YÜZÜ, KALBİ AYDINLIK DEĞERİMİZ YUNUS ZEYREK İSTANBUL’UN KİLİDİ AHISKA VE TÜRKLERİ

Ahıska Türklerimizin yıllar boyunca nefesi yettiği sesi olan, Ahıska Türklerinin sürgün ve işkencelere varan zorlukları hiçbir yere sığdıramayan, yaşadığı süre içerisinde yüreğinde yaşatan Türk dünyası naif, nazik ve bilge çocuğunu Yunus Zeyrek’in vefatını derin bir üzüntü ile Türk dünyası öğrenmiş bulunmaktadır…!

Yunus Zeyrek
Yunus Zeyrek


15 Ocak 1956 yılında, tezek kokulu, taştan örülü, ve yosun, saman kokulu köylerimizden biri olan Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı Yolağzı köyünde dünyaya gözlerini açtı. Başarılı bir tahsil dönemi sonrasında son durağı Kazım Karabekir Eğitim fakültesiydi.
1979 yılında edebiyat dünyasında başta Türk dünyası olmak üzere Ahıska Türklerinin sesini duyurmaya ve ömrünü son nefesine kadar buna adadığı ve bu konuda bizlere muhteşem eserler ve araştırmalar bıraktığı görülmektedir…!
Bu yüzü ve kalbi aydınlık insanımızın huzurlarında ve alıntılarla Ahıska Türklerinin bazen hüzün hışırtıları, bazen yerinde duramayan uçan kuşların Türklüğün ve Ahıska tarihinde uçarlarken izlemekte fayda olacağını sanmaktayım….!
Günümüzde, Ahıska şehri, ülkemizin kuzeydoğusunda Ardahan iline sınırdır. Gürcistan topraklarında yer alan, çok eski bir Türk yurdudur.
Türk sınırına uzaklığı 15 kilometredir. Posof Çayının iki yakasında yer alır. Ahıska topraklarının en önemli akarsuyu, Kür ırmağıdır. Batıdan gelip Ahıska’ya ulaşmadan birleşen Posof ve Adigön çayları, şehrin doğusunda Kür ırmağına karışır ve Hazar Denizi’ne doğru akarlar.
Abastuban, Adigön, Aspinza, Ahılkelek, Azgur ve Hırtız gibi kasabaları ve bu kasabalara bağlı 200 kadar köyü vardır. 1828’de Ruslar tarafından işgal edildiğinde nüfusu 50.000 idi. 1887’de 13.265’e düşmüştür…! Günümüzde şehrin nüfusu 24.650’dir. Bu nüfusun çoğunluğu Ermenilerden oluşmaktadır.
Ahıska Türklerinin kökeninde, Kırım Türklerinin kökeninde olduğu gibi Kıpçaklar olduğu dair kuvvetli bir şekilde kabul görmüş kanat bulunmaktadır. Kıpçaklar en eski Türk boylarındandır. 900 yıllarının sonlarında Sibirya ovasında yaşıyorlardı. İmeklerle birlik Kimek Türk boyunu meydana getiriyorlardı. 1030’a doğru güneybatıya, Aral Gölü’nün kuzeyine indiler. Sonra Doğu Avrupa’ya doğru ilerlediler. Kumanların yerini aldılar. Bir bölümü, göç yolu üzerindeki Kafkaslarda kaldı.
Gürcü Kralı İkinci David’in, Selçuklulara ve İranlılara karşı savaşacak ordusu yoktu. Kuzey Kafkasya’da yaşamakta olan Kıpçak Türklerini ülkesine dâvet etti. 1118-1120 yıllarında 45.000 civarında Kıpçak ailesi, bölgeye geldi. Her aileden bir kişi olmak üzere, ordu geleni olmayan Ahıska Türklerinden güçlü bir ordu kurdu…!
Ahıska Türkleri 1577’den 1828 yılına kadar Osmanlı Devleti’ne tabi olarak 250 yıl en huzurlu yıllarını yaşadılar.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Ayastefanos/Yeşilköy Antlaşması’yla Kars, Ardahan ve Batum, savaş tazminatı yerine Ruslara bırakılınca, Ahıska da, bizden uzaklarda kalmış oldu.
16 Mart 1921/ 13 Ekim 1921 anlaşmalarıyla Sovyetler Birliği yönetimi altına girmeleri ile bu masum insanların her türlü sonu sürgün ve ölümle biten yaşamları başladı..!
Kırım Türklerine uygulanan sürgünün aynısı 14 Kasım 1944’ te kan içici Stalin tarafından uygulamaya koyuldu. Bu sürgün aslında bir soykırımdı, vagonlardaki insanların ölmeleri için ne gerekirse yapılıyordu. Stalin, Ahıska Türklerini Orta Asya’ya sürerken onların Orta Asya Müslüman Türk boyları arasında eriyip gideceklerini, böylece tarihî kahramanlıkları, Rus askerî arşivlerini dolduran halkın tarihe karışıp gideceğini hesaplamıştı. Hâlbuki onlar dil, din, kültür ve geleneklerini bırakmadı, nerede yaşarsa yaşasın hiçbir şekilde asimile olmadılar….!
Ahıska Türklerinin uygulanan bu sürgün yıllarca gizli tutuldu. Batılı gözlemciler, ilk bilgi kaynağının MWD kaçağı Binbaşı Burlizky olduğunu; onun Balkarlar hariç bütün sürgünlerde aktif görev aldığını yazıyorlardı. Yirmi beş yıla yakın bir zaman boyunca saklanan bu sürgün, haritacıları da yanıltmış olmalı ki, savaş sonrası haritalarında bile buralar, hâlâ Türklerle meskün bölgeler olarak gösteriliyordu!
Ahıska Türklüğü, çok büyük acılar yaşadı. Sürgün yerlerinde, NKVD’ nin uyguladığı ağır şartlar olmak üzere açlıktan ve soğuktan 50.000 kişi Ahıska Türk’ü hayatını kaybetti…!
Rus-Alman savaşına yaklaşık 40.000 Ahıska Türk’ü Ruslar için 25.000 yaşamlarını kaybetti. Savaştan dönenler ise köylerine döndüklerinde aile ve yakınlarını bulamadılar. Ailelerini bulmak umudu ile düştükleri yollarda karşılarına hep hüsran ve hüzün çıktı. Hemen hemen bir çoğu yakınlarını buladılar. Yürekleri yanarak ömürlerini tamamladılar…!
1989 Nisanı’nda Özbekistan’ın Kuvazay kasabasında başlayan bir pazar kavgası, günden güne büyüyerek Ahıska Türklerinin yeni bir felâketine sebep oluyordu.. Özbeklerle Ahıska Türkleri arasında cereyan eden kardeş kavgasında maalesef kan döküldü. Bu yakın tarihe Fergana olayları olarak geçti. Yüzlerce ölü ve yaralıdan sonra Ahıska Türkleri, yeniden vatana dönme yahut yeni vatan arama yoluna koyuldular.
Günümüzde yarım milyon civarındaki Ahıska Türkü, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Ukrayna, Sibirya ve Kuzey Kafkas ülkelerinde darmadağınık bir hâlde hayat mücadelesi vermektedirler.
1990’lardan itibaren Sovyetler Birliği dağılması ile bağımsız bir devlet olan Gürcistan, sudan sebeplerle Ahıska Türklerinin vatana dönüşlerine kesinlikle müsaade etmemektedir.
Ahıska, Osmanlı zamanında bir eyalet merkezi olduğu gibi aynı zamanda bilim ve kültür merkeziydi. Ahıska medreseleri şöhretliydi. Buralardan birçok din âlimi ve hoca yetişmişti. Bunlardan bilinen birkaçı şunlardır: Abdullah Efendi, M. Arif Efendi, M. Fahri Efendi, M. Fazlı Efendi, Ali Tevfik Efendi, Ali Rıza Efendi, Beyzade Mustafa Efendi, Ali Haydar Efendi, İsmail Nebil Efendi, Mehmed Nuri Efendi, M. Şakir Efendi..! Ahıska bölgesinden kültür alanında yetişen önemli şahsiyetlerden ilk akla gelen Ömer Faik Numanzade’dir. Ömer Faik, İstanbul’da tahsil görmüş, Azerbaycan’da öğretmenlik yapmıştır. O, ünlü Molla Nasreddin dergisinin iki önemli isminden birisiydi. Ömer Faik, Stalin zamanında, 1937’de vahşî bir şekilde öldürülmüştür.
Posoflu Üzeyir Usta/ Fakirî’nin en önemli beyti;

Ahıska gül idi gitti,
Bir ehli dil idi gitti.
Söyleyin Sultan Mahmud’a
İstanbul kilidi gitti!….!

münir balıca
münir balıca

SAKARYA KIRIM TÜRKLERİN SESİ PLARTFORMU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest