Genel

Unutulmayacak Qara Leke Ölüm Vagonlarında Sönen Kırım Tatar Hayatları!

EDİTÖRÜN KALEMİNDEN

Demiryollarında Kalan Canlar: Biz Hâlâ O Vagonların Soğukluğunu Hissediyoruz

Sevgili Kırım’ın Sesi okurları,

Bazı acılar vardır ki üzerinden kaç asır, kaç nesil geçerse geçsin ilk günkü gibi taze, ilk günkü gibi yakıcı kalır. Biz Kırım Tatarları için zaman, takvim yapraklarının ilerlemesiyle akıp gitmez. Bizim zamanımız, 18 Mayıs 1944 gecesi o meşum saat 03.15’te, süngülerin gölgesinde donup kalmıştır. O gece sadece evlerimizden, bağlarımızdan, asırlık camilerimizden koparılmadık; biz o gece insanlığımızdan, geleceğimizden ve en sevdiklerimizden sürüldük.

Elinizde tuttuğunuz bu özel sayıda, tarihin en karanlık sayfalarından birine, ecdadımızın kemiklerini sızlatan o “Ölüm Vagonları”na edebi bir ayna tuttuk. Bu sadece bir tarih haberi değildir; bu satırlar, can çekişen bir milletin sessiz feryadıdır.

Düşünün bir kez… Günlerce kapıları üzerlerine kilitlenmiş, nefes alacak tek bir deliği bile olmayan o tahta vagonları düşünün. Susuzluktan dudakları çatlayan çocukları, o zifiri karanlıkta evladının cansız bedenine sarılıp hıçkıramayan, sessizce gözyaşı döken anaları düşünün. Rayların kenarına, yaban ellere kefensiz, dualarla bile uğurlanamadan bırakılan o masum canlar, bizim bugün aldığımız her nefesin diyetidir.

Ölüm vagonları Kırım Tatarının sadece canını almadı; dilini, ninnilerini, çınlarını ve asırlık medeniyetini de meçhule taşıdı. Ama zalimlerin hesap edemediği bir şey vardı: Kırım Tatarının yüreğindeki vatan sevdası, demir raylardan da o buz tutmuş Sibirya bozkırlarından da daha güçlüydü. Avucunda Kırım toprağıyla can veren o adsız ninelerimizin asil ruhu, bugün bizim damarlarımızda dolaşıyor.

Bizler, o vagonlarda sönen hayatların çığlığını unutturmamaya yeminli bir nesiliz. Numan Çelebicihan’ın “Ant Etkenmen!” derken göğe yükselen asil sesi, bugün Kırım’ın Sesi Gazetesi’nin her harfinde, her satırında yeniden yankılanıyor. Unutmak, o kara vagonlarda ölen bebeklere ihanettir. Unutmak, vatan hasretiyle gözlerini yuman ecdada sırt dönmektir.

Biz unutmuyoruz. Her tren sesinde yüreği ürperen, her demiryoluna baktığında o kara vagonları gören tüm soydaşlarımıza selam olsun. Aziz şehitlerimizin ruhları şad, vatan mücadelemiz ebedi olsun.

Kırım’ın Sesi

18 Mayıs 1944 gecesi, saatler gece yarısı 03.15’i gösterdiğinde, Akmescit’ten Bahçesaray’a, Yalta’dan Kefe’ye uzanan Yeşil Ada Kırım’da zaman durdu, bir milletin hafızası ve geleceği amansız rayların üzerine fırlatıldı. Stalin’in emriyle evleri basılan, namluların gölgesinde sadece 15 dakika içinde yurtlarından koparılan yüz binlerce Kırım Tatarı soydaşımız, nereye gittiği belli olmayan, tarihe “Ölüm Vagonları” olarak geçecek kara trenlere dolduruldu. Qırımtatar halqının kalbinde hiç dinmeyecek bu sızı, edebi hafızamızda silinmez birer mısra olarak yaşamaya devam ediyor.

Qaranlık Vagonlar İçinde Bir Milletin Feryadı

Kırım Tatar edebiyatında sürgün; sadece açlık ve soğuk tren duvarları demek değildir; o aynı zamanda yurtsuzluğun, haksızlığın ve asil bir milletin sessiz direnişinin çığlığıdır. Hayvan taşımacılığında kullanılan havasız, susuz ve penceresiz vagonlara istiflenen ecdadımız, haftalar süren Urallar, Sibirya ve Özbekistan yolculuğunda kelimenin tam anlamıyla bir soykırıma maruz bırakıldı.

Anneler, meşum vagonların dar aralıklarında can veren kundaktaki bebeklerini, toprağa gömmeye dahi izin verilmediği için rayların kenarına, yaban ellere bırakmak zorunda kaldı. Göç yollarında ve sürüldükleri amansız kamplarda nüfusumuzun yaklaşık yüzde 45’i, yani yarıya yakını vatan hasretiyle gözlerini yumdu. Edebi metinlerimizde tasvir edilen o kara tren vagonları, sadece insan değil; Kırım Tatarının dilini, şarkılarını ve asırlık medeniyetini de ölüme taşıyan birer tabut oldu.

Avuçta Saklanan Vatan Toprağı

Sürgünün dehşetini anlatan en dokunaklı edebi hatıralardan biri, vagonların kapısı Özbekistan bozkırlarında açıldığında yaşandı:
Açlıktan ölmek üzere olan torununa yolculuk boyunca sımsıkı sakladığı bir parça ekmeği veren yaşlı bir Tatar anası, can teslim ederken diğer elini hiç açmamıştı. Vefatından sonra avucunu açtıklarında, içinden memleketi Kırım’ın kokusunu taşıyan bir avuç toprak döküldü. O toprak, vagonların vahşetine karşı onun hem vatanı, hem namusu hem de mezarı olmuştu. Cengiz Dağcı’dan Şamil Aladin’e, Şakir Selim’den Yunus Temirkaya’ya kadar edebiyatımızın dev çınarları, o vagon kokusunu ve vatan sızısını nesilden nesile aktararak unutturmadı.

Ant Etkenmen! Vatan Mücadelesi Bitmeyecek

Bugün aradan geçen uzun yıllara rağmen, ölüm vagonlarının çıkardığı o meşum ses Kırım Türklerinin hafızasından asla silinmedi. Kırım Tatar medeniyeti, uğradığı tüm kültürel kıyımlara ve yok etme politikalarına rağmen dinini, dilini, kimliğini ve Yeşil Ada’ya olan sarsılmaz sevdasını korumayı başardı.

Kırım’ın Sesi Gazetesi olarak, ölüm vagonlarında can veren aziz şehitlerimizi ve milli mücadelemizin önderlerini rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Numan Çelebicihan’ın “Ant Etkenmen!” (Ant İçtim!) feryadıyla yeşeren milli ruhumuz, o kara vagonların karanlığını her zaman aydınlatacak güçtedir. Unutmadık, unutmayacağız!

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest