23 ŞUBAT 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ SÜRGÜNÜ

Tarih 23 Şubat’ı gösterirken, kardeş Kafkas halkları Çeçen-İnguşların yaşadığı bu büyük sürgünden, tarihi acıdan bahsetmeden olmaz. Öncelikle Sürgün öncesindeki duruma bir bakmak gerekiyor; 

22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliğine karşı saldırıya geçen Almanlar, bir yandan Sovyet topraklarında ilerlerken öte yandan da kilit rol oynayan Kafkas petrolünü ele geçirmeyi amaçladılar. Bu doğrultuda öncelikle 1941 yılında Sovyetler tarafından savaşmış ancak kendilerine esir düşmüş Kafkas kökenli savaş esirlerini sabotaj ve casusluk konusunda eğiterek Sovyet cephe hattı gerisindeki görevler için hazırlamaya başladılar. Ekim 1941’de “Kuzey Kafkasya Özel Komandosu-Şamil” adında planlanan harekata yönelik olarak 150 kadar Kafkasyalıyı on ay süreyle yer altı direniş faaliyetleri için eğitime alan Almanlar, yavaş yavaş Kafkasya’ya sızma faaliyetlerini yoğunlaştırmaya başladılar. 

1 Haziran 1942’de Adolf Hitler de yaptığı bir konuşmada Maykop ve Grozni petrollerinin ele geçirilmesinin savaşın kaderini belirleyeceğini belirterek nihai hedefini ortaya koydu. Yine Joseph Gobbels de Joseph Goebbels de yine Kafkasya’nın önemine işaret ederek; “Bu savaşı kömür, çelik ve petrol için yapıyoruz. Eğer Kafkasya’yı planladığımız tarihte almayı başarırsak, Avrupa’nın en zengin petrol bölgesini ele geçirmiş oluruz. Buğday, petrol, çelik ve kömüre sahip olan bu savaşı kazanır. Kafkasya ve Ukrayna Almanya’nın hammadde, asker ve işgücü kaynağı olur.” diyerek yine Almanya’nın Kafkasya’ya yönelik planını açıkça belirtiyordu. Almanlar bu amaç doğrultusunda Kafkasya’yı kuzey sınırındaki toprakları da içerisine alacak şekilde bağımsız devletlerden oluşan bir federasyon kurmayı ve bu federasyon içerisindeki tüm liman ve Kafkas petrolünü denetim altında tutmayı planlıyorlardı. 

Almanlar tarafından eğitilen 150 Kafkasyalı komando üç gruba ayrıldı. 80 kişilik İlk grup Temmuz 1942’de köprü ve demiryollarını yıkmak, Sovyetlerin petrol tesislerini havaya uçurmalarını önlemek için Maykop (Mıyakuape) civarına indiler. Almanların bölgeyi işgalinin ardından bu harekata katılanlardan ancak 29’u geri dönebildi. Yine bu ayda Alman ordusunun A Grubu komutanı Mareşal Von List tarafından yayınlanan emirler, Kafkasya’da Almanlara yönelik bir sempatinin oluşmasına zemin hazırladı. Bu emirler; Kafkasya halklarına, Alman aleyhtarı davranış içine girmedikleri sürece dost olarak davranılmasını, ibadethanelerin yeniden açılmasının, adet ve geleneklerin uygulanmasına izin verilmesini, özel milkiyete saygı gösterilmesini, Alman askerleri tarafından alınan erzağın karşılığının ödenmesini, yerli halkın güveninin sağlanması konusunda örnek alınacak davranışlarda bulunulmasını, Kafkas kadınlarının namus ve iffetine saygı gösterilmesini içeriyordu. 

Almanların 1941 yılında Sovyetlere saldırmasıyla birlikte zaten Kafkasya’da yaşayan Karaçay-Malkar halkı Almanlara karşı sempati beslemeye başlamıştı. Bunu anlayan Sovyet Ruslar ise önceden ordu içerisindeki Karaçay-Malkar kökenli asker ve subayları tehdit unsuru görerek, Ural bölgesindeki kömür madenlerine sürmüşlerdi. Bunun ardından Karaçay-Malkarlar silahlı milis grupları oluşturarak Sovyet ordusuna karşı savaşa giriştiler. 

Hitler de 23 Temmuz 1942’de Alman Ordusu A Grubuna Karadeniz’in doğu kıyılarının ele geçirilmesi emrini verdi. Geride kalan bütün dağ ve avcı tümenleri ise Kuban’ı geçerek, Maykop ve Armavir’i ele geçirecekti. Böylece gönderilecek dağ birlikleriyle A grubu takviye edilecek, Batı Kafkasya’ya gerçekleştirilecek bir harekat ile bütün dağ geçitleri kontrol altına alınarak 11 Ordu ile işbirliği içerisinde Karadeniz kıyıları ele geçirilmiş olacaktı. Çevik birliklerden bir grup oluşturulacak, bu grup da Doğu Kafkasya’da Grozni’yi alacaktı. 

Buna yönelik olarak 30 kişilik Kafkasyalı komando grubu Ağustos 1942’de Grozni’nin 40 km güneyine indiler. Görevleri, Maykop’a indirilen grupla aynı olmakla birlikte ek olarak Sovyet karşıtı yerel gruplarla temas kurmalarını içeriyordu. Ancak bu grubun üyeleri görevlerini yerine getiremeden bir çoğu Soyvet askerleri tarafından öldürüldü. 

1 Ağustos 1942’de Avrupa’nın Everest’i sayılan Elbruz’a bayraklarını diktiler. İşte tarihçilerin görüşüne göre yapılan bu küstahça ve aptalca hareket büyük tepkiye yol açtı. Bunun dışında Almanların verdikleri Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti kurulması yönünde verdikleri taahhütü yerine getirmemeleri ve sürekli oyalama taktikleri, Kafkas halkları arasında Almanların Kafkasya’yı sömürge olarak kullanmayı amaçladıkları düşüncesini ortaya çıkardı. Almanların, Batı Kafkasya’da da Adıgeleri kendi saflarına çekme konusunda yeri geldiğinde baskı ve şiddete başvurmaları, Mıyakuape çevresinde, Koşhable’de, Gaiginsk’te katliamlara girişmeleri ile birlikte Adıgeler 18 silahlı gerilla grubu oluştururak Almanlara karşı savaşmaya başladı. Nitekim Batı Çerkesya ve özellikle bugünkü Adıgey Cumhuriyeti çevresinde birkaç ay süren işgalde dörtbinden fazla insan Naziler tarafından öldürüldü. 

1942 Sonbaharında Doğu Kafkasya’da ise Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyetinin bazı bölgelerini işgal eden Almanlar, yerel halkın büyük oranda Sovyetlere bağlı kalmaları ve gerekli desteği alamamalarının da etkisiyle Grozni’ye giremediler. Kızılordunun 17 Ocak 1943’te Kafkas hattını yarması ve 2 Şubat 1943’te Stalingrad yenilgisinin ardından Almanlar Kafkasya’dan çekildiler. 40 Kişilik üçüncü Kafkasyalı komando grubu da böylece göreve başlayamadı. 

Almanların Kafkasya’dan çekilmesiyle birlikte Kızılordu, Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. Karaçay köyleri ağır bombardıman ile yerle bir edildi. Sovyetler bütün güçlerine karşın silahlı Karaçay gruplarına karşı başarı başarı gösteremeyince 12 Ekim 1943’te Yüksek Sovyet Komiserliği’nin aldığı bir kararla Karaçay halkı 2 Kasım 1943’te topluca sürgüne gönderildi. 

Stalin ve Soyvet Yönetimi, 2 Dünya Savaşında Almanların Rusya’yı işgali sırasında Çeçen-İnguşların ayaklanmasından da korkmuştu. Ayrıca Almanların Kafkasya’daki ilerleyişinden de sorumlu tutuluyorlardı. Bu sebeple Şubat 1943’te Yüksek Sovyet Komiserliğinin aldığı karar doğrultusunda sıra, Alman işgali sırasında büyük oranda Sovyetlere bağlı kalmalarına rağmen Çeçen-İnguşlara geldi. Bu plana yönelik; tüm Çeçen-İnguş halkı Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün edilecek, Çeçen İnguş Özerk Cumhuriyeti’nin statüsü ortadan kaldırılarak, topraklara Rus ve diğer Sovyetler Birliği nüfusu yerleştirilecekti. Nitekim bu plan doğrultusunda bir yıl süren hazırlıkların sonuna gelindi. Özel eğitimli 100.000 kişilik ordu ve emniyet gücü, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları askeri manevra bahanesiyle Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyetindeki her bir köye ve kasabaya sevk edildi. Sürgün’ün idaresi Stalin tarafından, Lavrenti Beria’ya verildi.

23 Şubat 1944’te Çeçen-İnguşlar tüm kasaba ve köy meydanlarında Kızıl Ordu Gününü kutladıkları sırada, güvenlik güçleri tüm meydanların çevresini sardı ve subaylar her bir meydanda tüm Çeçen-İnguş halkının Orta Asya ve Sibirya’ya sürgüne gönderilmesine ilişkin Yüksek Sovyet Komiserliği’nin Kararnamesini Rusça okudular. Rusça bilenlerin, bilmeyenlere kararnameyi çevirmesiyle, insanlar Almanlarla işbirliği yapmakla suçlanmalarına karşın, iftiraya uğradıklarını, bunun büyük bir yalan olduğunu, Almanlara yardım etmediklerini bağırdılarsa da sözleri havada kaldı. Halka sürgün için hazırlanmış özel merkezlerde derhal 15-20 dakika içerisinde toplanmaları, karşı çıkanların kurşuna dizileceği emredildi. Emre çabucak itaat etmeyen yaşlılar, kadınlar ve çocuklar silah zoruyla evlerinden dışarı çıkarıldılar. Herhangi bir direniş gösterenler ya da kaçma teşebbüsünde bulunanlar öldürüldü. Yaşanan katliamla birlikte pek çok kasaba ve köy cansız bedenlerle kaplandı. Evlerde, avlularda, yollada Ruslar tarafından öldürülmüş Çeçenlere rastlanıyordu. Tarlalar, ekinler ateşe verildi. Hatta hastanelerdeki hastalar dahi bu katliamlardan kendisini kurtaramadı. Urus-Martan merkez hastanesindeki yetmiş iki hasta canlı canlı hastaneden metrelerce uzaklıktaki bir uçurumdan aşağıya atıldı ve sonra üzerleri çöplerle kapatıldı. Galayn Chozh gölü alanında altı yüz kadar çocuk, kadın ve yaşlı katledilerek bedenleri göle atıldı. Sürgünden kaçmayı başaran Çeçenler hayvanlar gibi avlandılar ve katledildiler. Bu katliamların başında Haybah katliamı gelir. 27 Şubat 1944’te Haybah köyünde gerçekleşen bu katliamda çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişi kapatıldıkları ahırda diri diri yakılarak öldürüldü. 

23 ŞUBAT 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ SÜRGÜNÜ
23 ŞUBAT 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ SÜRGÜNÜ

Sürgün sırasında evlerinden, köylerinden sürülen insanlar Amerika tarafından müttefiki Rusya’ya ödünç verilen Studebaker kamyonlarla tren istasyonlarına götürülerek buradan, kapalı soğuk sığır taşımak için kullanılan tren vagonlarına tıka basa bindirildiler. Pek çok insan soğuktan,hastalık ve açlıktan bu vagonlarda hayatını kaybetti.Ölenlerin bedenleri trenlerin önceden belirlenmiş aralıklarla durdukları istasyonlara kadar vagonların içinde kaldı ve ancak bu istasyonlarda cansız bedenler dışarı çıkarıldı. Cenazelerin düzgün şekilde gömülmelerine izin verilmeyerek, cesetler demiryolu kenarlarına atıldı. 23 Şubat 1944 akşamından itibaren insan dolu trenler Kazakistani Kırgızistan ve Batı Sibirya’ya yöneldi. Yirmi gün boyunca binlerce Çeçen bu şekilde sürgün edildi. Sürgün edilenleri ise varış noktalarında bir yaşam mücadelesi bekliyordu. Her bir kişinin yaşayacağı köyler önceden belirlenmişti ve iki farklı köyden insanların birbirlerine gelip gitmeleri dahi yerel polis departmanlarının iznine bağlıydı. Yaşam koşulları son derece elverişsiz olduğundan insanlar zar zor şekilde ailelerini besleyebiliyorlardı. 

23 Subat 1944 - Cecen - Ingus Surgunu
23 Subat 1944 – Cecen – Ingus Surgunu

23 Şubat akşamından itibaren tıka basa dolu trenler doğuya Kazakistan, Kırgızistan ve Batı Sibirya’ya yöneldi. Karın kapladığı “Ölüm Yolu” yirmi günü aşkın süre boyunca binlerce Çeçen’in cesediyle işaretlendi. Sürgün edilenler varış noktasına ulaştığında, günlük yaşantıları bir başka gün hayatta kalabilmek için klasik yaşam mücadelesiyle geçti. Her bir kişinin yaşayacağı köy belirlenmişti ve önceden yerel polis departmanından izin almadan iki komşu köyü bağlayan köprüyü dahi geçemezlerdi. Bulundukları yerlerden izinsiz uzaklaşmaları yasaktı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Yaşam koşulları aşırı derece zordu ve herkes bir şekilde ailesini beslemek zorundaydı, yerel nüfusa da sürgünlere hiçbir şekilde yardım etmemeleri emredilmişti. Bu yüzden pek çok insan açlık ve hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi. Kış dönemlerinde toprak donarak sertleştiği için ölüler kar yığınları içerisine yatırılıyor, ancak baharla birlikte gömülüyorlardı.Sonrasında çok sayıda Çeçen-İnguş zorla çalışma kamplarına gönderildi. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki dağlık alanlarda yol inşasında çalıştırıldılar. Sürgünün dondurucu ilk haftaları içerisinde 70 binden fazla insan soğuktan, açlıktan ve özellikle Tifo olmak üzere hastalıklardan yaşamını yitirdi.

Diğer dikkat çeken bir husus ise, tüm bunlar yaşanırken, binlerce Çeçen-İnguş genci Sovyet ordusunda Almanlara karşı savaşıyordu. Tüm birimlere gönderilen emirde, sürgüne gönderilen halklardan her asker ve subayın tek bir yerde toplanmaları emredildi. Bu subay ve askerler daha sonra Sibirya’daki Gulag kampına gönderildiler. Ama bazı istisnalar da vardı çünkü pek çok komutan Çeçen savaşçılarının kararlılığına ve cesaretlerine değer verdi ve uzun mesafeler kat ederek yetkilileri ikna etmeye çabaladı. Savaşçı Çeçenlerin çoğu bu şekilde kurtuldu ve Berlin’e kadar giden yol boyunca Almanlarla savaşmaya devam ettiler. 

7 Mart 1944’te yayınlanan kararname ile Büyük Anavatan savaşında Nazilerin Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların büyük çoğunluğunun anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçtikleri, Almanların safında Sovyet yönetimine karşı savaştıkları, saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soyup, öldürdükleri şeklinde asılsız iddialarla Çeçen-İnguşların sürgün edilmesine karar verildiği ve Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyetinin feshedilerek yerine Grozni Oblastının kurulduğu açıklandı. 

Yüzyıllardır ata topraklarında yaşayan Çeçenlerin tüm anıları da yok edildi. Özel kütüphaneler ve arşivlerden el yazmaları, dini-felsefi bilimsel çalışmalar, Çeçen-İnguşların kökenlerine dair el yazmaları, edebi eserler dört bir yandan Grozni’ye getirildi ve şehir merkezinde yakıldı. Dağlardaki asırlık kuleler yıkıldı. Sadece Argun vadisinde 300 kadar kule yok edildi. Hatta ata mezarları dahi yerle bir edildi, mezar taşları sökülerek bina ve yol inşaatlarında kullanıldı. 

Sürgün operasyonunu yöneten NKVD gizli polis şefi Lavrenty Beria’nın 29 Şubat 1944’te Staline gönderdiği mektupta, 23 Şubat’ta başlayan “yeniden yerleştirme” operasyonu kapsamında 91.250’si İnguş olmak üzere 478.479 Çeçen’in “tahliye” edilerek, 180 özel trene bindirilmek suretiyle, 159’unun yeni belirlenene bölgelere gönderildiğini bildirildi. Aslında tanıkların ifadeleri, belgeler, bu sayının çok daha fazla olduğunu, 500.000 ila 700.000 Çeçen-İnguş’un sürgün edildiğini ortaya koymaktadır. Sovyet makamlarının ifadesiyle adı “Yeniden Yerleştirme Operasyonu” olan sürgün sonucunda Beria ve 711 NKVD mensubu SSCB hükümeti tarafından ödüllendirildi. 

NKVD tarafından büyük bir gizlilik içerisinde gerçekleştirilen sürgün, 26 Haziran 1946’da “İzvestiya” gazetesinde zorunlu göç başlığı altında küçük bir haber olarak ilk defa yer aldı. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. 

1953 yılında Stalin’in ölümünün ardından Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Nikita Kruşçev’in, 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 22. Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada “bir grup insanın yaptığı hareketlerden tüm milletin sorumlu tutulması ve cezalandırılmasının akla aykırı ve suç olduğunu, sürgünün tersine çevrilmesi gerektiğini ima etmesiyle birlikte 9 Ocak 1957’de SSCB Yüksek Sovyeti İcra Komitesi bir kararname ile Çeçen-İnguş Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni yeniden kurdu.

Haklarının iade edildiği öğrenen binlerce Çeçen, topraklarına geri dönmeye başladı ve evlerinin yabancılar tarafından işgal edildiklerini görünce de bir kısmı evlerini yabancılardan satın almak zorunda kalsa da, çoğu ne yapıp edip evlerini geri almayı başardılar. 

Henüz 15 günlük bebek iken, ailesiyle birlikte Yalho köyünden Sibirya’ya sürülen ve 9 Kasım 1991-21 Nisan1996 tarihleri arasında Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı yapan Cahar Dudayev’in 23 Şubat 1994 tarihindeki kararnamesi ile 23 Şubat günü Çeçen Halkının Diriliş Günü olarak ilan edildi. 

——–KAYNAK————————————————–
Jacobsen, Hans-Adolf. 1939-1945 Kronoloji ve Belgelerle İkinci Dünya Savaşı.-Ankara 1989.

Mühlen, Patrik von zur. Gamalıhaç ile Kızılyıldız arasında: İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının Milliyetçiliği.-Ankara: Mavi Yayınları, 1984.

Mohammad Shashani, 1944 Çeçen Sürgünü’nün Altmış Altıncı Yıldönümü, Waynakonline. Şubat 2010.

Alexiev, Alexander R. Soviet Nationalities Under Attack: The World War II Experience. “Soviet Nationalities in Strategic Perspective”. Ed. by: S. Enders Wimbush.-London: Croom Helm, 1985.

Tavkul, Ufuk, İkinci Dünya Savaşında Almanların Kafkasya Harekatı, Kırım Dergisi, 6 (21), 1977.

Barlas,Cafer, Dünü ve Bugünü İle Kafkasya Özgürlük Mücadelesi, İnsan Yayınları, İstanbul, 1999.

Taymaz Erol, Çeçenistan’da Gelişen Olayların Tarihsel Arka Planı, İnsan Yayınları, Ankara, 1995.

Topuz, Yusuf Volkan,“Çeçenistan: Avrasya’nın Kalbindeki Yara”, Dünya Çatışma Bölgeleri, (Edt.) K. İnat, M. Ataman, B. Duran, Ankara, 2010.

KAFFED, Tarihte Bugün – 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halklarının Sürgünü, Şubat 2014. 

Jıneps, 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Sürgünü 70.yıl, Şubat 2014.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest