ÇANAKKALE: GÖK BAYRAKTAN AL BAYRAĞA BİR İMAN KÖPRÜSÜ
Kırımınsesi Gazetesi
AK TOPRAKLARIN KOYALINDA YATAN ŞANLI ARSLANLAR: ÇANAKKALE’NİN KIRIM TATARI ŞEHİTLERİ VE BİLİNMEYEN DESTANI

Yüzyıllar önce Kırım ve Karadeniz’in kuzeyinden kopup gelen, Çarlık Rusya’sının esaretine boyun eğmeyerek Anadolu’yu kendilerine “Ak Topraklar” seçen Kırım Tatarları, tarihin en karanlık ve en şanlı günlerinden biri olan Çanakkale Savaşı’nda, din ve soy kardeşlerinin imdadına koşarak insanlık tarihinin en asil dayanışma destanını yazdılar. Hiçbir yasal zorunlulukları olmadığı halde, sadece kalplerindeki sarsılmaz iman ve kardeşlik bağıyla cepheye koşan Kırım Tatar gençleri, aydınları ve göçmen evlatları, Çanakkale Boğazı’nı düşmana dar ederek canlarını bu kutsal topraklara feda ettiler. İşte Kırım’ın Sesi olarak, tarihin tozlu yaprakları arasından çekip çıkardığımız, gözyaşı, iman ve kahramanlıkla örülü Kırım Tatarı Çanakkale Şehitlerinin bilinmeyen hikayesi…
1. “Kardeş Kurşunu Sıkmam!”: Kırım’dan Karadeniz Ablukasına Meydan Okuyan Gönüllüler
I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Kırım topraklarını işgal altında tutan Rus Çarlığı, kendi tebaası olarak gördüğü Kırım Tatar gençlerini zorunlu askerlik kanunlarıyla kendi ordusuna katmak istedi. Ancak Kırım’ın yiğit evlatları, Rus üniforması giymeyi ve Kafkasya’da, Osmanlı cephesinde kendi din ve soy kardeşlerine silah doğrultmayı kesin bir dille reddettiler.
Kırım genelinde gizli bir direniş ve seferberlik dalgası başladı. Gençler, “Kardeş kurşunu sıkmam, din kardeşime karşı savaşmam!” diyerek gecenin karanlığında Rus askeri inzibatlarından kaçtılar. Gözleve, Kefe, Bahçesaray ve Akmescit’ten yola çıkan yüzlerce Kırım Tatarı genç; Karadeniz’deki azgın dalgalara, Rus savaş gemilerinin ablukasına ve liman kontrollerine meydan okudu.
Kimi kömür gemilerinin ambarlarında günlerce aç susuz saklanarak, kimi küçük balıkçı tekneleriyle dalgaları aşarak önce Romanya’nın Köstence limanına, oradan da İstanbul’a ulaştı. İstanbul’a ayak basan her Kırım Tatarı gencinin ilk durağı Harbiye Nezareti (Savaş Bakanlığı) oldu. Tek bir talepleri vardı: Kendilerine bir Osmanlı üniforması verilmesi ve en ön safta Çanakkale’ye gönderilmek!
2. Kalemlerini Bırakıp Silaha Sarılanlar: İstanbul’daki Kırım Tatar Talebeleri
Çanakkale Cephesi açıldığında, sadece Kırım’dan kaçıp gelenler değil, savaş öncesinde eğitim almak amacıyla İstanbul’da bulunan Kırım Tatar gençleri de büyük bir uyanış içerisindeydi. İstanbul’daki tıp, hukuk, ilahiyat ve askeri okullarda okuyan yüzlerce Kırım Tatarı öğrenci, vatanın tehlikede olduğunu görünce ders kitaplarını ve kalemlerini bir kenara bıraktı.
Aralarında Kırım Türklerinin milli şairi Numan Çelebicihan ve büyük devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer gibi efsanevi isimlerin de bulunduğu Kırım Tatar Talebe Cemiyeti üyeleri, hızla örgütlenerek **“Gönüllü Kırım Bölükleri”**ni kurdular. Eğitimli, donanımlı ve idealist olan bu gençler, aldıkları kısa süreli askeri eğitimin ardından yedek subay, sıhhiyeci ve hücum taburlarında görev alarak Çanakkale’nin Seddülbahir, Arıburnu ve Kanlısırt cephelerine sevk edildiler.
Özellikle Askeri Tıbbiye’de okuyan Kırım Tatarı gençlerin neredeyse tamamı, Çanakkale’nin o cehennemvari siperlerinde yaralı askerleri hayatta tutmaya çalışırken ya da bizzat göğüs göğse çarpışırken şehadet şerbetini içtiler. Onlar, Kırım’ın gelecekteki aydın nesli olacakken, canlarını Anadolu’nun kurtuluşu için feda etmeyi seçtiler.
3. Esir Kamplarından Çanakkale Siperlerine Uzanan Mucize
Hikayenin en sarsıcı kesitlerinden biri de Rus ordusuna zorla alınarak Kafkas Cephesi’ne gönderilen ve burada Osmanlı ordusuna esir düşen Kırım Tatarlarının yaşadıklarıdır. Osmanlı askerleri, esir aldıkları bu gençlerin Türkçe konuştuğunu, namaz kıldığını ve Kırım Tatarı olduğunu fark edince onlara asla birer “düşman esiri” muamelesi yapmadı; aksine bağırlarına bastı.
Nuri Paşa ve Enver Paşa’nın özel girişimleriyle, esir kamplarındaki bu Kırım Tatar askerlerine durum anlatıldı. Kırımlı yiğitlerin cevabı netti: “Biz Rus için değil, dinimiz ve milletimiz için savaşırız. Bize silah verin, cepheye gönderin.”
Bu askerlerden kurulan özel gönüllü birlikler, esir kamplarından çıkarılarak doğrudan Çanakkale Cephesi’ne gönderildi. Kafkasya’da Rus üniformasıyla esir düşen Kırım’ın evlatları, Çanakkale’de Osmanlı üniformasıyla Rusya’nın müttefikleri olan İngiliz ve Fransız ordularına karşı aslanlar gibi çarpıştılar. Üstelik Rusça, Ukraynaca ve bölge dillerini çok iyi bildikleri için, İtilaf devletlerinin safında savaşan sömürge askerlerinin planlarını deşifre ederek Osmanlı istihbaratına paha biçilemez katkılar sağladılar.
4. Ak Topraklardaki Kırım Köylerinin Hüzünlü Hikayesi ve Helal Edilen Sütler
1783 yılında Kırım Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra Anadolu’ya, özellikle Eskişehir (Mahmudiye, Çifteler), Ankara, Konya ve Adana civarına büyük Kırım Tatar göçleri yaşanmıştı. Çanakkale Savaşı başladığında, bu göçmen köylerindeki genç nüfus arkasına bile bakmadan cepheye koştu.
Kırım’da Rus zulmünü, sürgünü ve yurt kaybetmenin acısını bizzat yaşamış olan sülale büyükleri ve anneler, Osmanlı’nın da elden gitmesi durumunda dünyada Müslüman Türk’e dirlik kalmayacağını çok iyi biliyorlardı. Eskişehir’in, Konya’nın Kırım Tatar köylerinde dilden dile aktarılan ve yürekleri dağlayan anılara göre, askere uğurlanan evlatların arkasından anneleri şu tembihte bulunuyordu:
“Balay (yavrum), biz Kırım’ı kaybettik, burası bizim son sığınağımız, Ak toprağımızdır. Eğer bu topraklar da giderse Tatara dünyada dirlik yoktur. Din için, namus için Ak toprakları koru. Cepheden kaçarsan ya da arkana bakarsan ak sütüm sana helal olmasın!”
Bu köylerden Çanakkale’ye giden fidanların neredeyse tamamı geri dönmedi. Çanakkale Cephesi’nden evlerine, köylerine yazılan mektuplarda ise iman ve adanmışlık okunuyordu. Kırım muhaciri bir ailenin evladı olan Şehit İhtiyat Zabit Vekili İbrahim Ethem’in, şehadetinden kısa süre önce annesine yazdığı şu satırlar, cephedeki Kırım ruhunun en büyük kanıtıdır:
“Valideciğim, dört asker doğurmakla müftehir (gururlu) ey şanlı Türk annesi! … Biz burada yeşillikler içinde, vatanın mukaddes bağrında görevdeyiz. Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dileği senin ismini düşmana tanıtmaktır. Anneciğim, eğer şehit olursam arkamdan ağlama, bilesin ki oğlun dünyanın en güzel yerindedir…”
5. Resmi Kayıtlardaki Gizli Kahramanlar ve Unutulmayan Miras
Milli Savunma Bakanlığı arşivlerinde Çanakkale şehitlerimizin listeleri yer almaktadır. Ancak Kırım Tatarlarının önemli bir kısmı o dönem askere alındıkları Anadolu şehirlerinin (Eskişehir, Konya, Ankara vb.) nüfusuna kayıtlı oldukları için, resmi belgelerde doğrudan “Kırım” olarak görünmemekte, bu da toplam sayının tespitini zorlaştırmaktadır.
Buna rağmen, arşivlerde doğum yeri doğrudan “Kırım”, “Bahçesaray”, “Kefe” veya “Gözleve” olarak geçen yüzlerce kahraman er ve subay bulunmaktadır. Piyade Er Mustafa oğlu Ali ve Arıburnu’nda destan yazan Osman oğlu Mehmet, bu isimlerden sadece birkaçıdır.
Çanakkale’de erkek nüfusunun neredeyse tamamını şehit veren bu Kırım Tatar köyleri, savaştan birkaç yıl sonra Kurtuluş Savaşı döneminde Yunan işgaline uğradığında ikinci bir trajedi yaşamıştır. Köylerinde kendilerini savunacak genç erkek bulamayan yaşlılar ve kadınlar, Çanakkale’de şehit düşen evlatlarının acısı yüreklerindeyken, işgalcilere karşı ellerinde kalan son güçle direnmişlerdir.
Ruhları Şad, Mekanları Cennet Olsun!
Kırım Tatarları, Çanakkale’de sadece bir cephe savaşı vermediler; onlar, Türk dünyasının bölünmez bir bütün olduğunu, coğrafyalar araya sınır çizse de kalplerin ve kaderlerin tek olduğunu kanlarıyla tarihe kazıdılar. Kendi öz vatanları işgal altındayken, Ak Topraklar dedikleri Anadolu’nun imdadına koşan, Çanakkale siperlerinde isimsiz birer kahraman olarak toprağa düşen ve bugün koyun koyuna yatan tüm Kırım Tatarı şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.
Çanakkale Yırları: Kırım Tatar Muhacir Köylerinde Cepheye Gidenlerin Ardından Yakılan Yırlar ve Ağıtlar
Çanakkale denildiğinde çoğu zaman akla siperler, savaş gemileri, şehitlikler ve cephede verilen büyük mücadele gelir. Fakat Çanakkale’nin bir başka tarihi daha vardır.
Bu tarih, evlerin önünde bekleyen anaların, cepheye giden oğulların, dönmeyen askerlerin ve onların ardından söylenen yırların tarihidir.
Kırım Tatar halkının savaş hafızasında da yırların çok özel bir yeri vardır. Kırım’da Birinci Dünya Savaşı’nın daha ilk günlerinden itibaren seferberlik, askerlik, cephe, esaret, ölüm ve hasret halk yırlarına girmiştir.
Niyar Kurtbilal’ın akademik araştırması, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili Kırım Tatar yırlarının daha savaş devam ederken ortaya çıktığını ve Aleksandr Samoyloviç, Ignác Kúnos, Robert Lach ve Herbert Janski gibi araştırmacılar tarafından derlendiğini ortaya koymaktadır. Bu yırlar, savaşın Kırım Tatar toplumunda meydana getirdiği acıyı halkın kendi diliyle kayda geçirmiştir.
Anadolu’ya göç eden Kırım Tatarları ise bu hafızayı yeni yerleşimlerine taşıdı.
Ve Çanakkale, bu hafızanın Anadolu’daki en acı duraklarından biri oldu.

Bir yırın içinde savaşın bütün acısı
Kırım Tatar yırlarında savaş çoğu zaman bir tarih kitabındaki gibi anlatılmaz.
Savaş, annenin gözünden anlatılır.
Bir oğlun evden çıkmasıdır savaş.
Bir annenin kapıya bakmasıdır.
Bir babanın sessizce oğlunu uğurlamasıdır.
Bir daha dönmeyen askerin adının yıllarca evde anılmasıdır.
Bu yüzden Kırım Tatar savaş yırlarında en sık karşılaşılan kelimelerden bazıları ana, bala, asker, vatan, yol, ölüm, esir ve hasret olmuştur.
1. “Ramazanda Emir Çıqqan”
Bu yır, savaşın başlamasıyla birlikte Kırım’da yaşanan seferberliği anlatan en çarpıcı eserlerden biridir.
Yırın ilk dizelerinde savaş emrinin çıkmasıyla çocukların ağlaması ve anaların evlatlarını bağrına basması anlatılır:
Ramazanda emir çıqqan,
Padişalar asker yığğan,
Ep balalar ağlaşqan,
Anaları bağrına basqan…
Yırın devamında babaların evlatlarını öpüp kucaklaması, gözyaşlarının dökülmesi ve taburların cepheye sürülmesi anlatılır.
Bu yır, Çanakkale’yi doğrudan anlatmaz. Ancak Çanakkale’ye giden Anadolu Kırım Tatar gençlerinin ailelerinde yaşanan duyguyu anlamak açısından son derece önemlidir.
Çünkü savaşın ilk görüntüsü cephede değil, evin kapısında başlamıştır.
2. “Zapaslar Saylandı, Sabiler Ağladı”
Belki de Çanakkale’deki Kırım Tatar muhacir köylerinin acısını anlatmak için en güçlü Kırım Tatar savaş yırlarından biri budur.
Yırın adı bile her şeyi anlatmaktadır:
“İhtiyat askerleri seçildi, çocuklar ağladı.”
Yırda şöyle denilir:
Zapaslar saylandı,
Sabiler ağladı,
Vatandan ayrılıp,
Germana yollandı.
Ardından annelerin oğullarının arkasından ağlaması gelir.
Sonra askerlerin geride kalanlara seslenişi duyulur:
Cenkke giden askeriz,
Cenk işini biliriz,
Ağlamañız, qardaşlar!
İnşallah, sağ geliriz!
Bu dört mısrada savaşın iki yüzü vardır.
Bir tarafta ağlayan aile.
Diğer tarafta “sağ geliriz” diyerek umut vermeye çalışan asker.
Fakat savaşın gerçeği çoğu zaman bu umudu boşa çıkaracaktır. Yırın Bahçesaray’daki Kırım Süvari Alayı’nın sefere çıkması vesilesiyle söylendiği belirtilmektedir.
3. “Razvet Ketip Kelmedim”
Bu yırda savaşın aile üzerindeki psikolojik etkisi daha ağır bir biçimde hissedilir.
Yırdan kısa bir bölüm şöyledir:
Anem bu ne alâmet,
Baña qopqan qiyamet,
Yolımız vaynağa tüşken,
Emgen sütim elal et…
Burada savaş artık yalnızca dışarıdaki bir olay değildir.
“Bana kıyamet koptu” duygusuna dönüşmüştür.
Annenin sütü, evlatlık hakkı ve helalleşme düşüncesi yırın içine girer.
Çanakkale’ye giden bir gencin arkasında bıraktığı ailesini düşündüğümüzde bu duygu daha da anlamlı hale gelir.
4. “Kitey İdim Kazarmağa”
Askerin kışlaya gönderilmesiyle başlayan ayrılık, bu yırda annenin ve babanın gözyaşına dönüşür.
Yırdan aktarılan bölüm:
Anem de beni aldağanlar,
Saldat alğanlar,
Ğarip anem, ğarib babam,
Ağlap qalğanlar…
Burada çok sade fakat çok ağır bir tablo vardır:
Anne ağlıyor.
Baba ağlıyor.
Oğul askere gidiyor.
Çanakkale’de şehit olan binlerce Anadolu gencinin ardından da aynı manzaranın yaşandığını düşünmek zor değildir. Fakat bu özel yırın Çanakkale’de söylendiğini değil, Kırım Tatarlarının Birinci Dünya Savaşı askerlik tecrübesini yansıttığını belirtmek gerekir.
5. “Yanarsıñ, Anem, Yanarsıñ”
Bu yır doğrudan anneye yönelir.
Yırdaki şu bölüm son derece dikkat çekicidir:
Aqşam bolsa, kün qavışıy,
Qarasu başına,
Tatar ulı iç yaraşmay
Urus aldına…
Başlığın kendisi bile bir ağıt havasındadır:
“Yanarsın, annem, yanarsın.”
Kırım Tatar savaş yırlarında anne figürünün neden bu kadar güçlü olduğunu burada görmek mümkündür.
Çünkü asker cepheye gider.
Fakat savaşın ağırlığı çoğu zaman evde kalan annenin üzerine çöker.
6. “Ben Kiteyim Vaynağa”
Her savaş yırı ağıt değildir.
Bazı yırlarda asker hâlâ geri dönme umudunu taşır.
“Ben Kiteyim Vaynağa”da asker savaşa gideceğini söylerken geleceğe dair umut da taşır:
Ben kiteyim vaynağa,
Baqça qalacaq.
Ben vaynadan kelgen soñ,
Toyım olacaq…
Yani:
Savaşa gideceğim; döndüğüm zaman düğünüm olacak.
Bu, Çanakkale’ye giden gençlerin psikolojisini anlamamız bakımından da önemlidir.
Çünkü cepheye giden her genç, ölüm için gitmedi.
Çoğu geri dönmeyi, evine, ailesine, sevdiğine kavuşmayı düşünerek gitti.
7. “Plenler Türküsü”
Savaş yalnızca ölüm getirmedi.
Esaret de getirdi.
“Plenler Türküsü”, Kırım Tatarlarının savaş yıllarında yaşadığı esaret ve sürgün tecrübesini anlatır.
Yırda:
Qırımıñ çevresi demir,
Ne işlemiştik – etti emir.
Bizim şehirde pek güç ömür.
İmdad eyle bize, Mevlâm!
denilir.
Ardından insanlar kışladan alınır, götürülür ve geride kalanlar ağlar.
Bu yır özellikle önemlidir. Çünkü araştırmada, türkünün söz konusu ettiği kişilerin Osmanlı Devleti’ne göç etmiş, Osmanlı vatandaşlığı almış ve daha sonra Kırım’a dönmüş Kırım Tatarları olduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla Kırım Tatar savaş yırlarının içinde vatan, vatandaşlık, savaş ve zorunlu göç birbirine bağlanmaktadır.
8. “Aqmescitten Çıqtım”
Bu yır artık bizi doğrudan cephe coğrafyasına götürür.
Aqmescitten çıqtım,
Kiyevağa keldim,
Kiyevada turmayıp,
Vaynağa keldim…
Ardından Karpat dağlarında savaşın görüntüsü gelir:
Şu Qarpat tauları
Yanıp söniyir,
Kimi yaralanıp,
Kimi öliyir…
Burada savaşın gerçek yüzü bütün çıplaklığıyla görülür:
Kimi yaralanıyor, kimi ölüyor.
Bu yır Çanakkale’yi anlatmaz. Fakat Çanakkale’de yaşanan aynı insanlık hâlini —yaralanma, ölüm, ayrılık ve korkuyu— başka bir cephede Kırım Tatar askerinin ağzından anlatır.
9. “Şo Lvovnıñ Binaları”
Bu yır savaşın kanlı görüntülerini anlatır.
Kısa bir bölümde:
Galitsyaniñ savaşında
Bel boğazdan qan aqa.
denilmektedir.
Savaş artık romantik bir macera değildir.
Kan vardır.
Yaralı vardır.
Ölüm vardır.
Çanakkale yırlarını düşündüğümüzde de aynı gerçek karşımıza çıkar. Halkın söylediği ağıtlar, savaşın resmî anlatımlarında bazen görülmeyen bu insanî tarafı korur.
10. “Avstriya Çöllerinde”
Bu yır, Kırım Tatar savaş repertuvarının en ağır ağıtlarından biridir.
Avstriya çöllerinde çoq köz yumuldı,
Nice tenler kefinsiz, tabutsız kömüldi.
Ardından:
Avstriya çöllerinde çoq can qıyıldı…
denilir.
Ve yır, uçsuz bucaksız mezar görüntüsüyle devam eder.
Bu dizelerde savaşın sonunda geriye kalan şey gösterilir:
Mezarlar.
Çanakkale’de de cephelerin gerisinde kalan en büyük miraslardan biri binlerce şehidin mezarıdır. Ancak bu yırın Avusturya cephesine ait olduğunu ve Çanakkale yırı olarak gösterilmemesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.
11. “Meşrebemi Toldurdum”
Bu yırın en acı görüntülerinden biri yaralı askerlerdir.
Meşrebemi toldurdum, qan tolu keldi,
Vagon-vagon novobransa yaralı keldi…
Ardından kurşunların buğday yerine tarlaya saçılması gibi çok güçlü bir savaş benzetmesi gelir:
Boğday degil, ah anaçığım, qurşun sepeler…
Ve nihayet:
Başlığım degil, ah anaçığım, yaşlığım qaldı…
Savaşın sonucunda gençliğin geride kaldığını anlatan bu sözler, Kırım Tatar savaş yırlarının neden yalnızca “türkü” değil, aynı zamanda sözlü tarih belgesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
12. “Başımızda Yeşil Şapkı”
Bu yır bizi esir kamplarına götürür.
Başımızda yeşil şapkı,
Al quşağım bağladım,
İstirgumnıñ barakaların,
Dört aylanıp ağladım.
Yırın arkasında savaş esirlerinin bulunduğu kampların acısı vardır.
Araştırmaya göre Kırım’dan gelen esirlerin bir kısmı Avusturya-Macaristan topraklarındaki kamplarda tutulmuştur. Bu kamplarda Kırım Tatar askerlerinin söylediği yırlar da derlenmiştir.
13. “Şu Qarpatnıñ Taularında”
Bu eser de savaş ve esaret hafızasının bir parçasıdır.
Karpat dağları, Kırım Tatar askerlerinin savaş coğrafyasının simgelerinden biri hâline gelmiştir.
Buradaki dağlar yalnızca coğrafi bir mekân değildir.
Evden uzaklığın sembolüdür.
Kırım’daki ev ile cephe arasındaki mesafenin sembolüdür.
Bu nedenle Kırım Tatar savaş yırlarında dağ, yol ve gurbet imgeleri sık sık karşımıza çıkar.
14. “Bilmem Ölü, Bilmem Plen”
Belki de bütün bu yırların içinde Çanakkale ağıtlarına en çok yaklaşan duygu, bu eserde görülmektedir.
Çünkü burada artık asker cepheden haber göndermemektedir.
Anne bilmiyor:
Oğlu öldü mü?
Esir mi?
Yoksa hâlâ hayatta mı?
Yırın temel cümlesi:
Bilmem ölü, bilmem plen, bilmem sağ…
şeklindedir.
Devamında anne oğlunun dönmesini bekler:
Yolları uzaqtır, nasıl barayım,
Kelgen yoqtır, acep kimden sorayım.
İşte bu, savaşın en ağır hâlidir.
Ölüm haberi bile bazen bekleyişten daha kesin değildir.
Anne, oğlunun mezarının nerede olduğunu bile bilmez.
Çanakkale’de Kırım Tatarların sesi
Şimdi bu yırları Çanakkale’ye bağlayan en önemli noktaya geliyoruz.
Anadolu’ya yerleşmiş Kırım Tatarları da Çanakkale Savaşı’nda büyük kayıplar verdi.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Kırıkkale’nin Polatyurdu Köyü’dür.
Köyün tarihine ilişkin kayıtlarda, Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’ye giden 33 köylüden 29’unun şehit olduğu, 4 kişinin ise gazi olarak geri döndüğü belirtilmektedir. Köyün Kırım Tatar kimliği ve bu savaş kaybı bugün de köy hafızasında yaşamaktadır.
Bir başka önemli örnek ise Konya Yağlıbayat köyüdür.
Yağlıbayatlı Kırım Tatarlar arasında yapılan tarih araştırmasında, Hacı Ayvaz Mehmet oğlu’nun 16 Nisan 1915’te Seddülbahir Cephesi’nde şehit olduğu tespit edilmiştir.
Demek ki Kırım Tatar muhacirlerinin Çanakkale ile bağlantısı yalnızca kültürel değildir.
Köylerden gençler Çanakkale’ye gitmiş, bazıları geri dönmemiştir.
“Çanakkale İçinde” Kırım Tatar kültür çevresinde
Çanakkale hafızasının Kırım Tatar kültür çevresinde yaşamaya devam ettiğinin bir başka göstergesi de “Çanakkale İçinde” türküsüdür.
Sakarya’da gerçekleştirilen Kırım Tatar edebiyatı ve müziği etkinliğinde Kırım Tatar sanatçı Afize Kasarova, “Çanakkale İçinde” türküsünü seslendirmiş ve türkü hep birlikte söylenmiştir.
Bu kayıt önemlidir.
Fakat burada da tarihî doğruluğu korumak gerekir:
“Çanakkale İçinde” türküsünün Kırım Tatarlar arasında söylenmiş olması, türkünün Kırım Tatar kökenli olduğunu kanıtlamaz.
Türkü Anadolu’da farklı topluluklar tarafından benimsenmiş ve söylenmiş olabilir.
Kırım Tatarların bu türküyü kendi kültürel ortamlarında yaşatmış olması ise ayrıca önemli bir kültürel hafıza göstergesidir.
Peki Kırım Tatar muhacir köylerinde özel Çanakkale yırları var mıydı?
İşte araştırmanın en önemli ve henüz tam cevaplanmamış sorusu budur.
Bugün elimizde Kırım Tatarlarının Birinci Dünya Savaşı üzerine çok sayıda yırı bulunmaktadır.
Fakat bunların tamamını “Çanakkale yırı” olarak adlandırmak doğru değildir.
Çünkü Kırım Tatar askerlerinin büyük bölümü Rusya İmparatorluğu ordusunda, özellikle Kırım Süvari Alayı içinde, Batı Cephesi’nde Avusturya-Macaristan’a karşı savaşmıştır. Bu nedenle elimizdeki birçok yır Karpatlar, Galiçya, Avusturya ve esaret kamplarını anlatmaktadır.
Buna karşılık Anadolu’daki Kırım Tatar muhacirlerinden Çanakkale’ye gidenler olmuştur.
Polatyurdu’nun 33 asker ve 29 şehitlik ağır kaybı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Yağlıbayatlı Hacı Ayvaz Mehmet oğlu’nun Seddülbahir’de şehit olması da bu bağın kişisel ve ailevi boyutunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle “Kırım Tatar muhacir köylerinde Çanakkale yırları kesinlikle vardı” demek yerine, daha doğru ve araştırmaya açık bir ifade kullanmak gerekir:
Kırım Tatar muhacir köylerinde Çanakkale’nin güçlü bir şehitlik ve savaş hafızası oluşmuş, bu hafızanın yır ve ağıtlarla yaşatılmış olması kuvvetle muhtemeldir; ancak bu köylerde söylenmiş özgün Çanakkale yırlarının tamamı henüz derlenip belgelenmiş değildir.
Bir annenin yırı, bir köyün hafızası
Kırım Tatar savaş yırlarının tamamında aynı acı farklı şekillerde karşımıza çıkar.
“Ramazanda Emir Çıqqan”da ana oğluna sarılır.
“Zapaslar Saylandı, Sabiler Ağladı”da çocuklar ağlar.
“Kitey İdim Kazarmağa”da anne ve baba geride kalır.
“Ben Kiteyim Vaynağa”da asker geri dönme umudunu taşır.
“Plenler Türküsü”nde insanlar esir edilir.
“Aqmescitten Çıqtım”da cepheye ulaşılır.
“Avstriya Çöllerinde”nde mezarlar çoğalır.
“Meşrebemi Toldurdum”da yaralı askerler vagonlarla geri gelir.
“Bilmem Ölü, Bilmem Plen”de ise anne artık oğlunun yaşayıp yaşamadığını bilemez.
Bu yırlar bir araya getirildiğinde, Birinci Dünya Savaşı’nın Kırım Tatar toplumunda bıraktığı büyük yara ortaya çıkar.
Çanakkale’nin unutulan sesi
Çanakkale’nin resmi tarihini belgeler anlatır.
Fakat halkın tarihini bazen yırlar anlatır.
Bir devlet arşivi bir askerin adını kaydedebilir.
Bir mezar taşı onun şehit olduğunu gösterebilir.
Fakat bir ağıt, o askerin ardından annesinin ne hissettiğini anlatabilir.
İşte bu nedenle Kırım Tatar savaş yırları çok değerlidir.
Çünkü bunlar yalnızca müzik değildir.
Bunlar halkın hafızasıdır.
Kırım’da söylenen savaş yırları ile Anadolu’daki Kırım Tatar muhacir köylerinin Çanakkale hatıraları yan yana getirildiğinde, Kırım’dan Anadolu’ya uzanan büyük bir hafıza köprüsü ortaya çıkmaktadır.
Bir köyün 29 şehidi
Polatyurdu’nun hikâyesi bu açıdan özellikle önemlidir.
Bir köy düşünün.
Cepheye 33 kişi gidiyor.
29’u geri dönmüyor.
Köyde kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar yıllarca bu isimleri taşıyor.
Dört kişi geri dönüyor.
Onlar da savaşın hatırasını köye getiriyor.
Bu, yalnızca askerî bir istatistik değildir.
Bir köyün gençliğinin kaybolmasıdır.
Ve böyle bir köyde ağıt yakılmaması, yır söylenmemesi düşünülemez.
Ancak bugün elimizde Polatyurdu’nda 1915 yılında söylenmiş belirli bir Çanakkale yırının yazılı veya akademik derleme kaydı bulunmadığı için, böyle bir yırı varmış gibi uydurmak doğru değildir.
Tam tersine, bu durum bize yeni bir araştırmanın kapısını açmaktadır.
Belki de hâlâ bir evde eski bir yır saklıdır
Belki bir Kırım Tatar ailesinin eski defterindedir.
Belki bir ninenin hafızasındadır.
Belki köyde yıllarca düğünlerde veya toplantılarda söylenmiştir.
Belki sözleri unutulmuş, yalnızca ezgisi kalmıştır.
Belki de “Çanakkale” adı hiç geçmeden, “bizim oğlan”, “asker”, “cephe”, “Seddülbahir”, “gelmeyen”, “şehit” gibi kelimelerle anlatılmıştır.
İşte Kırım Tatar muhacir köylerinde yapılacak sözlü tarih çalışmasının önemi burada ortaya çıkmaktadır.
Özellikle Polatyurdu, Yağlıbayat ve diğer eski Kırım Tatar yerleşimlerinde yaşlı kuşaktan kalan yırların, ağıtların, asker türkülerinin ve aile anlatılarının kayıt altına alınması gerekir.
Çünkü sözlü kültürde kaybolan bir mısra, bir daha geri gelmeyebilir.
Son söz: Çanakkale’yi bir de yırlardan dinlemek
Çanakkale’yi yalnızca savaş haritalarından okumayalım.
Bir de anaların yırlarından dinleyelim.
Bir askerin:
“Sağ geliriz…”
diyerek evden çıkışını düşünelim.
Sonra aylarca haber gelmeyen evleri düşünelim.
Bir annenin:
“Bilmem ölü, bilmem plen, bilmem sağ…”
diye bekleyişini düşünelim.
Kırım’da söylenen bu yırlar, Anadolu’daki Kırım Tatar muhacirlerinin yaşadığı Çanakkale acısını doğrudan belgelemese bile, aynı dönemin Kırım Tatar insanının savaş karşısındaki duygu dünyasını bütün açıklığıyla göstermektedir.
Polatyurdu’nun 29 şehidi…
Yağlıbayatlı Hacı Ayvaz Mehmet oğlu…
Çanakkale türküsünü bugün hâlâ söyleyen Kırım Tatar sanatçıları…
Ve Kırım’ın Birinci Dünya Savaşı yırları…
Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya yalnızca bir savaş hikâyesi çıkmaz.
Bir halkın hafızası çıkar.
Ve o hafızanın içinde bir anne vardır.
Bir asker vardır.
Bir köy vardır.
Bir mezar vardır.
Bir de yıllar geçse bile unutulmayan bir yır…
Çanakkale’nin sesi, bazen top seslerinden değil;
bir annenin titreyen sesinden gelir.

- Niyar Kurtbilal, “Birinci Dünya Savaşı Dönemi Kırım Tatar Türküleri”, Folklor Akademi Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2020. Çalışma; Kırım Tatar savaş yırlarını Aleksandr Samoyloviç, Ignác Kúnos, Robert Lach ve Herbert Janski gibi araştırmacıların derlemeleri üzerinden inceler.
- Z. Kakuk, Kırım Tatar Şarkıları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1993.
- A. Veliyev ve S. Kakura, Qırımtatar Muacir Türküleri, Simferopol, 2007.
- Yağlıbayat araştırması: Hacı Ayvaz Mehmet oğlu, 16 Nisan 1915, Seddülbahir Cephesi.
- Polatyurdu Köyü tarihî kayıtları: Çanakkale’ye giden 33 kişi, 29 şehit, 4 gazi.
- Kırım Tatar edebiyatı ve müziği etkinliği: Afize Kasarova’nın “Çanakkale İçinde” türküsünü seslendirmesi.
Gök bayrak ile Al bayrağın gölgesinde, Çanakkale’yi geçilmez kılan arslanların ruhu şad olsun!
