KIRKKUYU ŞEKER AKİN

“Türkiye büyük bir devlettir” lafını en iyi anlatan olgulardan birisi de ülkemizdeki göçmenlerin ve bunların etnisitelerinin çokluğudur.
Özellikle Osmanlı imparatorluğunun sömürgeci devletlerce paylaşılmaya başlandığı ve onların milliyetçi unsurları kışkırtmaları sonucunda bağımsızlığını 1850 yılından sonra elde eden eski tabi devletlerde bulunan Müslüman halklar yapılan tazyikler sonucunda çareyi hep iç bölgelere çekilmekte buldular.
Hususiyle balkan ülkelerinin Osmanlıdan kopuşundan sonra bu bölgeden Anadolu’ya akın eden Müslümanların yaşadıklarını anlatan yüzlerce film ve dizi yapsanız bile –ki daha biz bir tane film bile yapamadık- çekilen işkence ve görülen zulümleri anlatmaya gücünüz yetmez.


Balkanlardan Anadolu’ya zorunlu göç eden halklar genelde daha önce yine başta orta Anadolu ve karaman oğulları olmak üzere Anadolu’dan götürülüp iskân edilen Müslümanlardır. Balkanlardan gelen halklardan sadece Boşnaklar samimi Müslüman olan Sırp asıllı halklardır.
Dr. Hayati Baki’nin “Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler” adlı eserinde Kafkasya’dan göçlerin1855 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra başladığı kaydedilmiştir. Bu arada Bolşevizm öncesi ve sonrası Rusya’da çekilen sıkıntılardan dolayı da bu bölgede yaşayan Müslüman halklardan son 100-150 yılda büyük göçler yaşanmıştır. Şu anda bu bölgeden göç eden halklar ülkemizin çeşitli yerlerinde Tatarlar, Nogaylar, Karaçaylar, Abazalar, Çerkesler, Gürcüler, Çeçenler ve benzeri birçok gurup vardır. Bunlardan Tatarlar, Nogaylar, Karaçaylar tamamen Türk asıllı Müslüman halklardır. Diğerleri ise Müslüman kimlikleriyle Türkiye’ye göç etmişlerdir.
KIRKKUYU ŞEKER AKİN
Bu köylerden Kırkkuyu, Konya’nın Kulu ilçesine bağlıdır. Akin ve Şeker ise Ankara’nın Şerefli Koçhisar ilçesine bağlıdırlar. Coğrafi olarak Akin ve Kırkkuyu tuz gölünün kıyısında yer alırken Şeker, Ankara-Adana karayolu üzerinde biraz daha kuzeybatıda Kulu makasına yakınında yer alır.
Kırkkuyu, Şeker ve Akin halkları Nogay tatarıdırlar ve Kafkasya’dan gelmişlerdir. Aynı bölgeden aynı tarihlerde hicret eden ve Tuz gölü havzasındaki diğer Nogay köyleri de şunlardır:
Konya ili Kulu ilçesine bağlı olanlar: Kırkkuyu, Boğazören eski Köstengil, Ağılbaşı eski adı Mandıra, Seyitahmetli
Ankara ili Şereflikoçhisar ilçesine bağlı olanlar: Akin, Şeker Köyü, Doğankaya eski adı Abdülgedigi.
Nogay Türkleri, Kuzey Kafkasya’dan Kuban ırmağının kenarından ve Meskü diye adlandırdıkları Moskova’nın güney taraflarından göçmüşlerdir. 1855-1887 yılları arasında Kafkasya’dan devam eden göçler Türkiye’nin başta Eskişehir, Konya ve Ankara olmak üzere çeşitli yerlerinde iskâna tabi tutulmuşlardır. Benim sözünü ettiğim ve başlığa aldığım Nogay / Tatar köyleri tuz gölü havzasındaki Ankara ve Konya’ya bağlı köylerdendir.
Benim hayatımda çok önemli yeri olan Nogay köylerinden yukarıda adı geçenlerin tamamını dolaştım. Dini ve milli değerlere azami dikkat eden Nogaylar vatanını milletini tarihini ve mukaddesatını seven sayan ve savunan bir yapıya sahiptirler. Cenazelerde ve düğünlerde gerek diğer Nogay ve tatar köyleri ve gerek çevredeki Kürt köyleriyle çok samimi ilişkileri olan bir halktır Nogaylar.
Zekâtlarını ihmal etmezler, yardım kuruluşlarının ve vakıf derneklerinin ramazan ve yaz aylarında zekât ve öşür toplamak için en başta dolaştıkları ve ellerinin boş dönmediği, memnun ayrıldıkları müstesna köylerdir. Bu köylerin bu konudaki yerellikten çıkan şöhretleri Türkiye çapında malumdur. Bir insana ölürken cemaatin “iyi biliriz” demeleri nasıl Allah katında bir şahitlikse bir belde ve köy hakkında da milletin “iyi biliriz” demeleri hayırlara vesile olacak bir tanıklıktır.
Ankara ve Konya’ya bağlı Nogay / tatar köylerini gezdiğimi söylemiştim, bu köylerden en fazla aşina olduklarımı da üçe indirdim yukarıda. Şimdi de bu üçü bire indirerek Kırkkuyu hakkında birkaç cümlem olacak.
Özellikle Türkiye’de askerlik hayatı öğrenmenin bir yoludur. Benim de gerçek askerliğim 1977 yılında Kırkkuyu’da başladı denilebilir. Farklı insanları, farklı beldeleri, farklı yemek kültürünü ve farklı dilleri burada öğrendim. Burada yıkıldı kafamdaki nice önyargılar, burada yapıldı zihnimdeki yarıkların üzerine nice gezler. İnsanlığı, sadeliği, kadirşinaslığı ve alicenaplığı burada öğrendim, sonuçta Kırkkuyu benim için tam bir hayat üniversitesi oldu.
İşte o nedenledir ki rahatça bir rüya görsem hep düşlerimde Kırkkuyu camiinin cemaatini görürüm: Bekir Hoca, Abdülgani Hoca, Abdürrazzak Abi, Zıya Özdere, Hacı Arif, Remzi Kaya, Yakup ve İbrahim Özbek, Bektaş Ata, Sokur Osman Amca, Karto Ata, Temirbek Ata, Hayreddin Demirbaş, Sefer Amca, Hacı Abbas Karayel, Kadir Demiröz, Aşir Öztüre, Abdurrahman Demirci, Hacı İbrahim ve sayfalara sığmayacak bütün Kırkuyulu çoğu hakkın rahmetine kavuşmuş cami cemaatini müşahede ederim.
Onların ben de hep alacaklı olduklarını düşünürüm. Onun için dualarımda “ve limen lehü hakkun Aleyye” (ya rabbi ben de hakkı olanları da bağışla ve rahmetine koy) derim.
Bir de Allah nasip ederse bu ikinci vatanıma kuruluşunun 135. Yılı olan 2022 yılı temmuzunda basılmak üzere kalıcı, 500 sayfa, büyük boy bir esere soyundum.
Kırkkuyulu kardeşlerimizin yakın alakalarıyla hep beraber bu eseri de ortaya koyacağız inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest