DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK İSMAİL GASPIRALI

Kırım Tatarı olan İsmail Gaspıralı Rusya Müslümanlarının önde gelen düşünce adamlarından biridir ve geçtiğimiz yüzyılın Türk düşünce hayatında önemli rol oynamış kişilerin başında gelir. Kendisi ve 35 yıl yayınlamış olduğu Tercüman gazetesi, Rusya Türklerinin çağdaşlaşmasında en önemli basamakları oluşturmuştur.

Yusuf Akçura İsmail Bey’den söz ederken şu cümleleri kullanmıştır:” Geçmiş bütün asırlarda Türk ve İslam Dünyasında İsmail Bey’e denk sadece 20 – 30 kişi biliyorum, bununla birlikte O Türk Dünyasının son birkaç asrında varlığı bu kadar önemli ve gerekli olan biricik şahıstır.”

Samimi bir Türk Milliyetçisi olan Gaspıralı’nın gazetecilik yanında gerçek bir fikir adamı ve öğretmen olduğu bilinir. “Usûl-i Cedîd “olarak anılan eğitim hareketinin mimarıdır. Bu yöntem ile Gaspıralı çocuklara 40 gün içinde okuma öğretmiş ve hayatı boyunca bu metodu ısrarla savunmuştur.

Günümüzde de bu metot üzerinde yapılan çalışmaların sonucuna göre eğitim sistemimize önemli katkılar sağlayacağını düşünen insanların sayısı gittikçe artmaktadır.

Gaspıralı’nın fikirlerini 3 ana başlık altında toplamak mümkündür.

1. Batının yeni ve faydalı fikirlerini öğrenip Müslüman Dünyasında yaymak

2. Maarifi yeni usule göre ıslah eylemek

3. Osmanlı Türkçesini, bütün Türk Dünyasının anlayabileceği müşterek bir edebi dil haline getirmek

İsmail Gaspıralı’nın bütün hayatı boyunca yılmadan savaştığı ana gayesi, bazı ilim adamları tarafından bir ütopya olarak da değerlendirilen ve “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” cümlesinde ifadesini bulan, dünya üzerindeki bütün Türklerin tek vücut haline gelmesidir.

O, dünya üzerindeki Türklere ayrı birer milletmiş gibi (Azeri, Başkurt, Kazak, Karakalpak, Kırgız…vs.) adlar verilmesinin Türk Milletini bölüp parçalama oyununun ilk perdesi olduğunu; oyunun ikinci perdesinde de Türk Milletinin yok edilmesinin sahneleneceğini daha genç yaşlardayken fark etmiş, bu oyuna nasıl karşı durulacağı hususunda fikir yürütmeye başlamıştır.

Gaspıralı’nın ortak edebi dille ilgili gayretleri çok geniş bir sahada karşılık bulmuştur.

Ancak her zamanki iç ve dış düşmanlar bu birliği bozmak için ellerinden geleni yapmışlardır.

İsmail Gaspıralı ise azim ve gayretiyle bu oyunun tezgahçılarını, ilmin ve aklın yardımıyla bertaraf etmeye çalışmıştır.

İsmail Gaspıralı 1851’de Kırım’ın Bahçesaray şehri yakınlarındaki Avcıköy’de doğdu.

Gaspıra babasının doğduğu yerin adıdır.

12 yaşına kadar Müslüman Mekteplerinde okuduktan sonra farklı şehirlerde Rus okullarına devam etti. Ancak bunları kendine hiç yakın bulmadı. Okulda bulabildiği Müslüman Türk çocuklarla arkadaşlık etti. Rus okullardaki aşırı Slav milliyetçiliği onların içinde Türk milliyetçiliği fikrinin uyanmasına sebep oldu. Öyle ki 1867’de henüz 6. sınıfta iken Osmanlı ordusuna katılıp, Girit isyanında Rumlara karşı savaşmak niyetiyle bir arkadaşıyla okuldan kaçtılar. Ancak yakalanıp bunun sonucunda okullarından ayrıldılar.

1868’de Bahçesaray’da Rusça öğretmenliği yaptı. Rusça edebi ve felsefi kitapları okudu.

1872’de Kırım’dan ayrılarak Paris’e gitti. Orada kaldığı 2 yıl boyunca meşhur Rus edebiyatçısı

İvan Turgenyev’in yardımcısı ve tercümanı olarak çalıştı.

1874’te hep istediği Osmanlı zabiti olma hayaliyle İstanbul’a geldi. Pek çok fikir insanı ile tanıştı. Ama onu en çok etkileyen Jön Türkler oldu.

Bir yıl kaldığı İstanbul’dan zabit olma düşüncesini gerçekleştiremeden Kırım’a döndü.

1878 yılında Bahçesaray Belediyesine Başkan Yardımcısı seçilen İsmail Bey, bir yıl sonra da başkanlığa getirildi. Beş yıl boyunca bu görevini sürdürdü.

Gaspıralı tecrübelerinden faydalanarak, milletini uyandırıp harekete geçirebilmek için

Türkçe bir yayın organı çıkarmak istedi. Uzun uğraşların sonunda 1883 yılında gazetenin tüm muhteviyatının Rusçaya çevrilmesi şartı ile Türkçe gazete çıkarma iznini aldı.

Gaspıralı bu süreçte yazılarında o denli zekice bir üslup kullanmıştır ki bu tutumu yazılarının yasaklanmasının önüne geçmiştir.

Bütün bu faaliyetler sırasında sağlığı iyice bozulan İsmail Bey, 1914’te Bahçesaray’da 63 yaşında vefat etmiştir.

Gaspıralı’nın öğrencisi Fatih Kerimî, üstadını Türk – Tatar Milletinin yol göstericisi, parlak yıldızı, alicenap hadimi ve hayırhahı olarak niteler. O’nun devrinde Rusya Müslümanları yeniden dünyaya geldi, dil ve edebiyat sahibi oldu diye yazar. Ayrıca, “Büyük bir nehri ikinci bir yöne çevirmek ne kadar çetinse, gaflet ve taassup denizine batmış bir milletin fikrini başka tarafa çevirmek ondan çok daha müşkül bir iştir. Merhum İsmail Bey işte bunu başarmıştır. Hiç şüphesiz O büyük bir adamdır” şeklinde not düşer.

İsmail Gaspıralı, adından çok söz edilmesine rağmen, eserleri, birçok faaliyeti ve hatta düşünceleriyle gereğince tanınmayan, saklı kalmış, ihmal edilmiş bir şahsiyettir. Roman ve hikayeleri, fikri eserleri ve sayısız makaleleri vardır.

İsmail Gaspıralı ile ilgili yayınları okuduğumda ve bir resmini gördüğümde gözümün önüne başka birisi geldi. Rahmetli hocamız, Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi eski Dekanlarından, kendisi de bir Kırım Tatarı olan

Prof. Dr. İhsan Özkaynak.

İsmail Bey gibi samimi milliyetçi olan İhsan Hoca, nazik yapısı, her şeyi kırmadan dökmeden amaca uygun söyleyebilmesi, aktivistliği, eğitime ve kültür sanata ilgisi, bunca zor meselenin içinden kazasız belasız çıkabilme mahareti vs. gibi özellikleriyle de onu çok andırmaktadır.

Ahrette insan sevdikleriyle birlikte olacakmış. Sürekli kahramanlık şiirleri yazan hocamın, İsmail Gaspıralı’yı sevmemesi düşünülemez. Gaspıralı o kadar kendisini temsil eden bir örnek ki, orada birlikte olmaları kuvvetle muhtemel olsa gerek.

İsmail Bey’e boşuna “Milletin Babası” dememişler.

Nezaketiyle gönüllerimizde yer eden Prof. Dr. İhsan Özkaynak hocamız da onun öz evlatlarından birisidir.

Dekanlığı süresince sıkıntılı günlerimde bana çok destek olan kıymetli hocama emekliliğinden yıllar sonra Fakülteye ziyaretinde yanına gitmiş ve kendisine her şey için teşekkür etmiştim.

O ise bana “Sen hepsine layıktın Meryem” dedi.

Bu yazımızda da Prof. Dr. İhsan Özkaynak için bir yazı yazmamız artık elzem oldu.

İsmail Bey Gaspıralı ile hocamızın diğer özellikleri yanında şefkat ve merhametlerinin varlığı da

genetik kodlarının ne kadar yakın olduğunun göstergesidir.

RUHLARI ŞAD OLSUN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest