KIRIM HANLARININ ASİL KANI, ATATÜRK’ÜN BÜYÜK VİZYONU!
Tarih sayfaları her milletin kahramanlarını yazar ama Kırım Tatarlarının tarihi, asalet ve vatanseverliğin en saf haliyle doludur!
İşte o muazzam zincirin en vakur halkalarından biri: Son Osmanlı Sadrazamı Ahmet Tevfik Okday (Tevfik Paşa)!
Ahmet Tevfik Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı olarak devletin çözülme sürecinin en kritik yıllarında görev yapan, uzun diplomasi tecrübesine sahip bir devlet adamıydı. Kırım hanzadelerine mensup bir aileden gelen Tevfik Paşa, Hariciye Nazırlığı, büyükelçilik ve sadrazamlık görevleriyle Osmanlı’nın son dönemine tanıklık etti. Özellikle 1921 Londra Konferansı’nda Ankara Hükümeti temsilcilerine söz vermesi, İstanbul ile Ankara arasındaki siyasî ayrılığın uluslararası bir toplantıda farklı bir görünüm kazanmasına yol açan önemli gelişmelerden biri oldu.
Kırım Hanzadelerinden Osmanlı Devlet Hizmetine
Ahmet Tevfik Paşa, 10 Şubat 1845’te Üsküdar’da doğdu. Babası Ferik İsmail Hakkı Paşa’ydı. TDV İslâm Ansiklopedisi, Tevfik Paşa’yı Kırım hanzadelerine mensup soylu ve zengin bir aileden olarak tanımlar. Bu nedenle onun hayatı, Kırım’dan Osmanlı topraklarına uzanan hanedan ve devlet hizmeti ilişkilerinin de dikkat çekici örneklerinden biridir.
İlk öğreniminin ardından askerî eğitime devam eden Tevfik Paşa, bir süre sonra askerlikten ayrılarak Bâbıâli Tercüme Odası’na girdi. Burada başlayan memuriyet hayatı, onu Osmanlı diplomasisinin önemli isimlerinden biri hâline getirdi.
1872’den itibaren Roma, Viyana, Berlin, Atina ve Petersburg gibi önemli merkezlerde diplomatik görevlerde bulundu. 1895’te Hariciye Nazırı oldu ve yaklaşık on dört yıl boyunca bu görevde kaldı. Diplomasi alanındaki uzun tecrübesi, onun özellikle uluslararası meselelerde Osmanlı devletinin görüşlerini temsil eden isimlerden biri olmasını sağladı.
Sadrazamlık Yılları
Tevfik Paşa ilk kez 1909’da sadrazam oldu. Ancak bu görevi kısa sürdü. Daha sonra Londra Büyükelçiliği görevine döndü ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar burada kaldı. Savaş sonrasında yeniden Osmanlı hükümetinin başına geçti.
11 Kasım 1918’de ikinci kez sadrazam olan Tevfik Paşa, göreve geldiğinde Osmanlı Devleti son derece ağır şartlarla karşı karşıyaydı. Mondros Mütarekesi imzalanmış, kısa süre sonra İtilaf Devletleri donanması İstanbul’a girmişti. Tevfik Paşa hükümeti bu şartlar altında uzun süre görev yapamadı.
Daha sonra Ayan Meclisi Reisliği yapan Tevfik Paşa, 21 Ekim 1920’de yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. Bu görev, onun Osmanlı Devleti’nin son sadrazamı olarak tarih sahnesindeki yerini belirledi.
Ankara Hükümeti ile Temas
Tevfik Paşa’nın son sadrazamlığı, Anadolu’da Millî Mücadele’nin güç kazandığı bir döneme rastladı. Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti faaliyet gösterirken İstanbul’da Osmanlı Hükümeti varlığını sürdürüyordu.
1920 sonlarında Ankara’nın askerî ve siyasî ağırlığı giderek arttı. Doğu Cephesi’nde elde edilen başarı, Gümrü Antlaşması ve Ocak 1921’de kazanılan I. İnönü Muharebesi sonrasında Ankara Hükümeti uluslararası görüşmeler bakımından da daha fazla dikkate alınmaya başladı.
Bu ortamda Londra Konferansı gündeme geldi. Konferans 21 Şubat-12 Mart 1921 tarihleri arasında toplandı. İstanbul Hükümeti adına Tevfik Paşa, Ankara Hükümeti adına ise Hariciye Vekili Bekir Sami Bey heyette yer aldı.
27 Ocak 1921 Telgrafı
Konferans öncesinde önemli bir gelişme yaşandı. Tevfik Paşa, 27 Ocak 1921’de TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf göndererek Londra’da yapılacak konferansa Ankara tarafından yetkilendirilecek temsilcilerin Osmanlı heyeti içinde bulunmasının istendiğini bildirdi.
Bu yazışma, İstanbul ile Ankara arasındaki ilişkilerin diplomatik zeminde yeniden şekillendiği bir döneme işaret ediyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın cevabında ise TBMM’nin siyasî meşruiyetinin tanınması gerektiği vurgulanıyordu.
23 Şubat 1921: Londra Konferansı’nda Tarihî An
Londra Konferansı’nda Türk tarafının temsil şekli, Tevfik Paşa’nın tavrıyla dikkat çekti.
23 Şubat’ta Türk delegeleri konferansa katıldığında ilk söz Tevfik Paşa’ya verildi. İlerleyen yaşı ve sağlık durumuna rağmen konferansa katılan Tevfik Paşa, kendisine söz verildiğinde konuşmayı Ankara temsilcilerine bıraktı.
TDV İslâm Ansiklopedisi’nde aktarıldığı üzere Tevfik Paşa, “Söz asıl millet vekillerine aittir” diyerek Anadolu heyetine söz verilmesini teklif etti. Böylece Ankara Hükümeti temsilcileri, Türkiye’nin görüşlerini konferans kürsüsünde açıklama imkânı buldu.
Bu olayın tarihî önemi, Tevfik Paşa’nın Ankara Hükümeti’ne katılması şeklinde değil, İstanbul ve Ankara arasındaki siyasî ayrılığın uluslararası bir konferansta ortak bir Türk heyeti görüntüsü içinde ele alınması bakımından değerlendirilmelidir. Atatürk Ansiklopedisi de bu gelişmenin, İtilaf devletlerinin İstanbul-Ankara ayrılığından yararlanma girişimlerine karşı iki heyet arasında uyum görüntüsü oluşturduğunu belirtmektedir.
Son Sadrazamlığın Sona Ermesi
Londra Konferansı sonuçsuz kaldıktan sonra Millî Mücadele devam etti. 1922 yılında Türk ordusunun Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin askerî başarı elde etmesinin ardından Osmanlı saltanatının geleceği belirleyici bir mesele hâline geldi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Tevfik Paşa da aynı gün sadrazamlıktan istifa etti ve yönetimi Ankara Hükümeti’nin temsilcisi Refet Paşa’ya bıraktı. Böylece Osmanlı Devleti’nin sadaret makamı da tarihî görevini tamamlamış oldu.
Tevfik Paşa, 8 Ekim 1936’da hayatını kaybetti. Arkasında yarım yüzyılı aşan bir devlet hizmeti, uzun bir diplomasi kariyeri ve Osmanlı Devleti’nin son dönemine ait önemli bir tarihî miras bıraktı.
Ahmet Tevfik Paşa’nın hayatı, Kırım hanzadelerinden gelen bir Osmanlı devlet adamının imparatorluğun son yıllarında üstlendiği görevleri ve İstanbul’dan Ankara’ya uzanan siyasî dönüşümün kritik aşamalarını birlikte göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Onun Londra Konferansı’ndaki tutumu ise tarihî belgeler ışığında, Ankara Hükümeti’nin uluslararası alandaki temsil gücünün kabul edildiği önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir.
O, Kırım Hanları soyundan (Giray Hanedanı) gelen asil bir Kırım Tatarıydı. İmparatorluğun en karanlık, en zorlu döneminde ateşten gömleği giydi ve Sadrazamlık makamına oturdu.
Gözü dönmüş emperyalist devletler, Londra Konferansı’nda İstanbul ve Ankara’yı karşı karşıya getirip Türk milletini bölmek istediklerinde, karşılarında Kırım kanı taşıyan o muazzam devlet adamını buldular! Tevfik Paşa, İngilizlerin tüm oyunlarını tek bir cümleyle yerle bir etti:

“Ben sözü Türk milletinin gerçek temsilcisi olan Ankara Hükümeti delegesine bırakıyorum.”
Bu öyle bir vakardı ki, her türlü şahsi makamı ve saltanatı elinin tersiyle itip, milletin istikbalini her şeyin üstünde tuttu!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Tevfik Paşa’nın bu destansı vatanseverliğini hiçbir zaman unutmadı. Nutuk’ta onunla olan diplomatik satranç yazılarını bizzat tarihe kazıdı. Cumhuriyet döneminde ona en büyük saygıyı gösterdi, hakkı olan maaşını bizzat bağlatarak asil bir ömür sürmesini sağladı.
Bir yanda Kırım Tatarlarının asil, eğilmeyen duruşu… Diğer yanda o asil duruşu baş tacı eden, omuz omuza milli mücadeleyi taçlandıran Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk!
Köklerimizle, tarihimizle, vatanımıza olan sarsılmaz bağımızla ne kadar gurur duysak az! 🐺
TARİHİN DÖNÜM NOKTASINDA BİR DEVLET ADAMI: SON SADRAZAM AHMET TEVFİK OKDAY (TEVFİK PAŞA)
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş fırtınasında sadaret makamını göğüsleyen, Kırım Hanları soyundan gelen ve Londra Konferansı’ndaki asil duruşuyla Türk milletinin makus talihini değiştiren Son Sadrazam Ahmet Tevfik Okday’ın bilinmeyenleri, aile hatıraları ve Mustafa Kemal Atatürk ile gerçekleştirdiği tarihi diplomatik satranç…
Kırım Hanları Soyundan Babıali Saraylarına
10 Şubat 1845’te Üsküdar’da dünyaya gelen Ahmet Tevfik Paşa, kökleri Kırım Hanedanı’na (Giraylar) uzanan soylu bir aileye mensuptu. Tuna ve çevresi kumandanı Ferik İsmail Hakkı Paşa’nın oğlu olan Tevfik Paşa, erken yaşta askeri eğitime başlasa da sağlık sorunları nedeniyle süvari teğmeniyken ordudan ayrıldı ve Babıali Tercüme Odası’na geçti. Akıcı düzeyde Fransızca, Arapça ve Farsça bilen Tevfik Paşa; Roma, Viyana, Petersburg, Atina ve Berlin gibi Avrupa’nın en kritik başkentlerinde diplomat olarak görev yaptı. Cumhuriyet döneminde yürürlüğe giren Soyadı Kanunu ile ailesi, Kırım Giray ceddinin ok atma yeteneklerine ithafen “Okday” soyadını aldı.
Zor Zamanların Bahtsız Sadrazamı: 4 Kez Ateşten Gömlek Giydi
Siyasi hırslardan uzak, dürüst, tarafsız ve sabırlı karakteriyle her kesimin saygısını kazanan Tevfik Paşa, imparatorluğun en fırtınalı dönemlerinde tam dört kez sadrazamlık makamına getirildi. 1919 yılında Paris Barış Konferansı’na giden Osmanlı heyetine başkanlık eden Paşa, İtilaf Devletleri’nin dayattığı Sevr Antlaşması şartlarını “bağımsız bir devlete dayatılamayacak kadar ağır” bularak imzalamayı kesin bir dille reddetti. Onun 1920-1922 yılları arasındaki son sadaret dönemi ise perde arkasından Ankara’daki Milli Mücadele hareketine duyulan yoğun sempatinin merkezi oldu.
Mustafa Kemal Paşa ile Ankara-İstanbul Arasındaki Diplomatik Satranç
1921 yılına gelindiğinde İngilizler, Sevr’i kabul ettirmek amacıyla hem İstanbul’u hem de I. İnönü Zaferi’ni kazanan Ankara Hükümeti’ni Londra Konferansı’na davet etti. Amaç, iki hükümeti birbirine düşürmekti. Bu süreçte Mustafa Kemal Paşa ile Tevfik Paşa arasında, kelimeleri adeta ilmek ilmek işlenmiş tarihi bir telgraf trafiği başladı.
Mustafa Kemal Paşa, resmi telgraflarında meşruiyetin artık yalnızca TBMM’de olduğunu sert bir dille dikte ederken; Tevfik Paşa’nın vatanseverliğini bildiği için ona hitaben çok saygılı, adeta onu onore eden gizli ve özel telgraflar da gönderdi. Tevfik Paşa ise Ankara’yı haklı bulmakla birlikte, İstanbul’un tamamen teslim olmasının İtilaf Devletleri’nin şehri resmen ilhak etmesine yol açacağını belirterek diplomatik bir denge politikası yürütmeye çalıştı.
Londra’da İngiliz Oyununu Bozan Tarihi Söz
Tevfik Paşa, Atatürk’ün yürüttüğü bu “ikna ve milli birlik” politikasının ne kadar haklı olduğunu Londra’da tüm dünyaya gösterdi. İtilaf Devletleri’nin ikilik çıkarma planlarıyla kürsüye ilk olarak davet ettiği Sadrazam Tevfik Paşa, ayağa kalkarak tarihe altın harflerle geçecek o vakur sözü söyledi:
“Ben sözü Türk milletinin gerçek temsilcisi olan Ankara Hükümeti delegesine bırakıyorum.”
Bu hamle, İstanbul ve Ankara arasında bir çatışma bekleyen Avrupalı devletleri şoka uğratırken, Ankara Hükümeti’nin uluslararası alandaki meşruiyetini tescilleyen en büyük diplomatik zaferlerden biri oldu.
İstifa Edecek Makam Bulunamadı: Sadaret Mührünün Sırrı
1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca Tevfik Paşa Hükümeti hukuken düştü. Padişah Vahdettin ülkeden ayrıldığı için, Tevfik Paşa istifasını sunacak bir devlet başkanı makamı dahi bulamadı. 4 Kasım’da kabinesini toplayarak topluca istifa ettiler. Osmanlı geleneğine göre sadrazamın padişaha iade etmesi gereken tarihi altın “Sadaret Mührü”, teslim edilecek bir padişah olmadığı için Paşa tarafından koruma altına alındı ve ailesi tarafından nesiller boyu bir tarihi miras olarak saklandı.
Saraydan Park Otel’e Uzanan Aile Hatıraları
Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday, Sultan Vahdettin’in kızı Fatma Ulviye Sultan ile evlenerek saraya damat olmuştu. Ancak İsmail Hakkı Bey, Milli Mücadele’ye katılmak için gizlice Anadolu’ya kaçınca bu evlilik saray tarafından bitirildi. Cumhuriyet döneminde yaşanan ekonomik buhranlar sebebiyle ailenin elindeki mülkler ve Ayaspaşa’daki görkemli sadrazam konağı zamanla elden çıktı; bu konağın yerine daha sonra tarihi Park Otel inşa edildi.
Atatürk’ün Vefası ve Sessiz Veda
Mustafa Kemal Atatürk, Tevfik Paşa’nın Londra Konferansı’ndaki vatansever duruşunu hiçbir zaman unutmadı. Onu hiçbir zaman “eski rejimin işbirlikçisi” olarak görmedi, aksine Cumhuriyet döneminde geçmiş sadaret aylıklarının ödenmesini ve Nişantaşı’ndaki evinde huzur içinde yaşaması için kendisine özel emekli maaşı bağlanmasını bizzat sağladı.
Ömrünün son yıllarını büyük bir vakar ve sessizlik içinde geçiren Ahmet Tevfik Okday, 8 Ekim 1936’da 91 yaşında vefat etti. Cenazesinin çok mütevazı kaldırılmasını vasiyet ettiği için, devletin üst düzey saygısıyla sessizce Beşiktaş’taki Yahya Efendi Kabristanı’na defnedildi. Osmanlı’nın son sadrazamı, imparatorluktan Cumhuriyet’e geçişin en asil ve vakur köprülerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.
Ahmet Tevfik Okday, Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı olarak, devletin savaşlar, işgaller, diplomatik baskılar ve siyasî dönüşümlerle karşı karşıya kaldığı en hassas yıllarda görev yaptı. Kırım Tatarı kökenli bir aileden gelen Tevfik Paşa, yalnızca sadrazamlığıyla değil, uzun diplomasi ve bürokrasi tecrübesiyle de Osmanlı’nın son dönem tarihinin dikkat çeken devlet adamları arasında yer aldı.
Kırım Hanları Soyundan Gelen Bir Devlet Adamı
Ahmet Tevfik Paşa, 10 Şubat 1845’te Üsküdar’da doğdu. Babası Ferik İsmail Hakkı Paşa idi. Ailesi Kırım hanzadelerine mensuptu ve soyu Giray Hanedanı’na kadar uzanıyordu. Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesinin ardından Osmanlı topraklarına gelen aile, sonraki kuşaklarda devlet hizmetinde önemli görevler üstlendi. Bu nedenle Tevfik Paşa’nın hayatı, Kırım’dan Osmanlı merkez bürokrasisine uzanan tarihî bir ailenin devamlılığını da gösterir.
İlk eğitiminden sonra askerlik yoluna giren Tevfik Paşa, sağlık sebepleriyle bu meslekten ayrılarak 1866’da Babıâli Tercüme Odası’nda çalışmaya başladı. Fransızca bilgisi ve dil yeteneği, onun diplomasi alanında ilerlemesinin önünü açtı. Roma, Viyana, Berlin, Atina ve Petersburg gibi önemli merkezlerde görev yapması, Avrupa devletleriyle ilişkiler konusunda geniş bir tecrübe kazanmasını sağladı. 1895’te Hariciye Nazırlığına getirilmesi, uzun yıllar süren diplomatik kariyerinin önemli aşamalarından biri oldu.
Diplomasi Tecrübesi ve Sadrazamlık
Tevfik Paşa ilk kez 1909’da, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra sadrazamlık görevini üstlendi. Bu ilk görev dönemi kısa sürdü. Daha sonra Londra Büyükelçiliği gibi önemli bir diplomatik görevi yürüttü. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı günlerde ikinci kez sadrazam oldu. Ancak bu dönemde İstanbul’un işgali ve Osmanlı Devleti’nin ağır siyasî şartları, hükümetin hareket alanını son derece daraltmıştı.
Tevfik Paşa’nın asıl tarihî konumu ise 21 Ekim 1920’de başlayan son sadrazamlığıyla ortaya çıktı. Damat Ferit Paşa hükümetinin çekilmesinden sonra kurulan hükümetin başına geçen Tevfik Paşa, Osmanlı Devleti’nin son sadrazamı oldu. Atatürk Ansiklopedisi’ne göre bu görev 4 Kasım 1922’ye kadar sürdü.
Ankara Hükümeti ile İstanbul Arasındaki Kritik Dönem
1920–1922 yılları, Osmanlı yönetimi ile Ankara’da şekillenen Millî Mücadele hareketinin aynı tarihî süreç içinde karşı karşıya bulunduğu dönemdi. İstanbul Hükümeti, İtilaf devletlerinin baskısı altında hareket ederken Ankara Hükümeti Anadolu’da yeni bir siyasî ve askerî güç olarak ortaya çıkmıştı. Bu şartlarda Tevfik Paşa’nın hükümeti, iki ayrı siyasî merkez arasındaki gerilimin yaşandığı bir ortamda görev yaptı.
Londra Konferansı’ndaki Tavrı
Tevfik Paşa’nın Ankara Hükümeti ile ilişkiler bakımından en çok hatırlanan olaylardan biri 1921 Londra Konferansı’dır. Osmanlı heyetinin başında bulunan Tevfik Paşa, konferansta Ankara Hükümeti temsilcisi Bekir Sami Bey’in de söz sahibi olmasını sağlayan bir tutum sergiledi. Bu gelişme, İstanbul’daki hükümet ile Ankara’daki Millî Mücadele yönetimi arasındaki siyasî gerçekliğin uluslararası bir toplantıda görünür hâle gelmesi bakımından önem taşıdı.
Bu tavır, Tevfik Paşa’nın diplomasi tecrübesinin yanı sıra dönemin değişen güç dengelerini dikkate aldığını gösteren gelişmelerden biri olarak değerlendirilir. Ancak Osmanlı hükümetinin hareket alanı, işgal şartları ve İtilaf devletlerinin baskısı nedeniyle oldukça sınırlıydı.
Saltanatın Kaldırılması ve Son Sadaret
11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi’nin imzalanması, Millî Mücadele’nin askerî safhasında önemli bir dönüm noktası oldu. Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Böylece Osmanlı Devleti’nin siyasî yapısında yeni bir dönem başladı. Tevfik Paşa’nın başında bulunduğu son Osmanlı hükümetinin görevi de 4 Kasım 1922’de sona erdi.
Tevfik Paşa’nın son sadrazamlığı, bu nedenle yalnızca bir makamın son görevi değil, yüzyıllar boyunca devam eden Osmanlı sadaret kurumunun kapanış aşaması olarak da önem taşır. Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan kapsamlı çalışmada da onun hayatı, diplomasi faaliyetleri ve mütareke dönemindeki sadaretleri arşiv belgeleri ve dönemin kaynakları üzerinden ele alınmaktadır.
Kırım Tatar Mirasının Bir Temsilcisi
Ahmet Tevfik Okday’ın hayatı, Kırım Tatarlarının Osmanlı devlet hayatındaki yerini gösteren örneklerden biridir. Kırım Hanları soyundan gelen bir ailenin mensubu olarak Osmanlı bürokrasisinde yükselmiş, Hariciye Nazırlığı ve elçilik gibi görevlerin ardından sadrazamlık makamına ulaşmıştır. Giray Hanedanı’nın Kırım tarihindeki konumu ve hanedan geleneği, bu aile bağının tarihî arka planını anlamak açısından önemlidir.
Tevfik Paşa’nın şahsiyeti de dönemin kaynaklarında özellikle vurgulanır. Atatürk Ansiklopedisi, onun dürüstlüğü, sabrı, açık sözlülüğü ve güvenilirliğiyle öne çıktığını; en kritik dönemlerde sadrazamlığa getirilmesinde bu özelliklerinin etkili olduğunu belirtir. Bu yönüyle Tevfik Paşa, dönemin sert siyasî mücadeleleri içinde doğrudan bir parti veya hizip siyasetinin ötesinde, devlet tecrübesi ve diplomatik birikimiyle öne çıkan bir isimdi.
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında görev yapan bir bürokratın hayatında görülen bu çizgi, Kırım Tatar ailelerinin Osmanlı devlet yapısı içindeki tarihî rolünü de ortaya koyar. Kırım’ın Osmanlı dünyasıyla yüzyıllar boyunca kurduğu siyasî ve kültürel bağlar, Kırım’dan Osmanlı ülkesine göç eden ailelerin yeni şartlarda devlet hizmetine katılmalarına da zemin hazırladı. Tevfik Paşa’nın kariyeri, bu tarihî bağın 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başındaki örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Son sadrazamlık makamının sona ermesiyle Tevfik Paşa’nın devlet hizmetindeki uzun yolculuğu da tamamlandı. 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra İstanbul’da yaşamaya devam etti. 7 Ekim 1936’da hayatını kaybetti. Böylece yaklaşık yetmiş yıllık devlet hizmetinin ardından, Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı olarak tarihî bir dönemin kapanışına tanıklık etmiş bir devlet adamı olarak geride kaldı.

