KIRIM TATAR YAZAR VE GAZETECİ SEYRAN SÜLEYMAN

– Seyran Bey biraz kendinizden bahseder misiniz? Eğitiminiz, nerde doğdunuz? Hangi şehirlerde yaşadınız. Vatan Kırım’a nasıl döndünüz?
– 1979 yılında Özbekistan’ın Fergana vilâyetinde doğdum. Çocukken Özbeklerle arkadaş oldum ve Özbekçeyi öğrendim. Şu anda Özbekçeyi yüzde yüz anlıyorum. Özbekistan’ı ikinci vatanım olarak görüyorum. Özbekler açık yürekli, misafirperver, çalışkan bir halk. 1991 yılında ailemiz anam, babam, ağabeyim, ben ve kız kardeşim vatanımız Kırım’a göçtük. Biz Kırım’a geldikten sonra aradan bir ay geçer geçmez SSCB dağıldı, büyük enflasyon oldu, buhran başladı, biz bir müddet akrabamızın evinde yaşadık, sonra bir Rus kadının evinde bir odayı kiraladık ve orada beş yıl yaşadık. Kırım’ın başkenti Akmescit’ten 30 km uzaklıkta kendi evimizi kendi ellerimizle on yıl içerisinde inşa ettik. Vatana dönüş ve yerleşme çok meşakkatliydi ama çok mutluyduk; çünkü halkımızın yarım asırdan fazla hasretini çektiği vatanımızda yaşıyorduk. Lisede okurken Türkçeyi öğrendim. Liseden sonra Kırım Mühendislik Pedagoji Üniversitesi’nin Filoloji Fakültesi’ni bitirdim. 2001 senesinden itibaren “Yanı Dünya” adlı Kırım Tatar millî gazetesinde çalışıyorum. Tamamen ana dilimizde çıkan tek haftalık gazetemizde bugünde editör vazifesinde çalışıyorum.
– Hikâye yazmaya nasıl başladınız? Hangi konularda hikâyeler yazıyorsunuz? Yayımlanmış hikâye kitabınız var mı?
– Daha lisede okurken şiirler karalamaya başlamıştım. Edebiyata şiirle başlasam da daha sonra nesre geçtim. Hayatın çeşitli kesitlerinin yansıdığı hikâyelerim “Yanı Dünya” gazetesinde ve “Yıldız” edebiyat dergisinde basıldı. “Ana Kaygısı” adlı hikâyem 2008 yılında Mahmud Kaşgarlı hikâye yarışmasında ödül kazandı. Başka dillerden tercümeler yapıyorum. Azerbaycan, Türk, Kazak, Rus ve Ukrain yazarlarının eserlerini Kırım Tatar diline tercüme ettim. Benim eserlerim de Türk, Azerbaycan, Ukrain dillerine tercüme edildi. Tercümelerim için bu sene “Grigoriy Skovoroda Uluslararası Edebiyat Ödülü”ne layık görüldüm. Yeri gelmişken söyleyeyim yukarda zikrettiğim “Ana Kaygısı” adlı hikâyemi huzurevini ziyaret ettikten sonra yazdım. Huzurevinde yaşayan yalnız ihtiyarları görüp onlara acıdım. Onlar bütün ömür horluk çektiler, ne çocuklukta ne gençlik çağında huzurun, rahatın ne olduğunu bilmediler. Sürgünü yaşadılar. Totaliter rejimde yaşadılar, yaşlandıktan sonra da artık yalnız, kimsesiz kaldılar. Huzurevinden çıkarken ikinci katta pencerenin yanında duran bir ihtiyar kadın dikkatimi çekti. O, pencereye bakıyordu. Gözlerinde ise efkâr, keder ve elem vardı. Bundan çok etkilendim, heyecanlandım. İşte hikâyem bunun tesirinde yazıldı. Meşhur şairimiz Yunus Kandım’ın rehberliğindeki “İlham” edebî grubuna katıldım. Üç tane kitabım yayımlandı. İki kitabım Kırım’da bir kitabımsa Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Kırım Tatar ve Ukrain dillerinde yayımlandı. Üç kitaptan ikisi şiir kitabıydı. Üçüncüsünde ise hem şiirler hem hikâyelerim yayımlandı. 2003 yılında Ukrayna Yazarlar Birliği’ne üye olarak kabul edildim. Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği’nin üyesiyim.
– Kırım Tatar edebiyatının içerisinde hangi hikâye yazarları var? Ve hangi konularda hikâye yazılıyor?
– Kırım Tatar edebiyatı çok zengin. Şimdi şiiriyete değinmeden sadece nesirden bahsedecek olsam olmaz. Bizim atamız İsmail Gaspıralı’nın Türk Dünyası’nda ilk roman yazanlardan olduğunu söylemeliyim. Romanın adı “Molla Abbas”tır. Müellif roman kahramanının seyahatlerini, maceralarını anlatırken Türk İslam dünyası için ciddi ve güncel meseleleri ele almaktadır. Güçlü klasik nesircilerimizden Ablâkim İlmiy, Asan Sabri Ayvazov, Cafer Seydamet, Cemil Seydamet, Şamil Alâdin, Yusuf Bolat’ı, son devir yazarlarımızdan Rustem Muyedin’i, Üriye Edemova’yı söylemek isterim. İkinci Dünya Savaşı neticesinde vatandan uzakta yaşayan, ama romanlarında Kırım’ı yaşatan büyük edibimiz Cengiz Dağcı’yı ise bütün Türk Dünyası biliyor desem yanılmam. Meşhur klasiklerimizden Bekir Çobanzade esasen şair ve Türkolog olarak tanınmaktadır. Halbuki, onun çok güçlü hikâyeleri var. O hem şiir hem de nesir yazdı. Sovyet devrinde Kırım Tatar yazarlarına kendi eserlerinde Kırım’ı anmak yasaktı. Onlar hep üretim, kolhozcular, savaş hakkında yazmaya mecbur bırakıldılar. Sovyetler dağıldıktan sonra hikâye ve romanlarda sürgün ve vatana dönüş halkın kaderi gibi konular ön plana çıktı. Şimdi çok olmasa da genç bir yazar nesli yetişti. Genç yazarlara büyük ümit bağlıyoruz.
– Kırım Tatarca şu anda hangi yayın organları edebiyat dergileri ve gazeteler yayın hayatına devam ediyor? Yanı Dünya gazetesinde çalışıyorsunuz? Bu gazetenin faaliyetleri ve Kırım Tatar matbuatı içerisindeki yeri hakkında neler söylemek istersiniz?
– Sürgünde, yani Özbekistan’da halkımızın “Lenin Bayrağı” gazetesi ve “Yıldız” edebiyat dergisi olmak üzere yalnız iki neşri vardı. Bütün yaşlı yazarlarımız şu neşirler sayesinde dili öğrendiler, edip olarak yetiştiler. Şimdi Kırım’da ana dilimizde çıkan “Yanı Dünya” adlı haftalık gazete, Kırım Tatarca ve Rusça yayımlanan “Kırım” gazetesi, Rusça çıkan “Avdet” ve “Golos Krıma” gazeteleri var. Ayda bir kere öğretmenler için “Maarif İşleri” gazetesi çıkıyor. “Hidayet” adlı aylık dinî gazetemiz var. “Yıldız”, “Nenkecan”, “Tasil”, “Ümüt Kervanı” adlı mecmualarımız yayım hayatına devam ediyor. “Yıldız” yegâne edebî dergimiz sayılıyor, yılda altı sayısı çıkıyor. Dediğim gibi “Yanı Dünya” gazetesi tamamen ana dilimizde çıkan haftalık gazetedir. Siyaset değil, daha çok medeniyet, sanat ve edebiyat mevzularını aydınlatan millî gazetemizdir. Gazetemiz Kırım’da en eski gazete. Gazetemizin temeli 1918 senesinde atıldı. 1930’lu yılların sonlarında bir müddet “Kızıl Kırım” adıyla çıktı. 1957 yılında sürgünde “Lenin Bayrağı” adıyla yeniden yayım hayatına başladı. 1991 yılında gazete çalışanları Kırım’a dönüp gazeteyi yine eski adıyla “Yanı Dünya” olarak çıkarmaya devam ettiler. Çeşitli sistem ve zamanlara bakmadan, gazetemiz daima millete, millî kültüre, ana diline hizmet etti ve etmektedir. Genellikle “Tercüman” gazetesinden sonra tarihimizde en mühim yer tutan neşir “Yanı Dünya” desek mübalağa olmaz. Günümüzde gazetemizde ayda bir kere gençler ve çocuklar için ekler yayımlanmakta. Bize gazeteyi Latin alfabesinde çıkarmamıza izin vermiyorlar. Biz de facebook sayfamızda Latin harfleriyle yayımlıyoruz.
– Türkiye edebiyatından hangi yazarları takip ediyorsunuz? Hangi eserleri okudunuz?
– Türk yazarlarından ilk Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” adlı eserini okudum. Bu eserin hem Rusçasını hem de Türkçesini okuma fırsatım oldu. Filmini de seyrettim. Kitabı da filmi de çok beğendim. Yakınlarda Orhan Pamuk’un “Kar” adlı eserini okumaya başladım, ama bu yazarı beğeniyorum desem yanlış olur. Kitap ilk sayfalarından itibaren ilgimi çekmez oldu. Kitabın sonunu çok zor getireceğim. Türkiye’de birkaç kez Türksoy’un düzenlediği İpek Yolu Şiir Akşamları ve Elazığ’da valiliğin düzenlediği “Hazar Şiir Akşamları”na katıldım. Şunu kendimden emin söyleyebilirim ki dünyada en çok şiir seven millet Türklerdir. Şiirden edebiyattan anlayan bir milletiz. Türkiye’den getirdiğim bütün edebiyat dergilerini, internetteki e-varyantlarını muntazam şekilde okuyorum.
– Hece Öykü Dergisi Kırım Tatar Öykü Dosyası hazırlıyor. Söyleşiniz bu dosyada çıkacak. Son olarak neler eklemek istersiniz.
– Hece Öykü dergisi çalışanlarına, yayın heyetine, Kırım Tatar halkına verdiği değer için teşekkürlerimi bildiriyorum.

KIRIM TATAR YAZARI VE GAZETECİ SEYRAN SÜLEYMAN İLE SÖYLEŞİ

RÖPORTAJ: ÖMER KÜÇÜKMEHMETOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest