Yazarlar

Eşit doğmuyoruz, eşit haklarla doğmalıyız

Eşit doğmuyoruz, eşit haklarla doğmalıyız

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin birinci maddesi şöyle der:

“Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.”

Bu cümleyi düşündüğümde, “eşit doğmak” ifadesine takılıyorum.

Çünkü insanlar gerçekten eşit koşullarda doğmuyor.

Bir çocuk yoksul bir ailenin evinde, hatta bazen sokakta dünyaya geliyor. Başka bir çocuk ise zengin, güvenli ve bütün imkânlara sahip bir ailenin içinde doğuyor.

Birinin daha doğduğu gün önünde sayısız engel var. Diğerinin ise daha doğduğu andan itibaren eğitim, sağlık, güvenlik ve ekonomik imkânlara erişimi bulunuyor.

Dolayısıyla insanlar aynı şartlarda doğmuyor.

Ama bence insan haklarının asıl söylediği şey tam da burada başlıyor:

İnsanlar eşit şartlarda doğmasalar bile eşit haklara sahip olmalıdır.

Bir çocuğun ailesinin yoksul olması onun eğitim hakkını azaltmamalı.

Doğduğu ülke onun insanlık değerini belirlememeli.

Ailesinin ekonomik durumu onun geleceğini baştan belirlememeli.

Ve hiçbir çocuk, doğduğu koşullar yüzünden daha az korunmamalı.

İran bu açıdan üzerinde özellikle düşünülmesi gereken bir örnek.

İran, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış ve 1994 yılında onaylamıştır. Ancak sözleşmeye, İslami hukuk ve İran’ın iç mevzuatıyla uyumsuz gördüğü hükümlere ilişkin geniş bir çekince de koymuştur.

Burada önemli olan yalnızca bir devletin bir sözleşmeye imza atması değildir.

Asıl soru şudur:

Çocukların hakları gerçek hayatta korunuyor mu?

İran’da UNICEF’in aktardığı resmi bir tahmine göre 2023 yılında yaklaşık 120 bin çocuk bir biçimde çocuk işçiliği içinde bulunuyordu. Sokakta yaşayan ya da çalışan çocuklar şiddet, sömürü, cinsel istismar, madde bağımlılığı ve eğitimden kopma gibi ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. (UNICEF⁠)

Bu çocukların çoğu için çocukluk, oyun ve eğitim çağı olması gereken dönem, hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor.

Bir çocuk okulda olması gerekirken sokakta çalışıyorsa, burada yalnızca ekonomik bir problemden söz edemeyiz.

Burada çocuğun hakkından söz ediyoruz.

Fakat İran’daki çocukların karşı karşıya kaldığı sorun bununla da sınırlı değil.

Bazı çocuklar yalnızca yoksulluk nedeniyle değil, devletin güvenlik ve ceza mekanizmaları nedeniyle de çocukluklarını kaybediyor.

2022’de başlayan protestolar sırasında İran güvenlik güçleri tarafından çocukların da öldürüldüğü, gözaltına alındığı ve işkence gördüğü çeşitli insan hakları kuruluşları tarafından belgelendi. Human Rights Watch, 2022–2023 döneminde çocukların gözaltında dövüldüğünü, işkence gördüğünü ve cinsel şiddete maruz kaldığını bildirdi. Ayrıca bazı çocukların ailelerine haber verilmeden gözaltında tutulduğu, hukuki güvencelerinin ihlal edildiği ve çocuk mahkemeleri dışında yargılandıkları vakalar belgelendi. (Human Rights Watch⁠)

Bir çocuğun elleri kelepçelenmişse, bir cezaevinin kapısı arkasında tutuluyorsa, sorguya çekiliyorsa veya işkence görüyorsa, artık bize çok daha temel bir soru sormak düşüyor:

Çocuk olmak ne anlama geliyor?

Çocuk hakları, çocuk suç işleyemez demek değildir.

Ama çocuk ile yetişkinin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyler.

Çünkü çocuk henüz gelişme çağındadır. Eğitime, korunmaya, aileye ve topluma yeniden kazandırılmaya ihtiyaç duyar.

Özgürlüğünden mahrum bırakılma, çocuk açısından son çare olmalıdır.

Çocuğun ceza sistemine girmesi bile onun temel haklarının ortadan kalkması anlamına gelmemelidir.

İşte burada insan hakları ile devletin uygulamaları arasındaki fark ortaya çıkıyor.

Bir devlet “çocukların hakları vardır” diyebilir.

Uluslararası sözleşmeleri imzalayabilir.

Kanunlar çıkarabilir.

Fakat aynı zamanda çocukların sokaklarda çalışmasına göz yumuluyorsa, çocuklar eğitimden kopuyorsa, çocuklar gözaltına alınıyor, işkence görüyor veya ağır ceza süreçlerinin içine itiliyorsa, kâğıt üzerindeki hak ile gerçek hayattaki hak arasında büyük bir uçurum var demektir.

İnsan hakları tam da bu uçurumu kapatmak içindir.

Çünkü insan haklarının değeri, güçlü ve güvende olan insanların haklarını tekrar tekrar ilan etmekle ölçülmez.

Asıl sınav, en savunmasız olanın hakkını koruyabilmektir.

Ve çocuklar bunun en açık örneğidir.

Zengin bir ailenin çocuğu ile yoksul bir ailenin çocuğu aynı şartlarda doğmayabilir.

Biri güvenli bir evde büyürken diğeri sokakta çalışmak zorunda kalabilir.

Biri okul sıralarında otururken diğeri ailesinin geçimine katkıda bulunmak zorunda kalabilir.

Biri özgürce büyürken diğeri bir protesto sırasında gözaltına alınabilir.

Ama bütün bu çocukların ortak bir hakkı vardır:

Çocuk olma hakkı.

İşte “bütün insanlar özgür ve eşit doğar” cümlesini ben bu nedenle biraz farklı okumak istiyorum.

Belki insanlar gerçekten eşit koşullarda doğmuyor.

Belki hayatın başlangıç çizgisi herkes için aynı değil.

Ama insan haklarının amacı zaten herkesin aynı başlangıç çizgisine sahip olduğunu söylemek değildir.

Amacı, başlangıç çizgisi nerede olursa olsun, insanın onurunu ve temel haklarını korumaktır.

Bir çocuk yoksul doğduğu için daha az insan değildir.

Bir çocuk İran’ın bir sokağında doğduğu için daha az insan değildir.

Bir çocuk sokakta çalışmak zorunda kaldığı için daha az insan değildir.

Bir çocuk gözaltına alındığı için daha az insan değildir.

Bir çocuk suç işlediği iddiasıyla tutuklandığı için bile temel insan haklarını kaybetmez.

Eşitlik, herkesin aynı hayatı yaşaması değildir.

Eşitlik, nerede ve hangi koşullarda doğarsak doğalım, insan olarak aynı değere sahip olmamızdır.

Ve çocuk söz konusu olduğunda bu daha da basittir:

Hiçbir çocuk, doğduğu koşulların bedelini kendi çocukluğuyla ödememelidir.

Yazar
Efsane Afşar Sayınqala

efsane afşar sayınqala güney azerbaycan
efsane afşar sayınqala güney azerbaycan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest