Yazarlar

Türk Dünyasının Görünmeyen Coğrafyası

Türk Dünyasının Görünmeyen Coğrafyası

Geçen yazımızda Türk birliğinin tarihine ve bugün kurumsallaşmaya başlayan Türk dünyası iş birliğine bakmıştık.

Hunlardan Göktürklere, Karahanlılardan Selçuklulara uzanan tarihî çizgiyi ve bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında gelişen iş birliğini konuşmuştuk.

Ancak geride önemli bir soru bırakmıştık:

Türk dünyası yalnızca bağımsız Türk devletlerinden mi oluşuyor?.

Eğer yanıt evetse, konu oldukça basittir.

Bugün Türk Devletleri Teşkilatı’nın beş üye devleti vardır: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan. Türkmenistan, Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ise gözlemci statüsündedir. Teşkilat kendisini bağımsız devletler arasında hükümetlerarası bir iş birliği örgütü olarak tanımlamaktadır. (Turkic States⁠)

Ama Türk dünyasını yalnızca devletlerin bulunduğu haritaya indirgersek, tarihin ve kültürün çok daha geniş bir bölümünü haritanın dışında bırakmış oluruz.

Çünkü Türk dünyasının sınırları ile Türk devletlerinin sınırları aynı değildir.

İşte görünmeyen coğrafya burada başlıyor.

Haritada olmayan ancak çtarihte bulunan dünya

Bir halkın tarihi yalnızca sahip olduğu devletlerle ölçülmez.

Bazen bir halk kendi devletine sahip olur.

Bazen başka bir devletin sınırları içinde yaşar.

Bazen dili resmî statüye sahip olur, bazen yalnızca evlerde ve aile içinde yaşatılır.

Bazen bir coğrafyada siyasi hâkimiyet sona erer ama kültür yaşamaya devam eder.

Türk tarihinde bunun çok sayıda örneği vardır.

Bugün İran’da, Irak’ta, Afganistan’da, Rusya’da, Moldova’da, Balkanlar’da, Çin’de ve başka coğrafyalarda Türk dilleri konuşan veya Türk tarihî mirasıyla güçlü bağları bulunan halklar ve topluluklar yaşamaktadır.

UNESCO’nun Türk dünyasının ortak kültürel miraslarından biri olarak tanıdığı Dede Korkut geleneği bile bize bu sınırların ne kadar geçirgen olduğunu gösteriyor. UNESCO, Dede Korkut mirasının Türkçe konuşan toplulukların tarihini ve ortak değerlerini yansıttığını belirtiyor. (ich.unesco.org⁠)

Demek ki ortak kültür, siyasi sınırdan çok daha uzun ömürlü olabiliyor.

Güney Azerbaycan: Haritanın en hassas noktası

Bu görünmeyen coğrafyanın belki de en dikkat çekici yerlerinden biri İran’ın kuzeybatısındaki Güney Azerbaycan bölgesidir.

Türk dünyası açısından burası son derece önemli bir tarihî ve kültürel alandır.

Bugün bölgede konuşulan Azerbaycan Türkçesi, Türk dillerinin Oğuz koluna mensuptur. Encyclopaedia Iranica, Azerbaycan Türkçesinin İran’da tarihsel olarak geliştiğini; Tebriz, Urmiye , Urmiye, Zencan ve çevresinde konuşulduğunu ve bölgedeki Türkçenin Farsçayla uzun süreli bir dil ve kültür etkileşimi içinde bulunduğunu kaydediyor. (Iranica Online⁠)

Güney Azerbaycan neden Türk dünyasının dışında düşünülsün?

Burada soruyu dikkatli sormak gerekiyor.

Güney Azerbaycan’ın Türk dünyasının “dışında” olduğunu söylemek, kültürel anlamda tartışmalı bir sonuç doğurur.

Çünkü bölgedeki Azerbaycan Türkçesi, Oğuz Türkçesinin bir koludur. Azerbaycan Türkçesi üzerine yapılan akademik çalışmalar, bölgede Türkçe konuşan geniş bir kültürel alanın bulunduğunu ortaya koymaktadır. (Iranica Online⁠)

Ancak siyasi açıdan durum farklıdır.

Bugünkü Türk Devletleri Teşkilatı bir halklar birliği değil, bağımsız devletler arasında kurulmuş bir hükümetlerarası örgüttür. Örgütün kuruluş metni ve çalışma ilkeleri egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı gibi prensiplere dayanıyor. (Turkic States⁠)

Dolayısıyla Güney Azerbaycanı’nın bugünkü konumunu, bağımsız bir devletin üyeliğiyle aynı çerçevede değerlendirmek mümkün değildir.

Burada mesele “birliğe alınmak” değil.

Daha geniş ve daha anlamlı bir soru vardır:

Türk dünyasının kültürel sınırları siyasi sınırların ötesine geçebilir mi?

Bence geçebilir.

Hatta tarih zaten bunun böyle olduğunu gösteriyor.

Bir devletin vatandaşı olmak ile bir kültüre ait olmak aynı şey değildir

Dünyanın birçok yerinde insanlar aynı anda birden fazla kimlik taşıyabilir.

Bir insanın vatandaşı olduğu devlet başka olabilir.

Konuştuğu dil başka bir kültür alanına ait olabilir.

Ailesinin tarihî kökleri başka bir coğrafyaya uzanabilir.

Ve bütün bunlar birbirini zorunlu olarak dışlamaz.

İran’daki Türkler genelde ve Güney Azerbaycan özünde tarihi de bu açıdan önemlidir. İranda tekçe islamdan sonrasını kesintisiz 1400 yıl türk devletleri kurmuş ve yönetmiş bir tarihe sahiptir.

Bu nedenle Türk dünyası tartışmasını “Türk mü, İranlı mı?” gibi birbirini dışlayan basit bir ikiliğe indirgemek tarihî gerçekliği açıklamaya yetmez.
Zorunlu vatandaşlık;

Bir insan İran vatandaşı olabilir ancak kimliği türk ve dili Azerbaycan Türkçesidir.

Bunun üçün Güney Azerbaycan Türk kültür mirasına güçlü bağlar taşıyabilir.

Kimliklerin hayatın içinde her zaman haritalar kadar keskin sınırları yoktur.

Türk dünyasında bu durumda olan tekçe Güney Azerbaycan’dan ibaret değil.

Güney Azerbaycan önemli bir örnek ama tek örnek değil.

Irak Türkmenleri, Kırım Tatarları, Gagauzlar, Balkan Türkleri , Çin ve Rusya Federasyonu içerisindeki çeşitli Türk halkları, Türk dünyasının siyasi haritasıyla kültürel haritası arasındaki farkı gösteren örneklerdir.

Bu toplulukların her birinin tarihi değişik ola bilir. Ancak kökenleri ve dilleri aynıdır.
Ancak ;

Siyasi şartları aynı değildir.

Kendilerini tanımlama biçimleri de birbirinden farklı olabilir.

Bu yüzden hepsini tek bir kalıba sokmak doğru olmaz.

Fakat ortak bir soru etrafında buluşabiliriz:

Bir topluluğun Türk dünyasının parçası olabilmesi için mutlaka bağımsız bir Türk devletine sahip olması gerekir mi?

Tarihe bakarsak bunun zorunlu olmadığını görürüz.

Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü bunun çok eski bir örneğidir. UNESCO, eseri 11. yüzyıldaki Türk topluluklarının dili, kültürü ve dağılımı hakkında önemli bir kaynak olarak tanımlıyor ve eserde Türk halklarının dağılımını gösteren bir dünya haritasının bulunduğunu belirtiyor. (UNESCO⁠)

O harita bize bugünün devlet sınırlarını göstermiyordu.

Bize bir dil ve kültür dünyasını gösteriyordu.

Görünmeyen coğrafya aslında çok büyük

Belki de bugün Türk dünyası haritasını iki farklı şekilde düşünmemiz gerekiyor.

Birinci harita:

Siyasi Türk dünyası.

Bağımsız Türk devletleri ve onların kurduğu kurumlar.

İkinci harita:

Kültürel Türk dünyası.

Türk dillerinin konuşulduğu, Türk tarihinin yaşadığı, Türk edebiyatının üretildiği, ortak destanların anlatıldığı, geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı geniş coğrafya.

Bu ikinci harita çok daha büyüktür.

Ve sınırları çok daha karmaşıktır. ancak imkansız değildir.

Bunları hayata geçirmeğin yolları;

Kültürel bağları güçlendirmek.

Ortak tarih araştırmaları yapmak.

Üniversiteler arasında iş birliği kurmak.

Dil çalışmalarını desteklemek.

Kitapların ve yayınların Türk dünyasının farklı bölgelerine ulaşmasını sağlamak.

Ortak kültürel mirası korumak.

Gençlerin birbirini tanımasını sağlamak.

Ve farklı ülkelerde yaşayan Türk topluluklarının kendi kültürlerini özgürce yaşatabilmesine katkıda bulunmak.

Bu açıdan Türk dünyası yalnızca siyasi bir proje değil, aynı zamanda büyük bir kültür ve hafıza projesi olabilir.

Efsane Afşar Sayınqala

efsane-afsar-sayinqala
efsane-afsar-sayinqala

Pin It on Pinterest