Yazarlar

Kırımda bir liman şehri: Balıklava

Kırımda bir liman şehri: Balıklava. Bir de Balıklava adında bir askeri şapkanın “özgeçmiş”i
Balıklav (Kırım Tatarcası: Balıglava), Kırım’ın güneybatı kıyısında, Sivastopol’un Balaklava
Bölgesi’nde bir şehirdir. Balıklava antik kenti, elverişli bir liman sayılan Balıklava Körfezi
kıyısında yer almaktadır. Bir zamanlar bağımsız bir yerleşim yeri olan Balaklava, günümüzde
Sivastopol şehrinin bir ilçesidir (1957). Balıklava, boğaza benzeyen derin ve dar bir koyda yer
aldığı için açık denizden bakıldığında bu liman görünmez. Balıklava 1357 yılında Cenevizlilerin
eline geçse de 1475 yılında tekrar Türklerin egemenliğine girmiştir. Antik yazarlarda
(Ptolemaios, Strabon) Balaklava kenti Simbolon adıyla anılır. Bu nedenle Kırım’ın sahibi olan
Çarlık rejimi, Balıklava şehrinin adını Cembalo olarak değiştirmiştir. Ancak 1475 yılında
Osmanlı İmparatorluğu’nun buraya yerleşmesiyle şehir tekrar eski adını almış, kendi ismiyle
yaşamaya devam etmiş ve günümüzde Ahtiyar (bugünkü Sivastopol) ile birleşmiştir. Şehrin adı
düşündürücüdür; Eski Türkçede balik, baluk şehir anlamına gelir. (1. 368) Baskakov, bu Eski
Türkçe kelimenin balik “şehir”, balikçi’nin ise “vali, yönetici” anlamına geldiğini gösterir.
(2,40). Balık adını taşıyan diğer yer adlarının, örneğin Balıklava’nın varlığı, bu birimlerin eski
Türk dillerinde “barınak, ordugâh, şehir, kale” anlamına gelen balık kelimesinden türediğini
göstermektedir. Azerbaycan’da Balik (İsmayilli bölgesi), Kara Balık (Tovuz bölgesi),
Özbekistan’da Balıkçı, Türkiye’de Balıkhisar vb. olgularla karşılaşılmaktadır. Ermenistan
topraklarındaki Türkçe yer adları arasında Balık, Balıklı ve Guşçu Balık isimleri de vardı.
Ayrıca, Kuzey Donetsk’in bir kolu olan Balakleya Nehri’nin ve üzerindeki Balakleya Kalesi’nin,
ayrıca Saratov bölgesindeki Balakovo kentinin adları da bu kadim anlamın tezahürleridir.
Modern dil için arkaik hale gelmiş, ancak orijinal Türk isimlerinin oluşumunda kadim orijinal
anlam ve biçimlerini korumuş bu tür sözcükleri göz önüne aldığımızda, bu olguların, yazının
ortaya çıkmasından önce bile dilimizin tüm sözcüksel yapısının yeniden canlandırılması ve
incelenmesi çalışmalarında gerekli kaynaklar olduğunu söylemek mümkündür. Evliya Çelebi,
Balıklava Kalesi’nden “Balıklava Kalesi’nin cankurtaran limanı” diye söz eder ve kalenin doğal
bir tasvirini yaparak, günümüz okuyucusuna gerekli resmi aktarmayı başarır: “Tatarlar buraya
balığı çox olduğu için Balıklağı kirman derler. Kale, dik, kızıl kayaların üzerine inşa edilmiş üç
girişli bir yapıdır. Kalenin bazı yerleri denizden tepesine kadar 500 mimarlık arşını
yüksekliğindedir. Kaleden denize baktığınızda gemiler sinek gibi görünür.” Ardından kalenin
Bayezid döneminde onarılıp güçlendirildiğini kaydeden seyyah, Balıklava kalesini eşsiz bir
canlılık ve aynı zamanda tatlı bir üslupla ayrıntılı olarak anlatmaya başlar: Kuleleri gerçek bir
sanat eseridir ve üç katlı duvarları kıvrım kıvrımdır. Bu duvarlara kapılar ve hendekler
aracılığıyla ulaşılır. Bu kaleye hiçbir taraftan yaklaşıp zafer kazanmak imkânsızdır. Ancak
kuşatma ile alınabilir. (3, 371). Balıklava Kalesi’nin altında, limanda iki ve üç katlı evlerden
oluşan iki mahallelik bir yerleşim yeri bulunmaktadır. Gümrük de bu limanda bulunmaktadır.
Evliya Ata, bu değerli bilgiyi ayrıntılarla tamamlayarak, “Ordu komutanı (su~sü “birlikler”;
burada subashi baş askeri vali-M.T.) Mehmet Paşa limanı yönetir,” der. Coğrafi açıdan önemli

bir avantaja sahip olması nedeniyle, 5 Temmuz 1773’te Rus-Türk Savaşı sırasında Balıklava
limanında bir deniz savaşı yaşandı. Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre Türk garnizonu
Balıklava’dan ayrılıp yerine Rus donanması yerleştirildi. Rus hizmetinde bulunmuş Rumlardan
oluşan Balıklava Rum Taburu kentte konuşlanmıştı; görevi Kırım’ın güney kıyılarını korumaktı.
Balıklava yakınlarındaki araziler Yunanlılara kalıcı mülk olarak tahsis edildi. 1787 yılında II.
Katerina’nın Kırım gezisi sırasında, İmparatoriçe Balıklava’da Yunan kadınlarından oluşan bir
“Amazon ordusu” tarafından karşılandı. Küçük Kaynarca Barışı’ndan sonra Rusya, Osmanlı
topraklarını bölüştürme ve dağıtma planını uygulamaya koydu. Bu amaçla en büyük rakibi olan
Avusturya ile ittifaka girdi. Tarihe “Yunan Projesi” olarak geçen bu müthiş plana göre, Osmanlı
Devleti’ne ait topraklar paylaşılacaktı. Osmanlı Devleti’nin 1787’de Rusya’ya savaş açması da bu
plana bir yanıttı. Şəhərin adından balaklava adlı: başı, alnı ve yüzü örten, gözler, ağız veya yüz
ovali için küçük bir açıklık bırakan başlık (örgü şapka, miğfer) başlık yaranmışdır. Günümüzde
çok yaygın olarak kullanılan bu başlık, Kırım Savaşı’nın (1853-56) sert kışında İngiliz ve Türk
askerlerinin Tatarlar tarafından giydiği başlıktan esinlenerek tasarlanmıştır. Kırım Savaşı
sırasında, İngiliz askerleri Balaklava kasabası yakınlarında o kadar çok dondular ki, örme bir
şapka icat edip adını şehrin adından aldılar. 1854-1855 kışı aşırı soğuktu ve çoğu İngiliz askerine
kışlık giysi, barınak ve yiyecek zamanında ulaşmadı.(4. 296-306.) Budur, tarihi çelişkeler
ruzgarının alıb götüremediyi hakikatlar…

Prof. dr. Minehanım T. Nuriyeva
e-mail: proftomris@gmail.com
tel. +994503660933

kırım balıklava
kırım balıklava


Kaynakca:
1.Маlоv S.Е. Pаmyatniki drevnetyurkskoy pismennosti, М- L, 1951
2.Bаskаkоv N.А. Тyurkskaya lеksika v “Slоvе о pоlku İqоrеvе”, М., Nauka, 1985
3.Övliya Çelebi. Seyahetnamesi. İstanbul, Üç Dal Yayını, 1966, VII cilt.

  1. Shepherd, John. The Crimean Doctors: A History of the British Medical Services in the
    Crimean War. — Liverpool University Press, 1991. — Vol. 1.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest