Yazarlar

Bir Dil Konuşun, Ancak Onu Arı Duru Konuşun

Kırımınsesi Gazetesi

Bir dil konuşun, ama onu arı duru konuşun.

Çok dil bilmek özünde büyük bir zenginliktir. Başka diller öğrenmek, başka kültürleri tanımak, başka insanların dünyasına açılmak demektir. Her yeni dil, insanın önüne yeni bir pencere açar. Ancak insanın başka dillere açılırken kendi dilinin kapısını daraltması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Çünkü bir dili bilmek başka, o dilin ruhuna sıza bilmek, onu alığılıya bilmek başkadır.

İnsan, ana dilini yalnızca konuşmak için öğrenmez. Onunla düşünür, sever, üzülür, özler, sevinir ve anımsar. Çocukluğunun sesleri, annesinin öğütleri, bir dostun onu avundurması, bir ayrılığın acısı hep dilin içinde saklıdır. Kelimeler, yaşadıklarımızın yalnızca adları değil, aynı zamanda hatıralarımızın taşıyıcılarıdır.

Bu yüzden dilin daralması, insanın anlatma olanaklarının daralmasıdır.

Bugün üzerinde durmamız gereken konulardan biri de budur. Özellikle son yıllarda Osmanlı Türkçesine duyulan ilgiyle birlikte Arapça ve Farsça kökenli kelimelere yeniden geniş yer verildiğini görüyoruz. Elbette tarihî yazılarımızı tanımak, Osmanlı Türkçesini öğrenmek ve geçmişimizin dil mirasını anlamak değerlidir. Türkçenin tarih boyunca değişik dillerle kurduğu ilişkileri inkâr etmek de doğru değildir. Zaten hiçbir dil, tarih boyunca bütünüyle kapalı bir dünyada yaşamamıştır.

Yalnız burada ince bir ayrım vardır: Geçmişi tanımak başka, dili anlaşılmaz duruma getirmek başkadır.

Bir kelimenin eski olması, onu kendiliğinden daha derin kılmaz. Arapça veya Farsça kökenli olması da bir sözü daha değerli, daha ince ya da daha düşünceli yapmaz. Bir düşüncenin değeri, onu hangi kelimelerle süslediğimizden çok, ne kadar açık, doğru ve derin anlatabildiğimizle ilgilidir.

Türkçe, kendi varlığıyla da son derece güçlü, zengin ve incelikli bir dildir. Bir duyguyu anlatmak için yabancı kökenli kelimelere başvurmak zorunda değiliz. Türkçenin kendi söz varlığında nice ince anlamlar, nice derin çağrışımlar, nice güzel anlatım yolları vardır. Yeter ki onları öğrenelim, kullanalım ve yaşatalım.

Asıl üzücü olan, insanın kendi dilinin imkânlarını tanımadan onun yetersiz olduğuna inanmasıdır.

Bugün birçok insanın günlük konuşma dilinin giderek daraldığını görüyoruz. İnsanlar aynı birkaç sözle seviniyor, aynı birkaç sözle öfkeleniyor, aynı birkaç kelimeyle düşüncelerini anlatmaya çalışıyor. Bir duygunun farklı tonlarını ifade edecek kelimeler bilinmeyince, insan çoğu zaman ne hissettiğini bile tam olarak anlatamıyor.

Oysa kırılmakla incinmek aynı şey değildir. Özlemekle hasret çekmek, üzülmekle kederlenmek, sevmekle bağlanmak arasında anlam ve duygu farkları vardır. Bu farkları bilmek, yalnızca kelime dağarcığımızı genişletmez; yaşadıklarımızı daha ince ayrımlarla kavramamıza da yardım eder.

Dili daralan insanın anlatımı daralır; anlatımı daraldıkça kendi iç dünyasını ifade etmesi de güçleşir. Sözde az getiren insan sinirlenir ve küfür eder.

Burada önemli bir noktaya geliyoruz: Dili iyi bilmeyen insanın duyguları gelişmez demek, belki aşırı kesin bir hükümdür. Çünkü kelimeleri sınırlı olan bir insan da derin bir sevgi duyabilir, büyük bir acı yaşayabilir, başkasının derdini yüreğinde hissedebilir. Duyguların varlığı, yalnızca kelimelerin çokluğuna bağlı değildir.
Ancak insanın duygularını tanıması, aralarındaki farkları anlaması ve onları başkasına aktarabilmesi, dilinin zenginliğiyle yakından ilişkilidir. İnsan, hissettiği şeyi adlandırabildiğinde onu daha bilinçli biçimde kavrayabilir. Öfkeyle kırgınlığı, yalnızlıkla terk edilmişliği, özlemle pişmanlığı birbirinden ayırabildiğinde kendisini de başkasını da daha iyi anlayabilir.

Bu bakımdan dil, yalnızca duygularımızı anlatan bir araç değil, onları anlamamıza yardımcı olan bir araçtır.

Bir çocuğa ne kadar çok kelime öğretirsek, ona dünyasını anlatabilmesi için o kadar çok imkân sunarız. Bir gence kitap okumayı, güzel konuşmayı, düşüncesini açıkça ifade etmeyi öğretirsek yalnızca konuşmasını geliştirmiş olmayız; onun dünyayı kavrama ve başkalarıyla bağ kurma gücüne de katkıda bulunuruz.

Öyleyse konu yabancı kelimeleri bütünüyle dışlamak değildir. Konu kendi dilimizi ihmal etmemektir. Başka dillerden gelen sözleri de gerektiğinde kullanabiliriz. Ancak bunu bir üstünlük göstergesi olarak değil, anlamı en doğru biçimde aktarmak için yapmalıyız.

Bir insanın konuşmasında ne kadar çok eski kelime bulunduğuna değil, ne kadar çok şey anlatabildiğine bakmalıyız. Sözleri dinleyenin zihninde aydınlık mı bırakıyor, yoksa anlamın üzerine sis mi çökertiyor? Düşünceyi berraklaştırıyor mu, yoksa gösterişli kelimelerin arkasına mı saklıyor?

Çünkü güzel konuşmak, zor kelimeler kullanmak değildir. Güzel konuşmak, doğru kelimeyi doğru yerde bulabilmektir.

Bir dili arı duru konuşmak da dili tarihten, kültürden ve diğer dillerden yalıtmak anlamına gelmez. Arı duruluk, dilin kendi anlatım imkânlarını tanımak, gereksiz gösterişten kaçınmak ve sözü anlaşılır kılmaktır. Dilin geçmişini bilmek kadar bugünkü insanın anlayabileceği bir dille konuşmak da önemlidir.

Türkçeyi korumak, onu bir kelime müzesine dönüştürmek değildir. Türkçeyi korumak; onu çocuklarımızın ağzında, gençlerimizin düşüncesinde, kitaplarımızda, şiirlerimizde ve günlük hayatımızda canlı tutmaktır. Kelimelerimizi unutmamak, yeni kelimeler öğrenmek, okumak, yazmak ve anlatma gücümüzü geliştirmektir.

Unutmayalım: Bir insanın bildiği dillerin sayısı onun dünyaya açılan kapılarını artırır. Ancak kendi dilinin derinliğini bilmesi, o dünyada kendisini daha iyi ifade etmesini sağlar.

Çok dil bilin; ama hiçbir dili gösteriş için konuşmayın. Başka diller öğrenin; ama kendi dilinizin imkânlarını küçümsemeyin. Eski kelimeleri tanıyın; ama anlaşılmayı eski bir alışkanlık uğruna feda etmeyin.

Çünkü dil, yalnızca ağzımızdan çıkan söz değildir. Dil, düşüncemizin biçimi, hatıralarımızın evi ve başkalarının kalbine uzanan yolumuzdur.

Bir dili iyi bilmek, yalnızca güzel konuşmak değildir; kendini daha iyi anlamak, başkasını daha dikkatle dinlemek ve insanı daha derinden kavramaktır.

Öyleyse dilimize sahip çıkalım. Onu gereksiz gösterişten, düşüncesizce tüketmekten ve ihmalkârlıktan koruyalım.

Bir dil konuşun, ama onu arı duru konuşun. Çünkü diliniz zenginleştikçe, dünyayı anlatma imkânınız da zenginleşir.

Efsane Afşar Sayınqala

efsane afşar sayınqala
efsane afşar sayınqala

Pin It on Pinterest