Yazarlar

Türk’tü, Azeri Oldu: Güney Azerbaycan’da Kimlik Nasıl Değişti?

TÜRK’TÜ, AZERİ OLDU

Bir kelimenin ardındaki tarih

Bir millete hangi adı verirsiniz?

“Türk” mü dersiniz, “Azeri” mi?

İlk bakışta basit bir kelime tercihi gibi görünüyor. Oysa biraz tarihin içine girdiğinizde karşınıza çok daha büyük bir mesele çıkıyor.

Çünkü “Azeri” kelimesinin hikâyesi yalnızca bir dil meselesi değildir.

Bu kelimenin içinde İran vardır, Rusya vardır, Sovyetler Birliği vardır, Türkiye vardır.

Ve belki de en önemlisi, aynı halkın kendisini nasıl adlandırdığı sorusu vardır.

Bugün İran’da yaşayan milyonlarca Türk için “Azeri” kelimesini doğal ve kadim bir öz tanım olarak görmek ne kadar doğrudur?

Bu sorunun cevabını bulmak için biraz geriye gitmek gerekiyor.

1900–1932: İran’da Türktü, Fars’ta Türke türk diyordu.

  1. yüzyılın başına gidelim.

Tebriz’e, Erdebil’e, Urmiye’ye, Hoy’a, Zencan’a, Kazvin’e…

Karşımıza çıkan toplum, farklı siyasî ve dinî kimlikler taşısa da günlük hayatta kendisini tekçe Türk” olarak tanımlıyordu.

Encyclopaedia Iranica’nın aktardığı üzere İran Azerbaycanı’ndaki Türkçe konuşan halk, kendisini ve birbirini özellikle Farslardan ve Kürtlerden ayırırken genel olarak “Türk” diye adlandırıyordu. “Azeri” ise bugünkü anlamıyla halkın tek ve tartışmasız öz adı değildi. (Iranica Online⁠)

Bu ayrıntı son derece önemlidir.

Çünkü bugün geriye dönüp baktığımızda, sanki “Azeri” adı binlerce yıldır İran’daki Türklerin değişmez adıymış gibi bir görüntü ortaya çıkabiliyor.

1930’lu yıllara geldiğimizde İran’da Pehlevî dönemi bütün ağırlığıyla hissediliyordu.

1932: İran’ın dili değişti, kimlik tartışması derinleşti

Farsça, devletin ve eğitim sisteminin merkezine yerleştirildi.

Binlerce yıl İranda ordu, iltişim dili olan Türkçe eğitim ve yayıncılıkta ciddi biçimde sınırlandı.

TDV İslâm Ansiklopedisi, 1930’da İran’da Farsçanın tek resmî dil haline gelmesinden sonra İran’daki Türklerin ana dilleriyle eğitim görmelerinin ve eser yayımlamalarının önünün kapandığını belirtiyor. (TDV İslâm Ansiklopedisi⁠)

İşte bu noktada çok önemli bir paradoks ortaya çıktı:

İran devleti Türkçeyi kamusal alandan geri çekmeye çalışırken, Sovyetler Birliği’nin kuzeydeki Azerbaycan’ında başka bir kimlik inşa ediliyordu.

Ve bu iki politika, sınırın iki tarafındaki aynı kültür havzasını farklı yönlere sürüklüyordu.

Güneyde:

Türk dili → bastırılıyor.

Kuzeyde ise birkaç yıl sonra:

Türk kimliği → yeniden tanımlanıyor.

Sovyetler neden “Türk” yerine “Azerbaycanlı” dedi?

Burada Sovyet politikasını konuşmadan “Azeri” meselesini anlamak mümkün değildir.

Bolşevikler 1920’de Bakü’ye hâkim olduklarında Azerbaycan’daki Türk kimliği ortadan kalkmadı.

Hatta ilginçtir: 1920’lerin ilk döneminde “Türk” ve “Türk dili” ifadeleri Sovyet Azerbaycan’ında hâlâ resmî ve yaygın biçimde kullanılabiliyordu.

Asıl kırılma 1930’ların sonuna doğru geldi.

Oxford tarihçisi Harun Yılmaz’ın araştırmasına göre Sovyet yönetimi 1937 civarında Azerbaycan’daki millî kimliği Türk kimliğinden daha belirgin biçimde ayrı bir Azerbaycanlı kimliği olarak yeniden yapılandırdı. Yılmaz, bu değişimi yalnızca klasik “böl ve yönet” formülüyle açıklamanın yetersiz olduğunu; Türkiye, İran, Almanya ve Sovyetler Birliği’ndeki gelişmelerin birlikte bu dönüşümü etkilediğini ortaya koyuyor. (Cambridge⁠)

Yani mesele:

“Stalin bir sabah kalktı ve Türk kelimesini yasakladı.”

kadar basit değildir.

Ama aynı zamanda:

“Sovyetlerin kimlik üzerinde hiçbir etkisi olmadı.”
demek de tarihî gerçeklikle bağdaşmaz.

1930’ların sonunda Sovyet Azerbaycan’ında “Azerbaycanlı” kimliği, Türk kimliğinden ayrı ve devlet tarafından desteklenen bir ulusal kimlik olarak güçlendirildi.

İşte “Azeri” kelimesinin modern siyasi anlamındaki asıl dönüşüm noktalarından biri burasıdır.

Ancsk Güney’deki Türkler ne diyordu?

İşte hikâyenin belki de en çarpıcı tarafı burada.

Kuzeyde Sovyet sistemi “Azerbaycanlı” kimliğini kurumsallaştırırken, İran’ın güneyinde halkın önemli bir bölümü günlük hayatında hâlâ “Türk” diyordu.

Hatta İran’da Türkçe için de günlük kullanımda “Türkçe” demek yaygındı.

Brenda Shaffer’ın İran’daki Azerbaycanlıların kimliği üzerine çalışması, İran’da “Azerbaycanlı”, “Azeri”, “Türk” ve “Azerbaycan Türkü” gibi birden fazla tanımın kullanıldığını; özellikle birçok İran Azerbaycan Türkünün kendisini doğrudan Türk olarak tanımladığını gösteriyor. (Cambridge⁠)

Bu bize şunu söylüyor:

1932–1979: İki tarafta iki ayrı kimlik siyaseti

Şimdi tabloyu yan yana koyalım.

İran’da:

Farsça merkezli İran ulusçuluğu.

Sovyet kuzey Azerbaycan’ında:

Azerbaycanlı kimliğinin kurumsallaşması.

Türkiye’de ise:

Türk milliyetçiliği ve Azerbaycan’a yönelik kültürel ilgi.

Aynı Türk halkı, üç farklı devletin üç farklı kimlik siyasetinin arasında kalmıştı.

Bu yüzden “Azeri” kelimesinin tarihini yalnızca bir sözlük meselesi olarak okumak büyük hata olur.

Bu, aynı zamanda üç devletin kimlik politikalarının kesişme noktasıdır.

Peki Türkiye ne yaptı?
Şimdi gelelim en zor soruya:

“Türkiye neden “Azeri” dedi”?

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.

Türkiye’nin bilinçli bir devlet politikasıyla İran Türklerine “Türk demeyelim, Azeri diyelim” şeklinde karar aldığına dair elimizde yeterli ve açık bir belge yok.

Dolayısıyla bunu kesin bir devlet projesi olarak ilan etmek doğru olmaz.

Ancak başka bir gerçek var.

Türkiye’de özellikle akademik ve edebî çevrelerde “Âzerî Türkçesi” tabiri uzun süredir kullanılıyordu.

TDV İslâm Ansiklopedisi de Azerbaycan Türkçesini Oğuz grubundaki Batı Türkçesinin bir kolu olarak değerlendirirken “Âzerî Türkçesi” adını kullanıyor. (TDV İslâm Ansiklopedisi⁠)

Yani Türkiye’nin “Azeri” kelimesini kullanması Sovyet döneminden sonra sıfırdan başlamış değildi.

Fakat burada başka bir soru sormamız gerekiyor:

Akademik bir dil adı, zamanla bir halkın etnik adı haline nasıl geldi?

İşte tartışmanın asıl düğümü burada ola bilir.

“Âzerî Türkçesi” önce bir dil adı olarak kullanıldı.

Sonra “Azeri Türkleri” şeklinde bir halk tanımına dönüştü.

Daha sonra bazı çevrelerde “Türk” kelimesi ikinci plana düşerek yalnızca “Azeri” denilmeye başladı.

Bir kelime böyle yayılır.

Önce kitaplarda,

sonra gazetelerde,

sonra televizyonlarda,

en sonunda günlük konuşmada…

1979: İran’da devrim, kimlik tartışmasında yeni dönem başladı.

1979 İran İslam Devrimi, Güney Azerbaycan meselesi bakımından yeni bir dönemin kapısını açtı.

Ancak burada da ilginç bir tablo vardı.

İran’daki Türkler devrim sürecinde aktif biçimde yer aldı. Devrim sonrasında ise Türkçe yayın konusunda belirli imkânlar oluşsa da mesele tamamen çözülmedi. Anayasada Türk ve Türkçe konulmadı.

Encyclopaedia Iranica, İran’da (Azerice )yayınların 1940’ların sonlarından 1979’a kadar son derece sınırlı olduğunu; devrimden sonra ise Türkçe yayınların yeniden ortaya çıktığını belirtiyor. (Iranica Online⁠)

Ve Türkiye’de Güney Azerbaycan meselesinin görünürlüğü de zaman içerisinde arttı.

Böylece Türkiye kamuoyunda:

“İran’daki Azeriler”
ifadesi daha sık duyulmaya başladı. Daha önce de söyledik. Bu bir Devlet politikasıydı söylemek kanıtlanmamıştır.

burada bir ironinin altını çizmek gerekiyor.

İran’daki birçok insan kendisini hâlâ:

“Türk”

diye tarif ederken, dışarıdaki medya ve akademik çevreler inadına
“Azeri”diyordu. Hal bu ki bu bilgisizlikten başka bir şey değildir.

İşte dışarıdan verilen ad ile içeride kullanılan öz ad arasındaki mesafe böyle oluştu.

1979–1991: Kelime Türkiye’de daha görünür hale geliyor

1979’dan sonra Türkiye’nin İran’a, Güney Azerbaycan’a ve genel olarak Türk dünyasına ilgisi daha farklı bir siyasi ve kültürel zemine oturdu.

Ancak asıl büyük kırılma 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yaşandı.
Çünkü ilinci defa Türkiye’nin hemen doğusunda bağımsız bir Azerbaycan Cumhuriyeti vardı.( 1918- 1920 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ) kurulmuştur. Bu dönem devletin dili Türkçe bildirilmiştir.

1991 Azerbaycan ikinci kez bağımsızlığını kazanmaz ve artık “Azerbaycan” sadece tarihî bir coğrafya veya Sovyet cumhuriyeti değildi.

Bağımsız bir devletti.
Bunun Türkiye’deki dil üzerinde de etkisi oldu. Aydın kitle Azeri sözü yerine
“Azerbaycan Türkleri”, “Azeri Türkleri”, “Azerbaycanlılar” gibi ifadeler basında ve siyasette çok kulanılır duruma geldi.

Peki Güney Azerbaycan?

İşte burada mesele daha da ilginçleşiyor.

Kuzeyde artık bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti vardı.

Güneyde ise İran sınırları içinde yaşayan milyonlarca Türk.

Böylece “Azerbaycan” kelimesi yalnızca bir devletin değil, sınırın iki tarafındaki tarihî ve kültürel coğrafyanın adı olarak da kullanılmaya başlandı.

Ancak Güney Azerbaycan Türklerinin önemli bir bölümü hatta çoğunluğu kendisini yine Türk olarak tanımlıyordu ve tanımlıyor.

Bugün bile İran Azerbaycanı’nda “Türk” kimliği ,Azeri kimliğinden baskındır. Cambridge⁠)

O halde “Azeri” nereden çıktı?

Şimdi bütün hikâyeyi bir araya getirelim.

“Azeri” kelimesi Sovyetlerin icat ettiği bir kelime değildir.
Daha eski tarihî kullanımları vardır.
Ancak eski “Âzerî” kavramının anlamı ile bugünkü “Azeri” kavramı aynı değildir.

Eski Âzerî, İran’ın üç bölgesinde küçük bir irani topluluktu. Zamanla yok oldu.
Sonraki yüzyıllarda Türk kimliğine karşı yürütülen siyasi akıl Azeri hafızayı kurgulamaya başladı.

  1. yüzyılda ise Sovyetler Birliği, özellikle 1930’ların sonlarından itibaren “Azerbaycanlı” kimliğini Türk kimliğinden ayrı biçimde kurumsallaştırdı. (Cambridge⁠)

İran’da ise farklı bir süreç yaşandı:

Türkçe kamusal hayattan uzaklaştırıldı, Farsça merkezli ulusal kimlik güçlendirildi.

Türkiye’de ise “Âzerî Türkçesi” gibi akademik kavramlar zaten dolaşımdaydı ve zaman içerisinde “Azeri Türkleri” ifadesi yaygınlaştı.

1979 sonrası İran’daki Türk meselesinin ve 1991 sonrası bağımsız Azerbaycan’ın Türkiye’deki görünürlüğünün artmasıyla “Azeri” kelimesi kamuoyunda daha da yerleşti.

Belki de asıl soru başka

Bu hikâyeden sonra bence artık şu soruyu sormalıyız:

Bir halkın adı neden dışarıdan değişir?

Çünkü tarihte bunun birçok örneği var.

Devletler halkları sınıflandırır.

Akademisyenler isim verir.

Gazeteler o isimleri yayar.

Sınırlar yeni kimlikler oluşturur.

Ve zamanla insanlar, kendileri için kullanılan dış tanımı benimseyebilir veya reddedebilir.

Azerbaycan Türklerinin hikâyesinde de benzer bir süreç görüyoruz.

Sonuç;

Bugün sıradan bir Güney Azerbaycan Türküne “Azeri” dediğinizde belki hiçbir sorun yaşamazsınız.

Belki de o kişi size:
“Ben Azeriyim.”
der.

Ama bir aydın Güney Azerbaycan türkü,

“Hayır, ben Türküm.” Söyler.

Bir üçüncüsü:

“Ben Azerbaycan Türküyüm.” Diye bilir.

Bunların hiçbirini tarih dışı kabul etmek doğru değildir.

Çünkü kimlikler yalnızca kitaplarda yazılan kelimelerden oluşmaz.

Aileden gelir.

Dilden gelir.

Coğrafyadan gelir.

Hatıradan gelir.
Ve bazen siyaset tarafından yeniden tarif edile biliyor.

Fakat özellikle İran Azerbaycanı söz konusu olduğunda, 20. yüzyılın başlarından itibaren “Türk” öz tanımının güçlü biçimde yaşadığını görmezden gelmek de mümkün değildir. (Iranica Online⁠)

Belki de bu yüzden bugün “Azeri” demeden önce bir an durup düşünmek gerekir.

O milletin yaşadığı tarihi coğrafyanın adı Azerbaycan. Milletin adı Türk, dili ise Türkçedir.

Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

azerbaycan
azerbaycan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest