Kıpçak Türkçesi

Orta Türkçe Döneminde Türk Dilinin Batı Kolunu Kuman Kıpçak Ve Oğuz Boylarına Mesup Olan Türklerin Lehçeleri Meydana Getirir Karahanlı Tarihinden Sonra Oluşan Ve Fatklı Dil Özelliğini Gösteren Harezm-Aldın Ordu Ve Kıpçak Türkçesi Gibi Yeni Yeni Türk Tarihin Lehçeleri Ortaya Çıkması Sebebi Oğuz Ve Kıpçak’ların Batıya Doğru Göçleri Farklı Bölgelere Göç Etmeleri Kıpçak’lar Oğuz’lar Türkmen’ler Uzun Yıllar Birlikte Yaşamış Oguz Ve Kıpçak Türkçesi İle Yakın İlişkileri Vardır. Kaşkarlı Mahmut Divanu Lügatit Türk’te Kıpçak Türkçesiyle Oğuz Türkçesini Birlikte Verir. Kıpçak’lar Kuzeye Oğuz’lar Güneye Doğru Göç Etmiş Yerleştikleri Çoğrafyada Dillerini Birbirinden Ayırmış İki Tür Türk Lehçesi Olarak Gelişmiştir. Tarihi Türk Lehçeleri Arasında İlği Gören Ve Çeken Kıpçak Türkçesidir. Kıpçak Türkçesi Birbirinden Uzak iki Çoğrafyada Üç Farklı Yazı Dili Olarak Kullanılmıştır. 13-15 Yüzyıllarında Altın Ordu Devleti İçerisindeki Rusya-Ukrayna-Kafkasyada Yaşıyan Dili Olmuş Bu Çoğrafyada Yaşıyan Ermeni Halfleri Hafleri İle Gelişmiş Bir Yazı Dili Meydana Gelmiş Diyer Yandan Müslüman Memluk Kıpçak’larının Dili Olarak 13 Yüzyıllın Ortalarında 16 Yüzyıllın Başlarına Kadar Mısır Ve Suriye’de Devam Etmiştir. Üç Farklı Lehçe Arasında Fonetik Ve Morfolojik Farlılıklar Bulunmaktadır. Kodeks Kumanikus İle Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi Daha Çok Hristiyan Dinine Ait Metinleri İçermesi Sebebiyle Kelime Haznesi Bakımından Birbirlerine Yaklaşırken Müslüman Bir Kültürün Memluk Kıpçak Türkçesinden Ayrılırlar. Kaşkarlı Mahmut’un Divanu Lügatit Türk’te Kıpçak Türkçesine Ait Gösterdiği Dil Özellikleri Memluk Kıpçak Türkçesinden Ziyade Kuzeyde Yazılmış Bu Eserde Açık Biçimde Görülür. Harezm Harezmşahlar Devleti İle Altın Ordu Devlet Olarak  Ortaya Çıkan Harezmşahlar Devleti 1097-1231 Moğol Saldırılıları Sonuçunda Yıkılmıştır. Bu Devletin Topraklarının Bir Kısmını Oluşturan Deşt-i Kıpçak Sahasını İşğal Eden Moğolların Kurduğu Altın Ordu Devleti 1241-1502 Harezmşahların Siyasi Olmasada Kültürel Açıdan Devamıdır. Bu Yüzyıldan Dünümüze Ulaşan Dil Yadiğarlarını Tasnif Etmek Kolay Değildir. Tğrk Halklarınının Bilhassa Moğol Baskılarıyla Yeni Yurtkar Ekonomik Gelişme Bölğeleri Elde Etme Arzusuyla Hareket Ettikleri Birbirleri Veya Türk Olmayan Unsurlarla Esnogenetik Birleşmelerin Sürdüğü Bugünkü Türk Toplumunum Temelini Oluşturan Yerleşme Ve Birleşmelerin Devam Ettiği Bu Dönemde Tarihi Türk Lehçeleri Arasındaki Sınırları Çizmek Çok Güç Ve Geröekte Böyle Sınırlar Olmadığı İçin İmkansızdır. Eldeki Dil Malzemesi Karahanlı Türkçesi Temelinin Üstünde Kurulan Harezm-Altın Ordu Türkçesi İle Kıpçak Türkçesi Birbirine Yakın Oldupu Görünmekte İki Lehçe Arasındaki Önemli Farklar Şunlardır ;
A ; Harezm Türkçesindeki HT Eski Türkçenini ET Kelime İçi Ve Sonundaki B Ve G Seslerinden Gelişen Çiftdudaksı W Sesi Kıpçak Türkçesi KT Metinlerinde Genellikle Dişdudaksı V Sesine Dönüşür. HT aw – KT aw – ET ab – HT öwke -KT övke – ET öbke – HT kowa – KT kova – ET koga
B ; Eski Türkçenin ET d Karahanlı Ve Harezm-Altın Ordu Türkçelerinin d. Sesi KT.de y Olmuştur HT adak – KT ayak – HT adır – HT edgü KT eygü
C ; Kıpçak Türkçesinde İki Heceli Heceli Kelime Sonundaki G Sesi Genellikle Düşer. KT korku – HT korkuğ – KT sarı – HT sarığ -KT tiri – HT tiriğ – KT köklü – HT körklüğ
Ç ; Ayırmak Durum Eki. HT de + dln – KT.+dan – Nadiren + dln Biçimine Raslanır.
D ; Terlik Ve Çokluk Bir Kişi Zamirlerinin İlği Durumu HT menin-menim – bizin-Bizim Biçimindeyken KT menim Ve Bizim Biçimindedir nadiren +n Biçimlerde Görülür.
E ; Çoklu Bir Kişi Zamiri HT miz – KT biz -HT alur miz – KT olur biz .
F ; Olumsuzluk Bildiren Kelime HT ermez-esmes -KT degül-dügül-tügül.
G ; Soru Eki HT mu – Kıpt ml – Daha Az Olmak Üzere mu Biçimi Görülür.

Kıpçakçanın tarihi dönemlerde üç lehçesi bulunmaktadır: Bozkır Kıpçakçası, Mısır-Memluk Kıpçakçası, Ermeni Kıpçakçası
Bozkır Kıpçakçası
Batu Han komutasındaki Moğol ordusu, 1241-1242’de İdil Bulgarlarının üzerine yürümüş ve bunun sonucunda İdil-Bulgar ülkesi büyük ölçüde yıkıma uğramıştı. Bu güzergâhta yapılan seferlerde birçok Kuman-Kıpçak Türkü de Moğol ordusunun önüne katılmış, yerlerinden, yurtlarından edilmişti. Moğolların İdil bölgesine yaptıkları akınlarda önlerine kattıkları pek çok Kıpçak-Kuman Türkünün Orta İdil’e Bulgar topraklarına kadar geldikleri ve buradaki İdil-Bulgar halkı ile kaynaşarak, bu sahanın bütünüyle Kıpçaklaşmasında büyük rol oynadıkları görülmektedir.Kıpçakların geniş bölgelere yayılmaları, tarihî Kıpçak Türkçesinin birden çok kolda, birbirinden nispeten uzak coğrafyalarda, farklı dil ve kültür çevrelerinde gelişmesi sonucunu doğurmuştur. Tarihî Kıpçak Türkçesi güney Rusya steplerinde ve Mısır-Suriye’de konuşulan ve yazılan bir yazı dili olmuştur. Bu yerlerin başında Deşt-i Kıpçak olarak adlandırılan coğrafyada Altın Ordu Devleti etrafında şekillenen Kıpçak Türk yazı dili gelmektedir
Bozkır Kıpçakçası Ve Eserleri – Codex Cumanicus –
Türk dili ve kültür tarihi bakımından son derece önemli eserlerden birisi olan Codex Cumanicus, IX-XIV. yüzyıllar arasında Orta Asya’nın batısından başlayan, kuzeyde Orta İdil bölgesine, güneyde Kırım’a, batıda Tuna kıyılarına kadar uzanan ve Deşt-i Kıpçak (Kıpçak Bozkırı) denilen geniş coğrafyada yaşamış olan Kıpçak (Kuman) Türklerinden günümüze gelebilmiş tek eserdir.Bozkır Kıpçak (Deşt-i Kıpçak) sahasında Kıpçakçaya dayalı yazılan tek eser, Codex Comanicus’tur. Bu eser, Türkler tarafından değil, Avrupalı misyoner rahipler tarafından yazılmıştır. “Codex’in ilk satırları 1303 tarihini ihtiva ettiğine bakılırsa, kitap bu tarihle 1362 yılları arasında meydana gelmiş demektir. İçinde bulunan metinler İtalyanlar ve Almanlar tarafından toplanmıştır. Codex’in tarihini belirlemek için kağıt formatına ve filigranlara başvuran Györffy, Codex’in orijinal olmadığını ve 1330 tarihinden sonra istinsah edildiği kanısına varmıştır. Gabain de 1964 tarihli “Komanische Literatur” adlı makalesinde, yukarıdaki fikrinden vazgeçip Györffy’nin yaptığı tespite ve tarihe katıldığını belirtmektedir.Biri İtalyan, diğeri Alman bölümü olmak üzere iki bölümden oluşan eser, Gotik harflerle yazılmıştır. “İtalyan bölümü 55 yapraktır (110 sayfa) ve iki sözlük listesinden oluşur. Sözlükler, Latince-Farsça-Kıpçakçadır. İlk liste alfabetik, ikinci liste ise konularına göre sıralanmıştır. Alman bölümü ise 27 yapraktır (54 sayfa). Bu sözlük, karışık iki sözlük listesinden ve bazı metinlerden oluşur. Birinci liste Kıpçakça-Almanca, ikinci liste Kıpçakça-Latincedir. Metinler İncil’den parçalar, ilahiler, bilmece ve atasözlerinden oluşmaktadır.” (Ercilasun, 2001, 382) “İtalyan bölümünün ilk kısmında fiiller, isimler, sıfatlar, zamirler ve zarflar bulunmaktadır İsim ve fiillerin çekimli biçimleri de bulunmaktadır. CC’nin her iki bölümünde imla düzensiz olup farklılıklar göstermektedir. Sonradan bir araya getirilmiş iki bölümden oluşmuştur. Bundan dolayı, İtalyan ve Alman bölümleri arasında bir takım ses ayrılıkları görülmektedir:
bitik (İtalyan Bölümü) = bitiv (Alman Bölümü)
berkit (İtalyan Bölümü) = berk et(Alman Bölümü)
oroz (İtalyan Bölümü) = roz (Alman Bölümü)
Codex Comanicus Türkçe bilmeyen yabancılara Türkçe öğretmeyi ve Kıpçaklar arasında Hristiyanlığı yaymayı amaçlayan bir el kitabı niteliğindedir.
– Mısır Memluk Kıpçakçası –
Batu Han’ın seferinin sonuçlarından biri, Mısır’da bir Türk devletinin kurulmasıdır. Moğolların önünden kaçan Kıpçaklar, Karadeniz’den Suriye’ye ve Mısır’a geçmişler ve Eyyubilerin kölemenleri olmuşlardır. Aynı zamanda ücretli askerlik de yapan Kıpçaklar 1250’de Eyyubileri yıkmış ve Mısır’da Memluk Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devlet, Yavuz Sultan Selim’in 1518’de yaptığı Mısır seferine kadar devam etmiştir. Kıpçak esasına dayalı olan bu dil, Memluk Devleti’nin yönetici, asker sınıfının konuştuğu, yazdığı Türk lehçesidir.Tarihi Kıpçakçadan günümüze gelen eserlerin büyük çoğunluğu, Memluklular döneminde yazılmıştır. Yönetici sınıf ile komutanlar Türk, halkın büyük çoğunluğu Arap’tır. Bu nedenle halk ile anlaşmayı sağlamak ve Araplara Türkçeyi öğretmek için çeşitli eserler kaleme alınmış veya Arapça ve Farsçadan tercümeler yapılmıştır. Ayrıca sözlük ve gramer nitelikli eserlerin yazımı da yine bu dönemde ağırlık kazanmıştır. Bunun yanı sıra atçılık, okçuluk ile ilgili eserlerin de verildiği görülmektedir.
Mısır Memluk Kıpçakçası Eserleri – Kitabü’l-İbrak Li Lisani’l-Etrak –
Memluk Kıpçak Türkçesiyle yazılan sözlük ve gramerlerin en eskisidir. “Türklerin dilini anlama kitabı” anlamına gelen bu eser, Ebu Hayan tarafından yazılmıştır. 1312’de Kahire’de tamamlanmış olan bu eserde, Mısır’da konuşulan genel Türkçenin gramer ve sözlüğü esas alınmış, farklı lehçelere ait sözcükler Kıpçakça ve Türkmence olarak kaydedilmiştir.Kitâbü’l-İdrâk; sözlük, tasrif (morfoloji), nahiv (sentaks) olmak üzere üç bölüm halinde düzenlenmiştir. Sözlük bölümünde isim ve fiiller karışık bir şekilde, Arap alfabesine göre düzenlenmiştir. Fiiller belirli geçmiş zaman teklik 3. kişi çekimi veya teklik 2. kişi emir çekimleriyle madde başı olarak verilmiştir. Eserde sözcükler çoğunluk Arapça tek sözcükle verilirken, bazen de kısa cümlelerle örneklendirilmiştir.
–  Kitab-ı Mecmü-ı KİTÂB-I Tercüman-ı Türki Ve Acemi Ve Mugali –
1343 yılında Halil bin Muhammed adlı Konyalı bir Türk tarafından yazıldığı düşünülmektedir. “Eserin 63 yaprağı Arapça-Türkçe, 13 yaprağı ise Moğolca-Farsça sözlüktür. Yazar eserde Kıpçakça için “halis Kıpçak Türkçesi, halis Türkçe” kayıtlarını vermiş ve bu yönüyle Kıpçakçayı, Türkmenceden (Oğuzcadan) ayırmıştır.”
Eser, dört bölüm halinde düzenlenmiştir:
A; İsimlerB; Fiillerin mastarları ve 2. kişi emir çekimiyle fiil listeleriC; Fiil çekimleriD; Gramer özellikleri 
 – Ed-Dürretü’l Mudiyye Fi’l- Lügati’t Türkiye –
“Türk dilinin parlayan incisi” anlamına gelen bu eser, Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılmış sözlük ve konuşma cümlelerinden oluşmaktadır. Eser, 24 fasıla ayrılmış ve her fasılda çeşitli başlıklar altında sözcük listeleri yer almaktadır. Örneğin 21. fasıl “Türkçe sayılar”, 22. fasıl “Türkçe erkek adları”, 23. fasıl “Türkçe kadın adları” ile ilgilidir. Eserdeki 24. fasıl ise konuşma cümlelerine ayrılmıştır. Bu fasılda 220 kısa cümle ve anlamları yer almaktadır. Bu cümleler, bazen karşılıklı soru-cevap biçimindeki diyaloglar ve emir cümleleri biçimindedir. Bu yönüyle eser, diğer sözlük ve gramerlerden .Oluşmaktadır Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih bilinmemektedir. Tek nüshası Floransa’daki Medicea Bibliotheca Laurenziana Orient 130 numarada kayıtlıdır.
-El-Kavaninü’l-Külliyye Li-Zabti’l Lügati’t-Türkiye –
“Türk dilinin genel kuralları” biçiminde sadeleştirilebilen eserin yazarı ve yazıldığı tarih belli değildir, ancak 15. yüzyılda Kahire’de yazılığı tahmin edilmektedir.Eserin yazarı, kendisinin Türk olmadığını ve ısrar üzerine bu eseri yazdığını belirtir. Ayrıca Türkmenlerin -sIn emir ekini -sUn olarak söylediklerini ve Türkmencenin Türkçe olmadığını, Türklerce müstehcen ve onu konuşan kişinin hakir sayıldığını söylemektedir. Bunun yanı sıra eserde fasih Türkçenin Türkistan’da ve Mısır’da konuşulan dil olduğunu belirtmektedir.Eser, üç bölüme ayrılmış: isim, fiil ve ekler. Yazar, “bu üçünden en işlek olanı fiildir” diyerek, fiil konusunu ayrıntılı olarak ele almıştır. Hatime (Sonuç) bölümünde fiillerin 2. teklik kişi emir biçimleri listelenmiştir.Eseri, Memluk sahasında yazılan diğer eserler ayıran yönü, yalnızca gramer bölümünün bulunmasıdır. Bir başka deyişle eserde sözlük bölümü bulunmamaktadır.
– Et-Tuhfetü’z-Zekiyye Fi’l-Lügati’t-Türkiye
Memluk sahasında yazılan Arapça-Türkçe sözlük ve gramer kitaplarındandır. Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih bilinmemekle birlikte, 15. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir.Eser, sözlük ve gramer olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Sözlük bölümünde sözcükler her harfte önce isimlere, sonra fiillere göre alfabetik olarak dizilmiştir. Bu bölümde Türkçe sözcükler değil, Arapça sözcükler madde başı alınmış, bunlara Türkçe karşılıklar verilmiştir.Gramer bölümünde ise morfoloji ve sentaks konuları yer almaktadır. Yazar, kitabın başında Kitâbü’l-İdrâk’ten kısa bir alıntı yapmış ve bu eserden faydalanmıştır. Ayrıca yazar giriş bölümünde “Kıpçakçayı kullandığını, çünkü en çok kullanılanın Kıpçakça olduğunu ve Türkmenceyi (Türkmanî) zorda kalmadıkça kullanılmaktadır.
– Bulgatü’l-Müştak Fi Lügati’t-TürkVe’l-Kıfcak –
Arapça-Türkçe sözlüğün yazarı Cemaleddin Ebu Muhammed Abdullah et-Türkî’dir. Eser yalnızca sözlük bölümünden oluşmaktadır, yani gramer bölümü yoktur. Eser, isim ve fiillere göre düzenlenmiştir. İsimler konularına göre, fiiller ise Arapça fiillerin alfabe sırasına göre tertip edilmiştir.
– İrşadü’l-Mülük Ve’s-Selatin –
Sultanlara yol göstermek için yazılmış Arapça aynı isimli eserden Türkçeye 1387’de çevrilmiş satır altı fıkıh kitabıdır. Eser, İskenderiye’de hüküm süren Seyfi Baçman’ın isteği üzerine Berke Fakih tarafından tercüme veya istinsah edilmiştir. Eserde “temizlik, oruç, namaz, zekat, ant içmek, gazilik, hırsızlık, hac vb. konular işlenmektedir. Sonunda 49 fıkıh meselesi soru-cevap olarak verilmiştir.
– Baytarü’l Vazıh Tercümesi –
Atlar ve veterinerlikle ilgili olan bu eserin kim tarafından, nerede yazıldığı bilinmemektedir. Eser, Tolu Bey’in emriyle tercüme edilmiştir. 10 bölümden oluşan eserin ilk 8 bölümünde atların özellikleri (sıfatları, yararlı ve faydalı halleri, huyları vb.), 9. bölümde atların kusurları, 10. bölümde ise at hastalıkları ve tedavi yolları anlatılmaktadır.

– Münyetü’l-Guzat Tercümesi –
Binicilik ve atıcılık ile ilgili olan Arapça el-Fürûsîye fi remyü’l-cihâd adlı eserin üçüncü bölümünün Kıpçak Türkçesine tercümesidir. Temür Beg’in emriyle tercüme edilmiş olan eserin mütercimi bilinmemektedir. Eser, 6 bölüme ayrılmıştır: 1. binicilik, 2. mızrak tutmak, 3. kılıç kullanmak, 4. kalkan tutmak, 5. ok atmak, 6. top .Vurmak.
– Gülistan Tercümesi –
Gülistan Tercümesi, çoğunluğu Anadolu Türkçesine ait olan, bilinen Türkçe Gülistan tercümelerinin en eskisidir ve Kıpçak Türkçesi ile yazılmış bulunmaktadır. Gayet açık bir şekilde Hicri 793 (miladi 1391) yılında tamamlanmıştır. Tercümeden çok adaptasyon karakterindedir. Gülistan tercümesi Kıpçak Türkçesinin nadir edebi eserlerinden biri ve Türkmenceleşme konusunda Kıpçakça unsurları en fazla muhafaza edenlerdendir. Bu eser (ve Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i) Türkmenceleşme olayının henüz büyük ölçüde başlamadığı bir devrenin ve muhitin ürünü olmalıdır (Karamanlıoğlu, 1989, XXIV-XXVI).Seyf-i Serâyî’nin Gülistan Tercümesi, kelimesi kelimesine bir tercüme değildir. Şairimiz, şiirleri oldukça serbest tercüme ederken sadece nesir hikayelerin tercümesinde eserin aslını takip etmektedir. Eserin bazı kısımları tercümede eksiktir veya farklı görünmektedir. Gülistan Tercümesi Memluk-Kıpçak şiirinin en güzel mahsulüdür. Ancak, Seyf-i Serâyî sadece bir mütercim değil, fakat özellikle orijinal manzumelerin manzumir şiiridir.
– Ermeni Kıpçakçası –
Tarihi Kıpçak Türkçesinin geç dönemdeki bir başka kolu, Türk soylu olmayan başka bir millete, Ermenilere aittir. Kafkaslardan Kırım’a ve Doğu Avrupa’ya geçen bazı Ermeni gruplar Kıpçakçayı kullanmaya başlamışlardır. Dönemin bir tür karma dili olan Ermeni Kıpçakçası, Ermeni alfabesiyle yazıya geçirilmiştir. Tarihî Kıpçak dil malzemesi arasında 16-17. yyda Türkiye, Kırım, Moldovya, Romanya, Polonya ve Ukrayna’da Ermeni harfleriyle kaleme alınmış birçok Kıpçakça metin vardır. Ermeniler, kendi dilleri olan Ermeniceyi bilmeyen, yazıda, ibadette, ticarette ve diğer alanlarda Kıpçakçayı kullanan kişiler olmuşlardırErmenilerle Kıpçakların ilişkileri, 13. yüzyıla kadar gitmektedir. Ermenilerin Kıpçakça öğrenmesinde ise birkaç etkenin olduğu söylenebilir. “Ermeni göçmenlerinin Kıpçaklarla devamlı teması -her şeyden önce Kıpçak ticaretinin aracısı olarak edindikleri yerleri- onları (dinlerini, yazılarını, aynı zamanda bir çok Ermenice tesleri muhafaza etmelerine rağmen) yavaş yavaş Kıpçak dilini kilise dili ve resmi dil olarak kabul etmeye sevk etti. 1064 yılında Alparslan’ın Ani (Kars) şehrini fethetmesiyle, buradaki Ermeniler batıya göç etmişlerdir. Karadeniz’in kuzeyi ile bugünkü Ukrayna’ya yapılan Ermeni göçlerinde Moğol saldırıları ve depremlerin de büyük etkisi olmuştur. Bu olayların yanı sıra, tüccar olan Ermeniler, ticaret yaptıkları İpek yolunda hep batıya göç etmişlerdir. Bu coğrafyada seyahat ve ticaret yapabilmek için bölgenin ve dönemin ortak dili olan Kıpçakçanın bilinmesi gerekliliği, Ermenilerin Kıpçakçayı öğrenmelerini sağlamıştır.
Bu dönemden kalan eserler başlıca 6 grupta toplanabilir:
1. Tarihi vakayinameler, 2. Kanun kitapları, mahkeme sicil defterleri ve tutanakları, 3. Filolojik eserler, 4. Dini eserler, 5. Edebi eserler, 6. Doğal bilimlere ait eserler.

Ali Onur Demirel
Nogay Türkleri Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Derneği Anadolu Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Dayanışma Derneği
Konya İl Gençlik Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest