GenelGüncelTarihTürk Dünyası ve Qırım

Kırım Tatar Türklerinin Ak Topraklar Dediği Türkiye’de Acımasızca Yaşadığı Olaylar

Kırım Tatar Türklerinin Ak Topraklar Dediği Türkiye’de Acımasızca Yaşadığı Olaylar

ak topraklar
ak topraklar

Kırım’ın Sesi Gazetesi Özel Araştırma Haber!

Kırım Tatar Türklerinin Ak topraklar dediği Türkiye’de acımasızca yaşadığı olaylar, hafızamızda yalnızca acı hatıralar olarak değil, aynı zamanda devlet ile millet arasındaki ilişkinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini gösteren tarihî tecrübeler olarak yer almaktadır. Kırım Tatarları, Türkiye’yi hiçbir zaman sıradan bir ülke olarak görmedi. Ak topraklar, yüzyıllar boyunca gönüllerde güven, umut ve sığınak anlamı taşıdı. Ancak bu topraklarda da milletimizi derinden yaralayan olaylar yaşandı.

Kırım Tatarlarının tarih boyunca yaşadığı acılar yalnızca Kırım coğrafyasıyla sınırlı değildir. Türkiye’de meydana gelen bazı siyasi ve toplumsal olaylar da Kırım Tatarlarının hafızasında derin izler bırakmıştır. Buna rağmen Kırım Tatar halkı, devleti ile hükümetleri birbirinden ayırmayı bilen bir halk olmuştur.

Mavi Alay’dan Yassıada’ya uzanan acılar

Kırım Tatarlarının hafızasında en ağır hadiselerden biri Mavi Alay meselesidir. İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Avrupa’da bulunan Kırım Tatarları ve diğer Türk-Müslüman toplulukların önemli bir bölümü Sovyetler Birliği’ne teslim edildi. Drau Nehri çevresinde yaşanan trajediler, Sovyet birliklerine teslim edilme korkusuyla insanların intihar etmesine kadar uzandı.

Türkiye üzerinden Sovyetler Birliği’ne gönderilen kafileler de Kırım Tatarlarının hafızasında ayrı bir yara bıraktı. Kırım’ın Sesi’nin daha önce yayımladığı araştırmalarda, Türkiye üzerinden Sovyetlere teslim edilen Kırım Tatarlarının yaşadığı trajedi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Bu olayın tarihî sorumluluğunun hangi makamlar ve hangi uluslararası şartlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ayrıca araştırılmalıdır. Ancak Kırım Tatarlarının hafızasında kalan duygu açıktır: Ak topraklara ulaşan insanların bir bölümü, yeniden Sovyet zulmünün karşısına çıkarılmıştır.

27 Mayıs ve idamlar

Türkiye’nin siyasi tarihinde bir başka büyük kırılma ise 27 Mayıs 1960 darbesi ve ardından yaşanan Yassıada yargılamalarıdır.

Demokrat Parti hükümetinin Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkında verilen idam kararları Türkiye tarihinin en tartışmalı sayfaları arasında yer almaktadır. Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961’de, Menderes ise 17 Eylül 1961’de idam edildi.

Kırım Tatarları açısından mesele yalnızca siyasi görüşlerden ibaret değildir. Devletin ve milletin tarihinde meydana gelen ağır kırılmaların, yıllar sonra dahi toplumların hafızasında nasıl iz bıraktığını görmek gerekir.

Fatin Rüştü Zorlu’nun idamı da bu hafızanın önemli parçalarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında önemli görevler üstlenen Zorlu, 1961 yılında İmralı’da idam edildi.

Necip Hablemitoğlu suikastı

Kırım Tatarlarının tarih ve kimlik mücadelesi açısından özel bir yeri bulunan isimlerden biri de Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’dur.

Hablemitoğlu, Kırım Türkleri başta olmak üzere Türkiye dışındaki Türk toplulukları üzerine önemli çalışmalar yaptı. 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara’daki evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Hablemitoğlu’nun ölümü, Kırım Tatarları açısından yalnızca bir akademisyenin kaybı değildir. Türk dünyası, Kırım Tatarları ve Türkiye dışındaki Türk toplulukları üzerine çalışan bir aydının hayatının silahlı bir saldırıyla sona ermesi, hafızalarda derin bir yara bırakmıştır.

Yıllar sonra hazırlanan iddianamede cinayete ilişkin çeşitli şüpheliler ve iddialar yer aldı; dava süreci de kamuoyunun ilgisini çekmeye devam etti.

Bir ismin değiştirilmesi de hafızada iz bırakır

Fatin Rüştü Zorlu’nun isminin Eskişehir’de değiştirilmesi olarak Kırım Tatarlarının hafızasında yer eden hadise de bu acıların başka bir boyutudur.

Bir millet için isimler yalnızca tabelalardan ibaret değildir. Bir caddeye, sokağa, okula veya kamu alanına verilen isimler, geçmişle bugün arasında kurulan hafıza bağının parçalarıdır. Bu nedenle tarihî şahsiyetlerin isimleri üzerinden yaşanan her değişiklik, toplum tarafından farklı biçimlerde değerlendirilebilir.

Bugün Türkiye’nin farklı şehirlerinde Fatin Rüştü Zorlu’nun adını taşıyan eğitim kurumlarının ve adreslerin bulunması da onun isminin kamusal hafızada tamamen silinmediğini göstermektedir.

10 metrekarelik oda da aynı hafızanın parçasıdır

Bugün ise Dünya Kırım Tatar Derneği’nin Seydişehir’de yıllardır kullandığı yaklaşık 10 metrekarelik dernek odasının boşaltılması, Kırım Tatarları açısından yeni bir üzüntü meydana getirmiştir.

Dernek tarafından yapılan açıklamada anahtarların belediyeye teslim edildiği ve yaklaşık 30 yıldır kullanılan küçük mekânın boşaltıldığı ifade edilmiştir.

Burada mesele yalnızca 10 metrekarelik bir oda değildir. O küçük mekânda toplantılar yapıldı, insanlar bir araya geldi, Kırım konuşuldu, kültür yaşatıldı ve yılların hatıraları birikti.

Dünya Kırım Tatar Derneği de yaptığı açıklamada, 10 metrekarelik mekânın ötesinde Kırım için yürütülen insani, kültürel ve tarihî faaliyetlerin önemine dikkat çekmiştir.

Devlete küsmek başka, yapılan yanlışa itiraz etmek başkadır

Kırım Tatar halkının burada ortaya koyduğu tavır açık ve nettir.

Biz devletimize küsmedik.

Darılmadık.

Devletimizi düşman görmedik.

Çünkü siyasetin ne olduğunu bilen bir halkız. Hükümetlerin, belediyelerin ve siyasi kararların geçici; devletin ve milletin ise kalıcı olduğunu biliriz.

Kırım Tatarları Türkiye için şehitler verdi. Gerektiğinde yine bu devletin ve milletin yanında can vermekten çekinmeyecektir.

Ancak devletimizin yanında olmak, yapılan her uygulamayı doğru kabul etmek anlamına gelmez.

Biz yapılan zalimliklere inciniriz.

Haksızlığa üzülürüz.

Yanlış gördüğümüz uygulamalara itiraz ederiz.

Fakat bütün bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne olan bağlılığımızı ortadan kaldırmaz.

Kırım Tatarlarının istediği ayrıcalık değildir. İstediğimiz; adalet, hakkaniyet, vefa ve tarihî hafızaya saygıdır.

Ak topraklar dediğimiz Türkiye’de yaşadığımız acıları unutmayacağız. Fakat acılarımızı devlete düşmanlık sebebi de yapmayacağız.

Çünkü biz Kırım Tatarlarıyız.

Acı gördük, sürgün gördük, zulüm gördük.

Ama devletimize küsmeyi değil, hakkımızı söylemeyi öğrendik.

Ve bugün de aynı sözü söylüyoruz:

Devletimizin yanındayız. Milletimizin yanındayız. Türkiye’nin yanındayız. Ancak yapılan zalimliklere ve haksızlıklara da sessiz kalmayacağız.

vatan
vatan

“ACILARI İÇİMİZE ÇEKERİZ AMA DEVLETE KÜSMEYİZ”: AK TOPRAKLARIN KANAYAN YARALARI VE

KIRIM TATARLARININ ASİL DURUŞU

Kırım Tatar Türklerinin yüzyıllardır süren vatan mücadelesinde, her sıkıştıklarında yönlerini döndükleri, sığınacak güvenli bir liman olarak gördükleri yer hep Anadolu, yani onların deyimiyle “Ak Topraklar” olmuştur. Ancak tarih sayfaları, bu büyük sevdanın ve sığınışın ardında, Türkiye ekseninde ve bürokrasinin soğuk koridorlarında yaşanan derin trajedileri de barındırmaktadır. Kırım Tatar diasporası; suikastlardan idamlara, sürgün yollarındaki ihmallerden en küçük yerel kurumlardaki bürokratik vefasızlıklara kadar pek çok acıyı bu topraklarda göğüslemek zorunda kalmıştır.

Fakat Kırım Tatar Türkünün asaletini, töresini ve devlet terbiyesini gösteren en büyük hakikat şudur: Yaşanan tüm bu haksızlıklara, çekilen tüm bu acılara rağmen Kırım Tatarları hiçbir zaman devletine sırtını dönmemiş, her zaman ve her şartta devletinin yanında saf tutmuştur. Bizim töremizde devlete küsülmez, darılınmaz; acılar sinelere çekilir, gözyaşları içe akıtılır ama devletin bekası ve bayrağın gölgesi her şeyin üstünde tutulur.

İşte Kırım’ın Sesi Gazetesi olarak, Ak Topraklar’da ve Türkiye ekseninde hafızalarımıza kazınan, bağrımızı yakan ancak devletimize olan sadakatimizi zedeleyemeyen o 15 kara sayfayı sizler için derledik:

1. Dünya Kırım Tatar Derneği’ne Yönelik “Anahtar İsteme” Vefasızlığı

Kırım davasının sesini duyurmak ve kültürünü yaşatmak için Seydişehir’de dişle tırnakla kurulan Dünya Kırım Tatar Derneği’nin faaliyet yürüttüğü 10 metrekarelik mütevazı yerin, yerel belediye tarafından siyasi konjonktür gerekçesiyle geri alınması ve “anahtarının istenerek” derneğin adeta sokağa terk edilmesi.

2. Fatin Rüştü İsminin Eskişehir’de Park ve Sokaklardan Silinmesi

Kırım Tatarı bir ailenin asil evladı olan eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun adının, soydaşlarının en yoğun yaşadığı Eskişehir’deki bazı yerel yönetimler tarafından park veya sokaklardan kaldırılması ve isim değişikliğine gidilmesi ayıbı.

3. Mavi Alay Sığınmacılarının Kandırılarak Sovyetlere Teslim Edilmesi (1945)

Kızıl Ordu zulmünden kaçarak öz kardeşlerine, Türkiye’ye sığınan Kırım Türklerinin, dönemin Ankara hükümetinin emriyle “misafir edileceksiniz” denilerek silahlarının hileyle ellerinden alınması, vagonlara kilitlenerek Sovyetler’e teslim edilmesi ve soydaşlarımızın teslim olmamak için nehre atlayarak intihar etmeleri.

4. Fatin Rüştü Zorlu’nun İdam Edilmesi (16 Eylül 1961)

Kırım Tatar kökenli olan, Kıbrıs davasının mimarlığını üstlenen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı koltuğunda destan yazan Fatin Rüştü Zorlu’nun, 27 Mayıs darbecileri tarafından haksız ve hukuksuz bir şekilde darağacına gönderilmesi.

5. Başbakan Adnan Menderes’in İdam Edilmesi (17 Eylül 1961)

Kırım Tatarlarının Türkiye’deki en büyük koruyucularından ve hamilerinden olan, muhacirlerin dertleriyle dertlenen ve Kırım kökenli devlet adamlarına alan açan Başbakan Adnan Menderes’in düzmece mahkemeler neticesinde katledilmesi

6. Hasan Polatkan’ın İdam Sehpasına Gönderilmesi (16 Eylül 1961)

Menderes ve Zorlu ile aynı kaderi paylaşan, Eskişehir milletvekili ve Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı olan Kırım Tatarı kökenli Hasan Polatkan’ın idama mahkûm edilmesi ve ailesinin tüm mal varlığına el konulması trajedisi.

7. Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu Suikastı (18 Aralık 2002)

Ömrünü gasp edilen Kırım topraklarına, Çarlık ve Sovyet zulmünün ifşasına ve Türkiye içindeki illegal yapılanmaların deşifresine adayan Kırım Tatarı bilim insanı ve yazar Necip Hablemitoğlu’nun, Ankara’da evinin önünde uğradığı hain suikastla susturulmak istenmesi.

8. Cengiz Dağcı’nın Cenazesine Çıkarılan “Vatandaş Değil” Engeli (2011)

Kırım’ın çilesini tüm dünyaya Türkçe romanlarla haykıran, ömrü sürgünde geçen büyük yazar Cengiz Dağcı vefat ettiğinde, naaşının “T.C. vatandaşı olmadığı gerekçesiyle” vasiyet ettiği Türkiye topraklarına gömülmesine izin verilmemesi bürokrasisi.

9. Boraltan Köprüsü Hudut Kapısı Faciası (1945)

Mavi Alay ile aynı kara dönemde, can havliyle Türkiye sınırını geçip Türk askerinin ayağını öpen 195 Azerbaycan Türk’ünün, Ankara’dan gelen kesin emirle Sovyetlere iade edilmesi ve sınırın hemen karşısında, Türk askerlerinin gözü önünde kurşuna dizilmeleri.

10. Karadeniz Muhacir Teknelerinin Haftalarca Aç-Susuz Bekletilmesi (19. Yüzyıl)

Rus işgali ve zulmünden kaçarak derme çatma gemilerle Osmanlı/Türkiye limanlarına ulaşan Kırım Tatarlarının, karantina gerekçeleri veya bürokratik plansızlıklar yüzünden haftalarca karaya çıkarılmaması ve binlerce soydaşımızın kıyıyı göremeden gemi ambarlarında can vermesi.

11. Bataklık ve Sıtma Bölgelerine Zorunlu İskan Sürgünü

Canını kurtarıp Ak Topraklar’a ayak basan Kırım Türklerinin, dönemin yerel idareleri tarafından Eskişehir, Çukurova ve Dobruca’da tarıma elverişsiz, sivrisinek yuvası bataklık alanlara yerleştirilmesi sonucu binlerce göçmen ailenin sıtma salgınlarında kırılması ve bazı köylerin tamamen yok olması.

12. 1944 Sürgünü Sırasında Türkiye Kapılarının Kapalı Kalması

18 Mayıs 1944’te Stalin tarafından yurtlarından edilen Kırım Tatarlarının bir kısmının Karadeniz üzerinden Türkiye’ye kaçma ve sığınma çabalarının, dönemin katı tarafsızlık ve denge politikaları nedeniyle karşılık bulamaması, soydaşlarımızın kaderine terk edilmesi.

13. İsmail Bey Gaspıralı Fikirlerinin Müfredattan Uzak Tutulması

“Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsüyle tüm Türk dünyasının vizyonunu çizen Kırım Tatarı büyük mütefekkir İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin ve eserlerinin, Türkiye’deki eğitim müfredatlarında ve akademik çevrelerde uzun yıllar hak ettiği değeri görmemesi ve adeta unutturulmaya çalışılması.

14. 2014 Rus İşgali Sonrası Türkiye’ye Sığınan Gençlerin Oturum Labirenti

2014 yılındaki yasadışı Rus işgali nedeniyle vatanını terkedip Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan yeni kuşak Kırım Tatar gençlerinin ve ailelerinin, uzun süre ikamet izinleri, çalışma ruhsatları ve vatandaşlık işlemleri konusunda bürokratik engellerle yorulması.

15. Kırım Tatar Vakıf ve Kültür Mülklerinin Kamulaştırılması

Cumhuriyetin erken ve orta dönemlerinde, Kırım muhacirlerinin kendi alın terleriyle bir araya gelerek kurdukları bazı vakıf mülklerinin, hanların ve köylerdeki ortak mülkiyet arazilerinin yerel bürokrasiler tarafından “kamulaştırma” adı altında ellerinden alınması.

Asaletimiz Devletimize Olan Sadakatimizdir

Kırım Tatar Türkleri, tarihin en çetin sınavlarından geçmiş bir millettir. Ak Topraklar’da yaşadığımız bu 15 hadise canımızı yakmış, içimizde derin yaralar açmıştır. Ancak bilinmelidir ki; Kırım Tatarının lügatinde devlete isyan yoktur. Biz acıyı bal eyler, içimize çekeriz; haksızlığı yapan şahısları veya dönemleri tarihin ve adaletin vicdanına havale ederiz ama kutsal bildiğimiz Devlet bilincine asla leke sürdürmeyiz. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da Kırım Tatarları devletinin en sadık, en asil ve en sarsılmaz kalesi olmaya devam edecektir.

  1. Türkiye’nin Ayıbı: Mavi Alay’ın Sonu
  2. Necip Hablemitoğlu – Kırım Türkleri ve Türk Dünyası çalışmaları
  3. Seydişehir Belediyesi Kırım Tatar Derneği İletişimi Kesti
  1. Anadolu Ajansı – Fatin Rüştü Zorlu
  2. Anadolu Ajansı – Necip Hablemitoğlu suikastı
  3. TRT Haber – Hablemitoğlu iddianamesi

Kırım'ın Sesi Gazetesi

27 Şubat 2015 Tarihinde hizmet bermege başlağan www.kiriminsesigazetesi.com maqsadı akkında açıklama yapqan Mustafa Sarıkamış İsmail Bey Gaspıralı’nıñ bu büyük mirasına sahip çıqmaq ve onun emellerini yaşatmaqtır. Qırımtatar Türkleriniñ ananevî, körenek, ürf, adet kibi yaşamlarında ne bar ise objektif şekilde Dünya cemiyetine taqdim etilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest