Yazarlar

Türkçe Yalnızca Ağıtların ve Muharrem Ayının Dili Değildir!

Kırımınsesi Gazetesi

Türkçe Yalnızca Ağıtların ve Muharrem Ayının Dili Değildir!

İran’da, özellikle Güney Azerbaycan’da ve Türk nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Tahran’da, insanın zihnini kurcalayan önemli bir çelişki var: Dini törenlerde, mersiyelerde ve Muharrem ayı programlarında akıcı ve etkileyici bir Azerbaycan Türkçesine geniş yer verilirken, aynı dilin eğitimde, okulda ve kamusal hayatta var olma meselesi neden hâlâ çözümsüz kalmaktadır?

Bir dilin duygulara tercüman olması, yas tutarken insanın yüreğinden dökülmesi, mersiyelerde yankılanması elbette kıymetlidir. Ancak bir dil yalnızca gözyaşının, mateminin ve hatıraların taşıyıcısı değildir. Dil; aynı zamanda düşüncenin, bilimin, eğitimin, edebiyatın, üretimin ve geleceğin taşıyıcısıdır.

Türkçe yalnızca ağıtların dili değildir. Türkçe, çocukların ilk kelimelerinin, kitapların satırlarının, bilimsel düşüncenin ve yarına dair hayallerin de dili olmalıdır.

İnsanlar en derin acılarını, en samimi dualarını ve en içten duygularını kendi ana dillerinde ifade edebiliyorsa bu, o dilin ne kadar güçlü ve köklü olduğunun göstergesidir. Peki aynı dil neden çocukların okul sıralarında, ders kitaplarında ve akademik çalışmalarda aynı özgürlükle yer alamamalıdır?

Burada mesele dini törenlerde Türkçe konuşulmasına karşı çıkmak değildir. Tam tersine, Azerbaycan Türkçesinin dini ve kültürel hayattaki varlığı, bu dilin canlılığını ve toplumun hafızasındaki yerini göstermektedir. Asıl mesele, bu canlılığın neden eğitime ve hayatın diğer alanlarına aynı ölçüde yansımadığıdır.

Bir dilin yalnızca belirli törenlerde yaşamasına razı olmak, o dilin bütün imkânlarını kabul etmek anlamına gelmez. Çünkü dil, sadece geçmişi anmak için değil, geleceği kurmak için de vardır.

Güney Azerbaycan Türkleri ve Tahran’da yaşayan Türk toplumu açısından ana dil meselesi, yalnızca bir iletişim meselesi değildir. Bu konu; kültürel kimlik, eşitlik, aidiyet ve gelecek kuşakların kendi dillerini öğrenebilmesi meselesidir. Çocukların ana dillerini okuyup yazabilmesi, edebiyatını tanıması, tarihini öğrenmesi ve bu dilde bilimsel bilgiye ulaşabilmesi, kültürel zenginliğin korunması bakımından büyük önem taşır.

İran Anayasası’nın 15. maddesi de Farsçanın resmî dil olduğunu belirtirken yerel ve etnik dillerin basında ve kitle iletişim araçlarında kullanılmasına, ayrıca okullarda edebiyatlarının öğretilmesine imkân tanıyan bir hüküm içermektedir. Öyleyse şu soru sorulmalıdır: Bu anayasal imkânlar, Türk çocuklarının hayatında ne ölçüde karşılık bulmaktadır? Ana dilin eğitimdeki yerini güçlendirmek için daha ne kadar beklemek gerekiyor?

Unutulmamalıdır ki bir dilin yaşaması, yalnızca onunla mersiye okunmasına veya ağıt yakılmasına bağlı değildir. Dil; evde konuşulmalı, okulda öğretilmeli, kitaplarda işlenmeli, üniversitelerde araştırılmalı ve yeni kuşakların zihninde gelişmelidir.

Türkçe matem tutarken de bizim dilimizdir, sevinirken de. Dua ederken de bizim dilimizdir, bilim üretirken de. Geçmişimizi anlatırken de bizim dilimizdir, geleceğimizi kurarken de.

İran’daki Azerbaycan Türkçesi yalnızca Muharrem ayının duygusal atmosferine sığdırılamayacak kadar büyük bir kültürel mirastır. Bu mirasın hakkı, onu yalnızca belirli zamanlarda duymak değil; çocukların bu dili öğrenebildiği, okuyabildiği, yazabildiği ve geliştirebildiği bir toplumsal hayatı savunmaktır.

Çünkü bir dilin gerçek gücü, yalnızca insanların acılarını ne kadar güzel anlattığında değil, yeni nesillere ne kadar güçlü bir gelecek sunabildiğinde de ortaya çıkar.

Türkçe yalnızca ağıtların ve Muharrem ayının dili değildir. Türkçe hayatın, bilginin, kültürün ve geleceğin de dilidir.

Ana dil yaşarsa hafıza yaşar. Ana dil öğrenilirse kültür gelişir. Ana dil eğitimde yer bulursa gelecek kuşaklar kendi kimlikleriyle daha güçlü bir bağ kurabilir.

Ve hiçbir dil, yalnızca belli günlerde duyulmayı değil, hayatın bütün alanlarında var olmayı hak eder.

Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

efsane afşar sayınqala
efsane afşar sayınqala

Pin It on Pinterest