Yazarlar

Kuzeydeki Türk Yurdu Finlandiya ve Tatarlarının Yüzyıllık öyküsü

efsane-afsar-sayinqala-
efsane-afsar-sayinqala-

Değerli okurlarım bugün bu yazımla sizleri Kuzeydeki Türk Yurdu Finlandiyaya götürmek istiyorum. Hazırsanız yola çıkalım.
Kuzeydeki Türk Yurdu Finlandiya ve
Tatarlarının Yüzyıllık öyküsü

Helsinki’nin sakin sokaklarında yürürken, bu kuzey ülkesinde yüzyılı aşan bir Tatar hikâyesinin yaşadığını bilmek insanı şaşırtabilir.

Finlandiya Tatarlarının hikâyesi, Helsinki’den çok uzaklarda, Volga’nın geniş coğrafyasında başlıyor. Bugün Finlandiya’daki Tatar toplumunun önemli bölümünü oluşturan Mişer Tatarlarının kökleri, Rusya’nın Nijniy Novgorod bölgesindeki Sergach çevresindeki köylere kadar uzanıyor.

  1. yüzyılın sonlarına doğru bu köylerden genç Tatar tüccarlar geçimlerini sağlamak için yollara düşmeye başladı. Önce Sankt Petersburg’a, ardından Finlandiya’ya uzanan bu ticaret yolculukları başlangıçta geçici bir kazanç arayışıydı. Kumaş, tekstil, kürk ve çeşitli mallarla şehir şehir dolaşan bu insanlar, zamanla kuzeyin bu ülkesini daha yakından tanımaya başladılar.

Sonra bir şey değişti.

Finlandiya artık yalnızca gidilip gelinen bir pazar olmaktan çıktı; bazıları için yeni bir hayatın adresi hâline geldi. Tüccarlar dükkânlar açtı, ailelerini yanlarına getirdi. Akrabalık ve hemşehrilik bağları, küçük ticaret çevrelerini zamanla örgütlü bir topluluğa dönüştürdü.

Helsinki’nin Fredrikinkatu, Albertinkatu, Eerikinkatu ve Bulevardi çevresinde Tatar dükkânları görülmeye başladı. Bir zamanlar Volga köylerinden yola çıkan tüccarlar, artık Finlandiya şehirlerinin ekonomik ve sosyal hayatının bir parçasıydı.

Fakat onların asıl mücadelesi ticaretten sonra başlayacaktı:

Kendilerini kaybetmeden yeni bir toplumun parçası olmak.

Tatarlar bunun için yalnızca dükkânlar açmadılar. Çocuklarına dillerini öğretmeye çalıştılar, dinî kurumlar kurdular, eğitim faaliyetleri düzenlediler ve geleneklerini yaşattılar. 1925 yılında kurulan Finlandiya İslam Cemaati, bu kurumsallaşmanın önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Böylece Finlandiya’da yalnızca bir göçmen topluluğu değil, kendi dili, dini, aile bağları ve kültürel hafızası olan bir Tatar toplumu ortaya çıktı.

Kuzeyden Anadolu’ya uzanan bir bağ

Finlandiya Tatarlarının hikâyesini yalnızca Finlandiya sınırları içinde anlatmak ise eksik kalır. Çünkü bu küçük topluluk zaman içinde Türkiye ile de güçlü kültürel ve tarihî bağlar kurdu.

Helsinki ve Tampere’deki Türk-Tatar toplulukları, özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye ile iletişim hâlindeydi. Bazı Finlandiya Tatarları 1920’lerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçti. Bu insanlar yalnızca iki ülke arasında yaşayan bireyler değildi; aynı zamanda Finlandiya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde kültürel bir köprü işlevi gördüler. (atamdergi.gov.tr⁠)

Bu bağın ilginç bir başka tarafı da Tatarların kendi kurumlarında ürettikleri yayınlardır. Helsinki’deki Tatar çevrelerinde yayımlanan Şimal Oçkunları — yani Kuzey Yıldızları — ile Mähallä Habärläre, yalnızca topluluk içi haberleşme araçları değildi. Türk dünyasına, kültüre ve dönemin gelişmelerine ilişkin yazılar da bu yayınlarda yer aldı. (atamdergi.gov.tr⁠)

Dolayısıyla Helsinki’deki küçük Tatar cemaati, kuzeyde yaşarken gözlerini yalnızca Finlandiya’ya çevirmedi. İstanbul’u, Anadolu’yu, Türk dünyasını ve uzaklardaki akraba toplulukları da kendi kültürel dünyasının bir parçası olarak görmeye devam etti.

Bu ilişki zamanla Türkiye ile Finlandiya arasındaki resmî ilişkilerle de aynı tarihî döneme denk geldi. Finlandiya’nın 1917’de bağımsızlığını kazanmasının ardından Türk-Fin ilişkileri gelişmeye başladı; 1924’te iki ülke arasında dostluk antlaşması imzalandı. Finlandiya Tatarları da bu yeni ilişkinin insanî ve kültürel tarafında yer alan topluluklardan biri oldu. (atamdergi.gov.tr⁠)

Belki de bu yüzden Finlandiya Tatarlarının tarihi, yalnızca bir azınlığın tarihi değildir.

Bu tarih, Volga’dan Finlandiya’ya, Finlandiya’dan Türkiye’ye uzanan bir hafıza coğrafyasının hikâyesidir.

Yeni vatan, eski hafıza

İnsan bazen bir ülkeye yerleşir, fakat geçmişinden ayrılmaz.

Volga’daki köylerin isimleri, aile hikâyeleri ve Tatarca kelimeler nesilden nesile aktarıldı. Çocuklar Finlandiya’da doğdu, Finlandiya okullarında eğitim gördü, Fince konuştu; fakat evlerde başka bir dil, başka bir hafıza yaşamaya devam etti.

İşte Finlandiya Tatarlarının asıl hikâyesi burada başlıyor.

Onlar ne Finlandiya’ya sırt çevirdiler ne de geçmişlerini terk ettiler. Finlandiya toplumunun bir parçası olurken Tatar kimliklerini korumaya çalıştılar. Bu dengeyi sağlayabilmek için okul kurdular, cemaat kurdular, yayınlar çıkardılar, aile ve akrabalık bağlarını canlı tuttular.

Bugün sayıları büyük bir topluluk oluşturacak kadar fazla değil.

Ama bazı toplulukların büyüklüğü nüfusla ölçülmez.

Bazen birkaç yüz insan, bir asırdan fazla bir tarihi taşıyabilir.

Finlandiya Tatarlarının hikâyesi de böyle bir hikâyedir.

Volga’dan başlayan yolculuk, Sankt Petersburg’dan geçerek Helsinki’ye ulaştı. Tüccarlar zamanla ailelere, aileler bir topluma, toplum ise bugün hâlâ yaşayan bir kültürel mirasa dönüştü.

Kuzeyin soğuk coğrafyasında, sıcak bir hafıza…

Ve belki de bu hikâyenin en güzel tarafı şudur:

Bir toplum, vatanını değiştirebilir; fakat hafızasını koruduğu sürece köklerini kaybetmek zorunda değildir.

Finlandiya Tatarları, kuzeyde bunun sessiz ama etkileyici örneklerinden biridir.

Efsane Afşar Sayınqala

Pin It on Pinterest