KÖLNLÜ ALİ

Orhan Aras

KÖLNLÜ ALİ

Daha pandemi başlamadan Köln’de Türkiye Toplum Hizmetleri Vakfı’nda(Tovak) bir toplantıya katılmıştık. Başkan Hasan Karaşahin bey bölgedeki bütün aydınları toplantıya davet etmişti. Hatta Türkiye’den de Prof. Haydar Özpınar, Aysel Özpınar gibi davetliler vardı. Alaattin Diker’le birlikte, Yücel Feyzioğlu’nun masal çalışmaları üzerinde konuşacaktık. Konuştuğum sırada dikkatimi çeken pamuk saçlı ve muzip bakışlı bir adam gözlerini benden ayırmıyordu. Kareli gömleği, yeşil pantolon askıları, renkli kravatı ile aykırı bir insana benziyordu. Toplantı biter bitmez yanıbaşımda belirdi.

“Azerbaycan Türkü müsün?”

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“K” harfini söylerken “c” gibi çıkıyor. Ağzını açar açmaz oralardan olduğunu anladım.”

Teklifsizce karşımda oturdu ve sohbet etmeye başladık. Daha doğrusu sohbeti bir şiirle başlattı. Önce Vagif’den bir şiir okudu.

“Vaqif haqdan diler lütfi keremler

Böyle yerde kalan vallah veremler

Yine yada düşer bizim senemler

Getmeyin binası, hayıf ki yoktur!”

Ardından Mirza Elekber Sabir’den Türkiye’de pek bilinmeyen

“Suzi-binaleyi pərvanəni gör, ey bülbül,

Səhni-gülzardə ancaq sənin əfğanın var.” şiirini okudu. Bununla da bitmedi. Şiirleri okudukça veznini de peşinden söylüyordu.

İki şiir, iki lakırdı ile dostlaştık. Güney Azerbaycan şairleri ve edebiyatı konusunda da derin bilgisi vardı. Ayrıca çok meraklıydı da…hem anlatıyor hem de sorularla beni bunaltıyordu.

Vakıfta iki saat kadar sohbet ettik. Vakıfa gelenler kendileriyle beraber yiyecek ve içecekler de getirmişlerdi. Sanıyorom Ali abi de kurabiye getirmişti. Çayla beraber yediğimiz her kurabiyenin ardından bir şiir o okuyor, bir şiir de ben okuyordum. Okuduğum şiirleri dinledikçe, “Bak sen tam Azerbaycanlıymışsın” diyordu.

O toplantıdan gece yarısı ayrıldık. Nerede kalıyor, ne iş yapıyor gibi sorular sormadım. Bu gibi insanlar mutlaka bir yerlerde karşıma yeniden çıkıyorlardı. Gerçekten de öyle oldu. Beni sosyal medyada bulmuş. Arada bir bana Azerbaycan’la ilgili sorular soruyordu. Yazılarımı okudukça da görüşlerini bildiriyordu. Bir gece uyuyamamış, yazı yazıyordum. Aniden ondan mesaj geldi:

“Hayrola! Bu saatte uyanıksın? Bu arada yaziyi, Caferoğlu yazısını çok beğendim.”

Sabah saat beşe kadar yazıştık. “İnsan ve Modernite” başlıklı bir makalesini gönderdi. Makaleyi okuduğumda onun çok donanımlı olduğunu daha iyi anladım.

Kırk dört günlük savaşı sırasında da sürekli mesajlar yazıyordu:

“Yorum ve haberlerini beklediğimizi bilmelisin. Köln’de bir miting olacak mı?”

Bir gece de Köln merkezde kaliteli yemekler sunan bir restorana gitmiş ve oradan bana mesaj atmıştı:

“Bu gece Lily restoranındayım. Canlı müzük de var. Gelsene!”

“Yahu üstad, ben senin kadar cesur değilim. Sabaha kadar ben canlı müzik sırasında ne yapayım?”

Gülücükler gönderdi.

Pandemi sırasında Alman Yazarlar Birliği hep online okumalar düzenliyordu. Bir kez de Köln’de katılımlı bir okuma düzenledi. Ben de kitabımdan bir bölüm okuyacaktım. Katılımcılar virüs korkusuyla pek fazla değildi. Sıra bana geldiğinde gönülsüzce kitaptan hikayemi okumaya başladım. Bir ara kafamı kaldırdığımda salonun en sonunda Ali Abi’yi gördüm. Bu kez, kafasında Fuzuli’nin hayali resimlerinde görülen takkeye benzer renkli bir takke vardı. Gömleği ve kravatı ise aynıydı. Neşelendim ve ona el salladım. Ön sırada oturanların hepsi dönüp ona baktılar. Okuma süresince pür dikkat dinledi. Okumadan sonra ne yazık ki vaktim yoktu merhabalaştıktan sonra hemen çıktım.

Köln’de zaman zaman edebiyat ve şiir geceleri oluyordu. Yavuz Abi de pamuk gibi sakallarına yakışan  pempe gözlüklerini takıyor ve ayda bir türkü kokan sesiyle şiir geceleri yapıyordu. Son şiir gecesine gidememiştim. Gece yarısı Ali Abi’den bir mesaj geldi:

“Bu aksam Yavuz’un sunduğu şiir gecesi çok güzeldi. Yücel Feyzioğlu’da vardı. Gelseydin iyi olurdu.”

Demek ki gözleri hep beni arıyordu. Belki de Vaqif’den, Sabir’den bir şiir okumak istiyordu.

Bir aydır ondan hiç bir haber alamıyordum. Bir ara aklıma geldi, sosyal medyada aradım. Vefat ettiğini öğrenince yüreğim sızladı. Gece boyu uyuyamadım ve bu capcanlı, şiir dolu, garip adamı düşündüm. Onunla niye uzun uzun sohbet etmediğim, geçmişiyle ilgili röportaj yapmadığım için kendimi kınadım.

Ali Abi, Ali Sakin, bir ay önce evinde ölü bulunmuş ve yapayalnızmış. Onun bir kaç dostu Köln’deki mezarlığa gömmüşler.

“О zaman ki, aşnalığı tərk еtdik,
Cüda düşdük, xеyli ciyər bərkitdik,
Aralıqdan könül quşun ürkütdük,
Bir-birilə qоnuşmadıq ayrıldıq!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest