Yazarlar

KIRIM’IN UNUTULAN ÇIĞLIĞI

KIRIM’IN UNUTULAN ÇIĞLIĞI

Ukrayna-Rusya savaşının gölgesinde unutulmaması gereken bir halk: Kırım Tatarları

Savaşların cepheleri vardır.

Bir de cephelerin gerisinde kalan hikâyeleri…

Topraklar el değiştirir.

Sınırlar değişir.

Ordular ilerler, geri çekilir.

Ama bazı halkların mücadelesi bütün bunlardan daha uzun sürer.

Kırım Tatarlarının hikâyesi işte böyle bir hikâyedir.

Bugün Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş konuşuluyor.

Cepheler konuşuluyor.

Silahlar konuşuluyor.

İşgaller, saldırılar, diplomasi ve barış görüşmeleri konuşuluyor.

Fakat bütün bu gürültünün içinde Kırım’ın asıl sahiplerinden biri olan Kırım Tatarlarının özgürlük mücadelesi çoğu zaman unutuluyor.

Oysa Kırım Tatarları için mesele 2014’te başlamadı.

Ve yalnızca bugünkü savaşla da sınırlı değil.

Bir gecede vatansız kalan halk

18 Mayıs 1944…

Kırım Tatarlarının hafızasında bu tarih hâlâ bir yara gibi duruyor.

Sovyet yönetimi, Kırım Tatarlarını topluca sürgün etti.

İnsanlar evlerinden çıkarıldı.

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…

Trenlere dolduruldular.

Binlerce insan vatanından binlerce kilometre uzağa gönderildi.

Kırım geride kaldı.

Evler geride kaldı.

Mezarlar geride kaldı.

Camiler, köyler, hatıralar geride kaldı.

Ama en önemlisi:

Vatanın hafızası geride bırakılmak istendi.

Kırım Tatarlarının acısı yalnızca sürgün değildi.

Asıl büyük mesele, bir halkın kendi toprağındaki varlığının ve tarihinin görünmez hâle getirilmesiydi.

Sürgün bitti, mücadele bitmedi

Sonra yıllar geçti.

Sovyetler dağıldı.

Kırım Tatarları vatanlarına dönmeye başladı.

Ama dönüş kolay olmadı.

Çünkü insanın vatanına dönmesi başka şeydir.

Vatanında yeniden hayat kurabilmesi başka…

Evini bulmak…

Toprağına yeniden sahip olmak…

Dilini yaşatmak…

Kültürünü korumak…

Çocuklarına geçmişini anlatmak…

Ve en önemlisi, “Biz buradayız.” diyebilmek…

Bütün bunlar başlı başına bir mücadeleydi.

Kırım Tatarlarının özgürlük mücadelesi bu nedenle yalnızca siyasi bir mücadele değildir.

Aynı zamanda bir hafıza mücadelesidir.

2014: Tarihin yeniden kapıyı çalması

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı kontrol altına almasıyla birlikte Kırım Tatarlarının hikâyesinde yeni ve ağır bir dönem başladı.

Birleşmiş Milletler insan hakları gözlemcileri, Rusya’nın Kırım üzerindeki kontrolü sonrasında ifade özgürlüğünün ve sivil alanın ciddi biçimde daraldığını; özellikle Kırım Tatarlarının temsilî kurumu olan Meclis/Mejlis çevresindeki isimlerin baskılardan etkilendiğini belgeledi. (Ukrainska Mänskliga Rättigheter⁠)

Böylece Kırım Tatarlarının önündeki soru yeniden aynı yere geldi:

Kendi vatanında kendi kimliğinle yaşayabilecek misin?

Bu basit görünen soru aslında çok büyük bir sorudur.

Çünkü bir halkın özgürlüğü yalnızca sandıkla ölçülmez.

Dilini konuşabiliyor musun?

Kültürünü yaşatabiliyor musun?

Tarihini çocuklarına anlatabiliyor musun?

Örgütlenebiliyor musun?

Kendi temsilcilerini özgürce savunabiliyor musun?

Vatanında kendin olarak yaşayabiliyor musun?

Özgürlüğün gerçek ölçüsü biraz da budur.

Kırım Tatarı olmak suç değildir

Kırım Tatarlarının hikâyesinde beni en çok düşündüren noktalardan biri budur:

Bir insanın kendi kimliğini taşıması neden tehdit olarak görülür?

Bir halkın kendi dilini konuşması neden şüphe konusu olur?

Bir toplumun kendi tarihini hatırlaması neden tehlike kabul edilir?

Oysa bir halkın tarihini hatırlaması, başka bir halkın tarihini silmek değildir.

Kendi kimliğini korumak, başkasının kimliğine düşman olmak değildir.

Kırım Tatarı olmak bir suç değildir.

Ana dilini konuşmak suç değildir.

Kültürünü yaşatmak suç değildir.

Vatanını hatırlamak suç değildir.

Özgürce yaşamak istemek ise hiçbir halkın tekelinde değildir.

Bugünkü savaşın içinde kaybolan hikâye

Bugün Ukrayna-Rusya savaşı bütün dünyanın gündeminde.

Fakat savaş uzadıkça bazı hikâyeler görünmezleşiyor.

İnsanlar cephe haritalarına bakıyor.

Kırım ise haritanın üzerinde bir ada ve yarımada gibi görünüyor.

Oysa Kırım, Kırım Tatarları için yalnızca bir coğrafya değildir.

Kırım bir hafızadır.

Bir annenin anlattığı sürgün hikâyesidir.

Bir dedenin hiç unutmadığı köydür.

Dönülemeyen evdir.

Ziyaret edilemeyen mezardır.

Bir çocuğa öğretilen ilk kelimedir.

Bir türkünün içinde saklanan vatandır.

Bu nedenle Kırım meselesini yalnızca jeopolitik bir mesele olarak görmek eksiktir.

Kırım aynı zamanda insanların vatanlarıyla, tarihleriyle ve kimlikleriyle kurdukları bağın meselesidir.

Unutulmak da bir sürgündür

Belki de en ağır sürgün, insanın toprağından uzaklaştırılması değildir.

Unutulmaktır.

Bir halkın acısının unutulması…

Mücadelesinin unutulması…

Adının unutulması…

Çocuklarının hikâyesinin unutulması…

Bazen fiziksel sürgünden daha uzun sürer.

Çünkü insan toprağına bir gün geri dönebilir.

Ama unutulan bir tarih, yeniden hatırlatılmadıkça sessizce kaybolabilir.

Kırım Tatarlarının bugün verdiği mücadele bu nedenle sadece Kırım’a dönme mücadelesi değildir.

Hatırlanma mücadelesidir.

Kendi tarihini anlatma mücadelesidir.

Kendi dilini yaşatma mücadelesidir.

Kendi kültürünü koruma mücadelesidir.

Ve nihayetinde özgür bir halk olarak var olma mücadelesidir.

Kırım Tatarlarının sesi neden bizim için önemli?

Çünkü Kırım Tatarlarının hikâyesi Türk dünyasının ortak hafızasının da bir parçasıdır.

Onların acısı yalnızca Kırım’ın acısı değildir.

Onların sürgünü yalnızca Kırım’ın tarihi değildir.

Onların dönüş mücadelesi yalnızca Kırım Tatarlarının meselesi değildir.

Bu hikâye bize çok daha temel bir şeyi hatırlatıyor:

Bir halkın varlığı yalnızca yaşadığı toprakla değil, taşıdığı hafızayla da ölçülür.

Dilini koruyan halk hatırlar.

Kültürünü koruyan halk hatırlar.

Tarihini anlatan halk hatırlar.

Ve hatırlayan halk, geleceğini kurma iradesini de korur.

Son söz

Bugün savaşın gürültüsü içinde Kırım Tatarlarının sesini duymak zor olabilir.

Ama onların sesi hâlâ orada.

Kırım’ın dağlarında…

Eski köylerinde…

Mezarlarında…

Türkülerinde…

Ana dillerinde…

Ve çocuklarına anlattıkları hikâyelerde…

Kırım Tatarları bize bir şeyi hatırlatıyor:

Vatan yalnızca üzerinde yaşadığın toprak değildir.

Vatan;

hatırladığın tarihtir.

Konuştuğun dildir.

Yaşattığın kültürdür.

Uğruna sabrettiğin hafızadır.

Ve bir gün yeniden özgürce yaşayacağına dair taşıdığın umuttur.

Bu yüzden Ukrayna-Rusya savaşını konuşurken Kırım’ı unutmamalıyız.

Kırım’ı konuşurken Kırım Tatarlarını unutmamalıyız.

Kırım Tatarlarını konuşurken 18 Mayıs 1944’ü unutmamalıyız.

Çünkü tarih bazen yeniden karşımıza çıkmak için bekler.

Ve unutulan her acı, bir gün yeniden sorar:

“Beni neden unuttunuz?”

Kırım’ın cevabı ise hâlâ aynı:

“Ben buradayım. Beni unutmayın.”

Efsane Afşar Sayınqala

efsane afşar sayınqala kırım
efsane afşar sayınqala kırım

Pin It on Pinterest