Bir Haydar Gaspıralı Geçti Kayseri’den
İsmail Gaspıralı, “Dilde, işte, fikirde birlik” anlayışıyla İslam Dünyasının önemli bir parçası olan Türk topluluklarının birleşmesini savunan önemli bir düşünürdür. 20 Mart 1851’de Kırım’ın Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköy’de doğan Gaspıralı, ilk eğitimini yerel Müslüman mektebinde aldıktan sonra Rusya’da askeri eğitim almak için çeşitli okullara devam etti. Ancak, Girit isyanına katılma arzusu nedeniyle Türkiye’ye geçmeye çalışırken yakalandı ve askeri kariyeri sona erdi.
1880’de İstanbul’a gelerek dönemin aydınlarıyla tanışan Gaspıralı, burada edindiği fikirlerle 1883’te Tercüman gazetesini kurdu. Bu gazete, Kırım’daki ilk ve Rusya Müslümanları arasında üçüncü Türkçe gazete olma özelliğini taşıyordu. Tercüman, Türk dili konuşan toplumlar arasında iletişimi sağlamak ve eğitim reformu için büyük bir araç haline geldi.
Gaspıralı, eğitimde yeni yöntemler geliştirmek amacıyla 1884’te Bahçesaray’da bir okul açtı. Usul-ü Cedid adı verilen bu sistem, okuma ve yazmanın yanı sıra dini ve dünyevi bilgileri de içeren bir müfredat sunuyordu. Ayrıca, Türk kadınlarının eğitimine öncülük ederek ilk Usul-ü Cedid kız mektebini açtı. Gaspıralı’nın himayesinde 1905’te Rusya Türklerinin ilk kadın dergisi “Alem-i Nisvan” ve 1906’da ilk çocuk dergisi “Alem-i Sıbyan” yayın hayatına başladı.
Gaspıralı, Türk dünyasının birleşmesi için çaba gösterirken, ortak bir edebî dil geliştirme hedefiyle de çalıştı. 1914 yılında, Türklerin dillerini sadeleştirerek birleştirebileceklerini ifade etti. Hayatı boyunca Türk toplumunu birlik ve dayanışmaya çağıran Gaspıralı, 24 Eylül 1914’te Bahçesaray’da vefat etti. Cenazesi, büyük bir kalabalık tarafından karşılandı ve Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray Han’ın türbesinin yanına defnedildi.

İsmail Bey Gaspıralı
İSLAMCI BİR TÜRK OLARAK, ‘DİLDE, İŞTE VE FİKİRDE BİRLİK’ FİKRİNİ SAVUNDU
Gaspıralı, tüm Müslümanların sorunlarının benzerlik gösterdiğine ve ortak paydada çözüm bulunmasının ya da çözüme dönük iş birliği ve dayanışma sağlanmasının gerekliliğine inanıyordu. Gaspıralı’nın tasavvurundaki “birlik” düşüncesi sadece “Türklüğü” ifade etmiyor İslami bir çatı altında birlik ve dayanışma ruhunu da içeriyordu.
İslamcılık, İttihad-ı İslam ve İstanbul lehçesi İsmail Gaspıralı’da bir bütündür. Rusya’nın Türkleri kabilelere ayırıp onları birer millet, lehçeleri de birer dil sayıp ayrılığı körüklemesine ve kökleştirmesine karşı İslamcı bir Türk olarak, ‘Dilde, işte ve fikirde birlik’ idealinin kurucusu ve savunucusudur.
Gaspıralı’nın başlıca eserleri arasında “Russkoye Musulmanstvo”, “Salname-i Türki”, “Mirat-ı Cedid” ve “Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene” gibi önemli çalışmalar bulunmaktadır. Türk ve Müslüman toplumlarının eğitim reformu ve birleşmesi konusundaki mücadelesi, günümüzde de ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.
GASPIRALI’NIN AİLE MENSUPLARI
Gaspıralı İsmail’in çalışmalarında önemli bir destekçi olan ikinci eşi Zühre Akçura ile 1880’lerin başında evlenmiştir. İsmail Bey’in çocukları, babalarının fikirlerinin ve mücadelesinin takipçisi olmuşlardır. Zühre hanımdan olan ilk oğlu Refat, 1884 doğumlu olup, babasının vefatından sonra Tercüman Gazetesi’nin sahibidir. Kızı Şefika Gaspıralı, Kırım Tatar ve Türk Dünyası’nda kadın hareketinin öncülerindendir ve Azerbaycan’ın ilk başbakanlarından Nesip Yusufbeyli ile evlenmiştir. Şefika, hayatı boyunca babasının fikirlerini sürdürmüş ve Kırım Milli Hareketi’nde aktif rol almıştır. 1975 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. İsmail Bey’in diğer çocukları Haydar Ali, Cevdet Mansur ve Behiye olup, ilk eşinden Hatice adında bir kızı daha vardır.

MEMLEKET HASTANESİ DOKTORU HAYDAR GASPIRALI
İsmail Gaspıralı’nın Kayseri ile yolu kesişen oğlu Haydar Ali, kendi ifadesiyle ‘Haydar İsmail Gaspıralı’dır.
Haydar İsmail Gaspıralı, Türk dünyasının önemli düşünce adamlarından biri olan İsmail Gaspıralı’nın oğlu olarak Kırım Tatar Türkü kökenli bir ailede dünyaya gelmiştir. Babası, dönemin önde gelen fikir liderlerinden İsmail Gaspıralı’dır. Haydar Bey’in ailesi, tarihin zorlu dönemlerinde önemli mücadeleler vermiştir. İsmail Gaspıralı’nın büyük oğlu Rıfat Bey, 1924 yılında Kırım’da hayata veda etmiştir. Diğer kardeşleri Şefika Hanım, Nigâr Hanım ve Mansur Bey ise farklı zamanlarda İstanbul’a göç ederek burada yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Haydar İsmail Bey, yaklaşık 50 yıl boyunca doktorluk yapmış, tıp dergilerine yazdığı makalelerle de bilim dünyasına katkıda bulunmuştur. Ancak, hayatı pek de kolay olmamıştır. Babasının vefatı ve 1917’deki Bolşevik İhtilali sonrası Kırım’da zor günler geçirmiştir. Tercüman gazetesinin sahibi olan Gaspıralı ailesi, Bolşevikler tarafından göz hapsine alınmış, gazetenin kapatılması için yoğun baskılara maruz kalmıştır. Bu baskılar sonucunda, Tercüman gazetesi 23 Şubat 1918 tarihinde kapatılmıştır. Şefika Hanım bu durumu, “Öldürülmektense, ölmeyi tercih ettik.” sözleriyle ifade etmiştir.
Tercüman matbaasını kaybetmemek için mücadele eden Gaspıralı ailesi, matbanın Sivastopol’da satılmasına engel olmaya çalışmış, ancak bu süreçte büyük bir yorgunluk yaşamışlardır. Haydar Bey, matbaanın satılmasına engel olduktan kısa bir süre sonra silahla yakalanarak tutuklanmıştır. Aile üyeleri, zorunlu olarak Konrat’a kaçmak zorunda kalmışlardır. Haydar ile Mansur, bir fırsatını bulup hapisten çıkarak İstanbul’a gitmişlerdir. Ancak aile, bu süreçte dağılmıştır.
Cumhuriyet sonrasında, 1926 yılında İstanbul’da Türkiye Kominist Partisi yanlılarına yönelik başlatılan müsadereden Doktor Gaspıralı da payına düşeni alır. Karadeniz üzerinden Kırım’dan yani o gün için Rusya’dan gelen Türklerin bir çoğu TKP’li olma zannıyla sorgulanıp gözaltına alınıyor veya tutuklanıyorlardı.
Haydar, 1919 yılında Türkiye’ye gelerek Mekteb-i Tıbbiyede eğitim almış ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği ilk doktorlardan biri olmuştur. Ablası Şefika, ekonomik zorluklara rağmen kardeşini destekleyerek okulunu bitirmesine yardımcı olmuştur.
EŞİ FATMA NAZLI HANIM KAYSERİ LİSESİ ÖĞRETMENLERİNDEN
Haydar İsmail, Kayseri’ye geldiğinde, burada uzun yıllar kalarak memleketine hizmet etmiştir. Belki de o dönem için Talas Amerikan Hastanesi’nde görev yapan Amerikalı doktorlar dışında Kayseri’de görev yapan ilk Türk doktorlardan biridir, Haydar Gaspıralı. Eşi 1904 İstanbul doğumlu Fatma Nazlı Hanım ise Kayseri Lisesi’nde Edebiyat/Türkçe/Felsefe öğretmeni olarak 1933-1941 yılları arasında görev yapmıştır.
Haydar İsmail Gaspıralı’nın hayatı, zorlu koşullara rağmen azimle dolu bir mücadelenin hikayesidir. Doktorluk mesleği aracılığıyla, hem kendi toplumu hem de ülkesine önemli katkılarda bulunmuştur.
DOKTOR GASPIRALI’NIN MUAYENEHANESİ TABELA İŞGALİ ALTINDA
Doktor Haydar İsmail, 1924 Yılında Kayseri’de hizmete açılan Memleket Hastanesi’nin dahiliye mütehassısı olarak görev yapmıştır(1930). Şark görevini Kayseri’de tamamladıktan sonra sevdiği Kayseri şehrinden ayrılmak istememiş Kayseri’nin Kaleönü’nde bir muayene açarak bir süre daha hizmetlerine devam etmiştir. Muayenehane olarak kullandığı bu iki katlı bina 1920’lerin sonunda, Mehmet Lütfi Serim tarafından inşa edilmiş olup, geçen yıllar içerisinde yıkılmadan bugünlere gelebilmiş ancak tabela ve reklam afişlerinin istilasına uğrayarak.

DOKTOR HAYDAR İSMAİL GASPIRALI’NIN ÜRGÜPLÜ EVLATLIĞI ‘SIHHİYE MUSTAFA’
Doktor Haydar Gaspıralı, görev yaptığı Memleket Hastanesi’nde, Kayseri’nin 75 km uzağındaki Ürgüp’ün Sofular Köyü’nden gelen Mehmet Hoca adında bir adamın altı yaşındaki oğlunu şiddetli karın ağrısı nedeniyle hastaneye getirmesiyle karşılaşır. Çocuğun durumu oldukça ciddidir. Haydar, çocuğun iyi bir bakıma ihtiyacı olduğunu belirterek, ilaçlarını düzenli kullanmalarını ve iki ay sonra tekrar gelmelerini söyler.
Akşam eve döndüğünde, eşi Nazlı’ya köyden gelen hasta çocuktan bahseder. Yedi yıldır çocuk hasreti çeken bir aile olarak, o çocuğu çok sevdiğini anlatır. Kocasının bu duygularına ortak olan Nazlı, çocuğu görmek için sabırsızlıkla bekler.
İki ay sonra, adı Mustafa olan sevimli çocuk muayeneye gelir. Nazlı ile beraber Doktor Haydar, Mustafa’yı gördüğünde çocuğun ağrısının hafiflediğini ancak tam olarak geçmediğini fark eder. Doktor Haydar, Mehmet Hoca’ya çocuğa iyi bir bakım gerektiğini söyleyerek, Mustafa’yı evlatlık olarak almak istediklerini, bakımını üstlenip onu okutacaklarını ifade eder. Başta itiraz eden Mehmet Hoca, bu varlıklı ailenin teklifini kabul eder; zira annesi vefat etmiş olan hasta çocuk için bu bir kurtuluş fırsatıdır.
1934 yılında evlatlık olarak Gaspıralı ailesine katılan Mustafa ile beraber bu ailenin ilgilendiği zaman zaman eve gelen dört yetim çocuk daha vardır. Bu süreçte, Gaspıralı ailesinin bir kızı dünyaya gelir ve adı İnci konur.
Mustafa’nın okula gönderileceği sözü babasına verilmesine rağmen, okula gönderilmez. Bunun yerine, öğretmen Nazlı Hanım, Mustafa’ya okuma yazmayı kendi evinde öğretir. 1930’lu yılların sonlarına doğru Gaspıralı ailesi Kayseri’den İstanbul’a göç etmeye karar verir. Ailenin ve İnci’nin ısrarlarına rağmen Mustafa, İstanbul’a gitmek istemez ve köyüne geri döner.
Köyde, Mustafa döndüğünde babasının başka bir kadınla evlendiğini öğrenir. Üvey annesinin, onu kızıyla evlendirmek istediğini anlayan Mustafa, bu duruma sıcak bakmaz. Gaspıralı ailesinin yanına dönmeye karar verir. Gaspıralı ailesi ona “İstediğin zaman İstanbul’a gelebilirsin” diyerek açık kapı aralamışlardır.
İstanbul’a döndüğünde, Mustafa’nın en önemli sorumluluğu kardeşi İnci ile ilgilenmektir. İnci’yi okula götürüp getirmek ve derslerine yardımcı olmak, Mustafa’nın önceliği olur. Bu süreçte, doktor Haydar Bey’in kütüphanesinde bulduğu kitapları okumaya çalışır; çoğunlukla aileden gizli olarak okuduğu bu kitaplar, ona yeni bilgiler kazandırır.
Doktor Haydar, Mustafa’nın tıpla ilgili kitapları okuduğunu öğrendiğinde hayrete düşer. Mustafa ile alanıyla ilgili sohbetler yapmaya başlar ve onu hastaneye götürerek iğne yapmayı öğretir. 18 yaşına geldiğinde, Mustafa köyde ikinci evliliğini yapan babası tarafından zorla evlendirilmek istenir. Bu evliliğe ikna olan Mustafa, eşini köyde bırakarak İstanbul’a gidip gelmeye başlar.
Askerlik çağı geldiğinde zayıf olduğu gerekçesiyle askerliği ertelenir. Ertesi yıl, Haydar Bey’in yardımlarıyla Hadımköy Askeri Hastanesi’nde üç yıl boyunca sıhhiye onbaşı olarak görev yapar. 1948 yılında bir kızı olur; 1950’de babası vefat edince köyüne kesin dönüş yapmaya karar verir. Ailesine ve kardeşleri bir aile büyüğüne ihtiyaç duymaktadırlar.
Artık köyünde Sıhhiye Mustafa olarak tanınan Mustafa Naz, hastalarına şifa bulmaya çalışır. Hem köy işlerine hem de muayene işlerine yoğun bir şekilde zaman ayırır; çevre köylerden gelen hastaları evinde ağırlamak durumunda kalır. Kayseri ve çevresinde, Doktor Haydar’ın talebesi olarak tanınan Mustafa, hastane doktorlarının da güvenini kazanır. Doktor Haydar, ona bazı teknik aletler ve ilaçlar konusunda yardımcı olurken, İstanbul’dan kutu kutu ilaç göndermektedir. Reçete yazma yetkisi olmamakla birlikte, güvendiği doktorlardan ilaç yazdırır. Her gün evinin kapısında 15-20 hastanın tedavisiyle ilgilenmektedir.
1957 yılında eşini kaybeden Mustafa, bir yıl sonra başka bir kadınla evlenir ve ondan üç çocuğu olur. Gaspıralı ailesiyle ilişkileri devam eder; İnci ile kardeş gibi olurlar. İnci ona o kadar düşkündür ki, evlendiğinde, oğlu olunca adını Mustafa koyar.
Köyünde zorluklarla mücadele eden Sıhhiye Mustafa, insanlara yardım etmeye devam eder. 1979 yılında, genç denebilecek bir yaşta 53 yaşında vefat eder.
DOKTOR HAYDAR İSMAİL GASPIRALI’NIN KAYSERİ’DEKİ TIBBÎ ARAŞTIRMALARI
Doktor İsmail Gaspıralı, Kayseri’de gerçekleştirdiği araştırmalar sonucunda özel ve şifalı bir çamur kaynağı keşfetmiştir. Bu çamurun analiz ve incelenmesi için büyük bir çaba sarf etmiştir. Kırım’da yaşadığı dönemlerde, Sak ve Monyak Tuz göllerindeki çamur evlerinin, çeşitli hastalıklara şifa bulmak için kullanıldığını gözlemlemiştir. Özellikle kötürüm hastalarının tedavisinde bu çamur evlerinin faydalı olduğunu bilmektedir.
Kayseri’ye 12 km mesafedeki Hasanarpa Köyü’nde böyle bir çamur kaynağının bulunduğunu duyduğunda, hemen incelemeler yapmak üzere bölgeye gitmiştir. Bir memba suyunun birikintisinde yer alan çamur yığınının bakımsız ve konforsuz bir durumda olduğunu tespit etmiştir.
Hasanarpa ve Yazır Köyü arasında yer alan bu su menbaı, 1990’lı yıllara kadar halk arasında bilinmekteydi. Yere çakılmış bir artezyen borusundan yaklaşık her onbeş dakikada bir fışkıran su, etrafta bekleyen insanlar tarafından kaplara doldurulup şifa niyetine içilmekteydi. Ancak, zamanla bölgede hayvancılığın artması ve besi ahırlarının çoğalmasıyla birlikte su kaynağı bozulmuş ve kaybolmuştur.
Aynı zamanda, Doktor Haydar İsmail, Kayseri’nin 40 km uzağında bulunan Tuzhisar Gölü civarındaki tuz çamuruyla ilgili de çeşitli araştırma ve gözlemler yapmış, tahlil için gerekli yerlerle görüşmeler gerçekleştirmiştir.
Doktor Haydar İsmal Gaspıralı İstanbul’a gittikten sonra, 1938 – 1939 yılları arasında İstanbul Sümerbank Hastahânesinde başhekimlik yapmıştır. Alman Kültür Derneği, Fransız Kültür Derneği, Türkistan Derneği, Kırım Kültür Derneği, Etıbba Odası ve Hastahâne Mütehassısları Cemiyeti üyesidir. Deniz sporlarını sever, ava meraklıdır; “Çamur Tedavisi” adında bir eseri ve meslekî makaleleri vardır.

| 21 Ağustos 1935, Tan Gazetesi |
DOKTOR HAYDAR GASPIRALI’NIN VEFATI
Türk düşünce dünyasına çok önemli katkıları olan fikir ve aksiyon adamı bir babanın oğlu olarak, Gaspıralı isminin ağırlığını çoğu zaman üzerinde hissetse de daha sade ve daha çekingen bir yaşam sürmüştür.
Doktor Haydar İsmail Gaspıralı 15 Eylül 1977 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve cenazesi Edirnekapı mezarlığına defnedilmiştir. Eşi Fatma Hanım 1991 yılında, kızı İnci Ertem de 1997 yılında vefat etmişlerdir.


