ÖLÜMÜNÜN 60. YILINDA. CAFER SEYDAHMET KIRIMER “FİKİRLERİN ESARETİ, ESİRLİĞİN EN ELİMİ ve FECİSİDİR “

1889 yılında 1 Eylül günü 31 sene sonra Cengiz Dağcı dünyaya gözlerini açacağı Yalta’ya bağlı Kızıltaş köyünde doğdu. Kırımer çocukluk yıllarını ve öğrenimini Kırım’da geçirdi. Kültürlü ve milliyetçi kişiliği bulunan babası küçük Cafer’i tavsiyeler üzerine İstanbul ‘a getirdi. Şehzadebaşında bulunan Numunei Terakki Mektebine verdi….!
1905 yılında Rusya’daki buhran ve gelişmelerin Yalta’ da hissederek ailesinin Kırımer’i ısrarla tüccar olması fikirlerine karşı koyarak sahte pasaport ile İstanbul’a kaçtı. Karaköy rıhtımında onu tanıyan bir arkadaşının adıyla seslenmesi sonucunda kaçak olduğu anlaşılması ile tutuklandı. Sonuçta kefaletle serbest bırakıldı…!
Belirli bir zaman sonrasında Kırım döndü. Kırım’ın bağımsızlık önderleri olan Çelebi Cihan ve arkadaşlarına yardımcı olabilmek için tekrar İstanbul’a döndü. Hukuk fakültesine devam ederken yazgısı onu Çelebi Cihan ile “ Ya ölüm. Ya istiklal “ düşüncesi ile öncü grubun liderliğinde kendini buldu..! Arkadaşları ile genç yaşta “ Kırım Talebe Cemiyetini “ kurdular. Bağımsızlık mücadelesine bu cemiyetim yeterli olmadığından gizli bir teşkilat olarak “ Vatan Cemiyetini “ meydana getirdiler…!
Bu teşkilat yazdıkları bildiri ve makaleleri halk arasına gizli bir şekilde göndererek düşüncelerini yaymaya başladı…!
1909 yılının sonlarında Kırım’dan İstanbul’a gelen büyük Türkçü ve düşünür İsmail Gaspıralı’yı Tarabya’da arkadaşları ile çok güzel bir tören ile karşıladılar. Gaspıralı, yürekleri milliyetçilik yangını ile yanan bu gençlerin ilmi çalışmalar ve Türk dili hakkında tavsiyelerde bulundu…!
1910 yılında Türkmenistan’da meydana gelen deprem, Cafer Seydahmet’in geniş halk kitlesiyle teması bu genç adamın arzuları yanar dağlar gibi yanmasının ilk kıvılcımlarıydı. Bu tarihlerde “ Şahap Nezihi “ mahlası ile “ Yirminci Asırda Tatar Milleti Mazlumesini” yazdı. Bu isim ile yayınlandı. Bu kitap Çarlık idaresinin insanlık dışı idaresini şiddetle dillendiriyor ve hücum ediyordu…! Rusya, hemen kapitülasyonların verdiği imtiyaza dayanarak yazarının tutuklanarak kendilerine teslimini istedi. Bu durumdan haberdar olan Kırımer arkadaşı Çelebi Cihan’ın yardımı ile 10 Nisan 1911 gizlice Paris’e kaçtı. Burada Hukuk tahsiline devam etti..!
1.Dünya savaşının başlaması üzerine Kırım’a dönmek zorunda kaldı. 1917’ de milli Rus ordusunun dağılması sonucunda Besarab’ya cephesinde asker olan Kırımer, Kırım’ a dönerek Kırım’daki yeni bağımsızlık için nefes münevver insanların katılımıyla kurulacak Cumhuriyet Anayasasını ve gerekli devlet yönetimi için kanunları hazırladı. Sonuçta Rusya’nın kendini güçlenmesi sonucunda Çelebi Cihan’ın tutuklanarak idam mangalarının önünde katledilerek şehit edildi. Tüm Kırım Türklerini olduğu gibi Kırımer’i olumsuzluğa ve karanlıkların içerisinde bıraktı…! Kırımer’in bundan sonra Kırım’da 1921- 1922 yıllarında meydana gelen korkunç kıtlıkta milletine yardım sağlamanın yanında Dünyanın çeşitli yerlerine çaresizlikler içerisinde dağılmış Kırım Türkleri Tatarlara yapılabilinecek yardımlar hakkında çok büyük çalışmalarda bulundu. Dünyada mülteci durumuna düşen insanlarının Kırım mücadelesini ve haklılığını gösteren birçok yabancı gazete ve dergide Kırım davasını savunarak bir çok siyasi makaleler yazdı.
1930’ da Müstecip Ülküsal tarafından yayınlanmaya başlayan Emel dergisi ilgilileri ile temas kurdu. Kırımer’in katılımıyla Emel dergisi Kırım Türklerinin bağımsız yayın organı haline geldi.
Kırımer, yaşamının son beş yılında hastalığının ilerlemesi üzerine Kırım mücadele ve hizmetinde pek etkili olamadı.
3 Nisan 1960’ da saat 22.00’ de İstanbul’da beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı…!
Cafer Seydahmet Kırımer’in kalp motifi çok mütevazı mükemmel bir sosyologdu. Hiçbir zaman izinden gittiği Gaspıralı gibi devamlı olarak tüm çalışmaları ve mücadelesi Türk dünyasıydı. Gönlü yaşadığı zaman içerisinde manevi güçlükleri hiçe sayarak, Kırım aşkından, usanmaktan vazgeçmedi. Her saniye bir yareni bekler gibi Kırım insanının güzel günlerinin kendine döneceği günü bekledi….!
Cafer Kırımer, kamil bir insandı. Tevazu, samimiyet, hassasiyet, nezaket, vefa, kadirşinaslık, alicenaplık onun meziyetlerinden bir kaçıdır.
Fikri ve siyasi hürriyet aşıkı, milliyetçi, Türkçüydü….!

Çünkü;
“ İlmin , fikrin durduğu yerde terakki canlanamaz.!”
“ Fikirlerin esareti, esirliğin en elimi ve fecididir.!”
“ Bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi, o milletin hürriyet ve istiklaline sahip olması ile kaimdir.!”
“ İstiklal, milli cereyanların tabii bir neticesidir. Cihan tekamülünün temine yarayan en kutsi bir esastır. İstiklal terakki mefhumunun esasıdır derdi..! )
İBRAHİM OTAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest