Buhara’dan Moskova’ya Uzanan Bir Kader: Abdulla Şemsutdinov’un Sessiz Çığlığı
Buhara’dan Moskova’ya Uzanan Bir Kader: Abdulla Şemsutdinov’un Sessiz Çığlığı (?-1937)
1930’ların Moskova’sı…
Soğuk, gri ve suskun bir şehir. Kızıl Meydan’ın gölgesinde yükselen minareden ezan sesi yankılanırken, cemaat saflarında bir imam dimdik durur. Bu imam, Abdulla Şemsutdinov’dur.
Onun hikâyesi yalnızca bir din adamının değil; bir çağın, bir medeniyet hafızasının ve bir milletin imtihanının hikâyesidir.
İlim Yolu: Buhara Medreseleri
Genç Abdulla, ilmin kadim şehirlerinden Buhara’da yetişti. Dar sokaklarında asırlık medreselerin gölgesi uzanırken, o Hanefî fıkhını, tefsiri ve hadisi öğreniyor; İslam düşüncesinin köklü geleneğiyle yoğruluyordu.
Buhara yalnızca bir şehir değildi. Bir hafızaydı. Ve o hafızayı kalbine nakşederek yola çıktı.
Doğu Türkistan’da Bir İmam
Yolu, Doğu Türkistan’ın kadim şehri Kulça’ya düştü. Burada imamlık yaptı. Minberden yalnızca ayet okumadı; insanlara kimliklerini, dillerini ve inançlarını hatırlattı.
Orta Asya’dan Çin sınırlarına uzanan bu ilim yolculuğu, onu bir âlimden daha fazlası hâline getiriyordu: O artık bir irşad rehberiydi.
Moskova’da Bir Minare
Son durağı Moskova oldu.
Moscow Cathedral Mosque’de imam-hatip olarak görevlendirildiğinde takvimler 1930’lu yılları gösteriyordu. Sovyet başkentinde ezan sesi hâlâ duyuluyordu; fakat rüzgâr sert esiyordu.
Şemsutdinov, burada yalnızca namaz kıldırmadı. Kur’an-ı Kerim’i Tatar Türkçesine tercüme etti. Bu çalışma, halkın kendi diliyle vahyi anlaması için atılmış cesur bir adımdı.
Ancak o yıllarda ana dil, kimlik ve din; devlet için bir tehdit olarak görülüyordu.

“Türkiye Casusu” Suçlaması
1936…
Kapı çalındı.
Sovyetler Birliği’nde Joseph Stalin yönetiminin “Büyük Temizlik” dönemi yaşanıyordu. Binlerce aydın, din adamı ve kanaat önderi gözaltına alınıyor; mahkemeler kısa, kararlar kesindi.
Abdulla Şemsutdinov da “Türkiye casusu” olmakla suçlandı. Deliller belirsiz, itham ağırdı.
1937’de kurşuna dizilerek infaz edildi.

Bir Âlimin Ardından
Onun adı resmî kayıtlarda bir suçlu olarak geçti.
Fakat hafızalarda bir imam, bir mütercim ve bir ilim yolcusu olarak kaldı.
Buhara’dan Kulça’ya, oradan Moskova’ya uzanan hayatı; 20. yüzyılın Müslüman coğrafyasında ilim, kimlik ve inanç mücadelesinin simgesidir.
Şemsutdinov’un hikâyesi, yalnızca bir şahsın trajedisi değildir.
Bu hikâye, susturulmak istenen minarelerin, yasaklanan dillerin ve kurşuna dizilen hafızanın hikâyesidir.
Ve bugün, o minare hâlâ ayakta.
Ezan sesi yeniden yükseliyor.
Tarih ise, geciken adaleti yazmaya devam ediyor.
1930’lu yıllar…
Abdulla Şemsutdinov eşi ve çocuğuyla birlikte.
Bir aile fotoğrafı…
Henüz kapıların gece yarısı çalınmadığı, suçlamaların gölgede beklediği günlerden.
Bu karede bir imam, bir eş ve bir baba var.
Ama birkaç yıl sonra bu fotoğraf, kurşuna dizilmiş bir âlimin geride bıraktığı sessiz hatıra olacaktır.
Buhara’dan Moskova’ya: Kurşuna Dizilen Bir Âlimin Hikâyesi”
1937’de susturulan bir imam… Ardında kalan bir aile ve yarım kalan bir tercüme


