Humay Yılmaz – Hikaye

Nazim Əhmədli şair-publisist

Kırımın sesi qazetesinin Azərbaycan təmsilçisi

Humay Yılmaz

Hakkında

Humay Yılmaz, Azerbaycan kökenli Türk yazar. Uzun zamandır Türkiye’de ikamet etmekte. Güzel sanatlar mezunu olan Yılmaz, yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapmaktadır. ” Köprü ” ve “Renklerden Birini Seç” isimli kıtapların yazarıdır. Genç yazar, Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesidir.

Humay Yılmaz

  Kar Yağışı

         (hikaye)

Kar yağışının, beyaz bir örtü gibi, üzerini örttüğü binalar, yollar, caddeler kim bilir nelere şahit oldular. Keşke bazı düşüncelerin üzerini de kar misali örtebilsek. Değişmeyeceğini bile bile düşündük, savaştık belki de yorulduk.

Bazı memleketlere kar yerine hüzün yağar. Kar topu oynamayı bilmez oradaki yavrular. Kendileri bir oyunun parçası, birilerinin oyuncağı olmuş zaten.

İlaçlarının üzerinde ” tok karnına ” yazar. Yazar yazmasına … İlaç, savaş ve sefalet. Bir alın yazısı bu kadar mı acımasız olur? Bir sınav ancak bu kadar ağır olur?

İsyan değil, insan ! Ne rengi, ne teni ne dili ne dini, insan.

Savaşıyoruz. Açlıkla, sefaletle, cehaletle ve haksızlıkla. Savaşıyoruz insanla. Biri zengin biri fakir, biri güçlü öteki kimsesiz. Biri insan, diğeri peki?

Hiç sevmedim uzun cümleleri, boş umudu, hoş sözleri. Gerçeği örten beyaz karı da sevmedim. Medeniyet duvarı, kime göre el yetmez , kimine göre dikenli tel. Dışında kalanlar kimin eseri? Tepeden bakanlar kimden fazla?

Kar yağışını izledim. Keşke sadece temizliği ve güzelliği anlatsaydı bana…– Deneme

  Inde Bastonu

                                           (hikaye)

Elinde bastonuyla yine o sokaktan geçiyordu. Virane bir yapının karşısında durdu, eski bez çantasından küçük şişede süt çıkardı, biraz da ekmek. Yeni yavrulamış kedi, yaşlı adamı görünce sanki yüz yıllık arkadaşını görmüştü. Zor adımlarla ona yaklaştı. Adam küçük bir tabağa ekmek süt karışımını yapıp, kedinin önüne koydu. Biraz da kafasını okşadı. Kedi acele yemeğini yemeğe başladı, ara ara yavrularını sakladığı yere bakmayı da ihmal etmedi. Anneydi o, yemeğini bitirir bitirmez yuvasına döndü.Yaşlı adam, huzur dolu bakışlarıyla oradan ayrıldı.

Az sonra, bir otobüs durağındaydı. Otobüs geldiğinde, duraktaki kalabalık yüzünden onu kaçırdı. Biraz üzgün, biraz mahçup halde birkaç adım geri çekildi. Yeni gençlik, yeni düzen, eskileri yine özletmeyi başarmıştı. Ara sıra saatine bakıyordu. Belli ki yetişmesi gereken bir yer vardı. Az sonra bir otobüs daha göründü. Neyse ki bu sefer binmeyi başarmıştı. Boş yer göremeyince, kimseyi rahatsız etmemek için cam kenarındaki boşluğa doğru gitti. Ne yaşlı adamı, ne de elindeki bastonu gören vardı. Çünkü herkes kulağındaki ve elindeki teknolojiye çoktan esir olmuştu. Kimisi de uykusunu almamış olacak ki otobüste kestirmeye karar vermişti. Gideceği yer de pek uzak değildi zaten. Yaşlıydı ama genç nefesi duyulmuyor değildi.

Bir apartmanın önünde durdu, önce tekrar saatine baktı sonra da etrafına. Birilerini bekliyordu. Apartmanın kapısına yaklaştı. Az sonra yüzüne bir tebessüm kondu , küçük bir çocuk indi okul servisinden. Adamı görür görmez koşarak ona sarıldı. Dede ve torun, kısa bir hasret giderdi. İhtiyar torununu öpüp kokladı. Yine eski bez çantasını açtı, çocuğa küçük bir kutu verdi. Torunu dedesinin elinden tutup, apartmanın içine doğru çekmeye çalıştı. Yaşlı adam yine saatine baktı. Gitme vaktiydi. Tekrar sarıldılar ve ayrıldılar.

Yine otobüsteydi, şimdi biraz daha uzundu yolu. Oturacak yer de vardı bu defa. Yolu izleyerek, belki de eskilere dalarak, gideceği yere vardı. Önce biraz şeker ve çikolata aldı. Bastonuna yapıştı, bastonu da ona. İki arkadaş gibi kimsesizler evine geldiler. Anne ve baba sevgisinden mahrum yavrular, manevi dedelerini kederi saklanmış gülümsemeleriyle karşıladı. Uzun uzun sarıldılar. Kimisi heyecanla bir şey anlatıyor, kimisi dizindeki yarayı gösteriyor, kimisi de yeni gelen arkadaşını tanıtıyordu. Ama herkes ustalıkla acılarını saklamayı başarmıştı. Birkaç saat sonra yine ayrılma vakti gelmişti.

Akşamın eşiğinde, eve dönüş vaktiydi. Yaşlı adam mahalle bakkalından ekmeğini alıp evine geldi. Küçük eski evinde, onu karşılayacak birileri yoktu. Dertleşeceği ise eşinin yatak ucunda duran resmiydi sadece. Beraber çay içeceği, naz yapacağı , hatta arada kızacağı eşi ,evladı yoktu yanında. Vefasızlığa inat direnen bu yaşlı adamın yolu daha uzundu ve dışarıda onu umutla bekleyen kimsesiz yavrucaklar, torunu ve kedisi yarın için sabırsızlanıyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest