Yazarlar

Turan Fikrinin Kuzeydeki İzleri

Kırımınsesi Gazetesi

Turan Fikrinin Kuzeydeki İzleri:

Matthias Alexander Castrén ve Finlandiya’dan Doğan Arayış

Turancılık denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak Macaristan gelir. Macarların tarihî kökenlerini araştırmaları, Asya ile bağlarını sorgulamaları ve kendilerini Avrupa’nın diğer milletlerinden farklı bir tarihî çerçevede değerlendirmeleri, Turancılığın Macaristan’da güçlü bir fikir hareketine dönüşmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak bu düşüncenin tarihine biraz daha yakından baktığımızda, bizi Finlandiya’ya, 19. yüzyılın bilim ve fikir dünyasına götüren önemli bir isimle karşılaşırız: Matthias Alexander Castrén (1813–1852).

Castrén, yalnızca bir dil bilimci değil; aynı zamanda etnograf, folklor araştırmacısı ve Finlandiya’nın kültürel geçmişini anlamaya çalışan öncü bir bilim insanıydı. Onun asıl meselesi, Fin halkının dilinin, kültürünün ve tarihinin köklerini ortaya çıkarmaktı. Bu amaçla Finlandiya’dan Lapland’a, Karelya’dan Sibirya’nın uzak bölgelerine uzanan zorlu araştırma yolculuklarına çıktı. Farklı halkların dillerini, geleneklerini ve sözlü kültürlerini inceleyerek Kuzey Avrasya’nın halkları arasındaki ilişkileri anlamaya çalıştı.

Castrén’in araştırmaları, kendi halkının tarihini anlamak için çıktığı yolculuğun çok daha geniş bir coğrafyaya açılmasını sağladı. Fince ile diğer Fin-Ugor dilleri arasındaki ilişkileri araştırırken Türk dilleri, Moğol dilleri ve Sibirya’nın çeşitli yerli halklarının dilleriyle de ilgilendi. Yaşadığı dönemin bilimsel yaklaşımı içerisinde bu halklar arasında daha geniş bir akrabalık çerçevesi bulunduğunu düşünüyordu. Böylece Finlerin tarihini yalnızca Avrupa’nın kuzeyinde aramak yerine, onları daha geniş bir Avrasya tarihinin parçası olarak değerlendirmeye yöneldi.

İşte bu yaklaşım, daha sonra Turancılık düşüncesinin gelişmesinde etkili olan fikrî zeminin önemli unsurlarından birini oluşturdu.

Elbette burada tarihî bir ayrımı gözetmek gerekir: Turancılık tek bir kişinin bir anda ortaya koyduğu, bütün esasları baştan belirlenmiş bir düşünce değildir. 19. yüzyıldaki dil araştırmaları, romantik milliyetçilik, halkların kökenlerine duyulan merak ve ulusal kimlik arayışları bu fikrin gelişiminde iç içe geçmiştir. Castrén de bu sürecin önemli öncülerinden biridir.

Peki, Turancılık neden daha çok Macarlarla anılır?

Çünkü Macaristan’da bu fikir, bilimsel araştırmaların ötesine geçerek kültürel ve siyasi bir harekete dönüştü. Özellikle 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Macarların Asya ile tarihî bağlarını vurgulayan düşünceler daha görünür hâle geldi.

Finlandiya’da ise Castrén’in araştırmaları esas olarak Fin dili, kültürü ve tarihinin aydınlatılmasına katkı sağladı. Dolayısıyla aynı geniş fikrî çerçevenin farklı ülkelerde farklı biçimlerde geliştiğini görüyoruz.

Ancak günümüz açısından önemli bir noktayı da belirtmek gerekir: Castrén’in yaşadığı dönemde savunulan Ural-Altay dil birliği anlayışı, modern dil biliminin kabul ettiği bir sınıflandırma değildir. Fince ile Türkçe arasında tarihî bir dil ailesi bağı bulunduğu iddiası bilimsel olarak doğrulanmış değildir. Bununla birlikte Castrén’in farklı halkların dillerini ve kültürlerini yerinde incelemesi, Kuzey Avrasya araştırmalarına yaptığı katkılar ve karşılaştırmalı dil çalışmalarındaki öncü rolü tarihî önemini korumaktadır.

Bence bu konunun asıl üzerinde durulması gereken tarafı şudur: Bir düşüncenin tarihini anlamak için yalnızca onun en çok benimsendiği ülkeye bakmak yeterli değildir; o düşüncenin ilk filizlendiği fikrî ortamı da araştırmak gerekir.

Turancılığı yalnızca Macaristan üzerinden okumak, bu düşüncenin Avrupa’daki daha geniş entelektüel arka planını gözden kaçırmamıza yol açabilir. Finlandiya’da Castrén’in öncülük ettiği araştırmalar, Fin halkının kökenlerini anlama çabasının nasıl daha geniş bir Avrasya perspektifine dönüştüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Castrén’in hayatı da ayrıca anlamlıdır. Kısa ömrüne rağmen yıllarını zorlu saha araştırmalarına ayırmış, çok sayıda dil ve kültür hakkında değerli bilgiler toplamış ve ardında geniş bir bilimsel miras bırakmıştır. Onun hikâyesi, bir milletin kendi geçmişini araştırırken başka halklarla olan ilişkilerini de sorgulayabileceğini gösterir.

Sonuç olarak Turan fikrinin tarihini konuşurken Macarları anmak elbette doğaldır; fakat Finlandiya’yı ve Matthias Alexander Castrén’i de hatırlamak gerekir. Çünkü bu tarih, yalnızca bir siyasi hareketin değil, aynı zamanda 19. yüzyılda halkların kökenlerini, dillerini ve kültürel ilişkilerini anlama arayışının da tarihidir.

Tarihi doğru okumak, fikirlerin yalnızca vardığı noktayı değil, yola çıktığı yeri de bilmeyi gerektirir.

Matthias Alexander Castrén
Matthias Alexander Castrén

Kaynakça;

Manuscripta Castreniana — Castrén’in hayatı ve dil araştırmaları.

Encyclopedia of Romantic Nationalism in Europe — Macaristan’da Turancılığın tarihsel gelişimi.

Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

Pin It on Pinterest