffôtu”l-fünün ve menôkibu’l-musanni(in.29
  16. Etvôku’z-zeheb.30
  17. Tevaidü’l-misvak.31
    Kerim Tercüme ve Te{sirleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal
    Bilimler Enstitüsü, istanbul, 2001, s. 186-187; Mustafa Cemi, el-Bürhônü’l-Müttakin Tercüme-i
    Haaıs-i Erba’in isimli ~serinin mukaddimesinde, Birgivi’nin 40 hadisi cem’ edip yedisini şerh
    ettikten sonra vefatı üzerine Akkirmani’nin ·bu eseri tamamladığını söyler. Mustafa Cemi,
    Burhanü’l-Müttekin Tercüme-i Hadis-i Erbain, Matbaa-i Şeyh Yahya, istanbul, 1290/1873, c. ı, s. 2.
    22 Bozyiğit, Akkirmôni’nin Felsefi Görüşleri, s. 11.
    23 Akkirmani, Efal-i ibôd ve lrôde-i Cüz’iyye Risôlesi, Matbaa-i Amire, Istanbul, 1289, s. 1.
    ı• Süleymaniye Ktp. Yazma Eserler Bölümü nr: 45 Ak-Ze 107.
    25 Süleymaniye Ktp. Yazma Eserler Bölümü nr: 297.412.
    26 Beyazıt Devlet Ktp. Yazma Eserler Bölümü nr: B/5624.
    27 Beyazıt Devlet Ktp. Yazma Eserler Bölümü nr: B/1361.
    28 istanbul Üniversitesi Ktp. nr: A/3382.
    29 Süleymaniye Ktp. Aşir Efendi Bölümü nr: 325.
    30 istanbul Üniversitesi Ktp. nr: A/4936.
    n istanbul Üniversitesi Ktp. nr: A/3382 ..
    190 Süleyman GÜR
  18. Dibôce-i Şerhi’l-Müniyye.32
    1 O. er-Risôle {i kitabi’t-tahar. 33
  19. Rüya Risôlesi.34
  20. Ediye-i Me’s0re.35
  21. Şerh-i Hilyeti’n-Nebi.36
    Müellifin bunların dışında Türkiye’deki çeşitli kütüphanelerde çok sayıda
    eseri bulunmaktadır. Bu eserler bazı çalışmalarda tanıt ıldığı için tekrara
    düşmernek adına burada onlara yer vermiyoruz.37 Müellif ve eserleri hakkında
    yukarıdaki bilgileri aktardıktan sonra araştırmamızın konusu olan “besmele
    tefsirrne geçebiliriz.
  22. Besın el e Tefsiri N ü s hal arı
    Arapça olarak kaleme al ı nan eserin hicri 1298 yılında Risôle-i Besme/e
    ad ıyla istanbul’da basıldığı ifade edi l miştir. 38 Ancak bu bilgi yanlış olmalıdır. Zira
    Süleymaniye KQtüphanesi Tırneval ı Bölümü nr: S23’te bulunan bir risale,
    kütüphane kaydında besmele risalesi olarak tanıtılmakta ve Akkirmani’ye nisbet
    edilmektedir. Ayrıca istanbul’da 1298/1880’de basıldığı belirtilmektedir. Oysa
    yaptığımız araştırmada bu yer numarasında istanbul Uhuwet Matbaası ‘ nda
    1327/1909’da basılan ve Kad ı Abdullah Muhammed b. Selame b. Ca’fer ei-Kuzal
    tarafından derlenen 7200 Hadisi Şerif isimli SS sahifelik bir eserin bulunduğu
    ortaya çıkmıştır. DİA’da da, muhtemelen bu yanlış kayıttan dolayı , ayn ı yer
    numaras ı verilerek eseriri matbu olduğu zikredi lmişti r. Yapı lan a raştırmalar
    . neticesinde bu risalenin çok sayıda yazma nüshas ı tespit edildiği halde matbu bir
    nüshasına u l aşılamamıştır. Eserin matbu olduğuna dair DİA ve yukarıdaki katalog
    kaydı d ışında da hiçbir bilgi bu l unmamaktadır.
    Bu eserrn, Risôle {i te{siri’l-besmele, Risôle fi’l-besmele, Şerhu’l -besmele,
    Risôle {i şerhi’l-Besmele gibi isimlerle Türkiye’deki çeşitli ~ütüphane l e rde onlarca
    yazma nüs h ası bulunmaktadır.39 Ancak biz bu çalışmada müellif henüz hayatta
    n Beyazıt Devlet K tp. Yazma Eserler Bölümü nr: B/2540.
    33 Ankara Milli Ktp. nr: A/8464.
    34 Süleymaniye Ktp. Yazma Eserler Özel Bölümü nr: 267.
    35 Ankara Milli Ktp. nr: A/8464.
    36 Süleymaniye Ktp. Esad Efendi Bölümü nr: 2972
    37 Eserler hakkında detaylı bilgi için bkz., Bağdadi, Hediyyetü’I-Arifin, ll, 32; Yıldız. “Akkirmanl”, ll,
    270; Bal, Akkirmôni ve itikôdi Görüşleri, s. 1 5-18; Bozyiğit, Akkirmôntnin Felsefi Görüşleri, s .• 16-23.
    {Bozyiğit bu çalışmasında katalog kayıtlarında Akirmanl’ye nisbet edilen 61 eserin adını
    zikretmektedir. Ancak bun l arın bir kısmın ı n aynı eserler olup müstensihleriri/görevlilerin farklı
    isimlendirmelerinden dolayı ayrı eserlermiş gibi al g ıland ığı görülmektedir.
    38 Yıld ız, “Akkirmani”, c. ll, 2~0.
    39
    http:/ /ktp.isa m.org.tr;http:/ /www.yazma lar.gov.tr /;http:/ /www.mkutup.gov.tr /;http:/ /katalog.ibb.g
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 191
    iken yazılmış olan en eski dört nüshayı incelerneyi uygun gördük. Bu
    nüshalardan birincisi Süleymaniye Kütüphanesi Bağdatlı Vehbi Bölümü’nde yer
    almaktadır.40 On varaklık bu nüsha bir mecmuanın içerisindedir. Eser ad ı
    muhtevadan hareketle Şerhu’l-besmele şeklinde kayda geçmiştir. Müellif adı
    m·ukaddimedeki “fe yekülü’l-abdü’l-müftekir ilellahi’l-muktedir Muhammed b.
    Mustafa ei-Akki~manl” ifadesinden alınmıştır. Hatimede “114 yılında
    tamam l anmıştı r/\’ t ..:…i” şeklinde bir ka.yı t mevcuttur. Bu ifade görevli tarafından
    eserin 1140 yılında yazıldığı şeklinde yorumlanmış ve kataloğa böyle işlenmiştir.
    Bizim kanaatimiz de bu yöndedir. Zira \ \ t rakamı ile ..:.ı harfinin noktası birbirine
    yakın olduğu için müstensih/müellif, Arapça’da sıfırı karşılayan noktayı koymayıp
    bu noktanın hem sıfır hem de ..:.ı harfine işaret edeceğini düşünmüş olmalıdır. Ya
    da bu risale 1 J 14 yılında tamam l anmışt ı r ki müellifin vefat tarihinin 1174 olduğu
    dikkate alındığında bu ihtimalin daha düşük olduğu anlaşılmaktadır. Bu tarihin
    telif tarihi mi yoksa istinsah tarihi mi, bu nüshanın müellif nüshası mı yahut
    müstensih nüshası mı o l duğunu tespit etmek güçtür. Zira risalede buna dair
    herhangi bir ipucu bulunmamaktadır. Dolayısıyla müellif n üshası olab il eceği gibi
    müstensih nüshası olma ihtimali de vardır. Eser son derece okunaklı ve güzel bir
    hatla yazılmıştır.
    incelediğimiz ikinci nüsha, Milli Kütüphane’de yer alan sekiz varaklık
    Şerhu’l- besmele başlıklı nüs h adır.41 Bu nüshada bir mecmuan ı n baş tarafındad ı r.
    Müellif adı mukaddimeden alınmıştır. Hatimede “1153 yılında tamamlanm ı ştır/ (
    ” ..,,- <.:…. Ull (Wl ı.;~..l ~~ .ı.w..ıJ ı.ı…,ıı .:; ö.!L.)ı ..:..1
    1 1 o V”‘- .:J).,ll …b-y tr,:S” ·ıJ’-‘.r<;~ı
    45 l.B.B. Atatürk Kitaphğı Osman Ergin Yazma ları nr. OE_Yz_OS73/G1, vr. 1 b-11 b.
    46 Zahriye, yazma kitaplarda esas metnin başladığı sayfanın arkasındaki sayfa veya sayfalar için
    kullanılan bir terimdir (Gülnur Duran, “Tezhip”, DlA, c. XLI, s. 63-65).
    • 7 Serlevıia, el yazması eserlerin zahriye sayfasından sonra karşılıklı iki sayfasında bulunan başlık
    kısmını ifade eder (Gülnur Duran, “Serlevha”, DiA, c. XXXVI, s. 567-569).
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 193
    yoktur. 1168 yılında istinsah edilen Osman Ergin Yazmaları’ndaki dördüncü
    nüsha. 1157’de istinsah edilen Düğümlü Baba’daki nüshadan istinsah edilm iş
    o l abileceği gibi başka bir nüshadan da çoğaltılmış olabilir. Ancak Düğümlü
    Baba’daki nüshanın müellif hattından çoğaltıldığı ferağ kaydında açı k bir şekilde
    belirtilmiştir. Biz gerek bu kesin bilgiden, gerekse bu nüshanın müellif tarafından
    önceki risalesinin gözden geçirilmiş hali olma ihtimalinden hareketle her dört
    nüshaya da bakmakla birlikte kaynak olarak Düğüm l ü Baba n üshasını vermeyi
    uygun gördük. Öte y,andan risalenin değişik isimlerle anılması, eser adının
    müellif tarafından v.erilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan biz
    genel olarak risa leden bahsederken “besmele tefsiri” ifadesini kullanmayı tercih
    ettik. Ancak dipnot verirken, esas aldığımız nüshanın katalog kaydında geçen
    Şerhu’l-besmele ve’l-hamdele ve’t-tasliye ismini kullanacağız. Bu arada şunu da
    ifade etmek gerekir ki kütüphanelerde yer alan diğer nüshaların bazılarına hızlı
    bir şeki l de bakma fırsatı bulduk. Görebildiğimiz kadarıyla bunların bir kısmında
    sadece besmeleye yer verilmişken bir kısmında hamdele ve salvele de yer
    almaktadır.
  23. Besmele Tefsiri ve Tahlili
    Akkirmanl’nin bu risalesi besmele, hamdele ve salavat-ı şerife hakkında
    hazırlanmış orta hacimli ancak zengin muhtevalı bir eserdir. Dili Arapça’dır.
    Hedef kitle ilim ehlidir. Bundan dolayı metni zordur. Dönemin şartla rın a ve
    anlayışına ·göre sistematik ol~ uğu söylenebilir. Eserde dil ve sözcük tahlillerini n,
    kelaml izahların öne çıktığı görülür.
    Akkirmanl bu eserde, konu ile ilgili temel görüş lere yer verir, onları
    kuwet derecelerine göre sıralar, bazen aralarından bir tercihte bulunur, bazen
    onları tenkit eder ve kendi düşüncesini açıklar. Umumiyetle Zemahşerl (ö.
    685/1286) ve Kadı Beydavl’nin (ö. 538/1144) tefsir metodunu takip eder. Ortaya
    atı l abi l ecek muhtemel şüpheleri gidermek üzere, soru -cevap üslubunu ku llanır.
    Şayet meseleyi kendisi açıklayacaksa tl~ ..:..ı.; ıJü” kalıbını,48 bu konuda bir alimin
    görüşünü nakledecekse “<:>J~ı .:.s. …,..~i ..:..ı.; .:ıu” şeklindeki bir kalıbı,49 isim
    belirtmeksizin ulemanın görüşleri için “-= ~’; ~ ..ıü” kalıbını,50 kendisinin de
    katıldığı bir görüş için ”l:.l.i j:! .:ıü” kalıbını 51 kullanmayı tercih eder.
    Müellifin Beydavl ve Zemahşerl’nin yaı:ıı sıra Fahreddin er-Razi
    (ö.606/121 0), Halil b. Ahmed (ö. 175/791), Zeccac (ö. 311/923), Sekkakl (ö.
    48 Muhammed b. Mustafa ei-Akkirmani, Şerhu’l-besmele ve’l-hamdele ve’t-tasliye, Süleymaniye Ktp.
    Düğümlü Baba Bölümü nr: 449, vr.l 57b.
    49 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr.157a.
    so Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr.l 56b.
    sı Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr.l 52a.
    194 Süleyman.GÜR
    626/1229), Sa’düddin et-Teftazan’i (ö. 792/1390) ve Ebu’I-Hasan ei-Eş’ar’i (ö.
    324/935-36) gibi tefsir, dil, belagat ve kelam alimlerinden istifade ettiği görülür.
    Onların görüşlerini bazen doğrudan, bazen de mefhum olarak aktarır. Zaman
    zaman müelliflerin adını zikrederken, bazen de Tefsir-i kebir, Envôru’t-tenzfl,
    Keşşôf, Muhtasaru’l-meônf, Fütühôt gibi eser adiarına yer verir. Hôşiyetü’lBeydôvl,
    Hôşiyetü’l-Keşşôf şeklinde de atıfları vardır ancak bu haşiyelerin kimlere
    ait olduğunu belirtmez. Kaynağını zikretmediği görüş l er için “KOfiwOn”,
    “BasriwOn”, “Cumhur”, “Bazıları” gibi ifadeler; zayıf bulduğu görüşler için ise
    “k’ile” lafıını kullanır.
    . Akkirman’i, mukaddimede önceki alimierin eserlerinden istifadeyle
    talebeler için bu eseri kaleme aldığını ifade ettikten sonra besmelenin önemine
    dair bazı izahlar yapar. Müelliflerin eserlerinde hamdeleden önce besmeleye yer
    verip “bismillahirrahmanirrah’im” demelerinin üç nedeni olduğunu belirtir.
    Bunların birincisi Kur’an’ın üslubuna riayettir. Zira Kur’an besmele ile başlar,
    hamdel e ile devam eder. ikincisi bu konuda icmaın meydana gelmesidir. Bu .
    durumda icmaya göre amel etmek gerekir. Üçüncüsü “Besmelesiz başlanan her
    işin neticesiz kalacağına” dair hadistir.52 Müellif bu hadisle birlikte “Hamdelesiz
    başlanan her işin sonuçsuz kalacağı” şeklindeki hadise de yer verir.53 Devamla,
    insanların akıllarına gelebilecek muhtemel şüpheleri bertaraf etmek üzere bu iki
    hadis arasında ilk bakışta tearuz varmış gibi bir durum ortaya çıktığını, ancak
    biraz düşününce aralarında herhangi bir çelişkinin olmadığının anlaşıldığını
    söyler. Zira birinci hadiste besmele ile başlama emri hakiki, ikinci hadiste
    hamdele ile başlama emri izafidir. Ayrıca hadisteki ebter (.NI) lafıını da ele alır.
    Ona göre besmelesiz baş l anan her işin ebter (sonuçsuz/kesik) olmadığ ı
    ortadadır. Bu durumda hadisteki ebter lafıı iş l erin fiilen sonuçl anmayacağ ı
    anlamında deği l, dinen neticesiz kalacağı manasında kullanılmıştır. 54 Ardından
    bir harf (y) ve dört isimden (r–)’ •vr)’ ,Jıı •ı-‘) meydana gelen besmeleyi
    geleiıekte olduğu gibi tertip sırasına göre tahlil etmeye başlar. Konunun daha iyi
    anlaşılması için biz müellifin açıklamalarını belli başlıklar altında vermeye
    çalışacağız.
    52 Hadis için bkz., Ebü Bekir Ahmed b. Ali b. Sabit b. Ahmed b. Mehdi el-Hatip ei-Bağdadi, el..Cômi’
    li ah/ôki’r-rôvi ve ôdôbi’s-sômi: thk, Mahmut Tahhan, Mektebetü’I-Mearif, Riyad, 1989, c. ll, s. 69,
    nr: 1209; ismail b. Muhammed ei-Aclüni, Keşfu’l-hafa ve müzilü’l-ilbas amma-ştehera mine’lehadisi
    ala elsineti’n-nas, Daru’l- Kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 1997, c. ll, s. 109;
    53 Ebü Davüd, Edeb 18, nr. 4840; ibn Mace, Nikah 19, nr: 1894; Ebü’I-Hasen Ali b Ahmed edDarekutni,
    Sünenü’d-Dôrekutnt thk., Şuayb Arnavut, Müessetü’r-Risale, Beyrut, 2004, c. ı, s. 427.
    54 Akkirmani, $erhu’l-besmele, vr. 1 SOb-151 a.
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 195
    3.1. Besme lenin Ba ş ında Bulunan “-.,.>” Harfi Cerri
    Müellif, yukarıda yer alan rivayetlere temas ettikten sonra, besmelenin
    tefsirine, ba/y harfi cerrinin izahı ile başlar. Bu harfi cerrin anlamı, muteallakı ve
    harekesi konusundaki görüşleri inceler.
    3.1.1. Ha rfi Cerrin A nl amı
    AkkirmanT, besmeledeki “ba” harfi cerrinin istiane ya da musahabe için
    o lduğunu söyledikten sonra BeydavT’nin birinci, ZemahşerT’nin ise ikinci görüşü
    tercih ettiğini aktarır. Kendisinin de istianeyi tercih ettiğini ima eder. Buna göre
    mana şöyledir. “(Yaptığım iş) rahman ve rahim olan Allah’ın yardımıyladır. O’nun.
    adıyla başlanmasaydı bu iş tamam olmazdı.” Bu durumda isim yapılan işe alet
    edilmiş olur. işin çeşidi ne olu rsa olsun besmelesiz tamamlanamaz.55 Müellif,
    ilerleyen satırlarda ZemahşerT’nin56 “ba”nın mülabese/musahabe ifade etmesini
    tercih etme sebeplerini kendi tespitlerine göre altı maddede sayar. Ardından
    Beydavl’nin bu görüşü benimsemeyip bu görüşe karşı altı delil sunduğunu onun
    haşiyelerinden faydalanarak aktarır. 57
    3.1 .2. Harfi Cerrin Müteallakı
    Müellif “ba” harfi cerrinin fiilin manasını isme aktarma görevi
    gördüğünü, dolayısıyla bağlı bulunduğu bjr fiilin ya da şibi h fiilin olması
    gerektiğini ifade eder. Gramer gereği müteaflak bulunmadığı durumlarda özel
    bir karine olmadıkça umumi bir fiilin takdir edilmesi gerektiğini belirtir. Burada
    herhangi bir fiil zikredilmediğine göre harfi cerre umumi manalı bir fiil takdir
    edilir. Takdir ise işin çeş idine göre yapı l ır. Kim ne iş yapacaksa ona göre bir fiil
    takdir edilir. Yani nerede ve hangi işle ilgili olarak besmele çekilecekse,
    besmelenin başına getirilecek olan fiil de 6 şeye ve işe göre değerl endirilir.
    Örneğin araçtan inerken “bismiflah” diyen kişi, aslında “Aflah’ın adını anarak
    araçtan iniyorum” demek ister. Diğer işlerde buna kıyas edilir. (Aflah’ın adıyla
    kalkıyorum, Allah’ın adıyla yiyorum gibi). Ona göre müteallak, ya fiildir ya da
    isimdir. Ancak fiil olması delil bakı m ı ndan daha güçlüdür ve tercihe şayandır. Bu
    fiilin mazi ya da muzari olmas ı arasında bir fark yoktur. “AIIah~ın adıyla yazdım”
    ya da “AIIah’ın adıyla yazıyorum” şeklinde mahzuf ifade takdir edilebilir. Mahzufa
    bir isim takdir edildiğinde bunun ifadeyi belagat açısından zayıflatacağını ima
    ederek şöyle der: “Mahzufun yerine .Jıı r ~t “Benim yazmam Allah’ın
    ss Akkirmani, Şerhu’l-besme/e, vr. 151a.
    s6 Bk., Ebü’I-Kasım Mahmüd b. Ömer b. Muhammed ez-Zemahşeri, el-Keşşôf ‘an hakôi~ı
    gavômizit’t-tenzil ve ‘uyüni’l-e~ôvi/ (ı vücühi’t-te’vif. Daru’I-Marife, Beyrut, 2009, c. ı, s. 25.
    57 Akkirmani, Şerhu’/-besme/e, vr. 152a-b.
    196 Süleyman GÜR
    adıyladır” şeklinde bir isim takdir edilmesi .;,ı~ kelimesinde bariz zamir olarak
    yer alan mütekellim “ya”sı sebebiyle sözün uzamasına neden olur. Oysa fiil
    bunun gibi değildir. Zira zamir onun içerisinde gizlidir.” Müellif dir ve mecrOrun
    müteallakı olarak diğer kaynaklarda fazlaca yer verilmeyen ibn Arabi’ye ait bir
    görüşü de aktarır. Bu görüşe göre müteallak olan lafız “hamd” kelimesidir. Bu
    durumda mana şu şekildedir. “AIIah’ın ism-i şerifi ile yardım isteyerek O’na
    hamdederiz.”58
    3.1.3. M ütea lla kın Takdir Edil eceği Yer
    . Müellife göre müteallak olan kelime ya mukaddemdir ya da muahherdir.
    Ancak muahher olması daha evladır ki Zemahşerl ve takipçiteri de bu görüştedir.
    (Yani takdir .Jıı r J;i şeklinde değil de J;i ..iıı r şeklindedir.) Akkirmani bunun
    nedeni olarak birkaç vecih zikreder.
    Birinci vecih: Mamulün (bismillah) takdimi tahsisle birlikte önemini
    göstermek içindir. Cahiliye Araplan bir işe başlarken kendi ilahlarının adını ön
    planda tutarak ..:…’)Uı r ‘Uıt’ın adıyla”, c..s_;Jı r Uzza’nın adıyla” derlerdi. Bu
    durumda tevhid ehli olan kimsenin de Allah’ın adını özellikle başta zikrederek
    dikkatleri O’na çekmesi, O’nun yüceliğini ortaya koyması ve müşriklere karşı l ık
    vermesi gerekir. Müellif bu açıklamasından sonra Teftazani’nin de Muhtasaru’lmeanl59
    isimli eserinde bu meseleye temas ettiğini ve bu izaha göre burada
    Belagat ilmine göre kasr-ı ifrad meydana geldiğini söyler. Ardından
    açıklamalarını şöyle sürdürür: Çünkü muvahhid bu ifadesiyle putların ortaklığını
    kestiğini kastetmiştir. Şayet muhatap, mütekellimin zikrettiği hükmün aksine
    inansa, mesela putların teberrükıe layık olduğu şekl inde bir inancı olsa,
    mütekellim de onu reddetmek için “bismillah” dese, bu durumda kasr-ı ka lb olur.
    iki durum eşit olsa bu durumda -=meanl kitaplarında da geçtiği üzere- kasr-ı
    ta’yin olur.60
    · ikinci vecih: Sismillah sözünün başta olması (mamulün takdimi) vukuu
    bakımından da güzeldir. Zira bu sayede Yüce Allah’ı’n adı ve zikri her daim kişinin
    hatırına gelir. Kul her önemli ve güzel işe O’nun adıyla başlamış olur.
    Üçüncü vecih: Mamulün takdimi ta’zim ifade eder. Zira ismin öne
    alınması müsemmanın şanını yüceltir.
    58 Akkirmani, Şerhu’l-besme/e, vr. 151 b. •
    59 Bk., Teftazan~ Sa’düddin Mes’ud b. Fahruddin Ömer b. Burhanüddin Abdiilah ei -Herevi eiHorasani,
    Muhtosaru’l-eôni, nşr. Hacı Ahmed Hulusi, Dersaadet, istanbul, ts., s. 82.
    60 Muhatap bir vasıf veya hükümde birden çok şeyin ortaklığına inanıyorsa bunlardan birine tahsis
    için yapılan kasra kasr-ı ifrad (birleme), muhatap hükmün aksine inanıyorsa bunu red için olana
    kasr-ı kalb (ters çevirme), hükümde mütereddit ise bunu gidermek için yapılana da kasr-ı ta’yin
    (belirleme) denir. ismail Durmuş, “Hasr”, DiA, 1997, c. XVI, s. 392-393.
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 197
    Dördüncü vecih. Varlık sırasına daha uygundur. Zira Yüce Allah’ın adı
    varlık bakım ı ndan her şeye mukaddemdir. Dolayısıyla onun adı anılmadan hiçbir
    şeye başlanmaz.61
    3.1.4. Harfi Cerrin Harekesi
    Harfi cerrin harekesi ile ilgili olarak Beydavi’den62 esinlenerek şu bilgileri
    aktarır: “Ba” harfi rneksur olarak yazı lmıştır. Halbuki tek olan harflerin hakkı
    fethalı gelmeleridir. Ancak “ba” harfi kesra l ı (y) olmaya ve müstakil bir harf
    olmaya diğer harflerden daha layıktır. Zira onun en bariz özelliği sürekli harf ve
    cer edatı olarak kalmasıdır. Nitekim emir lamı ve zahir ismin başına gelen lam da
    meksOrdur. Bu metoda, ibtida manasma gelen lamla arasın ı ayırmak için
    başvurulmuştur.63
    3.2. isim Kelimesi (r–ı)
    “Ba” harfinden sonra “isim” kelimesinin tefsirine yer veren müellif, bu
    lafzı türediği kök, kitabet, isim-müsernma münasebeti gibi konular açısından ele
    alır. Açıklamalarına kelimenin kökeni hakkında bilgi vererek başlar.
    3.2.1. isim Kelimesinin Kökeni
    Akkirmani, ı-‘ kelimesinin kökeni ile ilgili biri Basra l ı l a ra diğeri KOfelilere
    ait olan iki temel görüşü de zikreder.
    Basra ekolüne göre r—‘ kelimesi yükseklik anlamındaki J.r lafzından
    türemiştir. Kesreti istimal sebebiyle sonu hazfedilmiştir. Okuyuş kolaylığı
    sağ lama k için baş ın a vasl hemzesi getirilmi ştir. Zira Arapların geleneğinde
    hareke ile başlayıp sükOn ile bitirmek esastır. Çekiminin “~.. .. ,_;:- ,..,..~…., ,rı” şeklinde yapılması da buna delildir. ı.s.U ve ;i:- şeklinde çekilmesi de ayrıca delil olarak gösterilmiştir. Kelimenin vezni konusunda aralarında ihtilaf etmiş olmakla birlikte cemisinin rı şe klinde ge l diğinde hemfikirdirler. Basralılar kelimenin
    kökündeki an lamın müsemmanın kadrini yücelttiği için bu manayı tercih
    etmişlerdir.
    KOfelilere göre ise r-‘ kelimesi nişan alarnet manasına gelen r–J
    kökünden türemiştir. Başındaki J harfi düşürülmüş, onun yerine kelimeye
    baş l ayab il mek için vasl hemzesi getiril miş ve ı-‘ şeklin i almıştır. Müellif bu
    görüşü naklettikten sonra kelimenin ilk harfinin halfedilerek yerine hemzenin
    6′ Akkirmani, Şerhu’l·besmele, vr. 151 b-152a.
    62 Bk., ei-Beydiivi, Nası rüddin EbCı Said Abdullah b. ömer b. Muhammed, Envôru’-t-tenzil ve
    esrôru’t-te’vi~ thk., Abdülkadir i rtan, Daru’I-Fikr, BeyrCıt, 1996, c. ı, s. 25.
    63 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 151b.
    198 Süleyman GÜR
    getirilmesi şeklindeki bir uygulamanın olmaması sebebiyle bu görüşün
    reddedildiğini ifade ederek kendisinin de ilk görüşü tercih ettiğini ima eder.64
    3.2.2. isim-Müsernma Münasebeti
    Müellif bu açıklamalardan sonra ısım ve müsemma arasındaki
    mühasebete işaret etmek üzere Beydavl’den şöyle bir nakilde bulunur. isim, eğer
    kendisinden lafız kastediliyorsa o takdirde müsemmanın gayrıdır. Çünkü lafız
    (yani ismi ifade eden l afız) kesik kesik harflerden oluşmaktadır. isim zamana ve
    milletiere göre değişiklik arz eder, sabit değildir. isim bazen müsemmanın aynısı
    bazen de müsemmanın gayrısı olur. Yani isim değişkenlik arz eder, müsemma ise
    farklılık arz etmez. Eğer isim ile bir şeyin zatı kastedilirse o müsemmadır, fakat bu
    şekilde bir mana ile kullanılması meşhur değ ildir. Örneğin şu ayetlerde
    müsemmanın kendisi değil lafız kastedilmiştir. c~S”i’:J ~)\iı ı.;~ .!.!:; ~ı I.l;t;J
    “Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.” (Rahman, 55/78), ~;~ı ç:;.J;.’:.
    Jı “Yüce Rabbinin adını tesbih et.” (A’Ia, 87 /1). Aynı şekilde lafızlar da kötülük
    ve çirkinlikten münezzeh olmas ı gerekir. Ya da isim kelimesi burada zaiddir. Eğer
    onunla (isimle) sıfat murat edilirse -ki Şeyh Ebu Hasan ei-Eş’ari bu görü şted ir- o
    takdirde sıfatın bir taksimi gibi olur. Dolayısıyla isim müsemmanın ya aynısı veya
    gayrısı ya da ne aynısı ne de gayrısıdır.65
    3.2.3. isim Kelimesinin Kitabeti
    Akkirmanl, ı–‘ kelimesinin başındaki hemzenin besmelenin yazılışında
    dil kurallarına aykırı olarak düşürülmesinin kesreti istimalden kaynaklandığını
    ifade eder. Ancak o, hemzenin kitabette tamamen terk edilmediğini, zira “ba”
    harfinin uzatılarak yaz ıl masının burada bir hemzenin bu l unduğuna delalet
    ettiğini de belirtir. Ayrıca, isim kelimesinde yer alan hemzenin Allah isminin
    dışında mesela Rab gibi bir başka isme izate edildiğinde, düşmeyeceğine dair
    görüşe de temas eder ve örnek olarak Ala k sOresinin ilk ayetinde geçen ~,)ı–“‘ Ljt
    (Aiak, 96/1) ibaresine yer verir.66
    3.2.4. isim Kelimesinin Allah lafzına izafe Edilmesi
    Besmeleye, .lıı,. şeklinde Allah lafzıyla ” başlanmayıp öncesinde ısım
    kelimesinin (Jıl r> bulunması öteden beri alimierin dikkatini çekmiş ve onlarda
    bu konuyu ele alıp yorumlama gereği duymuşlardır. Bunlardan biri de Akki~m a nl
    64 Akkirmani, Şerhu’l·besmele, vr. 1 53a.
    65 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 153b; 8eydavi, Envôru’-t-tenzil, c. ı, s. 29; Yüksel, “Beydavi
    Tefsiri’nde Besmele Tahlili,” s. 98.
    66 Akkirmani. Şerhu’l·besmele, vr. 1 54a.
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 199
    o l muştur. Ona göre ‘Yüce Allah’ın besmeleye “..3ıı ..–ı” şeklinde baş l ayıp “.lıı/
    dememesi, adını anmada bereket olması ve ondan yardım istenilmesi
    sebebiyledir. Ya da yeminle teyemmünü birbirinden ayı rmak içindir. Zira yemin
    Jıı,. şeklinde sadece Allah lafzıyla yapılır . ..lı ..–ı tarzında A llah’ ı n ismi kullanılara k
    ise yemin yapılmaz. Dolayısıyla besmeleye .Jıl,ı denilerek başlansaydı yukarıdaki
    incelikler kaybolup sadece yemin manası ifade ederdi.67
    Akkirmanl ayrıca, “Bismi llah l afzı ile söze baş l am ak A ll a h ‘ın adıyla
    başlamak anlamına gelmez, çünkü ~ harfi ve r–‘ kelimesi Allah’ın isimlerinden
    değildir.” şeklinde bir itiraz gelirse buna şöyle cevap verilir der ve şu izahları
    yapar: All ah’ ın adının zikredilmesi demek onun özel isimlerinden birisinin
    zikredilmesini gerektirmez. O’nun isimlerinden birine delalet eden bir lafzın
    zikredilmesi yeterlidir. işte burada da durum aynıdır. Zira r–‘ kelimesinin Allah’a
    izafe edilmesi şayet cümlede tahsis manası ifade ederse -yani ister mukaddes
    zatın a delalet etmek için konulmuş bir l afız olsun ister onun yerine kaim sıfat
    manasına olsun- O’nun bütün isimlerini kapsar. Şayet Allah’a tahsis manası ifade
    ederse bu durumda O’nun bütün kemal sıfatiarını toplayan zatı için konulmuştur
    ki o da Allah lafıa -i celalidir. Bu durumda besmelenin r–‘ lafııyla başlamasının
    gerçekte Allah’ın adıyla başlamak manasına geldiği ortaya çıkmış olur. ~ harfine
    gelince o da isminin zikredilmesine vesile olmak üzere mahzuf fiile bağlı olarak
    ifade de yer almıştır. 68
    3.3. Lafzatu lla h ın (..3ıı) i ştilca kı ve Anl amı
    Müellif, Allah lafıının tefsirine iştikakı hakkındaki şu temel görüşe yer
    vererek başla r. Allah lafıı, ilah (Jı) kelimesinden tü rem iştir. Baş ı ndaki hemze
    kıyasa aykırı olarak hazfedilmiş, onun yerine harf-i tarifJJı getirilmiştir. Harf-i
    tarif, asli harfin yerine geldiğinden asli harf mesabesinde kabul edilmiştir.
    Bundan dolayı nlda üsiCıbunda katı’ hemzesiyle ..3ıı ı,. denilir. Bu ifadelerden sonra
    bazı dilcilerin “Ş ayet asli harf yerinde o l saydı nlda dışında da yerini muhafaza
    etmeliydi.” şeklindeki itirazını aktarıp nlda üsiCıbu haricindeki kullanımlarda
    hemzenin düşmesinin nedeninin lafıatullahın kesreti istimalinden
    kayna klandığı n a dair Halil b. Ahmed’in görüşüne yer verir.69 Daha sonra Allah
    lafıının kaynağına dair kuwetli görüşleri dört başlık halinde şöyl e sıra l ar.
  24. Allah lafıı Arapça türemiş bir isim olup daha sonra tağlib yolu ile alem
    o l muştur. 2. Allah lafzı Arapça türernemiş bir isimdir ki bu görüş Halil, Zeccac ve
    fakihlere aittir. 3. Bu l afız müştak bir sıfat iken daha sonra aleme dönüş müştür.
    67 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 153b.
    68 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 52a.
    69 Akkirmani, Şerhu’/-besme/e, vr. 154a.
    200 Süleyman GÜR
    Beydavr de bu görüşü benimsemiştir. 4. Süryanice kökenli bir kelime olup daha
    sonra Arapçalaşmiştır.70
    Müellif d·evamla bu görüşler içerisinde en isabetli olanın cumhurun ve
    dil üstatlarının da kabul ettiği gibi Arapça müştak bir isim olup daha sonra
    sadece Allah için kullanılan özel isim haline ge l diği şeklindeki görüş o l duğunu
    ifade eder. Ve bunu şöyle açıklar. “ilah lafzı ilk zamanlarda gerek hak gerek batıl
    bütün mabutlar için kullanılıyordu. Daha sonra sürekli ma’bud-u bil-hak için
    kullanılageldiğinden “ilah” denince akla sadece Yüce Allah gelir olmuştur.”
    Müellifın bu beyanına göre “ilah” kökünden türeyen Allah lafzı, “ibadet edilen
    varl ık”. anlamında olduğundan, sadece kainatın yaratıcısı olan Allah’a has olup
    başka varlıklar hakkında kullanılamaz.71
    Akkirmanr, “Allah lafzı hiçbir kelimeden türememiştir, kendi zatının özel
    bir ismidir.” şeklindeki bir görüşü aktardıktan sonra Teftazan’i’nin Telhis şerhinde
    (Şerhu Telhfsi’l-Miftôh) yer alan “Allah kelimesinin ferdiyet manasına hasrediimiş
    mefhuma ait bir isim” olduğuna dair görüşe de temas etmiştir. Buna göre, Allah
    kelimesi, varlığı zorunlu ve kendisine ibadet edilen bir mefhum için isim
    olmaktadır. Ancak müellif bu görüşe, “Allah lafzı isim olmayıp mefhum olsaydı o
    zaman .Jıı)lı ..11)1 cümlesi de tevhidi ifade etmezdi. Çünkü mefhum ortaklığı yani
    ş i rki menedemez” diyerek karşı çıkmıştır.72
    Müellif bu açıklamalardan sonra kelimenin türediği kök ve geldiği
    anlamlarla ilgili kaynaklarda yer alan çok sayıda görüşü zayıf bulduğunu ifade
    ederek bazen de tenkit ederek aktarır. Onun bu konuda Beydav7’den73 çokça
    istifade ettiği anlaşılmaktadır. Müellifin tatsilatlı bir şekilde ele aldığı görüşler
    özet olarak şöyledir. Allah lafzı müştaktır fakat insanlar nereden türediğini
    bilmekle mükellef tutulmamıştır. Hayret etti anlamındaki ..ıı (elihe) kökünden
    türemiştir. Zira O’nu tanımada akıllar hayrete düşer. Sükün bulmak anlamında
    olan ..ıı dan türemiştir. Çünkü kalpler O’nunla sakinleşir, ruhlar O’nunla huzur
    bulur. Ya da korkmak anlamındaki ..ıı kökünden türemiştir. Zira korkan kimse
    O’na sığınır O da onu korur. Yine aynı kökün sığınma anlamından geldiğini
    düşünenler de vardır. Zira kullar başlarına gelen sıkıntılardan tazarru ile O’na
    sığınırlar. Akl ı donup hayrette kaldı manasındaki ‘J) kökünden türediğini
    söyleyenler de var. Gizlendi, yüce oldu anlamındaki ..,)! den geldi de denilmiştir:
    Başka bir görüşe göre aslı Süryanice olan l:N dan alınmıştır.74
    70 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 54b.
    71 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 54b.
    72 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 S Sa.
    73 Beydavi, Envôru’-t-tenzil, c. ı, s. 31-34.
    74 .Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 SSa-1 56a
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 201
    3.4. Rahman ve Rahim Kelimeleri (r-“”)1 -:?”)ı)
    Akkirmani bu iki ismi iştikak, anlam, takdim-tehir, belagat ve i’rab
    yönünden inceler
    3.4.1. Rahman ve Rahim Kelimelerinin Kökeni
    Müellife göre rahman kelimesi .-. ;,ı (kızdı) fiilinden .:ı~ (kızg ı n) vezninde; ralilm ise ~ (bildi) fii linden gelen r# (bilgin) vezninde sıfat-ı
    müşebbehe olup her ikisi de ~; kökünden türemiştir. Müellif bu görüşe “sıfat- ı
    müşebbehe sadece lazım fiilden olur, ~) kelimesi ise müteaddidir bu durumda
    nasıl olur da ondan türer” şeklinde bir itiraz yöneltilebileceğini ifade eder,
    ardınan s ı fat-ı müşebbehenin lazım fiilden yapılmakla birlikte bazen müteaddi
    fiilden de yapılabileceğini Sekkakr’nin Miftôhu’l-ulDm isimli eserinin sarf
    bölümünden naklederek dilde bu kabil kullanımların varlığını delilleriyle birlikte
    ortaya kôyar.75 Tercih edilen görüşe göre rahman ismi gramer itibari ile gayr-i
    munsariftir. Gerçi bu veznin müennes kalıbının ~ ya da ;.;)…; şeklinde gelmesi,
    Allah için ku llanı lm ası uygun değildir. Ancak kalıp gereği hüküm gayr-i munsarif
    olmasını gerektirir.76
    3.4.2. Rahman ve Rahim Kelimelerinin Anlamı
    Akkirman7, rahman ve rahim kelimelerinin sözlük manasını şöyle izah
    eder: Rahmet lafzı lügatta kalp yumuşaklığı ve şefkatten kaynaklanan lütuf ve
    ihsanda bulunmak manasına gelir. Bebeğin anne karnındaki mekanı olan “rahrm”
    sözcüğü de aynı kökten gelmekte olup annenin ona olan şefkatinden dolayı bu
    şekilde i simlendiri l miştir. Müellif ayrıca, “Lafz ı n ziyadeliği manan ın ziyadeliğini
    gerektirir.” ilkesinden hareketle rahman isminin anlam bakımında n rahlm
    isminden daha mübalağalı olduğunu söyler. Zira harflerin çokluğu mananın da
    çokluğunu gösterir. Örneğin & ve cb fillerinden şeddeli olan ikincisinin harf
    sayısı fazla ol du ğu için birinciden daha fazla mana ifade eder. Rahmandaki “elif”
    ve “nun”un ziyadeside böyledir.77
    Müellif daha sonra dil konusundaki maharetini göstererek şöyle der. Bu
    kaide, harf sayısı ism-i failden az olan sıfat-ı müşebbehede bozulur. ;.i>- ve ; .)börneğinde
    olduğu gibi. Burada birinci kelime sübut ve devama delalet ettiği için
    ikincisi harf sayısı bakımından ondan faz la olsa da birincisi mana bakımı ndan
    daha geniştir. Ancak bu kaide de kelimelerin aynı kökten gelmeleri ve türlerinin
    aynı olması durumunda geçerlidir. Mesela rahman ve rahlm kelimelerinin her
    75 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 56b.
    76 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1S7b.
    77 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 56b.
    202 Süleyman GÜR
    ikisi de sıfat-ı müşebbehe olduğu için türleri aynıd ır. Dolayısıyla burada nakz
    yoktur. Ancak ;.b- ve ;:,~ örneklerinde ise durum farklıdır. Bunların nevi farklıdır.
    Birincisi sıfat- ı müşebbehe ikincisi ise ism-i faildir. Bütün bu durumlarda esas
    olan külli kaidelere bakmaktır 78
    Müellif rahman isminin mana olarak rahlmden daha mübalağalı oluşunu
    kemmiyet (nicelik} ve keyfiyet (nitelik} bakımından da değerlendirir. Kemmiyet
    bakımından. şöyle denilir: t,;.ıJı .:rı ı,. “Ey düynanın rahmanı”. Zira rahman ismi
    şeritinden dolayı onun rahmeti dünyada mümin, kafir, kuş, böcek gibi bütün
    canlıları kapsar. Yine •..;- )ll~; ı,. “Ey ahiretin rahlmi” denilir. Çünkü ahirette onun
    rahmeti sadece mürninleri kapsar. Şüphesiz dünyada merhamet edilecek olanlar
    ahirette merhamet edilecek olanlardan daha fazladır. Bu durumda· mu hata bı
    olduğu fertler açısından da rahman ismi rahlm ismine göre daha mübalağalı
    olmaktadır.
    Keyfiyet boyutuna göre ise dünya ve ahirete izafetle şöyle denilir: y-;ı,.
    ö_;-~ı, t,;.ıJı “Ey dünya ve ahiretin Rahman’ı”. Zira dünya nimetlerinden ebedi
    saadete vesile olacak büyükleri vardır. Ahiret nimetlerinin ise tamamı büyüktür.
    Dünyaya izafetle ise şöyle söylenir: t,;.ıJı ~; ı,. “Ey dünyanın Rahlm’i”. Çünkü
    dünya nimetlerinden değersiz olanlar vardır. Bundan dolayı rahlm lafıının
    dünyaya izafe edilmesi münasip olmuştur. 79
    3.4.3. Rahman Kelimesinin Rahim’e Takaddümü
    Müellifin bu konudaki açıklamaları şöyledir:
    Rahman isminin rahimden daha beliğ olduğunu düşünenler, kıyasa göre
    sıralamada düşük olandan yükseğe doğru gidilmesi, yani rahim isminin rahmana
    takaddümü gerekirken rahman isminin ra”hlm ismine takdim edilmesini farklı
    gerekçelerle açıklamaya çalışmışlardır. 80 Bunlardan .biri de Akkirmanl’dir. O
    rahman isminin rahlm ismine takaddümünün üç hikmeti olçluğunu düşünür.
    Birincisi; zaman bakımından dünya rahmeti ahiret rahmetinden önce
    vuku bulacaktır. Buna işaret eden lafız da rahman lafzı olunca ibarede önce
    zikredilmesi uygun olmuştur.
    ikincisi; rahman ismi ·Allah için özel bir isim olduğundan ondan
    başkasına sıfat olamaz.81 Zira karşılık beklemeksizin gerçek manada nimet veren
    O olduğu gibi gerçek manada rahmet eden de O’dur. Başkaları ise iyiliğinin
    78 Akkirmani, Şerhu’l·besmele, vr. 156b.
    79 Akkirmani, Şerhu’l-besmele, vr. 1 57a.
    8° Kaya, “Tefsir Ekolleri Perspektifinden Kur’an’ın Çok Boyutlu Yorumu·, s. 101 .
    81 Bu meseleyi açıklarken lbn Cemaa’nın (ö. 819/1416), Oercü’l-me’ôli fi Şerhi Bed’i’l·Emôli adlı
    eserine de atıfta bulunur. Bu eser, Oşl’nin akaidle ilgili olup el-Kasidetü’l-lômiyye diye de bilinen
    Bed’ü’l-emôü adlı eserinin şerhidir. Cengiz Ka lle k. “lbn Cemaa·, OiA, c. XIX, s. 394-395.
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (201 8) 203
    karşılığını bekler, sevap almak ister veya iyiliği ile övülmek, sıkıntılarını gidermek
    ya da içinden mal sevgisini atmak ~sterler. Bir de başkaları bu hususta aracı
    gibidir. Çünkü nimetin kendisi, varlığı, onu elde etmek için gereken kudret, onu
    meydana getiren sebep gibi şeyler hep Allah’ ın yardımı ile olur.
    Üçüncüsü; rahman ismi en büyük nimetleri ve onların temel olanlarını
    içermektedir. Rahlm ise bir tetimme olarak bunları n d ı ş ın da kalan nimetleri içine
    aldığı için rahmandan sonra zikredilmişt i r. Ya da fasıla la rın (redif) tu tmas ı
    içindir.82
    3.4.4. Rahman ve Rahim Kelimelerinin Bel agatı
    Zaman zaman açıklamalannda belagat konularına da temas eden müellif
    F”)l Lt”‘”} isimlerinin Yüce Yaratıcı’nın bütün isim ve sıfatiarını cem eden Allah
    lafzından sonra zikredilmesinin belagat ilmine göre ihtiras83 sanatına binaen
    olduğ u nu aktararak burada belaği bir kaidenin olduğunu ifade etmiştir. 84 Ayrıca
    sebep-sonuç ilişkisi bakı mından bu iki ismin besmelede yer almasını mecaz – ı
    mürsel konusuna örnek olarak gösterir.85
    3.4.5. Rahman ve Rahlm Kelimele rinin i ‘ra bı
    Rahman kelimesi Allah ·lafzının sıfatı ya da bedeli olduğu için mecrOrdur.
    Rahrm kelimesi de sıfattan sonra gelen bir sıfat olarak ona tabidir. Bu iki
    kelimenin merfu olması 86 ya da Şerhu’n -Nukôye’de81 geçtiği üzere emdehu gibi
    mahzuf bir fiilin mefulü olarak mansub olmaları da caizdir.88
    Müellif son olarak besmelede Allah, rahman ve rahlm isimlerinin Yüce
    Allah’a tahsis edilmesini şu şe kilde açıkl ar: “Arif olan bilmelidir ki, bütün işlerde
    yardı m istenilecek gerçek ma’bud O’dur. Ay rıca büyük-küçük, önemli-önemsiz,
    muaccel-müeccel bütün nimetleri veren O’dur. Bu sayede arif her şeyiyle O’nun
    82 Akkirmani, Şerhu’/-besmele, vr. 1 57a-b.
    83 itnabın bir türü olan ihtiras, yanlış aniaşılma ihtimali bulunan bir cümlenin peşi nden, bu ihtimali
    ortadan kaldıran bir kısım getirmek demektir. Hatib ei-Kazvini, el-izôh (i ulümi’l-be/ôğa, nşr. M.
    AbdUimün’im Hafaci, Kahire, 1400/1980, s. 310.
    84 Akkirmani, Şerhu’/-besmele, vr. 1 56a.
    85 Akkirmani, Şerhu’/-besmele, vr. 1 56b.
    86 Kur’an dışında sıfat ve mevsufun arası nın kesilmesi caizdir. Bu durumda rahman ve rahim
    kelimeleri mahzuf bir mübtedanın haberi olarak merfu olurlar ( ~)ı .f-)1 , …. ). Muhammed etTayyib
    el -ibrahim, /’robu’/-Kur’ôni’/-Kerim, Daru’n-Nefais, Lübnan, 2006, s. 2.
    m en-Nukôye, e/-Vikôye’nin Sadrüşşeria es-Sani tarafından yapılan muhtasarıdır. Bu esere
    Nizameddin ei -Bircendi, Takıyyüddin eş-Şümünni, Musannifek, ibn Kutluboğa, Kuhistani ve Ali
    ei-Kari gibi bazı alimler şerh yazmışlardır. Murteza Bedir, ‘Vikayetü’r-Rivaye·, DiA. c. XLIII, s. 106-
  25. Akkkirmani’nin burada faydalandığı şerhin hangisi olduğu bilinememektedir.
    88 Akkirmani, Şerhu’l-besme/e, vr. 1 57b.
    204 Süleyman GÜR
    kutsiyetine doğru yönelir ve muvaffakiyet ipine tutunur. iç dünyasın ı O’nun zikri
    ile meşgul eder ve başkalarına karşı sadece O’ndan yardım diler.”89
    Müellif besmele ile ilgili açıklamalarını bu şekilde tamamladıktan sonra
    s ı ras ıyla hamdele ve salvelenin izahına geçer. Bu lafıılan t ıp kı besmeleyi tefsir
    ederken yaptığı gibi ( /”‘~iJ /.Ji ~J 1~ /..,; Js-/(‘J.-J~ ö)lwJıJ /.:.;).Wı Y; /Jı ..ı…J.r
    ~i) şeklinde bölerek tek tek ele alır. Ancak bu kısım konumuzia alakah
    olmadığı için çalışmam ızı burada sonlandırıyoruz.
    Sonuç
    XVIII. asır Osmanlı ilim, fikir ve kültür hayatına katkı sağlayan önemli
    alimlerinden biri olan ve tefsir, hıadis, fıkıh, felsefe, tasawuf, akaid, kelam,
    mantık başta olmak üzere birçok alanda eser telif eden Akkirmanf’nin Besmele
    Tefsiri, telif tarihinden itibaren ilmi çevrelerce kabul görmüş, müstensihler
    tarafından farklı tarihlerde çok sayıda nüshası istinsah edilmiş ve . bu yazma
    nüshaların onlarcası günümüze kadar ulaşabi l miştir. Tespit edebildiğimiz
    kadarıyla Ebu SaTd ei-HadimT’nin Risôletü’l-besmele adlı eserinden sonra
    ülkemizdeki kütüphanelerde adına en çok rastlanan besmele tefsiri olma
    özelliğ i ne sahipti r. Bazı kaynaklarda eserin matbu olduğu ifade ed il miş olsa da
    bu bilginin kütüphane katalog kaydındaki bir hatadan kaynaklandığı
    anlaşılmıştır. Eser, ilim ehli dikkate alınarak yazılmış, orta hacimli, zor ibareli,
    muhtevası yoğun bir eşerdir. Başta BeydavT ve Zemahşe rT olmak üzere, RazT,
    Halil, Zeccac, SekkakT, TeftazanT gibi tefsir ve dil alimlerinin görüşlerinden istifade
    edilerek hazırlanmıştır. Muhteva ve metot bakımından besmele ile ilgili daha
    önce yapılan çalışmaların devamı niteliğindedir. Dolayısıyla yorum ve açıklamalar
    daha ziyade dilbil imsel ağı rlıklı olup zaman zaman felsefi ve kelami konulara da
    değinilmiştir. SCıre başlarındaki besmelenin müstakil bir ayet sayılıp sayılmaması,
    Fatiha’dan olup olmaması, namazda okunması giöi fıkhi konulara ise hiç
    giril memiştir. Bir iki rivayet hariç besmelenin faziletine dair hususlara da yer
    verilmemiştir. Besmeleyi oluşturan ba, isim, Allah, ‘rahman ve rahTm lafıılan ( ,…,…
    r-:”””)ı •.:r) ,.Jıı ‘ı–‘), özellikle işti kak, sarf, nahiv, belagat, kitabet ve anlam
    yönünden tek tek ve sırasıyla ele alınıp . tahlil edilmiş, ne gibi görev ve
    fonksiyon larının olduğu izaha çalışıl mıştır. Harfi cerrin muteallakı, görev(
    anlamları, isim lafıının ibarede yer alması, lafıa -i celal ile ilişkisi, Allah lafıının
    kökeni, anlamları, rahman ve rahTm isimlerinin iştikaklan, özellikleri, yüklend!kleri
    manalar, takdim-tehirleri gibi konular o dönemin şartlarına göre sistematik bir
    şekilde okuyucuya aktarı l mıştır.
    89 Akkirmanl, Şerhu’l-besmele, vr. 1 57b-158a.
    F.ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 205
    Kaynakça
    Aclüni, ismail b. Muhammed, !smail b. Muhammed el-Aclüni, Keşfu’l-hafô ve müzilü’l-ilbôs
    ammô-ştehera mine’l-ehadisi alô elsineti’n-nôs, Daru’l- Kütübi’l-ilmiyye, Beyrut,
    1997.
    Akkirmani, Muhammed b. Mustafa Hamid ei-Kefevi, Ef’al-i ibôd ve lrôde-i Cüz’iyye
    Risôlesi, Matbaa-i Amire, istanbul, 1289.
    , Muntehab-t irôde-i Cüziyye Risôlesi, Matbaa-i Amire, istanbul, 1283. , Şerhu’/-besmele ve’l-hamdele ve’t-tasliye, Süleymaniye Kütüphanesi Düğümlü
    Baba Bölümü nr: 449.
    Alkan, Hasan, Akkirmôni’nin Hadis Şerh Metodu – Şerhu’l-Ehôdisi’l-Erbain- Adlı Eseri
    Öze/inde, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler
    Enstitüsü, Antalya, 2015.
    Altıparmak Ömer Faruk, Muhammed b. Mustafa Akkirmôni ve Eseri lklilü’t-Terôcim,
    Yayımlanmam ı ş Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler
    Enstitüsü, istanbul. 1993.
    Bağdadi, ismail Paşa, Hediyyetü’l-ôrifin esmaü’l-müellifin ve ôsôru’l-musanni{in, tsh. Kilisli
    Rifat Bilge, ibnülemin Mahmüd Kemal inal, Milli Eğ itim Bakanlığı Yayınları,
    Ankara, 1951.
    Bal, Mustafa, Muhammed bin· Mustafa Akkirmôni ve itikôdi Görüşleri, Yayımlanmamış
    Yüksek Lisans Tezi, Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
    Gümüşhane, 2017.
    Bedir. Murteza, “Vikayetü’r-Rivaye”, Türkiye Diyanet Vakfı islam Ansiklopeaisi (DiAJ. c.
    XLIII, ss. 106-108.
    Beydavi, Nasırüd din Ebü Said Abdullah b. Ömer b. Muhammed, Envôru’-t-tenzil ve
    esrôru’t-te’vil, thk., Abdülkadir i rtan, Daru’l-fikr, Beyrüt, 1996.
    Bilge, Mustafa L., “Akkirman-, DlA, c. ll, ss. 269-270.
    Bilgin, Orhan, “Ferağ Kayd ı “, DlA, c. XII, ss. 354-356.
    Bozyiğit, Ahmet, Akkirmôni’nin Felsefi Görüşleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
    Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2006.
    Buğda, Sadrettin, Muhammed bin Mustafa Akkirm.ôni ve Muhtasar-u Muğni’l-Lebib an
    Kütübi’l-Ea’rib’in Edisyon Kritiği, Yayımla n mam ış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk
    Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2014.
    Buhari, Ebü Abdullah Muhammed b. ısmail b. lbrahim b. ei-Mugire b. Berdizbeh ei-Cüfı
    ei-Buhari, Sahihu’l-Buhôrf, (Mevsuatü’l-Hadisi’ş-Şerif el-Kütübü’s-Sitteh), Daru’sSelam,
    Riyad, 2008.
    Bursalı, Mehmet Tahir, Osmanlı Müelli{leri, Matbaai Amire, istanbul, 1333.
    206 Süleyman GÜR
    Can, Ali, “Ebü Said EI -Hadimi’nin Risaletü’I-Besmele Adlı Eserinde On Sekiz ilim Dalına
    Göre Besmele Yorumu·. Dicle Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, cilt: 14, sayı:
    ı. 2012, ss. 1-73.
    Cemi, Mustafa, Burhanü’l-Müttekin Tercüme-i Hadis-i Erbain, Matbaa-i Şeyh Yahya,
    istanbul. 1290/1873.
    Dağ, Nesliha:ı. Muhammed b. Mustafa Akkirmôni’nin “İklilü’t- Terôcim H Adlı Eserinde Felsefi
    Kavramlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler
    Enstitüsü, Elazığ 2006.
    Dalkıran, Sayın, “Akkirmani’nin irade-i Cüziyye ile ilgili Risalesi Ve Değerlendirilmesi”,
    : EKEVAkademi Dergis~ cilt: 1, sayı: 2, Erzurum, (Mayıs 1998), ss 173-179.
    Duran, GüiAur, “Serlevha”, DİA, c: XXXVI, ss. 567-569.
    __, “Tezhip”, DİA, c. XLI, ss. 63-65.
    Durmuş, ismail, “Hasr”, DİA, c. XVI, ss. 392-393.
    Ebü Davüd, Süleyman b. Eşas b. ishak b. Beşir, Süneni Ebü Davüd, (Mevsüatü’I-Hadisi’şŞe
    rif ei-Kutübü’s-Sitteh), Daru’s-Selam, Riyad, 2008.
    El-Fihrisü’ş-Şamil li’t-türasi’l-Arabiyyi’l-İslamiyyi’l-Mahdud, Mahdudatü’t-Tefsir,
    Müessesetü Ali’I-Beyt, Amman, 1987.
    Hadimi, Ebü Said, Risôletü’l-besmele, Asıtane, istanbul, ts.
    http:/ /katalog.ibb.gov.tr/Yordam01.htm
    http://ktp.isam.org.tr
    http:/ /www.mkutup.gov.tr/
    htto://www.vazmalar.gov.tr/
    ibn Mace, Ebü Abdiilah Muhammed b. Yezid b. Mace ei-Kazvini, Sünen-i ibni Môce
    (Mevsüatü’l-Hadisi’ş-Şerif el-Kütübü’s-Sitteh), Daru’s-Selam, Riyad, 2008.
    Kabaktepe, Osman Nuri, Kadı Mir Metni Üzerine Akkirmônf’nin iklilü’t-terôcim’i,
    Yayımlanmamış Yüksek lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler
    Enstitüsü, Bursa, 1997.
    Kallek, Cengiz, “ibn Cemaa”, DİA, c. XIX, ss. 394-395.
    Kaya, Mehmet, “Tefsir Ekaileri Perspektifinden Kur’an’ın Çok Boyutlu Yorumu: Besmele
    Örneği”, Hitit Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, 2015/1, cilt: 14, s·ayı: 27, ss.
    83-116.
    Kaya, Murat, Tanzimôt’tan ll. Meşrütiyet’e Kadar (7839- 7908) Matbu Türkçe Kur’ôn-1 Kerim
    Tercüme ve Te{sirleri, Yayımlan mamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi
    Sosyal Bilimler Enstitüsü, istanbul, 2001.
    Kazvini, Ebü’I -Meali Celalüddin ei-Hatib Muhammed b. Abdirrahman b. Ömer b, Ahmed,
    el-izah {f ulümi’l-belôğa, nşr. M. Abdülmün’im Hafaci, Kahire, 1400/1980
    Kehhale, Ömer Rı za, Mu’cemü’l-müelli{fn, Müessesetü’r-Risale, Dımeşk, 1957.
    F.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi 23:1 (2018) 207
    Keita, Mahamadou, Akkirmônf’nin Şerhu Atbôki’l-Atbôk isimli Eserinin Tahkiki,
    Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimlar
    Enstitüsü, Antalya 2016.
    Kurtübi, Ebü Abdiilah Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr, el-Cômi’ li ahkômi’l-Kur’ôn, thk,
    Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türki, Müessesetü’r-Risale, Lübnan, 2006.
    Muhammed et-Tayyib el-ibrahim, i’rabu’l-Kur’ôni’l-Kerim, Daru’n-Nefais, Lübnan, 2006.
    Öcal, Şamil, “Osmanlı Kelamcı l arı Eş’ari miydi?- Muhammed Akkirmani’nin insan Hürriyeti
    Anlayışı” Dini Araştırmalar, Ankara, 1999, cilt: 2, sayı : S, ss. 225-2S4;
    Süreyya, Mehmed, Sicill-i Osman!, Yahud Tezkire-i Meşôhir-i Osmaniye, Sebil Yayınları,
    istanbul, 1997.
    Teftazani, Sa’düddin Mes’ud b. Fahruddin Ömer b. Burhanüddin Abdiilah ei -Herevi eiHorasani,
    Muhtasaru’l-meônf, nşr. Hacı Ahmed Hulusi, Dersaadet, istanbul ts.
    Tezcan, Tuğrul, “Besmele Şerhi ve Risaletü’n-Nüriyye’de Davüd Karsi’nin Tefsir Yöntemi”,
    insan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, ci lt: S, sayı: 4, 2016 (Nisan Özel),
    s. 824-849.
    Toksöz, Hatice, “Muhammed Akkirmani’nin Ta’rifatü’I-Fünün ve Menakıbü’I-Musannifin
    Adlı Eserinde Felsefi ilimler Algıs ı “, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, istanbul, 2013,
    sayı: 42, ss. 177 -20S.
    Vural, Mehmet, “Osmanl ı”da Felsefe ve Akkirmani”nin Fel sefi Düşünceleri”, Söz ve Adalet
    Dergisi, sayı: 7, 2008, ss.11S -1 20.
    Yakubovych, Mykhaylo M., “Muhammad ai-Aqkirmani and his lqd ai-La’ali: The Reception
    of lbn Sina in Early Modern Ottoman Empire”, Osmanlı Araştırmaları Dergisi,
    istanbul, 2013, sayı: 41, ss. 197-217.
    Yı l dız, ibrahim, “Ebü ishak ez -Zeccac’ın Esrna-i Hüsna ve Besmele Hakkında iki Eseri”,
    Uludağ Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, 24 (201 5/1 ), ss. 33-64.
    Yıldız, Sakıb, “Akkirmani”, DiA, c. ll, ss. 270.
    Yüksel, Yakup, “Beydavi Tefsiri’nde Besmele Tahlili”, Sakarya Üniversitesi ilahiyat Fakültesi
    Dergisi, cilt: 14, sayı: 26, (2012/2) ss. 91-107.
    Zemahşeri, Ebü’I -Kasım Mahmüd b. Ömer b. Muhammed, el-Keşşôf ‘an hakôiı gavômizit’t-tenzfl ve ‘uyCmi’l-eôvil ff vücCıhi’t-te’vif, Daru’I- Marife, Beyrut, 2009.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest