ABDULLAH ALİŞEV

GAMALI HAÇLA KIZIL YILDIZ ARASINDA ABDULLAH ALİŞEV
Kazan’ın küçük köylerinden birinde,1908 yılında doğdu Abdullah Alişev…Babası dönemine göre oldukça eğitimli bir adamdı.Medrese tahsilinden geçmişti ve hem Türk-Tatar hem de Doğu edebiyatını iyi biliyordu.Tataların millî şâiri Abdullah Tukay’a yürekten bağlıydı.Kazan’da yayınlanan çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanırdı.Abdullah Alişev’in çocukluğunun değişmez aile geleneği,akşamları bir gazyağı lambasının titrek ışığı altında babasının okuduğu Tukay şiirlerini dinlemek,Tatar efsanelerini,halk masallarını hafızasına nakşetmekti.Henüz çocukluk çağlarında babasını kaybeden Abdullah Alişev,annesi Azize Hanım tarafından da aynı ilgi ve ihtimamla büyütüldü.Azize Hanım,Tatar kültürünün sözlü edebiyatına hâkim,bilgili bir kadındı.Çocuklarının kendi milletinin değerlerinden kopuk yetişmemesi için onlara hergün şiirler okudu,hikâyeler anlattı.5-6 yaşlarından itibâren aileden aldığı millî değerlerle yetişen Abdullah Alişev,iyi bir eğitim gördü.Babası Gabdelbari Abzıy’ın isteğiyle bölgenin en büyük medreselerinden birinde eğitim almak için Yambuhtino köyüne gitti.Edebiyata zaten ilgili olan Abdullah Alişev,okulda atasözleri,masallar,halk deyişleri ve şiirleri topladı.1917’de okulunun kapatılmasıyla köyüne döndü.1919-21 yılları arasında Rus okuluna devam etti.Tatarların yaz şenliklerinden olan Sabantoyların müdâvimlerinden olan Abdullah Alişev,yazları köyde çiftçilik yaparak geçirirdi.Ailesinin koyunlarını otlatır,arıcılık yapardı.Fakat Alişev ailesi oğullarının çiftçi olmasını hiçbir zaman istemedi.Babasının en büyük hayali oğlunun milletini gururlandıracak büyük işler yapmasıydı.İşte bu düşünceyle Alişev,köyünden 25 km. uzakta olan Spassk’taki 7 yıllık pedogoji kolejine kaydoldu.Yatılı okulda hiç durmadan çalıştı,okulun ilk Türkçe duvar gazetesi ”Alga”nın editörlüğünü yaptı.Spassk Pedogoji Koleji’ni bitirdikten sonra edebî gruplar içierisinde yer aldı,pek çok gazete ve derginin yayınlanmasını sağladı.Abdullah Alişev,tiyatroyla da yakından ilgilendi.Güçlü hitâbeti nedeniyle konferansların ve toplantıların aranılan ismi oldu.Tüm söylemlerinde üstünde durduğu millî kimliğiydi ve konuk olarak katıldığı toplantılarda kendisini”millî”bir konuşmacı olarak tanımlıyordu.
1933’ten İkinci Dünya Savaşı’na kadar birçok gazetede ve dergide editörlük yaptı.Kazan Radyo Komitesi’nin çocuk programlarının yöneticiliğini de Alişev üstlendi.Abdullah Alişev,Kayyum Nasırî’nin eğitici-öğretici kitaplardan sonra Tatar çocuk edebiyatına farklı bir soluk getirdi.Neşeli,eğlenceli aynı zamanda öğretici kitapları tüm Tataristan’ı dolaştı.”Bütün yaratıcılığımı çocuklara adamak istiyorum”diyen Alişev,kitaplarında; vatan sevgisini,dürüst,âdil ve cesur olmayı,sadakâti,yaşlılara karşı saygılı olmayı öğretiyordu.En önemli eserleri arasında 1940’da yazdığı ve Tatar edebiyatının altın fonuna giren ”Anne Masalları”ile 1941’de yayınlanan,Alman yayılmacılığını eleştirdiği tiyatro oyunu ”Küçük Tutsak”bulunuyordu.
İkinci Dünya Savaşı’na Rus ordusu saflarında katılan Alişev’den ilk zamanlarda mektup alan ailesi,bir süre sonra ondan haber alamamaya başladı.Savaş sonuna kadar hiçkimse Abdullah Alişev’e ne olduğunu öğrenemedi.Tatar çocuk edebiyatının önemli isminin âkıbeti ancak kendisi de bir yazar ve şâir olan Musa Celil’in günlüklerinin ortaya çıkmasıyla anlaşıldı.Abdullah Alişev,1941 sonunda Almanlar’a esir düşmüştü.Önce Litvanya’daki esir kampında tutulmuş 1942’de Almanya’ya gönderilmişti.Burada insanlık dışı işkencelere mâruz kaldı.Hayatta kalmayı başaran Alişev bir süre sonra Çekoslavakya’daki çalışma kampına gönderldi.Bir sonraki durağı Polonya çalışma kampları olacaktı.Polonya’dan Berlin yakınlarındaki Vustrau kampına getirildiğinde tarihler 1943 yılının başlarını gösteriyordu.Soydaşı ve ünlü Süyümbike Minaresi şiirinin şâiri Tatar edebiyatçı Musa Celil’le karşılaşması da Vustrau kampında gerçekleşti.Dostlukları Kazan’da başlamış olan iki Tatar yazar,burada da birbirlerinden hiç ayrılmadılar.Musa Celil Almanya’daki bir yeraltı örgütünün üyesiydi.Almanlar’ın kurduğu İdl-Ural lejyonunda da görev yapan Tatarlar kamptan kaçmanın yollarını arıyorlardı.Çoğunlukla Tatarlardan oluştuğu için ”Tatar Lejyonu”da denilen İdil-Ural Lejyonunda savaşmak, Tatarların çoğu için iki ucu keskin bıçak anlamına geliyordu.Çünkü esir düşmeden önce askeri oldukları Rus ordusu içinde savaşan kardeşleri vardı.Onlara kurşun atmak demek zâten ölmek demekti.Esir değişimi kapsamında Ruslar’a teslim edildiklerinde de öldürüleceklerini çok iyi biliyorlardı.
Almanlar,1943 Ağustos’unda yeraltı örgütünün izine ulaştı.Musa Celil ve Abdullah Abişev başta olmak üzere lejyondaki Tatarların çoğu tutuklandı.Abdullah Alişev, tutulduğu hücrede son olarak ailesine bir mektup yazdı.Belçikalı Emile Maison tarafından Kazanlı bir tutukluya ulaştırılan mektup, Alişev’in annesi Azize Hanım,eşi Rukiye Hanım ve çocukları Ayvaz’la Almaz’a son seslenişi oldu.Günlerce işkence gören Tatar tutukluların dâvâları 1944 yılında Dresden’de görüldü.İdam kararı çıkan mahkeme sonunda son altı aylarını Berlin Spandau’daki bir hapishanede geçirdiler.Aralarında Musa Celil ve Abdullah Alişev’in de bulunduğu Tatar mahkumların infazı 25 Ağustos 1944’te Berlin’deki Pletzensee cezaevinde gerçekleştirildi.
Dâvâ ile ilgili ayrıntılar yıllarca açıklanmadı.Alman gazeteci Leon Nebenzal uzun aramalardan sonra 1968 Şubatı’nda Tatar tutukluların mahkeme kayıtlarına ve idam belgelerine ulaştı.2968 kayıt numaralı belge Abdullah Alişev’e aitti ve şunlar yazıyordu:
“Berlin. Charlottenburg. 26 Ağustos 1944 Yazar Abdulla Alishev, Muhammedî, Kazan’da yaşıyor. 25 Ağustos 1944’te Berlin, Charlottenburg, Kenigsdamamm’da 12: 12’de öldü. 15 Eylül 1908’de Kayuki’de (Rusya) doğdu … Ölüm sebebi başın kesilmesiydi. ”
İdamı giyotinle gerçekleşen Abdullah Alişev,36 yaşındaydı…

Emine Demirbaş

Pin It on Pinterest