Araştırmacılar ve Tarih Yazarları

Kıbrıs’ta çözümün anahtarı diplomasi değil, Lala Mustafa Paşa’nın tapularıdır!

Kıbrıs meselesi yıllardır müzakere masalarında, diplomatik formüllerde ve birbirini izleyen görüşme süreçlerinde tartışılıyor. Ancak Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının elinde yalnızca siyasi argümanlar değil, tarihî mülkiyet kayıtları ve vakıf belgeleri gibi somut hukukî dayanaklar da bulunuyor. Özellikle Lala Mustafa Paşa ve diğer Osmanlı vakıflarına ilişkin kayıtların sistematik biçimde ortaya konulması, Kıbrıs meselesinin müzakere boyutuna farklı bir ağırlık kazandırabilir.

lala mustafa paşa
lala mustafa paşa

Kıbrıs meselesinde tarihî belgelerin gücü

Kıbrıs’ın 1571’de Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra Ada’da kapsamlı bir vakıf ve mülkiyet düzeni oluşturuldu. Bu düzen yalnızca cami, medrese veya dinî yapılarla sınırlı kalmadı; geniş taşınmazlar, araziler ve gelir kaynakları da vakıf sistemi içerisinde kayıt altına alındı.

Kıbrıs Türk vakıflarının tarihine ilişkin çalışmalar, Osmanlı döneminden İngiliz yönetimine kadar uzanan çok sayıda tapu, kütük ve belge bulunduğunu ortaya koyuyor. Mustafa Haşim Altan’ın kapsamlı çalışması da 1571-1974 dönemindeki Kıbrıs Türk vakıflarına ilişkin binlerce belgeyi ele alıyor.

Burada mesele, geçmişe ait belgeleri nostaljik bir tarih malzemesi olarak görmek değildir. Asıl mesele, bu kayıtların bugünkü hukukî ve siyasi tartışmalarda nasıl değerlendirileceğidir.

Lala Mustafa Paşa Vakfı neden önemli?

Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs’ın Osmanlı tarafından fethinde başrol oynayan komutandır. Fetih sonrasında Ada’da kurulan vakıf düzeninin önemli unsurlarından biri de Lala Mustafa Paşa Vakfı olmuştur.

Özellikle Gazimağusa ve Maraş çevresindeki bazı taşınmazların vakıf statüsü konusunda geçmişten günümüze uzanan tartışmalar bulunmaktadır. TBMM kayıtlarında da Kapalı Maraş’taki bazı taşınmazların Abdullah Paşa ve Lala Mustafa Paşa vakıflarıyla ilişkilendirildiği ve bu konuda tarihî tapu kayıtlarının bulunduğu ifade edilmiştir.

Bu nedenle “tapular” ifadesi yalnızca siyasi bir slogan olarak değil, araştırılması ve uluslararası hukuk açısından uzmanlarca değerlendirilmesi gereken belge arşivini temsil ediyor.

Diplomasi tek başına yeterli mi?

Türkiye’nin Kıbrıs politikasında diplomasi elbette önemlidir. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ağustos 2026’da Türkiye’nin çözüm anlayışının iki devletli çözümün tanınması olduğunu açık biçimde ifade etti.

Ancak diplomasi, masaya hangi belgelerle oturduğunuzdan bağımsız değildir.

Bir taraf yalnızca siyasi söylemlerle, diğer taraf ise tarihî kayıtlar, tapu belgeleri, vakıf senetleri ve arşivlerle konuşuyorsa, müzakerenin zemini de değişir. Bu nedenle Türkiye’nin Kıbrıs konusunda tarihî belgelerini daha sistematik biçimde tasnif etmesi, dijitalleştirmesi ve uluslararası hukuk uzmanlarının incelemesine sunması büyük önem taşıyor.

Maraş dosyasında belgeler yeniden konuşulmalı

Kıbrıs meselesinin en dikkat çekici başlıklarından biri Kapalı Maraş’tır. Maraş konusunda vakıf mallarına ilişkin iddialar uzun yıllardır gündeme getiriliyor. Bazı araştırmalarda Abdullah Paşa ve Lala Mustafa Paşa vakıflarına ait olduğu ileri sürülen taşınmazlara ilişkin Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalan kayıtların bulunduğu belirtiliyor.

Dolayısıyla Türkiye ve KKTC açısından yapılması gereken, “Maraş bizimdir” demekle yetinmek değildir.

Hangi parselin hangi vakfa ait olduğu, hangi tarihte hangi işlemden geçtiği ve sonraki dönemlerde yapılan devirlerin hukukî niteliği tek tek ortaya konulmalıdır.

Belge varsa, belge konuşmalıdır

Kıbrıs konusunda güçlü bir hukuk ve arşiv diplomasisi oluşturulması gerekiyor. Osmanlı arşivleri, İngiliz dönemine ait tapu kayıtları, vakıf defterleri ve sonraki dönem belgeleri tek bir dijital veri tabanında birleştirilebilir.

Böylece tartışma sloganlardan çıkarılıp belge düzeyine taşınabilir.

Türkiye’nin elindeki tarihî mirasın uluslararası kamuoyuna anlatılması da en az diplomatik görüşmeler kadar önemlidir. Çünkü uluslararası alanda haklı olduğuna inanan bir tarafın, hakkını ortaya koyacak belgeleri de görünür kılması gerekir.

Kıbrıs’ta yeni bir diplomasi anlayışı mümkün

Türkiye ve KKTC’nin bugün savunduğu iki devletli çözüm yaklaşımı, mevcut diplomatik zeminin temel unsurlarından biri durumunda. KKTC makamları da 2026 yılında federasyon modelinin tüketildiğini ve egemen eşitlik ile eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözümden geri adım atılmayacağını açıkladı.

Bu noktada tarih ile diplomasi birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, tarihî belgeler diplomasinin dayanaklarından biri olabilir.

Lala Mustafa Paşa’nın adı burada yalnızca 1571 Kıbrıs fethinin tarihî hatırası olarak değil, Osmanlı döneminden kalan vakıf ve mülkiyet kayıtlarının sembolü olarak yeniden ele alınmalıdır.

Masaya sadece diplomatlar değil, arşivler de oturmalı

Kıbrıs konusunda Türkiye’nin elinin güçlü olduğu düşünülüyorsa, bu gücün belgelerle gösterilmesi gerekir. Arşiv belgeleri, tapu kayıtları ve vakıf senetleri bilim insanları, hukukçular ve uluslararası uzmanlar tarafından incelenmeli; doğrulanabilir belgeler kamuoyuna açık şekilde ortaya konulmalıdır.

Çünkü diplomasi değişebilir, siyasi aktörler değişebilir, müzakere masaları yeniden kurulabilir.

Fakat tarihî belge yerinde durur.

Kıbrıs meselesinde yeni bir sayfa açılacaksa, belki de önce eski defterlerin yeniden açılması gerekiyor.

Lala Mustafa Paşa’nın tapuları masaya konulduğunda, Kıbrıs tartışması yalnızca siyasi söylemlerin değil, tarihî kayıtların da konusu olacaktır.

Kıbrıs meselesinde on yıllardır süren müzakereler, BM parametreleri ve diplomatik temaslar somut hiçbir sonuç üretmedi. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının adadaki meşru hakları tarihi gerçeklerle sabitken, diplomasi masalarında “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon” masallarıyla zaman kaybedilmesi artık kamuoyunda sabırları taşırdı. Kırımınsesi Gazetesi olarak haykırıyoruz: Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki eli son derece güçlü, ancak haklarımızı masada gerektiği gibi savunamıyoruz! Çözüm için havanda su dökmeyi bırakıp, Lala Mustafa Paşa’nın tapularını masaya koymamız yeterlidir.

📍 Tapular Nerede, İçinde Ne Var?

Adadaki Türk varlığının ve mülkiyet hakkının en büyük kanıtı, Osmanlı İmparatorluğu dönemine, özellikle de adayı fetheden Lala Mustafa Paşa dönemine ait vakıf ve mülk tapularıdır. Bugün bu tarihi vesikaların asılları Lefkoşa’daki Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF) arşivlerinde, kopyaları ise Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadime Arşivi’nde çelik kasalarda muhafaza edilmektedir.

Bu tapular sadece sararmış kağıtlar değildir;

  • Kapalı Maraş’ın Tamamı: Hukuken ve tarihi kütük kayıtlarıyla Lala Mustafa Paşa, Abdullah Paşa ve Bilal Ağa vakıflarına aittir.
  • Adanın Yüzde 30’u: Kıbrıs genelindeki toplam arazinin yaklaşık üçte biri doğrudan Osmanlı vakıf toprağıdır.
  • İngiliz Üsleri: Bugün Güney Kıbrıs’ta yer alan Ağrotur İngiliz Üssü içerisinde bile binlerce dönüm Türk vakıf arazisi yer almaktadır.

⚠️ Bu Güçlü Koz Niçin Gündeme Getirilmiyor?

Türkiye ve KKTC, elindeki bu devasa hukuki gücü uluslararası mahkemelerde ve müzakerelerde bugüne kadar radikal bir koz olarak öne süremedi. Bunun arkasında yatan nedenler ise tam bir diplomasi zafiyetidir:

  1. Rumları Kaçırmama Kaygısı: Yıllarca “Rum tarafı masadan kaçmasın, bir anlaşma olsun” diye bu keskin tarihi gerçekler halının altına süpürüldü.
  2. İngiliz Hukuksuzluğuna Göz Yumulması: İngiliz sömürge yönetimi (1878-1960), vakıf mallarının devredilemeyeceği hukukunu çiğneyerek Türk mülklerini Rumlara peşkeş çekti. Diplomasimiz bu sömürgeci hukuksuzluğu uluslararası mahkemelerin yüzüne vurmakta geç kaldı.
  3. İç Hukuktaki Çelişkiler: KKTC devleti, 1974 sonrası vakıf arazilerini vatandaşlarına dağıtırken “Vakıf Malı” statüsünü korumadı, devlet tapusu verdi. Bu durum Taşınmaz Mal Komisyonu’nda (TMK) vakıf tapularının etkin kullanılmasını engelledi.

📣 Kırımınsesi’nden Yetkililere Tarihi Çağrı!

Lefkoşa yönetimi artık savunma pozisyonundan ve soyut tezlerden vazgeçmelidir. Atılması gereken adımlar nettir:

  • Yasa Değiştirilmeli: KKTC Meclisi acilen Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) yasasını değiştirmeli ve Osmanlı tapularını “en üstün yasal mevzuat” olarak kabul etmelidir.
  • Pilot Dava Açılmalı: Kapalı Maraş’ın bütünü için Lala Mustafa Paşa Vakfı adına TMK’ya dev bir dava açılmalı, süreç hızla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınarak uluslararası tescil sağlanmalıdır.

Söz bitmiştir! Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün yolu, adanın gerçek sahibini gösteren bu tarihi vesikaları küresel diplomasinin gündemine bomba gibi düşürmekten geçmektedir.

Kırım’ın Sesi iç bağlantıları

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest