Bozkurt’u Bir Partinin Sembolüne Sığdırmayın

Kırımınsesi Gazetesi
Bozkurt’u Bir Partinin Sembolüne Sığdırmayın
Bazı semboller vardır; onları siyaset üretmez. Onlar siyasetten çok daha önce vardır. Bozkurt da böyledir.
Bugün Bozkurt denildiğinde Türkiye’de insanların zihninde farklı çağrışımlar oluşuyor. Kimi için Türk tarihinin kadim bir motifi, kimi için özgürlüğün ve bağımsızlığın simgesi, kimi için ise modern siyasi hareketlerle özdeşleşmiş bir işaret…
Ancak burada unutulmaması gereken basit bir gerçek var:
Bozkurt’un tarihi, modern siyasetin tarihinden çok daha eskidir.
Dolayısıyla Bozkurt’u yalnızca bugünün siyasi tartışmaları üzerinden değerlendirmek, binlerce yıllık bir kültürel mirası birkaç on yıllık siyasi hafızanın içine hapsetmek olur.
Bozkurt’un izleri bozkırın derinliklerinden geliyor
Kurt motifi, Orta Asya bozkır kültürlerinde çok eski dönemlerden beri görülmektedir. Türklerle ilgili eski kaynaklarda ve Türklerin tarihî-kültürel çevresinde kurt figürüne çeşitli anlamlar yüklenmiştir.
Göktürkler dönemine geldiğimizde ise Bozkurt, Türk tarihinin en bilinen kuruluş anlatılarından birinin merkezinde yer alır.
Çin kaynaklarında Aşina hanedanının kökeniyle ilişkilendirilen anlatıda, büyük bir felaketin ardından hayatta kalan bir çocuğun dişi bir kurt tarafından korunması ve daha sonra bu kurtla ilişkilendirilen soyun çoğalması anlatılır.
Burada Bozkurt sıradan bir hayvan değildir.
O;
koruyandır,
hayatın devamını sağlayandır,
yol gösterendir.
Bu nedenle kurt figürü zaman içerisinde Türk kültüründe soy, güç, mücadele, yeniden doğuş ve yol göstericilik gibi anlamlarla ilişkilendirilmiştir.
Ergenekon’da çıkışın yolu
Bozkurt’un Türk destanlarındaki anlam dünyası bununla da sınırlı değildir.
Ergenekon anlatısında Türklerin kapalı bir vadiden çıkışını sağlayan yolun açılması, yeniden özgürlüğe kavuşmanın sembolik anlatımıdır.
Burada karşımıza çıkan temel düşünce çok açıktır:
Sıkışmışsan çıkış yolu vardır.
Yenilmişsen yeniden ayağa kalkabilirsin.
Özgürlüğünü kaybetmişsen ona yeniden kavuşabilirsin.
Bozkurt figürünün Türk kültüründeki güçlü sembolik karşılığının temelinde de bu düşünceyi görmek mümkündür.
O nedenle Bozkurt’a yalnızca bir hayvan figürü olarak bakmak eksik kalır.
Bozkurt, Türk destan dünyasında yol gösteren bir figürdür.
Oğuz Kağan’da da karşımıza çıkıyor
Oğuz Kağan anlatısında da Bozkurt, hükümdara ve ordusuna yol gösteren bir varlık olarak karşımıza çıkar.
Bu noktada önemli bir kültürel süreklilik görülür:
Aşina anlatısında kurt soyun devamıyla ilişkilendirilir.
Ergenekon’da çıkış ve yeniden doğuşla ilişkilendirilir.
Oğuz Kağan anlatısında yol gösterici olarak karşımıza çıkar.
Farklı dönemlere ve farklı anlatı geleneklerine ait bu unsurların tamamını tek bir tarihsel olay gibi değerlendirmek elbette doğru değildir. Destanlar tarih kitapları değildir.
Ancak destanların başka bir gerçeği vardır:
Bir milletin kendisini nasıl gördüğünü anlatırlar.
İşte Bozkurt’un asıl önemi de burada ortaya çıkar.
Bozkurt’un modern siyasetten önceki tarihi
Bugün Bozkurt belirli siyasi hareketlerle güçlü biçimde özdeşleşmiş olabilir.
Bu, inkâr edilemeyecek bir toplumsal ve siyasi gerçektir.
Ancak şu ayrımı yapmak zorundayız:
Bir siyasi hareketin bir sembolü kullanması başka şeydir; o sembolün tarih boyunca yalnızca o harekete ait olması başka şey.
Bozkurt’un modern siyasi anlamları, onun binlerce yıllık kültürel geçmişini ortadan kaldırmaz.
Nasıl ki tarihî bir motif daha sonra farklı kurumlar tarafından kullanılabiliyorsa, Bozkurt’un da farklı dönemlerde farklı anlam katmanları kazanması doğaldır.
Ancak bu durum, onun tarihsel kökenini değiştirmez.
Bozkurt’un hikâyesi herhangi bir siyasi partinin kuruluşuyla başlamamıştır.
Bozkurt sandıklardan çıkmadı.
Bozkurt seçim meydanlarında doğmadı.
Bozkurt bir siyasi parti tarafından icat edilmedi.
Onun hikâyesi Orta Asya’nın bozkırlarında, Türklerin destanlarında, tarihî kaynaklarında ve kültürel hafızasında çok daha eski zamanlara uzanır.
Peki Bozkurt neyi temsil ediyor?
Bence burada en önemli kelime özgürlük.
Ama özgürlük kavramını yalnızca modern siyasi anlamıyla değil, bozkır insanının hayat anlayışıyla düşünmek gerekir.
Atın üzerinde hareket eden, geniş coğrafyalarda yaşayan, bağımsızlığını ve kendi varlığını korumayı hayati bir mesele olarak gören toplumların kültüründe özgürlük düşüncesinin güçlü bir yer tutması şaşırtıcı değildir.
Bu dünyada kurt da doğal olarak güçlü bir sembole dönüşür.
Çünkü kurt;
boyun eğmeyen,
zorlu şartlarda yaşayan,
kendi yolunu bulan,
gerektiğinde mücadele eden
bir hayvan olarak tasavvur edilmiştir.
Bu nedenle Bozkurt’u yalnızca siyasi bir işaret olarak görmek, onun sembolik dünyasının önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına gelir.
Bir sembolü sahiplenmek başka, tekeline almak başka
Elbette herkes bir sembole farklı anlam yükleyebilir.
Bir siyasi hareket onu kendi dünya görüşünün bir parçası olarak kullanabilir.
Bir sanatçı onu eserinde kullanabilir.
Bir tarihçi onu Türk mitolojisinin bir unsuru olarak inceleyebilir.
Bir vatandaş ise yalnızca Türk tarihinin kadim bir sembolü olarak görebilir.
Bunların hiçbiri diğerinin varlığını ortadan kaldırmaz.
Asıl sorun, “Bu sembol yalnızca benimdir” anlayışının ortaya çıkmasıdır.
Çünkü kültürel mirasın özelliği tam da budur:
Kültür, bir grubun özel mülkü değildir.
Bir milletin tarihinden doğan semboller, o milletin ortak hafızasının parçalarıdır.
Bozkurt’u siyasetin dar koridoruna hapsetmeyelim
Bugün yapılması gereken Bozkurt’u siyasi tartışmaların içine daha fazla çekmek değil, onun tarihsel ve kültürel anlamını doğru biçimde anlatmaktır.
Çünkü genç kuşaklara Bozkurt’u yalnızca bir el işareti olarak anlatırsak, onun arkasındaki binlerce yıllık hikâyeyi kaybederiz.
Onlara Aşina’yı anlatmalıyız.
Göktürkleri anlatmalıyız.
Ergenekon’u ve Oğuz Kağan anlatısını anlatmalıyız.
Destanla tarihin farkını öğretmeliyiz.
Ve en önemlisi, sembollerin nasıl zaman içerisinde farklı anlamlar kazandığını göstermeliyiz.
Böylece Bozkurt bir siyasi tartışmanın nesnesi olmaktan çıkar, tarihimizin ve kültürümüzün konuşulduğu bir sembol hâline gelir.
Sonuç
Bozkurt’un siyasi hayatta kullanılmasına ilişkin farklı görüşler olabilir. Bu, demokratik toplumlarda doğal bir tartışmadır.
Fakat siyasi kullanım ile tarihsel kökeni birbirine karıştırmamak gerekir.
Çünkü Bozkurt’un hikâyesi herhangi bir partiden önce vardır.
Herhangi bir siyasi hareketten önce vardır.
Modern Türkiye’den önce vardır.
Hatta bugün kullandığımız siyasi kavramların büyük bölümünden önce vardır.
Bu yüzden Bozkurt’a bakarken yalnızca bugünü değil, geçmişi de görmek gerekir.
Bozkurt’u bir partinin tabelasına sığdırmayın.
Onu yalnızca bir siyasi hareketin işareti olarak görmeyin.
Çünkü onun hikâyesi bir siyasi partinin hikâyesinden çok daha büyüktür.
O hikâyede bozkır vardır.
Göç vardır.
Mücadele vardır.
Yeniden doğuş vardır.
Yol göstericilik vardır.
Ve bütün bunların üzerinde, Türk kültürünün yüzyıllar boyunca taşıdığı özgürlük ve bağımsızlık fikrinin güçlü bir sembolü vardır.
Bozkurt’u anlamak, yalnızca bir işareti anlamak değildir.
Bozkurt’u anlamak, bir milletin hafızasında yaşayan sembollerin nasıl doğduğunu ve nasıl yaşadığını anlamaktır.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey şudur:
Sembollerimizi siyasetin dar kalıplarına hapsetmeden, tarihimizin geniş ufkunda yeniden okuyabilmek.

