Türk Devlet Geleneğinde Kadın ve Siyasi İktidar
Kırımınsesi Gazetesi
Türk Devlet Geleneğinde Kadın ve Siyasi İktidar
Hatun;
Devletin yanında duran değil, devletin parçası olan kadın
Türk siyasi tarihini konuşurken çoğu zaman kağanı, beyleri, savaşçıları ve kurultayı anlatıyoruz.
Fakat bütün bu siyasi yapının içinde önemli bir makam daha vardır:
Hatun.
Hatun, yalnızca hükümdarın eşi anlamına gelen bir aile unvanı değildi.
Özellikle eski Türk devlet geleneğinde hatun, hanedan ve devlet düzeninin siyasi aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkar.
Bu nedenle Türk siyasi tarihini yalnızca erkek hükümdarlar üzerinden okumak, devletin önemli bir boyutunu eksik bırakır.
Hatun kimdi?
“Hatun” veya eski biçimiyle “katun”, hükümdarın eşini ifade eden yüksek bir unvandı.
Ancak bu unvanın anlamı sıradan bir eşlik makamının ötesine geçebiliyordu.
Araştırmalarda hatunun devlet protokolünde hükümdarın hemen ardından gelen önemli bir konuma sahip olduğu ve bazı dönemlerde siyasi meselelerde etkin rol üstlendiği belirtilmektedir.
Bu nedenle hatunu yalnızca “kağanın karısı” olarak çevirmek, kavramın siyasi ağırlığını azaltır.
Daha doğru ifade şudur:
Hatun, hanedan düzeninin ve siyasi iktidarın önemli bir unsuruydu.
Kağan varsa hatun da vardır
Eski Türk siyasi anlayışında hükümdarın ailesi ile devlet arasında güçlü bir bağ bulunuyordu.
Kağan devletin başındaki erkek hükümdarken, hatun da hanedanın siyasi ve temsilî yapısında önemli bir konuma sahipti.
Bu durum, özellikle yabancı elçilerin kabulü, törenler, diplomatik ilişkiler ve hanedanlar arası bağlantılarda kendisini gösterebiliyordu.
Dolayısıyla hatun, yalnızca saray içinde bulunan bir kişi değildi.
Devletin görünür yüzlerinden biriydi.
Orhun Yazıtları neden önemli?
Bu konuda en önemli kaynaklarımızdan biri yine Orhun Yazıtları’dır.
Çünkü yazıtlar bize yalnızca savaşları ve kağanların faaliyetlerini anlatmaz.
Aynı zamanda dönemin devlet yapısı ve hanedan anlayışı hakkında da önemli bilgiler verir.
Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, II. Doğu Türk Kağanlığı’nın siyasi tarihini anlatan temel metinlerdir. Yazıtların hitap ettiği kesimler arasında kağanlar, beyler ve halkın bulunması, siyasi düzenin yalnızca hükümdardan ibaret olmadığını gösterir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Hatunun bu siyasi yapı içerisindeki konumu da aynı bütünlük içerisinde değerlendirilmelidir.
Kadın yalnızca aile içinde miydi?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Eski Türk toplumunda kadınların aile ve ekonomik hayatta önemli roller üstlenmiş olması başka bir meseledir.
Kadının devlet yönetimindeki siyasi konumu ise ayrıca incelenmelidir.
Çünkü her kadın aynı siyasi güce sahip değildi.
Hatun olmak ile sıradan bir toplumsal konuma sahip olmak arasında büyük fark vardı.
Dolayısıyla “Türk kadınları devlet yönetiyordu” gibi genelleyici bir ifade yerine, daha doğru olarak şunu söyleyebiliriz:
Hanedan mensubu ve özellikle hatun statüsündeki kadınlar, bazı dönemlerde devlet siyasetinde önemli yetkilere ve nüfuza sahip olabiliyordu.
Bu ayrım tarihî gerçekliği daha doğru yansıtır.
Hatun ve diplomasi
Hatunun siyasi rolünün en görünür alanlarından biri diplomasi idi.
Bozkır devletlerinde evlilikler yalnızca iki insanın evlenmesi anlamına gelmiyordu.
Hanedan evlilikleri, farklı topluluklar arasında siyasi bağların kurulmasına da hizmet edebiliyordu.
Bu nedenle hükümdarın eşi olan kadın, aynı zamanda hanedanlar arasındaki ilişkilerin taşıyıcısı hâline gelebiliyordu.
Daha sonraki Türk ve Moğol devletlerinde kadın hanedan üyelerinin diplomatik ilişkilerde aktif roller üstlendiğine dair çok sayıda örnek bulunmaktadır. Altın Orda araştırmaları da hanedan kadınlarının diplomatik faaliyetlerde söz sahibi olabildiğini göstermektedir.
Hatun ve kurultay;
Kadınların kurultaylarda hangi sıklıkta ve hangi yetkiyle bulunduğu konusunda bütün dönemleri kapsayan kesin bir tablo çizmek mümkün değildir.
Ancak hatunun devlet protokolündeki konumu, onun siyasi çevrenin tamamen dışında olmadığını göstermektedir.
Burada dikkatli olmak gerekir:
“Bütün kadınlar kurultaya katılırdı” demek doğru değildir.
Ancak “kadınların siyasi karar süreçleriyle hiçbir ilgisi yoktu” demek de tarihî verilerle bağdaşmaz.
İki uç arasında daha gerçekçi bir tablo vardır.
Özellikle hanedan kadınları ve hatunlar, siyasi iktidarın çevresinde etkin olabilen aktörlerdi.
Hatun sadece temsil makamı değildi
Bazı dönemlerde hatunların siyasi etkisi temsil görevinin çok ötesine geçmiştir.
Örneğin Büyük Selçuklu Devleti’nde Altuncan Hatun gibi isimler, siyasi krizlerde ve devlet yönetiminde aktif roller üstlenmiştir. Araştırmalar, Selçuklu devlet geleneğinde hatunların gerektiğinde hükümdarın yokluğunda siyasi sorumluluk alabilecek konumlara gelebildiğini göstermektedir.
Bu bize önemli bir tarihî süreklilik gösterir:
Türk devlet geleneğinde kadınların siyasi etkisi yalnızca İslamiyet öncesi dönemle sınırlı kalmamış, sonraki Türk devletlerinde de farklı biçimlerde devam etmiştir.
Ancak bu rollerin biçimi ve kapsamı dönemden döneme değişmiştir.
Cengiz Han döneminde kadınlar;
Burada da kadınların konumunu tamamen göz ardı edemeyiz.
Çinggisli ve sonraki Moğol devletlerinde hanedan kadınlarının siyasi ve ekonomik güçleri oldukça belirgin hâle gelmiştir.
Özellikle Altın Orda ve ardılı devletlerde hatunların diplomasi, hanedan siyaseti ve ekonomik kaynaklar üzerinde etkili olabildiğine dair çalışmalar bulunmaktadır.
Bu durum bize Türk ve Moğol bozkır dünyasında hanedan kadınlarının siyasi yapının dışında tutulmadığını gösteren önemli örnekler sunar.
Kadın ve erkek: Tam eşitlik mi, tamamlayıcılık mı?
Burada modern kavramları geçmişe doğrudan taşımamak gerekir.
Eski Türk toplumunu bugünkü “kadın-erkek eşitliği” kavramıyla birebir değerlendirmek tarihî açıdan sağlıklı değildir.
Daha doğru olan, dönemin kendi siyasi ve toplumsal yapısını anlamaktır.
Bu yapı içerisinde kadın ve erkek farklı sorumluluklara sahip olabilmekle birlikte, özellikle hanedan düzeyinde siyasi görevlerin birbirini tamamladığı örnekler görülür.
Nitekim çağdaş araştırmalarda Türk dünyasındaki bazı kadın liderlik örnekleri, kadınların siyasi otoriteyi erkeklerle birlikte ve tamamlayıcı biçimde kullanabildiği şeklinde yorumlanmaktadır.
Yalnız bunu bütün Türk toplumlarına ve bütün dönemlere aynı biçimde uygulamak da doğru olmaz.
Tarih, tek çizgiden ilerlemez.
Hatun, töre ve devlet;
Töre, il, kağan, kurultay ve hatun…
Bunlar birbirinden kopuk kavramlar değildir.
Töre, siyasi düzenin normlarını ve ortak değerlerini ifade eder.
İl, siyasi birliği ve devlet düzenini temsil eder.
Kağan, devletin başındaki hükümdardır.
Kurultay, önemli siyasi meselelerin görüşüldüğü danışma ve karar zeminlerinden biridir.
Hatun ise hanedan ve siyasi düzen içerisinde önemli bir kadın aktördür.
Böyle baktığımızda eski Türk devlet yapısının yalnızca erkeklerden oluşan bir siyasi mekanizma olmadığı daha açık görülür.
Kadının devlet hayatındaki yeri neden önemli?
Çünkü devlet yalnızca savaş meydanlarında kurulmaz.
Diplomasiyle kurulur.
Evlilik ittifaklarıyla kurulur.
Hanedan ilişkileriyle güçlenir.
Törenlerle meşruiyet kazanır.
Ekonomik kaynakların yönetimiyle ayakta kalır.
Ve bütün bu alanlarda kadınların da rol oynayabildiği dönemler vardır.
Bu nedenle Türk siyasi tarihini yalnızca “kağanlar tarihi” olarak okumak yerine, hanedan, toplum, kadın, erkek, beyler ve kurultay arasındaki ilişkilerin bütünü olarak okumak daha anlamlıdır.
Son söz
Hatun kavramı bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Devlet, yalnızca tahtta oturan hükümdardan ibaret değildir.
Hükümdarın yanında bir hanedan vardır.
Hanedanın içinde siyasi sorumluluk taşıyan kadınlar vardır.
Beyler vardır.
Kurultay vardır.
Bodun vardır.
Ve bütün bunları birbirine bağlayan töre vardır.
Bu nedenle Türk devlet geleneğini anlamak için yalnızca “Kağan ne yaptı?” diye sormak yetmez.
Bir soru daha sormamız gerekir:
“Kağanın yanında kimler vardı ve devletin karar mekanizmasına nasıl katılıyorlardı?”
Bu sorunun cevabı bizi hatuna, kurultaya, beylere ve töreye götürür.
Ve böylece Türk siyasi tarihinin daha geniş bir resmi ortaya çıkar:
Kağan devletin başıdır; fakat devlet yalnızca kağandan ibaret değildir.
Hatun da bu bütünün içinde, dönemine ve siyasi şartlara göre değişen ölçülerde temsil, diplomasi, hanedan ve iktidar alanlarında rol üstlenebilen bir siyasi aktördür.
Belki de Türk tarihini doğru anlamanın yolu tam burada başlıyor:
Tarihi yalnızca hükmedenlerin değil, devlet düzenini birlikte oluşturanların tarihi olarak okumak.
Yazar
Efsane Afşar Sayınqala


