Yazarlar

Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

TALAS’IN PEŞİNDE

Taşlardan Finlandiya’ya uzanan ilginç bir yolun öyküsü

Bazı kelimeler vardır; bir haritada yalnızca bir nokta gibi görünürler.
Oysa peşlerine düştüğünüzde sizi yüzyıllar, hatta binlerce kilometre boyunca sürükleyebilirler.

Talas da onlardan biri.

Bugün Kırgızistan’da bir şehir, bir vadi ve bir nehir adı olarak karşımıza çıkan Talas… Türkiye’de Kayseri’nin kadim yerleşimlerinden biri olan Talas… Ve Finlandiya’da karşımıza çıkan birden çok Talas yer adları…

İlk bakışta bunların yalnızca birer tesadüf olduğunu söylemek kolay.
Ancak tarih bazen insanı, “tesadüf” kelimesini biraz daha dikkatli kullanmaya zorlar. Özelikle eğer bir araştırmacıysanız duyduklarınıza kolu kolay inanmazsınız. İrdelersiniz, incelersiniz, araştırırsınız ve kendi gerçeğinizi bulursunuz. Talas deyince gelin hep birlikte ;

Önce taşlara bakalım

Kırgızistan’ın Talas Vadisi, Türk tarihinin en önemli yazılı izlerinden bazılarını saklıyor.

Bugün “Talas yazıtları” diye bildiğimiz Eski Türkçe runik yazıtlar, Talas Nehri çevresinde ortaya çıkarılmış taşlar üzerinde bulunuyor. Bu yazıtların bir bölümü mezar yazıtları niteliğinde ve araştırmacılar tarafından genel olarak 8. yüzyılın ilk yarısına tarihlendiriliyor. Ancak Talas yazıtlarının tamamının okunması ve yorumlanması hâlâ kolay bir mesele değil. (DergiPark⁠)

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var.

Talas yazıtlarının bilim dünyasına kazandırılması tek bir araştırmacının hikâyesi değildir. Rus coğrafyacı ve yerel araştırmacı V. A. Kallaur, 1890’ların sonlarında bölgede yazıtları tespit edip raporlayan isimlerden biridir. 1896’da başlayan bildirimlerin ardından 1898’de yeni taşlar da kayda geçirilmiştir. (bitig.kz⁠)

Ve tam bu noktada yol Finlandiya girer.

1898 yılında Finlandiya’dan gelen, H. J. Heikel’in başkanlığındaki araştırma heyeti Talas Vadisi’nde çalışmalar yaptı. Heyetin araştırmaları yalnızca yazıtlara değil; kurganlara, mezarlara, taş heykellere ve bölgenin arkeolojik malzemesine de uzanıyordu. Heikel’in çalışmaları daha sonra 1918’de Helsinki’de yayımlanan Altertümer aus dem Tale des Talas in Turkestan adlı eserde toplandı. Eserde Talas Vadisi’ndeki arkeolojik buluntuların yanı sıra Türk runik yazılarıyla yazılmış kitabeler de yer alıyordu. (Finna⁠)
Yani bundan tam 128 yıl önce, Finlandiya ile Talas arasında yalnızca bir harita çizgisi değil, doğrudan bir bilimsel temas da kurulmuştu.

Peki Talas neden Finlandiya’da?

İşte benim için öykünün en merak uyandırıcı tarafı burası.

Finlandiya’da da Talas adıyla karşılaşmak bir tesadüfden çok, tarihi olayları düşünmemek elimde değil.

Üstelik Fince talas kelimesi de tarihî söz varlığı içerisinde yer alıyor.

Burada hemen büyük bir sonuç çıkarmamak gerekiyor.
Çünkü Finlandiya’daki talas ile Orta Asya’daki Talas adının aynı kökten geldiğini gösteren kesin ve kabul edilmiş bir etimolojik kanıt bugün elimizde yok şimdilik.

Ancak aynı kelime biçiminin birbirinden çok uzak coğrafyalarda karşımıza çıkması, özellikle 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başındaki Fin bilim dünyasını düşündüğümüzde, ilginç bir soru ortaya çıkarıyor:

Acaba bu benzerlik yalnızca bir ses benzerliği mi?

Yoksa Avrasya’nın kuzeyinden Orta Asya’ya uzanan çok daha eski bir dil ve kültür temasının küçük bir izi olabilir mi?

İşte bu noktada tarihçinin yapması gereken şey, heyecanlanmak ama hüküm vermemektir.
Çünkü “aynı kelime” demek başka şeydir; “aynı kökten geliyor” demek başka.

Finlandiya’nın doğuya baktığı dönem

Bu soruyu ilginç hâle getiren bir başka unsur da Finlandiya’nın 19. yüzyıldaki bilimsel atmosferidir.

Finli araştırmacılar yalnızca kendi ülkelerinin halklarını ve dillerini incelemiyordu. Sibirya’dan Ural bölgesine, Orta Asya’dan Türk dünyasına kadar uzanan geniş bir coğrafya, Fin bilim insanlarının araştırma alanlarından biri hâline gelmişti.

Bunun arkasında, bugün artık bilimsel açıdan benimsemeyen fakat o dönemde etkili olan Ural-Altaycı düşünce gibi teoriler de bulunuyordu.

Dolayısıyla Fin bilim çevrelerinin Türk dünyasına ilgisi, sonradan uydurulmuş romantik bir hikâye değildi.

Talas Vadisi’ne 1898’de giden Fin araştırmacılar bunun somut örneklerinden biridir.

Ve bu araştırmaların ürünü olan Heikel kitabının bugün hâlâ Finlandiya kütüphanelerinde kayıtlı ve dijital olarak erişilebilir olması, hikâyeyi daha da ilginç hâle getiriyor. (Finna⁠)

Talas’ın Türkiye’deki durağı

Sonra haritada biraz daha batıya dönüyoruz.

Kayseri’nin Talas ilçesine.

Burada da “Talas” adı karşımıza çıkıyor.

Türkiye’deki Talas ile Orta Asya’daki Talas arasındaki tarihî ilişkinin ne ölçüde doğrudan olduğunu kesinleştirmek kolay değil. Yerel tarih anlatılarında Orta Asya Talas’ıyla çeşitli bağlantılar kurulmuş olsa da, bunların tamamını kesin bir etimolojik kanıt gibi görmek doğru olmaz.

Ancak adlar aynı.

Ve ad, bizi yeniden aynı soruya götürüyor:

Talas nedir?

Bir yer adı mı?

Bir kelime mi?

Bir coğrafi kavram mı?

Yoksa farklı dönemlerde ve farklı topluluklarda yeniden anlamlandırılmış çok eski bir ad mı?

Sonra karşımıza bir insan çıkıyor

Ve hikâyenin belki de en şaşırtıcı noktasına geliyoruz.

Onni Talas.

Finlandiyalı hukukçu, siyasetçi ve diplomat.

Onni Talas, 1934’te Finlandiya’nın Ankara elçisi olarak görevlendirildi. (Atatürk Ansiklopedisi⁠)

1938 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün cenaze töreninde Finlandiya Cumhurbaşkanı Kyösti Kallio’yu temsilen Ankara’daydı.

Ve orada söylediği söz, bugün geriye dönüp baktığımızda bütün bu Talas hikâyesine bambaşka bir ışık düşürüyor.

Onni Talas, Finlandiya’nın Atatürk’ün ölümünden duyduğu üzüntüyü aktarırken Finlandiyalıların Türk milletinin acısına “aynı soydan bir kardeş millet” olarak katıldığını söyledi. (Atatürk Ansiklopedisi⁠)

Bu cümleyi bugün kelimesi kelimesine alıp “Finliler Türktür” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.

Çünkü Onni Talas bir dilbilimci ya da Türkolog değildi. Ayrıca 1938’deki diplomatik bir taziye konuşmasını, modern genetik veya modern tarihsel dilbilimin sonuçlarıyla aynı türden bir bilimsel iddia olarak değerlendiremeyiz.

Ancak cümlenin kendisi önemlidir.

Çünkü bize o dönemin Finlandiya’sında Türkiye ve Türklerle kurulan kültürel ve tarihî yakınlık fikrinin diplomatik dile kadar taşınmış olduğunu gösterir.

Ve insan ister istemez düşünmeden edemiyor:

Finlandiya’dan gelen bir araştırmacı 1898’de Talas Vadisi’nde eski Türk yazıtlarını inceliyor.

Yirmi yıl sonra bu araştırmalar kitaplaşıyor.

Aynı dönemin Finlandiya’sında Türk dünyasına yönelik güçlü bir bilimsel merak yaşanıyor.

Aradan kırk yıl geçiyor.

Başka bir Finli, bu kez bir diplomat olarak Ankara’da, Türk milletine “aynı soydan bir kardeş millet” diye hitap ediyor.

Ve bütün bunların ortasında, Finlandiya’da da Talas adını görüyoruz.

Peki bütün bunlar birbirine bağlı mı?

İşte burada durmak gerekiyor.

Çünkü tarih yazmanın en cazip yanı ile en tehlikeli yanı aynı yerde başlar:

Bağlantı kurmak.

Birbirinden uzak noktaları bir çizgiyle birleştirmek çok kolaydır.

Ama tarihçinin işi yalnızca çizgileri birleştirmek değil, hangi çizginin gerçekten var olduğunu da sorgulamaktır.

Bugün elimizdeki bilgiler, Finlandiya’daki Talas ile Orta Asya’daki Talas’ın aynı kökten geldiğini kesin olarak göstermiyor.

Aynı şekilde Onni Talas’ın “aynı soydan” sözünü, doğrudan Eski Türk yazıtlarına veya Talas Vadisi’ne bağlayan kişisel bir açıklaması olduğunu da söyleyemiyoruz.

Fakat elimizde çok daha ilginç bir şey var:

Birbirine temas eden tarih parçaları.

Talas Vadisi.

Eski Türk yazıtları.

1898’de oraya giden Fin araştırmacılar.

1918’de Helsinki’de yayımlanan Talas kitabı.

Finlandiya’nın Türk dünyasına yönelik bilimsel ilgisi.

Ankara’da Finlandiya’yı temsil eden Onni Talas.

Ve 1938’de söylenen o dikkat çekici ifade:

“Aynı soydan bir kardeş millet.”

Belki bunların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.

Belki bazıları yalnızca tarihî tesadüflerin yan yana gelmesidir.

Bunu bugün kesin olarak söyleyemeyiz.

Ama bazen tarih, cevaptan önce soruyu verir insana.

Bir kelimenin peşinde

Belki de bu yüzden Talas’ın peşinden gitmek ilginç.

Çünkü bazen büyük tarih kitapları bize devletleri, savaşları, hükümdarları anlatır.

Ama küçük bir yer adı, bambaşka bir şeyi gösterebilir:

İnsanların nasıl hareket ettiğini…

Dillerin nasıl temas ettiğini…

Bilginlerin hangi coğrafyalara merak sardığını…

Ve yüzyıllar sonra, hiç beklemediğimiz bir yerde aynı sesin yeniden karşımıza çıkmasını.

Bugün Talas Vadisi’ndeki taşlara baktığımızda, yaklaşık bin üç yüz yıl öncesinden kalan Eski Türkçe izleri görüyoruz.

Sonra kuzeye, Finlandiya’ya bakıyoruz.

Ve karşımıza Talas çıkıyor.

Biraz daha batıya dönüyoruz.

Türkiye’de yine Talas.

Sonra 1938 Ankara’sına geliyoruz.

Ve bir Finli diplomat, Türk milletinin acısına “aynı soydan bir kardeş millet” diyerek ortak oluyor.

Belki Talas yalnızca bir yer adıdır.

Belki birkaç farklı coğrafyada birbirinden bağımsız ortaya çıkmış bir kelimedir.

Belki de Avrasya’nın kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına uzanan çok daha eski hareketlerin bugün elimizde kalan küçük bir dil izidir.

Bunu araştırmak için daha çok taş okumak, daha çok eski sözlüğe bakmak ve özellikle Fin-Ugor dünyası ile Türk dünyası arasındaki 19. yüzyıl bilim tarihini daha derin incelemek gerekiyor.

Ama bir şey kesin:

Bazen bir kelimenin peşine düşersiniz ve karşınıza bir coğrafya çıkar.

Biraz daha yürürsünüz, tarih çıkar.

Biraz daha yürürsünüz, insanlar çıkar.

Ve bazen…

Bir diplomat çıkar karşınıza.

Adı da Onni Talas’tır. TALAS’IN PEŞİNDE

Taşlardan Finlandiya’ya uzanan bir hikâye

Bazı kelimeler vardır; bir haritada yalnızca bir nokta gibi görünürler.
Oysa peşlerine düştüğünüzde sizi yüzyıllar, hatta binlerce kilometre boyunca sürükleyebilirler.

Talas da onlardan biri.

Bugün Kırgızistan’da bir şehir, bir vadi ve bir nehir adı olarak karşımıza çıkan Talas… Türkiye’de Kayseri’nin kadim yerleşimlerinden biri olan Talas… Ve Finlandiya’da karşımıza çıkan Talas adları…

İlk bakışta bunların yalnızca birer tesadüf olduğunu söylemek kolay.

Fakat tarih bazen insanı, “tesadüf” kelimesini biraz daha dikkatli kullanmaya zorlar.

Önce taşlara bakalım

Kırgızistan’ın Talas Vadisi, Türk tarihinin en önemli yazılı izlerinden bazılarını saklıyor.

Bugün “Talas yazıtları” diye bildiğimiz Eski Türkçe runik yazıtlar, Talas Nehri çevresinde ortaya çıkarılmış taşlar üzerinde bulunuyor. Bu yazıtların bir bölümü mezar yazıtları niteliğinde ve araştırmacılar tarafından genel olarak 8. yüzyılın ilk yarısına tarihlendiriliyor. Ancak Talas yazıtlarının tamamının okunması ve yorumlanması hâlâ kolay bir mesele değil. (DergiPark⁠)

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var.

Talas yazıtlarının bilim dünyasına kazandırılması tek bir araştırmacının hikâyesi değildir. Rus coğrafyacı ve yerel araştırmacı V. A. Kallaur, 1890’ların sonlarında bölgede yazıtları tespit edip raporlayan isimlerden biridir. 1896’da başlayan bildirimlerin ardından 1898’de yeni taşlar da kayda geçirilmiştir. (bitig.kz⁠)

Ve tam bu noktada hikâyeye Finlandiya girer.

1898 yılında Finlandiya’dan gelen, H. J. Heikel’in başkanlığındaki araştırma heyeti Talas Vadisi’nde çalışmalar yaptı. Heyetin araştırmaları yalnızca yazıtlara değil; kurganlara, mezarlara, taş heykellere ve bölgenin arkeolojik malzemesine de uzanıyordu. Heikel’in çalışmaları daha sonra 1918’de Helsinki’de yayımlanan Altertümer aus dem Tale des Talas in Turkestan adlı eserde toplandı. Eserde Talas Vadisi’ndeki arkeolojik buluntuların yanı sıra Türk runik yazılarıyla yazılmış kitabeler de yer alıyordu. (Finna⁠)

Yani bundan tam 128 yıl önce, Finlandiya ile Talas arasında yalnızca bir harita çizgisi değil, doğrudan bir bilimsel temas da kurulmuştu.

Peki Talas neden Finlandiya’da?

İşte benim için hikâyenin en merak uyandırıcı tarafı burası.

Finlandiya’da da Talas adıyla karşılaşmak mümkün.

Üstelik Fince talas kelimesi de tarihî söz varlığı içerisinde yer alıyor.

Burada hemen büyük bir sonuç çıkarmamak gerekiyor.

Çünkü Finlandiya’daki talas ile Orta Asya’daki Talas adının aynı kökten geldiğini gösteren kesin ve kabul edilmiş bir etimolojik kanıt bugün elimizde yok.

Fakat aynı kelime biçiminin birbirinden çok uzak coğrafyalarda karşımıza çıkması, özellikle 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başındaki Fin bilim dünyasını düşündüğümüzde, ilginç bir soru ortaya çıkarıyor:

Acaba bu benzerlik yalnızca bir ses benzerliği mi?

Yoksa Avrasya’nın kuzeyinden Orta Asya’ya uzanan çok daha eski bir dil ve kültür temasının küçük bir izi olabilir mi?

İşte bu noktada tarihçinin yapması gereken şey, heyecanlanmak ama hüküm vermemektir.

Çünkü “aynı kelime” demek başka şeydir; “aynı kökten geliyor” demek başka.

Finlandiya’nın doğuya baktığı dönem

Bu soruyu ilginç hâle getiren bir başka unsur da Finlandiya’nın 19. yüzyıldaki bilimsel atmosferidir.

Finli araştırmacılar yalnızca kendi ülkelerinin halklarını ve dillerini incelemiyordu. Sibirya’dan Ural bölgesine, Orta Asya’dan Türk dünyasına kadar uzanan geniş bir coğrafya, Fin bilim insanlarının araştırma alanlarından biri hâline gelmişti.

Bunun arkasında, bugün artık bilimsel açıdan kabul görmeyen fakat o dönemde etkili olan Ural-Altaycı düşünce gibi teoriler de bulunuyordu.

Dolayısıyla Fin bilim çevrelerinin Türk dünyasına ilgisi, sonradan uydurulmuş romantik bir hikâye değildi.

Talas Vadisi’ne 1898’de giden Fin araştırmacılar bunun somut örneklerinden biridir.

Ve bu araştırmaların ürünü olan Heikel kitabının bugün hâlâ Finlandiya kütüphanelerinde kayıtlı ve dijital olarak erişilebilir olması, hikâyeyi daha da ilginç hâle getiriyor. (Finna⁠)

Talas’ın Türkiye’deki durağı

Sonra haritada biraz daha batıya dönüyoruz.

Kayseri’nin Talas ilçesine.

Burada da “Talas” adı karşımıza çıkıyor.

Türkiye’deki Talas ile Orta Asya’daki Talas arasındaki tarihî ilişkinin ne ölçüde doğrudan olduğunu kesinleştirmek kolay değil. Yerel tarih anlatılarında Orta Asya Talas’ıyla çeşitli bağlantılar kurulmuş olsa da, bunların tamamını kesin bir etimolojik kanıt gibi görmek doğru olmaz.

Fakat isim aynı.

Ve isim, bizi yeniden aynı soruya götürüyor:

Talas nedir?

Bir yer adı mı?

Bir kelime mi?

Bir coğrafi kavram mı?

Yoksa farklı dönemlerde ve farklı topluluklarda yeniden anlamlandırılmış çok eski bir ad mı?

Sonra karşımıza bir insan çıkıyor

Ve hikâyenin belki de en şaşırtıcı noktasına geliyoruz.

Onni Talas.

Finlandiyalı hukukçu, siyasetçi ve diplomat.

Onni Talas, 1934’te Finlandiya’nın Ankara elçisi olarak görevlendirildi. (Atatürk Ansiklopedisi⁠)

1938 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün cenaze töreninde Finlandiya Cumhurbaşkanı Kyösti Kallio’yu temsilen Ankara’daydı.

Ve orada söylediği söz, bugün geriye dönüp baktığımızda bütün bu Talas hikâyesine bambaşka bir ışık düşürüyor.

Onni Talas, Finlandiya’nın Atatürk’ün ölümünden duyduğu üzüntüyü aktarırken Finlandiyalıların Türk milletinin acısına “aynı soydan bir kardeş millet” olarak katıldığını söyledi. (Atatürk Ansiklopedisi⁠)

Bu cümleyi bugün kelimesi kelimesine alıp “Finliler Türktür” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.

Çünkü Onni Talas bir dilbilimci ya da Türkolog değildi. Ayrıca 1938’deki diplomatik bir taziye konuşmasını, modern genetik veya modern tarihsel dilbilimin sonuçlarıyla aynı türden bir bilimsel iddia olarak değerlendiremeyiz.

Fakat cümlenin kendisi önemlidir.

Çünkü bize o dönemin Finlandiya’sında Türkiye ve Türklerle kurulan kültürel ve tarihî yakınlık fikrinin diplomatik dile kadar taşınmış olduğunu gösterir.

Ve insan ister istemez düşünmeden edemiyor:

Finlandiya’dan gelen bir araştırmacı 1898’de Talas Vadisi’nde eski Türk yazıtlarını inceliyor.

Yirmi yıl sonra bu araştırmalar kitaplaşıyor.

Aynı dönemin Finlandiya’sında Türk dünyasına yönelik güçlü bir bilimsel merak yaşanıyor.

Aradan kırk yıl geçiyor.

Başka bir Finli, bu kez bir diplomat olarak Ankara’da, Türk milletine “aynı soydan bir kardeş millet” diye hitap ediyor.

Ve bütün bunların ortasında, Finlandiya’da da Talas adını görüyoruz.

Peki bütün bunlar birbirine bağlı mı?

İşte burada durmak gerekiyor.

Çünkü tarih yazmanın en cazip yanı ile en tehlikeli yanı aynı yerde başlar:

Bağlantı kurmak.

Birbirinden uzak noktaları bir çizgiyle birleştirmek çok kolaydır.

Ama tarihçinin işi yalnızca çizgileri birleştirmek değil, hangi çizginin gerçekten var olduğunu da sorgulamaktır.

Bugün elimizdeki bilgiler, Finlandiya’daki Talas ile Orta Asya’daki Talas’ın aynı kökten geldiğini kesin olarak göstermiyor.

Aynı şekilde Onni Talas’ın “aynı soydan” sözünü, doğrudan Eski Türk yazıtlarına veya Talas Vadisi’ne bağlayan kişisel bir açıklaması olduğunu da söyleyemiyoruz.

Fakat elimizde çok daha ilginç bir şey var:

Birbirine temas eden tarih parçaları.

Talas Vadisi.

Eski Türk yazıtları.

1898’de oraya giden Fin araştırmacılar.

1918’de Helsinki’de yayımlanan Talas kitabı.

Finlandiya’nın Türk dünyasına yönelik bilimsel ilgisi.

Ankara’da Finlandiya’yı temsil eden Onni Talas.

Ve 1938’de söylenen o dikkat çekici ifade:

“Aynı soydan bir kardeş millet.”

Belki bunların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.

Belki bazıları yalnızca tarihî tesadüflerin yan yana gelmesidir.

Bunu bugün kesin olarak söyleyemeyiz.

Ama bazen tarih, cevaptan önce soruyu verir insana.

Bir kelimenin peşinde

Belki de bu yüzden Talas’ın peşinden gitmek ilginç.

Çünkü bazen büyük tarih kitapları bize devletleri, savaşları, hükümdarları anlatır.

Ama küçük bir yer adı, bambaşka bir şeyi gösterebilir:

İnsanların nasıl hareket ettiğini…

Dillerin nasıl temas ettiğini…

Bilginlerin hangi coğrafyalara merak sardığını…

Ve yüzyıllar sonra, hiç beklemediğimiz bir yerde aynı sesin yeniden karşımıza çıkmasını.

Bugün Talas Vadisi’ndeki taşlara baktığımızda, yaklaşık bin üç yüz yıl öncesinden kalan Eski Türkçe izleri görüyoruz.

Sonra kuzeye, Finlandiya’ya bakıyoruz.

Ve karşımıza Talas çıkıyor.

Biraz daha batıya dönüyoruz.

Türkiye’de yine Talas.

Sonra 1938 Ankara’sına geliyoruz.

Ve bir Finli diplomat, Türk milletinin acısına “aynı soydan bir kardeş millet” diyerek ortak oluyor.

Belki Talas yalnızca bir yer adıdır.

Belki birkaç farklı coğrafyada birbirinden bağımsız ortaya çıkmış bir kelimedir.

Belki de Avrasya’nın kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına uzanan çok daha eski hareketlerin bugün elimizde kalan küçük bir dil izidir.

Bunu araştırmak için daha çok taş okumak, daha çok eski sözlüğe bakmak ve özellikle Fin-Ugor dünyası ile Türk dünyası arasındaki 19. yüzyıl bilim tarihini daha derin incelemek gerekiyor.

Ama bir şey kesin:

Bazen bir kelimenin peşine düşersiniz ve karşınıza bir coğrafya çıkar.

Biraz daha yürürsünüz, tarih çıkar.

Biraz daha yürürsünüz, insanlar çıkar.

Ve bazen…

Bir diplomat çıkar karşınıza.

Adı da Onni Talas’tır.

efsane afşar sayınqala
efsane afşar sayınqala

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest